41. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

S a yı :4 1 “BU KUR’ÂN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET” Furkan / 52 TEVHİDİ MÜCÂDELEDE SAFLARIN NETLEŞTİRİLMESİ Herkes İlah Edindiğinin En Üstün Olduğunu Düşünür (ABD’yi ilah edinenlere ithaftır...!) Kadir Sûresi T efsiri Üç Ayda Bir Yayımlanır Ekim-Kasım-Aralık 2014 Sayı:41

[close]

p. 2

Sayı 41 Ekim-Kasım-Aralık 2014 Sâhibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/Ankara Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Dizgi Nermin ÇEVİK Kapak~Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 1 Ekim 2014 1 BİSMİLLAH Kötülük Karşısında, Mü’minlerin Tavrı 7 KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücâdelede Safların Netleştirilmesi 16 GÜNDEM Ku’rân Cevap Veriyor “Herkes Kur’ân Diyor” Diyenlere 34 YORUM Herkes İlah Edindiğinin En Üstün Olduğunu Düşünür (ABD’yi İlah Edinenlere İthaftır) 38 TEFSİR Kadir Sûresi

[close]

p. 3

Yaşanılan çağda, dünyayı adeta bir kötülük ağı sarmış durumdadır. Kur’an’ın haber verdiği üzere kâfirler, oluşturdukları birlikteliklerle yeryüzüne fitne ve fücuru yaymışlar, sömürüleri uğruna mazlum insanların kanlarını akıtarak yeryüzünü kana bulamışlardır. “İnkâr edenler, birbirlerinin velisidirler; eğer bunu yapmazsanız (Mü’minler olarak birlik oluşturmazsanız), yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur.” (Enfal, 78) Yeryüzünde kötülüğün yayılmasının temel nedeni, ABD emperyalizminin ve onun işbirlikçilerinin aralarından oluşturdukları NATO; BM, IMF, Dünya Bankası vb. birlikteliklerdir. Yüce Allah’a ve O’nun indirdiği Tevhidi esaslara karşı savaş açan bu küfür cephesi, İslâm adına ortaya çıkan her oluşumu anında ortadan kaldırmaya ve boğmaya kötülük karşısında mü’minlerin tavrı bismillah çalışıyorlar. Küfür ve şirk cephesinin, dünyaya yaydıkları fitne ve mazlumlara yaptıkları zulme karşı Mü’minlerin, düşünce, Bismillah söz ve davranış olarak, nasıl bir tavır takınacakları, nasıl hareket edecekleri, kime karşı ve kime taraf olacakları konusun- Ekim-Kasım da Kur’an’da çok açıkça bildi- Aralık 2014 Sayý: 41 rilmiştir. Bu bildirilen hedefin Kur’âni en son noktası, yeryüzünden Mücâhede fitnenin kaldırılmasıdır. 1 “Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; eğer (fitneye) son verirlerse muhakkak ki Allah ne yaptıklarını görmektedir.” (Enfal, 39) “Onlarla savaşın ki, fitne ortadan kalksın, din yalnız Allah’ın dini olsun; eğer (fitnelerine) son verirlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık olmaz.” (Bakara,193) Zalimlere ve ektikleri fitnelere son verilmesine gelinen

[close]

