15. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2

Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafirlerdir. (5 MAİDE, 44) KUR’ANİ MÜCAHEDE SAYI:15 SÜRELİ, ÜÇ AYLIK DERGİ NİSAN- MAYIS-HAZİRAN/ ’99 İÇİNDEKİLER 1 BİSMİLLAH 5 KUR’AN’A DAVET Müslümanlar ve İslamcılar 12 YORUM İflas Eden Rejimin Taze Kan Arayışı 18 Nisan Seçimleri 18 GÜNDEM Demokrat-İslamcı Yazarlar 23 TEFSİR Tekvir Suresi (15-29. Ayetler) 30 SİZDEN GELENLER Hasan Celal Güzel’e Mektup SAHİBİ VE YAZI İŞLERİ MÜD. Ramazan YILMAZ YAZIŞMA ADRESİ Ramazan YILMAZ PK. 1249 06047 Ulus/ ANKARA BANKA HESABI TC. ZİRAAT BANKASI 30003-3156-074 Dışkapı/ANKARA POSTA ÇEKİ HESABI Ramazan YILMAZ. 888880 ANKARA BÜRO İrfan Baştuğ Cad. Nur apt. 5/25 Y. Beyazıt Meydanı/ANKARA ☎ : 0 (312) 309 21 26 DİZGİ Mustafa YILMAZ DÜZENLEME - TASHİH Nermin ÇEVİK Üç Ayda Bir Yayımlanır. Sürelidir. “Gerçekten bu Kur’an en do ğ ruya iletir.” (17 İ SRA, 9)

[close]

p. 3

Bismillah İnsan, beşer oluşu nedeniyle, ancak görebildiği, akledebildiği, kavrayabildiği ve güç yetirebildiği nispette sorumludur. Yüce Allah(cc) da, kişiyi ancak verdiği bu özellikler oranında sorumlu tutar ve bunu, insanlara hayatı düzenlemek üzere gönderdiği Kitab’ında açıkça bildirir: “Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır.” (23 MÜ’MİN, 62) “...Allah, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (65 TALAK, 7) Yüce Allah(cc), kuluna gücü oranında sorumluluk yükler ve kul, bu sorumluluğunu, kendisine verilen nimetleri sonuna kadar kullanarak yerine getirmeye çalışır; verilen nimetler tükenme noktasına gelince, kul durumu Rabb’ine arzeder ve O’ndan yardım talep eder. İşte bu yardım talebi sonucunda “Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” ilahi va’d gereği kul, bulunduğu durumdan kurtulacak ve sorumluluğunu yerine getirmeye devam edecektir. Yüce Allah’ın, sorumluluk yüklediği kuluna yardımı, yüklediği sorumluluğa uygun bir şekilde olmaktadır. Kul, ne tür bir sorumluluk yüklenmişse yüce Allah’tan gördüğü yardım da o yönde olmaktadır. Örneğin, davet çalışmalarında bir sonuç elde edemeyen, kalbleri kararmış insanlara hiçbir şey veremeyen Hz. Yunus(as)’a yüce Allah(cc), iman edecek yeni bir kavim nasip etmiş, önceki kavmine oranla daha fazla sayıda olan bu kavmin iman etmesini sağlayarak Hz.Yunus(as)’ın davetini yerine getirmesine yardım etmiştir(37/147-148). Yine aynı şekilde, kendisinden sonra yerine geçecek birisinin olmayışı hususunda endişelenipçıkmaza giren ve Rabb’ine yönelerek yardım talep eden Zekeriya(as)’a, Yahya(as)’ı vererek yardım eden (19/2-15) yüce Allah(cc), aynı durumda bulunan tüm kullarına, durumlarına uygun bir şekilde yardım etmiştir. Çünkü, “.. Allah, kendi dinine yardım edene elbette yardım eder. Şüphesiz Allah, kuvvetli ve üstündür.’ (22/40) buyurarak kullarına va’adde bulunmuştur. Bu ilahi va’din yerine gelebilmesi için, sorumluluk yüklenen kulların tüm güç ve imkanlarını son haddine kadar kullanmaları gerekir. Ancak bu durumda ilahi yardım tahakkuk edebilir. İşte bu konudaki ilahi buyruk: “Ta ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını zannettiler, o zaman onlara yardımımız geldi, böylece dilediğimiz kimseler kurtarıldı...” (12 YUSUF, 110) 1 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 4

