Mümin Sahsiyet

 

Embed or link this publication

Description

Mücahede Yayınları

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2



[close]

p. 3

MÜSLÜMAN OLMANIN TEMEL İLKELERİ RAMAZAN YILMAZ VE MÜ’MİN ŞAHSİYET KUR’AN’DA

[close]

p. 4

Mücâhede Yayınları : 1 Davet Serisi :1 Dizgi ve Baskı : Gaye Matbaacılık Baskı tarihi : 1993 Mücâhede Yayınları : P.K. 898 ULUS/ANKARA

[close]

p. 5

Kur’an’ı bir hayat düsturu olarak alanlara ve yaşamını Kur’an’la biçimlendirmeye çalışanlara armağan, yaşadıkları gibi inanmayı din kabul edenlere ithaftır.

[close]

p. 6

TAKDİM Günümüzün en büyük sorunu kavram kargaşasıdır. Her konuda olduğu gibi, İslâmi konuda da kavramların net olmaması, insanların neye, nasıl inanacaklarını zorlaştırmaktadır. Kişide inancın net olmaması, onun davranışlarının bozuk olmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda toplumda sıkıntılar ortaya çıkmakta, bunalım başgöstermektedir. Kavram kargaşalığı; özellikle kavramların asıl manasından saptırılması, anlamlarının daraltılması sonucunda başgöstermiştir. Bu nedenle müslüman olduğunu iddia eden bir kişi, aynı zamanda laik, demokrat, sosyalist ve ırkçı bir şövenist olduğunu da söyleyebilmektedir. Gördüğümüz kadarıyla eser, kavram kargaşasını gidermeğe çalışmakta, şahsiyet krizine Kur'an'dan çözüm getirmekte ve insanlara yaşanılabilir bir "İslâmi hayat" sunmaktadır. Yazarın tüm iddialarını Kur'an'dan delil getirerek ispatlaması, esere olan güveni artırmaktadır. Kur'an toplumuna ulaşmada, eserin büyük bir boşluğu doldurduğu kanaatindeyiz. Nihat Bayram DİLSİZ - Yaşar ÜSTÜNTAŞ

[close]

p. 7

İÇİNDEKİLER KONULAR TAKDİM Sahife Mü'min.......................................................................................... 10 Allâh'a İmân.................................................................................. 11 İmân............................................................................................... 11 Önsöz............................................................................................. 1 Mü'min Kimdir?........................................................................... 10 Allâh Sevgisi................................................................................. 16 Allâh Korkusu.............................................................................. 21 Mü'min Akıllıdır........................................................................... 25 Ahiret Gününe İmân.................................................................... 40 Resullere İmân.............................................................................. 59 Kitâba İman................................................................................... 50 Mü'minin Teslimiyeti................................................................... 28 Meleklere İmân............................................................................. 44 Hz. Âdem (as)............................................................................... 62 Hz. Nûh (as).................................................................................. 66 Hz. Mûsâ (as)................................................................................ 73 Hz. Yusuf (as)................................................................................ 77 Salih Amel................................................................................... 100 Namaz......................................................................................... 106 Gece Namazı............................................................................... 111 Gece Namazı Farz mıdır?.......................................................... 115 Hz. Muhammed (as).................................................................... 90 Hz. Salih (as)................................................................................. 88 Hz. İbrahim (as)............................................................................ 70

[close]