p. 4

aşamaya kadar Mü’minlerin, duygu, düşünce, söz ve davranış olarak ne yapacaklarını da yüce Allah (cc), apaçık bir şekilde belirtmiştir. Zulüm, fitne ve kötülük karşısında ne yapılacağı konusunda Kur’an, Müslümanlara yol göstermiştir ki, Rasulullah (as) bunu özet olarak şöyle açıklıyor. “Bir kötülük gördüğünüz zaman onu, elinizle kaldırın; buna güç yetirmezseniz, dilinizle düzeltin; buna da güç yetirmezseniz, buğz edin ki bu, Bismillah imanın en zayıf noktasıdır ve ondan öte iman yoktur.” Kötülük karşısında kalan için Kur’an’da, Ekim-Kasım Mü’minler Aralık 2014 Rasulullah (as)’ın işaret ettiği Sayý: 41 Kur’âni üç durum da sözkonusudur. Mücâhede Bunları, sırasıyla Kur’an 2 bütünlüğü içinde görmek mümkün. Kötülüğün Elle Kaldırılması Yüce Allah (cc), Müslümanların, kötülüğü elle nasıl kaldıracakları konusunda Hz. Süleyman (as)’ı örnek verir. Hz. Süleyman (as)’ın bu örnekliğinin verilmesi, Müslümanların, yeryüzünden fitne ve zulmü kaldırarak kötülüğü yok etmelerinin öncelikli yolunun cemaatleşmekten geçtiğini ortaya koymaktadır. BİSMİLLAH Hz. Süleyman (as), Hüthüt kuşunun getirdiği haberden hareketle Seba Melikesi Belkıs’a bir mektup gönderir ve onu yüce Allah’a iman etmeye ve Müslüman olmaya davet eder, aksi halde gelip oraları darmadağın edeceğini bildirir. “(Belkıs) danışmanlarına ‘Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı, O Süleyman'dan ve Rahman ve Rahim Allah'ın adıyladır. Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana Müslüman olarak gelin (diyor). ‘Ey ileri gelenler, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam.’ dedi. Dediler ki: ‘Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir; bak, ne buyurursan öyle yaparız’ (Belkıs), ‘Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler.’ (Elçi) Süleyman'a gelince: ‘Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir, hediyenizle ancak siz sevinirsiniz. Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan

[close]

p. 5

sürüp çıkarırım.’ dedi. (Belkıs) gelince (ona): ‘Senin tahtın da böyle mi?’ dendi, ‘Tıpkı o, zaten bize daha önce bilgi verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.’ dedi.” (Neml, 28-42) Sonunda Belkıs ve danışmanları, Hz. Süleyman (as)’a gelir, iman edip Müslüman olurlar. Bu olay, fitne ve zulme karşı çıkmanın ve bir kötülüğü elle kaldırmanın bir gücün varlığı ile mümkün olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre Müslümanlar, mutlak anlamda bir yapılanma içerisine girmelidirler ki, yüce Allah (cc) da cemaatleşmeyi, Müslümanlara farz kılmış aksi halde ateşin kenarında bulunacaklarını bildirmiştir. Kötülüğün Dille Kaldırılması Cemaat haline gelmemiş Müslümanların, o yapılanmayı sağlayacakları süreye kadar fitne ve zulme karşı nasıl bir tavır alacakları konusunda da Kur’an’da örnekler verilmiştir. Bu konuda, devlet haline gelmemiş tüm Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin Tevhidi mücadeleleri birer örnektir. Risalet önderleri ve Tevhid erleri, içerisinde bulundukları şirk ve küfür toplumlarına ve onların yöneticilerine, Tevhidi esasları anlatarak dilleriyle "İbrahim'i de kavmine (gön- Bismillah derdik) dedi ki: 'Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır; siz Allah'tan başka bir takım putlara Ekim-Kasım Aralık 2014 tapıyorsunuz, yalan uyduruyor- Sayý: 41 sunuz; sizin Allah'tan başka tap- Kur’âni tıklarınız, size rızık veremezler, siz Mücâhede rızkı Allah'ın yanında arayın, 3 O'na tapın ve O'na şükredin, hepiniz O'na döndürüleceksiniz. Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı.’ Rasule düşen yalnız açıkça duyurmaktır." (Ankebut,16-18) Hz. İbrahim (as), bütün gücü ile toplumunun içerisinde bulunduğu en büyük kötülük ve tüm kötülük ve fitnenin kaynağı olan putperestliğin küfür ve sapıklık olduğunu duyurmaya çalışmış, ancak bu konu- onları, kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmışlardır. "Babasına ve kavmine demişti ki: ‘Sizin şu karşısında durup tapındığınız heykeller nedir?’ 'Babalarımızı onlara tapar bulduk" dediler." (Enbiya, 52-53) "Siz Allah'tan başka bir takım putlara tapıyorsunuz, yalan uyduruyorsunuz, sizin Allah'tan başka itaat ettikleriniz size rızık veremezler; siz rızkı Allah’ın yanında arayın, O'na itaat edin ve O'na şükredin, hepiniz O'na döndürüleceksiniz."(Ankebut, 17) BİSMİLLAH

[close]

p. 6

BİSMİLLAH “İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine: ‘Biz sizden ve sizin Allah'tan başka itaat ettiklerinizden uzağız. Sizi(n itaat ettiklerinizi) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir’ demişlerdi…” (Mümtehine, 4) Bismillah Kötülükleri, bütün çabasına rağmen, dili ile durduramayan Hz. İbrahim (as), müşriklere buğz Ekim-Kasım ederek onlardan ayrılmıştır. Kur’âni Mücâhede Aralık 2014 Sayý: 41 da topluma sözünü dinletememiş, üstelik ateşe atılarak yakılmak istenmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim (as) onlara şöyle demiş ve onlardan uzak durmuştur. “Sizden de, Allah'tan başka çağırdıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabb’ime yalvarıyorum; 4 umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam.” (Meryem, 48) Kötülüğe Buğz Etmek Kötülükleri kaldırmak için ilk iki durumun bulunmaması halinde, Hz. İbrahim (as)’ın ve Fir’avn’ın karısının, Kur’an’da örnek verilen durumları Mü’minler için son bir örnekliktir ki, ondan ötesi zaten kötülüğe rıza göstermek olur. İşte bu durumda bulunan kişilerde iman yok demektir. Mü’minler, dünyayı saran fitne ve kötülük karşısında duygu ve düşünce olarak nasıl bir tavır takınacakları konusunda yüce Allah (cc), Rum suresindeki olayı örnek vermektedir. İranlılar ile savaşan Rumlar, yenilirler; İranlılar, 613 yılında Şam ve Kudüs’ü, 614 yılında Mısır’ı Rumlardan alırlar ve bir yıl sonra da Anadolu’yu kuşatıp İstanbul’u tehdit etmeye başlarlar. Bu olay, Rasulullah (as)’ın, peygamber oluşunun altıncı ya da yedinci yılında vuku bulmuştu. Puta tapan Mekke müşrikleri, kendileri gibi çok tanrılı dine inanan Mecusileri tutuyorlardı. Rasulullah (as) ve arkadaşları da Kitap ehli olan Rumların galip gelmesini istiyorlardı. İranlıların galibiyeti Mekke müşriklerini sevindirmiş, hatta azdırmıştı. Onlara göre eğer Muhammed’in iddia ettiği gibi tek ilah galip olsaydı, Allah’a inanan Rumların galip gelmeleri gerekirdi. Bu nedenle müşrikler, Rasulullah (as)’ı ve Müslümanları, bu olayı kullanarak küçümsüyorlardı. Bunun üzerine yüce Allah (cc), Rum suresini nazil ederek müşriklerin bu iddialarına

[close]

p. 7

cevap vermişti. Nitekim kısa bir süre sonra yüce Allah’ın takdiri tecelli etmiş, 624 yılında Bizans orduları İran’a girdiler. Yüce Allah (cc), bu ayetlerle Müslümanları da müjdelemişti; Rasulullah (as) ve Müslümanlar, 624 yılında Bedir’de müşrikleri yenmiş, büyük bir zafer kazanmışlardı. Kötülük Karşısında Duyarsız Kalmak Kötülüğe Destek Vermektir Kötülüğün anası olan fitneye ve fitnenin sebep olduğu zulme karşı duyarsız kalmak, fitnenin yayılmasına destek olmaktır. Bu nedenle yüce Allah (cc), her dönemde var olan fitneye karşı Müslümanların, nasıl bir tavır takınacakları ile ilgili örnekleri Kur’an’da vermiş, iman edenlerden, durumlarına göre bu tavırlardan birisini takınmalarını bildirmiş, kurtuluşun ancak bunda olduğunu müjdelemiştir. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk olsun; işte onlar kur- “Rum(lar), yenildi; en yakın bir yerde onlar (bu) yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde yeneceklerdir. Bundan önce de sonra da emir Allah’ındır; o gün Mü’minler sevinir(ler).” (Rum, 2-4) tuluşa erenlerdir.” Al-i İmran, 104) Kur’an’da bildirilen ilahi gerçeklere ve uyarılara rağmen, kötülük karşısında Kur’ani bir tavır takınmayanlar, kötülüğün yayılmasını isteyen şeytanın arkadaşı kimselerdir. “Kim Rahman’ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytanı sardırırız; artık o, onun arkadaşı olur.” (Zuhruf, 36) “O size daima kötülük ve çirkin iş (ve) Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder.” Bismillah (Bakara, 169) Bugün, emperyalizm ve işbirlikçileri, her yandan ve her yolla İslâm’a, İslâmi değerlere ve Müslümanlara saldırmakta, Ekim-Kasım Aralık 2014 yeryüzünde mazlum insanların Sayý: 41 kanlarını akıtmakta, maddi ve Kur’âni manevi değerlerini sömürmek- Mücâhede tedir. Emperyalizm, kendisine 5 karşı çıkan İslâmi hareketleri, önce fitne yayarak insanların gözünden düşürmeye çalışmakta, bunda başarılı olamayınca da en vahşi şekilde saldırmakta, onlara fırsat vermemektedir. Emperyalizme ve işbirlikçilerinin fitne ve zulümlerine karşı sessiz durmak, onların azgınlaşmasına, daha çok mazlum insanın ve Müslümanın kanının akmasına destek ver- BİSMİLLAH