p. 8

Namazı Kılmak İstemeyenler................................................... 121 Namazın Toplumdaki Fonksiyonu......................................... 125 İnfak............................................................................................. 127 Nerelere İnfak Edilmez............................................................. 141 İnfak Etmek İmândandır........................................................... 143 Cömertlik.................................................................................... 147 İsraf.............................................................................................. 151 Cimrilik....................................................................................... 149 Sigara Haram mı?....................................................................... 153 Şehadet........................................................................................ 161 Tağutu Reddetmek.................................................................... 167 Kötülük....................................................................................... 174 İsraf Edenler Şeytanın Kardeşleridirler................................... 156 Mü'minler Faizcilik Yapmazlar................................................ 158 Şehadete Giden Yolun Basamakları......................................... 164 İyiliği Emredip Kötülüğü nehyetmek..................................... 173 İyilik............................................................................................. 173 Kötülüğün Ortaya Çıkışı........................................................... 175 Cemaat Mazlumun Koruyucusu, Cemaat........................................................................................ 179 Davet, İyilik ve Kötülüğün Çarpışmasıdır.............................. 176 Zalimin Düşmanıdır.................................................................. 187 Toplumu Çökerten Fiil: Zina.................................................... 190 Mü'minler Zina Yapmazlar...................................................... 192 Boş Şeylerden Yüz Çevirmek................................................... 199 Örtü............................................................................................. 195 Ahde Vefa................................................................................... 205 Mü'minlerin Mükâfatı............................................................... 210

[close]

p. 9

ÖNSÖZ İlk insan ve ilk nebi Hz. Adem (as)’dan son nebi Hz. Muhammed (s)’e kadar gelen bütün risalet önderleri toplumlarını, yalnız Allâh’tan aldıkları vahiyle uyarmışlardır. Resullerden sonra gelenler de içinde yaşadıkları toplumları yalnız vahiyle uyarmışlardır. Resuller ve takipçileri davet görevlerini yerine getirirlerken vahiy dışında hiçbir kaynağa başvurmamışlardır. Vahiy, bütün risalet önderlerinin ve davetçilerin davranışlarının temel ölçüsü olmuştur. Vahiy, imân eden insanları küfür ve şirk bataklıklarından, zulmün karanlığından kurtararak İslâmın aydınlığına kavuşturan yegane hidayet kaynağıdır. Vahiy insanlık tarihi boyunca, beşere yol gösteren tek irşad kaynağı olmuştur. Yegane irşad kaynağı vahiy olunca vahyin sahibi olan yüce Allâh (C.C.) da gerçek ve tek mürşittir. Gene insanlık tarihi boyunca ve günümüzde vahye kulak vermeyenler, vahyin irşadından mahrum olanlar kendilerine Allâh’tan başka mürşitler aramışlar ve bulduklarını zannederek onlara tabi olmuşlar, onların gösterdikleri yolda ve doğrultuda hareket etmişlerdir. Allâh’tan başka mürşit zannedilenler de kendilerine tabi olanları Hakka iletiyoruz diye, sürekli saptırmışlardır. Saptırılanlar ellerinde vahyi bir ölçer olmadığı için bu sapmanın farkına hiçbir zaman varamamışlar, kendilerini hak yolda zannetmişlerdir. Bu zanlarıyla hareket ettikleri için de sürekli bölünmeler, parçalanmalar meydana gelmiştir. İşte günümüzdeki bölünmelerin, parçalanmaların tek nedeni de bu grupların Allâh’tan başka edindikleri çeşitli mürşitler, ağabeyler ve otoritelerdir. Tek ve yegâne mürşit olan: “...Allâh kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onun için dost bir mürşit bulamazsın.” buyurmaktadır. (18 KEHF, 17) 1

[close]

p. 10

Bugün Kur’an’ı okumayarak ondan uzaklaşanlar, kendilerine dost bir mürşit bulamazlar. Allâh’tan başka mürşit bulduklarını iddia edenler ise yanılmışlardır. Çünkü Allâh’ın doğru yola iletmediğini, hiçbir kimse doğru yola iletemez. Mürşit; irşad eden (hidayet veren) olduğuna göre, peygamberlerin bile irşat etme yetkileri yoktur. Bu nedenle yegâne mürşit ancak Allâh’tır. O halde Allâh’ı yegâne ilâh ve mürşit edinmenin yolu nedir? sorusunun cevabını Kur’an’ı Kerim, en ince ayrıntılarına kadar açıklamaktadır. Kur’an’ı okuyanlar bu açık gerçeği müşahade edeceklerdir. Çağlar üstü ve evrensel olan Kur’an’ı Kerim, her çağın sorunlarına ışık tutmuş, en çözülmez görünen sorunları çözmüştür. Kıyamete kadar da yol gösterip çözümler sunacaktır insanlara. Her çağın sorunlarına çözümler sunan Kur’an’ı Kerim, şu gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Her çağın insanı çağından ve yaptıklarından sorumludur. İnsan kendi yaşadığı çağdan önceki çağlardan ve o çağlarda yaşayanların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaktır. “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.” Resulullah (s)’ın dışında, bizden önce yaşayanların tümünün, sorunlara getirdikleri çözümlerden kendileri sorumludurlar. İyi ya da kötü, her ne ortaya koydularsa, bu ortaya koydukları kendilerini bağlar. Biz ancak bugün aynı 2 Her çağın insanı kendinden ve yaptıklarından sorumlu olduğuna ve kendisinden önce geçenlerin yaptıklarından sorumlu tutulmayacağına göre, insan yaşadığı çağda Kur’an’ı kendisi ele almalı ve onun nurundan yararlanarak sorunlarını çözmeli, Kur’an’ın gösterdiği hedefe yönelmelidir. (2 BAKARA, 134, 141)