[close]

p. 8

mektir. Saflarını, Kur’an’ın belirlediği ölçüler içerisinde Haktan yana koymayanlar, saflarını şeytanın dostları emperyalizmden yana koymuşlardır. Günümüzde, Müslüman olduklarını söyleyen birçok kimse, emperyalizmin yaptığı kötülüklere karşı Kur’an’da bildirilen üç tavırdan birisini takınmadıkları gibi, tam aksine hareket ederek, söz ve fiilleri ile bilerek ya da bilmeden, emperyalizmin söylemlerine destek vermekte, İslâmi hareketleri ve Müslümanları kötülemek tedirler. Bismillah Müslüman olduklarını iddia eden, ancak söz ve tavırları ile emperyalizmin fitnesine Ekim-Kasım kapılan kimseler, en azından, Aralık 2014 Rasulullah (as) ve o günkü Sayý: 41 Müslümanların, ehli kitap Kur’âni Mücâhede Rumlara karşı gösterdikleri 6 hassasiyeti göstermeli, Müslümanlara buğz etmek yerine emperyalizme ve onun işbirlikçilerine buğz etmelidirler. Bu tavırları, elbette kendileri için Rab’leri indinde bir mazeret BİSMİLLAH olabilecektir. Oysa bilerek ya da bilmeyerek, emperyalizmin paralelinde hareket etmenin, hiçbir Kur’ani delili bulunmadığı gibi tam aksine Kur’ani bildirimlere karşı tavır almaktır. Müslümanlar, düşünce, söz ve davranışları ile saflarını netleştirmeli, hiçbir şekilde ve hiçbir nedenle zalimlerden yana bir tutum içerisine girmemelidirler. Aksi halde yüce Allah’ın şu uyarısına muhatap olabilirler ki, bu durumda asla iflah olamazlar. “Sakın zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur, sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım edilmez.” (Hud, 113) Zulüm ve kötülüğe karşı en son tutum, buğz etmektir ki bu, imanın en zayıf noktasıdır; ondan öte iman yoktur. Bu gerçekten hareketle nemelazımcı bir tutum takınanlarda imandan eser yok demektir. Herkes, buna göre tavrını belirlemelidir. interaktif iletişim e geçebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey paltalk adlı programı i ndirip ilgili servise kayıt olmak. Ayrıntılı bilgi için www.mucahede.com adresini ziyaret ediniz. Kur’âni Mücâhede ile internet üzerinden canlı olarak

[close]

p. 9

İ slâm, iman ile küfrün, Tevhid ile şirkin, Hak ile batılın birbirine zıt ve farklı, bunlara tabi olanların da tamamen ayrı kimseler olduklarını bildirir. Bu, öyle bir ayrışma ve farklılıktır ki, hiçbir konuda ve hiçbir şekilde aralarında herhangi bir benzerlik ya da yakınlık bulunmamaktadır. Tevhidi esaslara iman eden ve Hak üzerinde bulunan bir kimse, tüm düşünce, söz ve davranışları, sosyal ve siyasal ilişkileri, dostluk ve düşmanlık duyguları, bireysel ve toplumsal duruşu ile gereği gibi ya da hiç iman etmeyen kimselerden çok çok farklı olmak durumundadır. Bu durum, yüce Allah’ın iman eden kullarından isteği ve emridir. Yüce Allah’a iman eden bir kimse, yepyeni bir kişiliğe bürünmüş, yepyeni bir kimliğe sahip olmuş, geçmişe ait her şeyini terk ederek yeniden var olmuştur. İman etmek insana, yepyeni bir kişilik kuşanmasını, yepyeni bir kimliğe sahip olmasını sağladığı gibi onun, top- tevhidi mücadelede safların netleştirilmesi lumsal ilişkilerini de iman ettiği Tevhidi esaslar doğrultusunda tamamen düzenlemektedir. Yüce Allah’a iman eden, Tevhidi esaslara göre hayatını düzenleyen bir kimse, geçmişe ait tüm düşünce, söz ve davranışlarını, geleneksel kültürel alışkanlıklarını terk edecek, siyasi, ticari, sosyal konumunu yeniden belirleyecektir. Bu durum, iman etmenin kişiye yüklediği bir sorumluluk ve zorunluluktur, bu nedenle iman eden bir kimse, hiçbir şekilde buna aykırı hareket edemez. Yüce Allah (cc) Kur’an’da, sürekli olarak birbirine zıt konuları verir ve iman edenlerin de, her konu ve durumda bu netliği sağlamalarını bildirir. Tevhid şirk, iman küfür, Hak batıl, cennet cehennem, aydınlık karanlık gibi örnekleri veren yüce Allah (cc) iman edenlerden, toplumsal ilişkilerin de böyle net bir şekilde ayırmalarını istemektedir. İslâm’da siyah ve beyaz vardır, iman ile küfür arasında gri renklere yer yoktur. kur’ân’a dâvet Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 7 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 10

KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 Kur’âni Mücâhede 8 “Elif lâm râ. (Bu,) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp o güçlü ve övgüye layık olan(Allah)ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz Kitaptır.” (İbrahim, 1) İslâm, insanları beşeri sistemlerin karanlıklarından Tevhidi esasların aydınlığına çıkarır ve onlara onurlu bir hayat vadeder. Oysa beşeri sistemler, insanları yüce Allah’ın aydınlık yolundan çevirerek imanın zıddı olan kendi karanlıklarına sürüklerler. Bu, Tevhid şirk mücadelesidir; Tevhidi esaslara iman edenler, Allah yolunda, beşeri sistemleri kabul edip onlara iman edenler ise, tağut yolunda mücadele ederler. “Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; kâfirlerin dostları da tağuttur, (o da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır; onlar, ateş halkıdır orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257) Ayette de belirtildiği üzere bir kimse, ya Allah yolundadır ya da beşeri tağut yolundadır. Bu nedenle bir kimse, hem Müslüman hem de örneğin demokrat, sosyalist ya da başka beşeri bir sistemin mensubu olamaz. Kimi, ya Müslümandır ve bu nedenle bütün beşeri sis- temleri reddeder ya da beşeri bir sistemin taraftarıdır ve istese de istemese de İslâm’ı reddetmiş, İslâm’ın dışına çıkmıştır. Tevhid şirk mücadelesinde saflar, net ve açık bir şekilde bellidir; kişi, ya iman edip Allah yolunda mücadele edecek ya da şirk ve küfür içerisinde beşeri sistemlerin saflarında yer alacaktır. Bunun ortası yoktur; bu nedenle kişiler, saflarını netleştirerek iman ettikleri safta yer almak durumundadırlar. Safların netleştirilmesi, öncelikle düşünceden başlar; daha sonra davranışlara yansır. Düşünce planında, küfür ve şirk unsurlarına karşı safını netleştirmeyen bir kimsenin, fiiliyatta safını netleştirmesi mümkün değildir. Yüce Allah (cc), iman edenleri her konuda uyararak küfür ve şirk unsurları ile saflarını netleştirmelerini ve onlardan uzaklaşmalarını emreder. Bu netleştirme, düşünceden başlayarak davranışlara, bireyden başlayarak topluma doğru devam eder. Bu nedenle yüce Allah (cc), iman edecek kimseden, öncelikle düşünce planında oluşturduğu ve ilah edindiği tüm değer yargılarını terk ederek yalnızca Kendisinin İlah