[close]

p. 11

Bugün Allâh’a olan ibadetlerimizin hemen tümü, hiç değişmeden, Resulullah (s)’den beri olduğu gibi geldiğinden dolayı, bunlar üzerinde bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak siyasi hareketler ve egemenlikle ilgili konular, değişiklik arzettiği için ister istemez bunun fıkhını yaşadığımız çağda kendimiz, Kur’an ve sünnet doğrultusunda ortaya koyacağız; buna mecburuz da. Sorunlarla karşı karşıya olan bizler olduğumuza göre, bu sorunlara çözüm getirmek de bizim üzerimize görevdir. Yaşadığımız sorunların vebâlini bizden öncekilerin üzerine atıp onların gölgesine sığınamayız. Başımızın çaresine bakıp kendi el ve emeğimiz, kendi çabamız ile Rabb’imizi razı etmeye çalışmalıyız. Resulullah (s)’in getirdiği çözümler ve ortaya koyduğu hükümler bizi bağlar: hem de Kur’an gibi bağlar bizi Resulullah’ın çözümleri. Resulullah (s) her ne kadar bizden önce yaşamışsa da yüce Allâh (cc) onu bizim için en güzel örnek 3 sorunlarla karşı karşıya isek ve bizden öncekilerin bu sorunlara getirdikleri çözümler Kur’an’i ise o zaman o çözümleri alırız. Ancak kendimize malederek alırız. Yani çözümleri onlardan alıyorsak onlara katılıyoruz demektir ki, bu da artık bizim görüşümüz olmuş olur. Dolayısıyla burada sorumluluk doğrudan bize aittir. Bu şekilde hareket etmek önceki mü’min alim ve müctehidleri reddediyoruz demek değildir. Bilakis böyle bir davranış onlara saygı gösterildiğinden dolayıdır. Onları yaşadıkları çağdan sonraki dönemlerden sorumlu tutmak ya da kendilerinden sonraki dönemdeki sorunlara da çözüm getirdiklerini ileri sürmek, onlara zulümdür, onları geleceği (gaybı) bilmekle suçlamaktır. Çünkü fıkıh varsayımlar üzerine bina edilemez. Fıkhın konusu gerçek hayattır. Bizden önce yaşayan alimler, yaşadıkları çağın gerçekliklerinden hareketle fıkıhlarını oluşturmuşlardır. Çağlarındaki sorunlara getirdikleri çözümlerden ötürü onları rahmetle anıyoruz. Günümüzde benzer sorunlar ortaya çıkmışsa elbetteki hazırladıkları çözümlerden yararlanırız.