[close]

p. 11

edinilmesini; kişinin davranışlarına yön veren beşeri tağuti sistemlerin reddedilmesini, ilk ve en öncelikli olarak istemektedir. “Andolsun Biz, her millet içinde: ‘Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik; onlardan kimine Allah hidayet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36) Risalet önderlerinin hemen tümü, insanları, beşeri tağuti sistemlerden kaçınıp yalnızca Rab’leri yüce Allah’ı ilah edinmeye ve O’nun indirdiği esaslara teslim olmaya davet etmişlerdir. Beşeri tağuti sistemleri reddedenlere yüce Allah (cc) hidayet etmiş, reddetmeyenleri, içerisinde bulundukları sapıklıkta bırakmıştır. Yüce Allah (cc), insanları iman etme konusunda zorlamamış, hükümlerini apaçık bir şekilde ortaya koymuş insanların, iman ya da inkâr etmelerini kendi iradelerine bırakmıştır. “Dinde zorlama yoktur, Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur; kim tağutu inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Yüce Allah’a iman etmenin ilk şartı, Kelime-i Tevhidde de bildirildiği üzere, ilah edinilen tüm otoritelerin, tağuti beşeri sistemlerin öncelikli olarak reddedilmeleridir. Bu yapılmadan yüce Allah’a iman etmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Sağlam bir şekilde yüce Allah’a iman eden kimselerin, ikinci olarak yapmaları gereken husus, hayatlarını vahyin belirlediği esaslar doğrultusunda düzenleyerek şirk ve küfür toplumu ile saflarını netleştirmeleridir. Bunun ilk basamağı ise aileden başlar. Tevhidi esaslara iman etmiş bir kimse, erkek ya da kadın olsun, yüce Allah’ın hükmü ve emri gereği mü’min birisi ile evlenmek zorundadır. Müslümanlar, hiçbir şekilde müşrik ya da zina eden biri ile evlenemezler. “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadın da zina eden veya müşrik erkekten başkasıyla evlenmez; böyleleri ile evlenmek Mü’minlere haram kılınmıştır.” (Nur, 3) Bir Müslüman, evleneceği kişiden ne kadar hoşlanırsa hoşlansın, sevdiği kişi, ne kadar zengin, güzel ya da yakışıklı olursa olsun, şayet o kimse KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 9 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 12

KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 Kur’âni Mücâhede 10 müşrik ise onunla hiçbir şekilde evlenemez. Müşrik ya da zina eden bir kimse ile evlenmek, yüce Allah’ın hükmüne karşı çıkmaktır ki bunun sonucu cehennemden başka bir şey değildir. “Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin; (kadın), hoşunuza gitse dahi, iman eden bir cariye müşrik kadından iyidir. Müşrik erkekler de iman edinceye kadar onları (kadınlarınızla) evlendirmeyin; (müşrik erkek) hoşunuza gitse dahi, Mü’min bir köle, müşrik (hür) adamdan iyidir; (zira) onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor; insanlara ayetlerini açıklıyor ki öğüt alsınlar.” (Bakara, 221) Evli iken iman eden bir kimse eşine, şirk koşmadan yüce Allah’a iman etmesi için davet ve tavsiyelerde bulunur. Şayet eşi, iman etmez, şirk koşmaya devam ederse ya da daha sonra irtidat edip şirke düşerse, bu durumda Müslüman birey eşini boşamalıdır. “Ey iman edenler, mü'min kadınlar göç ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların inanmış olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin; ne bunlar onlara helâldir; ne de onlar bunlara helâl olurlar. Onların (bu kadınlara) harcadıklarını onlara verin; ücretlerini kendilerine verdiğiniz takdirde bu(kadı)nlarla evlenmenizde sizin için bir günah yoktur. Kâfir kadınların ismetlerini (nikâhlarını) tutmayın (onlara) harcadığınız(mehri)i isteyin. Onlar da (size katılan kadınlarına) harcadıklarını istesinler. Bu size Allah’ın hükmüdür; aranızda (böyle) hükmediyor. Allah bilendir, hâkimdir.” (Mümtehine, 10) Görüldüğü üzere, küfre girmiş bir erkek ya da kadının nikâhları artık düşmüştür ve onların nikâhları iman eden eşleri tarafından bırakılması gerekir ki bu, Allah’ın hükmüdür. İslâm, yalnızca eşler konusunda değil, aile bireyleri arasında da safların netleştirilmesini emretmekte, aksi halde dost edinilen zalimlerden olunacağını bildirmektedir. “Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin; sizden kim onları veli edinirse işte zalimler onlardır.” (Tevbe, 23) İslâm’ın temel amacı, sağlam İslâmi bir toplum oluşturmaktır. Bu nedenle iman edenlerden, toplumsal ilişkilerine dikkat etmelerini azami oranda

[close]

p. 13

istemektedir. Toplumsal ilişkilerinde dostunu düşmanını, kimin ne olduğunu bilmeyen kimselerin, iman ettikleri esaslar doğrultusunda sağlıklı hareket etmeleri ve birbirine kenetlenmiş bir İslâm toplumunu oluşturmaları mümkün değildir. Bu nedenle yapılması gereken en yakından başlayarak safları netleştirmek, insanlarla insani ilişkiler dışında herhangi bir dostluk kurmamaktır. Mü’minler, ancak Mü’minlerle dostluk kurabilir, onlarla velayet bağını oluşturabilirler. Yüce Allah (cc) da ancak böyle yapan Mü’minlerin dostudur. “Sizin veliniz ancak Allah, Rasulü ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rükûa varan Mü'minlerdir.” (Maide, 55) Yüce Allah (cc), Mü’minlerin kimlerle dost olacaklarını bildirmiş, Mü’minlerin ancak bu bildirilenlerle dost olmalarını istemiş, rahmetinin de ancak bu velayeti oluşturanların üzerine olacağını belirtmiştir. “Mü’min erken ve Mü’min kadınlar, birbirlerinin velisidirler; iyiliği emreder, kötülükten men ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Rasulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hâkimdir.” (Tevbe, 71) Yüce Allah (cc), Müslümanların kimlerle beraber bulunacaklarını, kimlerden uzak duracaklarını açık bir şekilde belirtmiş, buna göre hareket edilmesini istemiştir. “Nefsini, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine çağıranlarla beraber tut (onların yanında bulun); gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın; kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme.” (Kehf, 28) İman eden bir kimse, tolum içerisinde safını belirlemek zorundadır. Bu öyle bir belirlemedir ki, geçmişte beraber olunan insanlarla, dostluk anlamında bir daha bir birliktelik oluşturmama, onlarla boş zaman geçirmemedir. Örneğin, iman etmeden önce içtikleri su bile ayrı olmayan arkadaşlarla olan beraberlikler bitirilmeli, onların bulundukları ortamlara gidilmemelidir. Nitekim yüce Allah (cc), iman edenleri uyarıyor. “(Allah) Size Kitapta indirmişti ki, Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 11 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 14

KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 Kur’âni Mücâhede 12 Allah, bütün ikiyüzlüleri ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 140) “Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir; eğer şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (hemen kalk), o zalimler topluluğuyla beraber oturma!” (En’am, 68) İman etmeyen bir kimsenin, dini konusunda bir hassasiyeti yoktur; bu nedenle hayatını kahve köşelerinde ve içki ve kumar ile geçirir. Ancak kişi, iman ettikten sonra dini konusunda hassasiyeti artar; hayatını, iman ettiği esaslara göre düzenlemeye çalışır. Bu nedenle bu kimseler, eskiden sık sık gittikleri kahve köşelerini ve oradaki arkadaşlarını, diğer alışkanlıklarını terk ederek iman ettiği esasları daha rahat yaşayacağı yepyeni bir çevre oluşturur. Mü’minler, eski arkadaş çevreleri ile olan dostluklarını bitirdikleri gibi, kâfir ve müşriklerle de dostluk anlamında bir arkadaşlık oluşturmaz. Yüce Allah (cc), kâfirlerin dost edinilmesini yasaklamış, Mü’minlerin toplumsal ilişkilerinde, beşeri sistemleri din edinen kâfir ve müşriklerle ilişki- lerini netleştirmelerini istemiş ve onlarla hiçbir şekilde dostluk kurmamalarını bildirmiştir. “Mü'minler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesin; kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmaz, ancak onlardan (uzaklaşıp) korunmanız başka; Allah sizi kendisinden sakındırır, dönüş Allah'adır.” (Al-i İmran, 28) Bir kimseyi dost edinmek, onun değerlerini paylaşmak, onunla ortak paydalarda bulunmaktır ki, Mü’minlerin kâfir ve müşriklerle hiçbir ortak değerleri bulunmamaktadır. Bu nedenle yüce Allah (cc) Mü’minleri uyarmış, kendilerine gönderilen vahyin doğrultusunda hareket etmelerini istemiştir. “Sen onların, kendi dinlerine uymadıkça ne Yahudiler, ne de Hrıstiyanlar senden razı olmazlar; ‘Asıl doğru yol, Allah’ın yoludur’ de. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz.” (Bakara, 120) Yüce Allah (cc), küfrün tek millet olduğunu bildirmiş, Mü’minlerin de onlara karşı tek millet olmalarını istemiştir. Müslümanların, küfre karşı tek millet olmamaları durumunda yeryüzünde büyük bir fitne ve kargaşa olacağını haber ver-

[close]

p. 15

miştir ki, bugün bu gerçek, bütün açıklığı ile ortadadır. “Kâfirler, birbirlerinin velisidirler; eğer bunu yapmazsanız (Mü’minler olarak birbirinizi veli edinip birleşmezseniz), yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur.” (Enfal, 73) Günümüzde küfür ve şirk cephesi, ülkeler bazında NATO, IMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler adı altında birliktelikler oluşturarak bir güç sağlamışlardır. Bu nedenle onlar, dünyanın mazlum milletlerini ve İslâm topraklarını sömürmekte, İslâm âlemini paramparça ederek baskı ve zulümle ezmektedirler. Kâfirler, kendi dinleri olan demokratik sistemleri diğer toplumlara kabul ettirerek onların, bu dinlerine tabi olmalarını sağlamışlardır. Günümüzde demokrasi, İslâm karşısında en tehlikeli bir din ve sistem olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu nedenle Müslümanlar, bu küfür ve şirk dinine karşı tavır almalı, hiçbir şekilde ve hiçbir nedenle bu küfür ve şirk dini kabul etmemelidirler. Kâfirler ve müşriklerle hiçbir ortak değerleri ve paydaları bulunmayan Mü’minler, içerisinde yaşadıkları şirk ve küfür toplumu ile ilişkilerini netleş- tirmeli, onların düşünce ve sistemlerine, demokratik din ve inançlarına karşı mücadele etmeli, hiçbir şekilde bu şirk ve küfür dinine meyletmemeli, bulaşmamalıdırlar. Yüce Allah (cc, kâfirlere itaat etmeyi kesinlikle yasaklamıştır. “Ey iman edenler, eğer kâfirlere itaat ederseniz, sizi arkanıza (küfre) çevirirler, o zaman büsbütün kaybedersiniz.” (Al-i İmran, 149) Yüce Allah’ın bu açık hükmüne rağmen bazı İslamcılar, tağuti sisteme itaat ederek, sistemin izin verdiği parti, vakıf ve dernek gibi şirk ve küfür yuvalarını açarak topukları üzerinden gerisin geriye küfre girmişlerdir. Tağuti sistemler, çıkardıkları yasalarla insanları, kendilerine itaat ettirerek Allah yolundan saptırdıkları gibi, ABD ve Batı emperyalizmi de, oluşturdukları kurumlarla, Müslümanlar arasına koydukları ajanları ile insanları imanlarından sonra küfre döndürmüşlerdir. “Kitap ehlinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin, hoş görün; şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.” (Bakara, 109) KUR’ÂN’A DÂVET Tevhidi Mücadelede Safların Netleştirilmesi Ekim-Kasım Aralık 2014 Sayý: 41 13 Kur’âni Mücâhede

[close]

Comments

no comments yet