[close]

p. 12

durumuna getirmiş ve onun verdiği kararların bizim için bağlayıcı olduğunu bildirmiştir. “Andolsun Allâh’ın Resûlünde sizin için Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmaya inanan ve Allâh’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır.” (33 AHZAB, 21) “Allâh ve Resûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allâh’a ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Allâh ve Resûlünün verdiği kararlara uymayanların imânsız kimseler olduklarını (4/65) ve bunların cehenneme gireceklerini de Kur’an’ı Kerim (44/115) bildirmektedir. (33 AHZAB, 36) Diğer bir kısım insanlar da; Kur’an’a karşı çıkılmayacağını, Resulullah’ın sözlerinin kabul de, red de edebileceğini öne sürerler. Bunlar; sahabenin bir çok konuda Resulullah (s)’e itiraz ettiklerini öne sürerler. Vahye tam teslim olan sahabenin, Resulullah’ın vahiy dışında kendine ait sözlerine, birçok konuda itiraz ettiğini iddia ederler. Bu iddia da 4 Resulullah (s) bir imâmdı, bu doğru, ancak diğer imâmlar gibi bir imâm değil, Allâh’ın gözetiminde olan Resûl bir imâmdı. Hata yaptığında hatası anında düzeltilip kıyamete kadar gelen insanlara en güzel örnek olan, bir imâmdır. Bu nedenle böyle bir iddia yanlış bir iddiadır. Kur’an yaşadığı sürece Resulullah (s)’ın sünneti de yaşayacaktır. Bir kısım kimselerin, “Resulullah yaşadığı çağda bir imâmdı, yaşadı ve öldü. Onun bir imâm olarak yaptıkları, o gün yaşayanları bağlar, bizi bağlamaz. Bizi çağımızdaki imâmın görüşleri bağlar. Dolayısıyla başımızdaki imâmın emirlerine tabi olarak her şeyi yeniden kendimiz ele alır yorumlarız iddiası, Kur’an’ı yeterince anlayamamaktan ya da Kur’an’ın bir kaç ayetinden yola çıkmadan kaynaklanıyor.

[close]

p. 13

Bugün Kur’an tamamlanmış olarak elinizdedir ve Resulullah (s)’in sünneti seniyesiyle beyan edilmiştir. Kur’an çağımızın sorunlarına ışık tutacak bilgilerle doludur. Gerçi günümüz modern cahiliyesi ile Resulullah (s)’ın ilk Mekke dönemindeki davetine muhatap olan cahiliye arasında öyle fazla farklılıklar bulunmamaktadır. Her iki cahiliyeye Kur’an’i ölçüyle bakanlar, bunlar arasında bir çok benzerlikler olduğunu hemen farkedecektir. Hatta tıpatıp diyebileceğimiz benzerlikler vardır her iki cahiliye arasında. Bunun için, Resulullah (s) çağının sorunlarına Kur’an’la nasıl çözüm getirdiyse, günümüzde Resulullah (s)’ı takip eden mü’minler de öyle hareket etmelidirler. Resulullah (s) gibi hareket edebilmek için de Kur’an’ı onun gibi anlamalı ve onun gibi yaşamalıdır mü’minler. İkinci olarak da bugün Resulullah (s) bizim içimizde yaşamıyor. Eğer bir konuda Resulullah (s)’in kararı varsa ve bu karar ümmeti bağlıyorsa, bu karara uymak mü’min olan herkesin üzerine farzdır. Bundan dolayı bize sağlam delillerle ulaşmış olan Resulullah (s)’ın hükmüne itiraz edilemez, olduğu gibi alınır. Resulullah (s)’ın hükmüne itiraz edenlerin cezası cehennemdir. Ancak önceden tasarlanan durumlarda Resulullah (s) kesin kararını vermişse, sahabe itiraz etse de o konu Resulullah (s)’in istediği şekilde çözüme kavuşturuluyordu. Hudeybiye ve Tebük seferinde olduğu gibi. birinci iddia gibi yanlış ve Kur’an’ı anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Herşeyden önce o gün Kur’an daha tam olarak nazil olmamıştı. Resulullah (s) aynı zamanda bir beşerdi ve aniden ortaya çıktığında acil çözümleri hemen ortaya koymayabiliyor ya da bazen yanlış kararlar verebiliyordu. Resulullah (s) olaylar karşısında ani kararlar verdiği gibi, o konularda uzman olanların görüşlerinden de yararlandığı zamanlarda oluyordu. Bedir Harbinde olduğu gibi. 5

[close]

p. 14

Kur’an okuyan kişi, herşeyden önce, Kur’an’dan sorumlu olduğunu, Kur’an’ın kendisine hitap ettiğini, Kur’an muhatabının kendisi olduğunu bilecek, Kur’an’ı anlamak için gayret sarfedecek, bu gayret ve samimiyetini sürekli muhafaza edecektir. Samimi olmayan bir insan, hiçbir zaman Kur’an’ın muhatabı olduğunun farkında olmayacaktır. Kur’an’ı Kerimi Anlamanın Yolu: Üçüncüsü, kişi yaşadığı çağı ve toplumu; Kur’an’ın nazil olduğu dönemi ve o günkü toplumu çok iyi bilecek, o gün Kur’an’ı rehber edinenlerle onların muhataplarını ve kendisinin temsil ettiği mesajı yakından tanıyacaktır. Aynı zamanda karşısında yer alan muhataplarının durumlarını ve düşünce yapılarını da bilecektir. Kur’an’ı rehber edinen kişi, muhatap olduğu müşriklerle ogünkü müşriklerin durumlarını, bugünkü davetçilerin konumu ile ogünkü davetçilerin konumunu karşılaştıracak, benzerlik ve farklılıklarını tesbit edecektir. İkincisi Kur’an’i kavramları çok iyi bilmektir. Kur’an kavramları, Kur’an’ın anlam anahtarlarıdır. Kur’an’da geçen ilâh, rab, din, ibadet, mü’min, kâfir, müşrik, münâfık, tağut, hüküm vb. daha nice kavramların anlamı bilinmeden Kur’an’ı anlamak ve onu hayatın gerçeklerine uygulamak mümkün olmayacaktır. Ancak kavramların delalet ettiği manalar tam bilinince Kur’an gereği gibi anlaşılacaktır. Kur’an’ı anlamanın dördüncü yolu teslimiyettir. Teslim olmadıktan sonra insan ne okursa okusun boştur, hiçbir yararı yoktur. Okuduğu kendisine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Hatta, yapmadığı şeyleri okuyup söylediğinden dolayı azaba müstehak olacaktır. Kişi, Kur’an’ı, kendisini doğru yola iletip Rabb’ini razı etmesini sağlaması için okumalıdır. Kendisinde varolan eksiklikleri gidermesi için okumalıdır ki faydasını görebilsin. İşte böyle bir şuurla okunan Kur’an anlaşılacak ve kişinin 6

[close]

p. 15

Biz kavramları işlerken işte yukarıda saydığımız bu şuurla hareket ettik ve elimizden geldiğince, sorumlu olduğumuz Kur’an’a bağlı kaldık. Çok az olmak kaydıyla, bizden önce yaşayan mü’min alimlerden alıntılar yaptık. Ancak hareket noktamız her zaman Kur’an oldu. davranışları üzerinde etkili olacaktır. Bu şekilde okunan Kur’an kişinin davranışlarını yönlendirecek ve kişiye Rabb’ini razı edici ameller işletecektir. Açıklanmış olarak (11/1, 12/1) elimizde bulunan Kur’an, her kavramı, her olayı, anlaşılması için, en ince noktasına kadar ele almış, olaylar arasında bağlantılar kurarak, şüpheye ve başka kaynağa ihtiyaç bırakmayacak şekilde açıklamıştır. Hem de çevire çevire anlatarak açıklamıştır, Kur’an. “Andolsun biz, bu sözü onların arasında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.” (25 FURKAN, 50) “Andolsun biz bu Kur’an’da insanlara her çeşit misâli türlü biçimlerde anlattık. Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.” (18 KEHF, 54) Bu apaçık anlatıma rağmen, bir çok insan Kur’an’ı anlamamakta direnmekte ve ayetler onlara okunduğu zaman ayetleri okuyanlara düşman olmaktadırlar. “Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: ‘size bundan daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız yer ateş! Allâh onu kâfirlere va’detmiştir. Ne kötü sonuçtur.” (22 HAC, 72) Kur’an’i gerçekleri işitmeye tahammül etmeyenlerin, mü’minlere düşmanlıkları sadece mü’minlerin Kur’an’dan 7

[close]

Comments

no comments yet