Bismillah Tüm bu ilahi gerçeklerden de anlaşılacağı üzere, yüce Allah(cc) tarihin hangi döneminde ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, dinine yardım edene yardım edeceğini ve yardım ettiği kimselerin de başarıya ulaşacaklarını müjdelemektedir. Biz, 7. sayı dergimizden itibaren S.O.S vermeye başladık ve “maddi imkanlarımızı tüketmek üzere olduğumuzu” ifade ederek, dergi çalışmalarımıza son verebileceğimizi bildirdik. Bedenen çalışarak ve bir iki müslümanı - çorbada tuz misali- yaptıkları yardımları ya da bize gönderdikleri üç-beş kuruşu da ekleyerek, yüce Allah’ın lütuf ve yardımlarıyla 14. sayıya kadar topallaya, tökezleye gelebildik. Bu süre zarfında, ne dergi gönderdiğimiz Türkiye’deki kitabevleri dergi paralarını, ne de yurt dışındaki kitabevleri üzerlerindeki emanetleri gönderdiler. İslami dergileri batırmakla maharetli kitabevleri, birkaçı hariç -89 kitabevinden yedi tanesi- Allah’tan korkmadan hiçbir ödeme yapmadılar. Kimileri vurdumduymazlıklarından, kimileri ise tapındıkları gayri İslami değerlerine ters düşmemizi öne sürerek dergi paralarımızı ödemediler. Biz onların tümünü Adil olan ve kimsenin hakkını kimsede bırakmayan yüce Allah’a havale ediyoruz. Elbette ki O, hesap görücü olarak yeter! Diğer taraftan dergimizin kendi sesleri ve kendi düşüncelerinin yansıtıcısı olduğunu iddia eden kimilerinin de, kuru bir iddia ve laf kalabalığından başka hiç bir katkıları olmadı. Kimileri ise, derginin ilk sayısından bugüne kadar bir kez yaptıkları cüz’i miktardaki yardımı da, olmadık yerlerde söyleyerek boşa çıkardılar. Davetin, bir ücret karşılığı olmadan yapıldığı gerçeğinden hareketle, davet içerikli olan dergilerimizi, birkaç istisna (örn. kitabevleri) hariç, genellikle ücretsiz dağıttık, halen de dağıtıyoruz ve inşaAllah gücümüz oranında da dağıtmaya devam edeceğiz. Bu bizim için bir görevdir. Ancak şu gerçek kimi müslümanlar tarafından ya anlaşılmadı ya da anlaşılmak istenmedi. Kur’ani Mücahede Dergisinin 7. sayısında da ifade ettiğimiz üzere “yüce Allah’ın dininden yalnız biz değil, tüm iman ettiklerini iddia edenler sorumludur.” (bkz. agd. sayı, 7, sh 27). Biz istiyorduk ki, bu sorumluluk bilincine ulaşan müslümanlar da, kendi sesleri ve düşüncelerinin yansıtıcısı olarak gördükleri bu hayırlı çalışmaya Nisan- Mayıs -Haziran/ 1 9 9 9 2

[close]

p. 5

Bismillah destek olsunlar ve böylece mesajımızı daha gür ve daha etkin bir biçimde topluma ulaştırabilelim. Fakat, maalesef bu böyle olmadı ve ancak 14. sayıya kadar ulaşabildik. Bir taraftan demokratik diktatörlüğün yoğun zulüm ve baskısı nedeniyle cephe ve yer değiştirmemizden kaynaklanan masraflar, diğer taraftan içinde bulunduğumuz maddi darboğazlar sonucunda artık yayınımıza bir süre ara vereceğimizi, 14. sayımızda ‘Okuyucuların Dikkatine’ başlığı altında duyurmuştuk. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, ne zaman ki umudumuzu ve imkanlarımızı tüketecek noktaya geldik, kendi dinine yardım edene yardım etmeyi va’deden yüce Allah(cc), bu konuda da yardımcılar ya da bizi harekete geçiren yeni dinamikler nasip etti. Şöyle ki; dergi yayınımıza bir süre ara vereceğimizi öğrenen bazı öğrenciler bize, “Hocam, biz kaç kişiyle konuştuysak bize, Mücahede Yayınları vesilesiyle ‘Tevhidi gerçekleri kavradıklarını’ söylediler. Bu nedenle siz, yazılarını yazıp bize verin, biz aramızda para toplayıp bu dergileri basalım, dergi yayınına lütfen ara vermeyiniz” dediler. Bu içtenlikli, tertemiz, pırıl pırıl, berrak ve saf istek bizi çok duygulandırdı ve bunun üzerine “Aç da kalsak, bedenen daha fazla da çalışsak, bu derginin yayınını sürdüreceğiz inşaAllah” diye karar aldık. “Elbette ki Rabb’imiz, yeni sebepler halkedecektir” deyip 15. sayının yazılarını yazmaya başlarken kimi okuyuculanımız da okudukları dergi ücretlerini ödeyeceklerini bize bildirdiler. İnşaAllah hayırlı olur. Varsın müslümanlığı kendi tekellerinde gören İslamcılar, o gün cehennem ateşinde ısıtılıp ısıtılıp yanları, sağları, solları ve alınları dağlanacak olan ve Allah yolunda harcamadıkları paralarını, altın ve gümüşlerini yığıp dursunlar (9/34-35). Gençler de, beş-on kuruşluk harçlıklarını bu dava uğruna harcamak için çalışsınlar, talepte bulunsunlar. Bu sayımızdan itibaren, bize dergi paralarını göndermeyen kitabevlerine artık dergi göndermeyeceğiz. Dergilerimizi okumak isteyen okuyucuların bu taleplerini bizzat tarafımıza bildirmeleri durumunda, kendilerine dergilerimizi ücretsiz olarak göndermeye devam edeceğiz, inşaAllah. Yayınlarımızın sürdürülmesi konusunda bize yardım etmek isteyen okuyu3 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 6

Bismillah cularımız, dergilerdeki posta çeki ve banka hesap numaralarına diledikleri miktarda para yatırabilirler. Bu paralar, hem dergilerin basımında hem de bu dergilerin okuyuculara ulaştırılmasında kullanılacaktır. Tevhidi esasları, vahyin belirlediği ölçü içinde insanlara ulaştırmayı imani bir görev ve sorumluluk bilen bizler, inşaAllah hayatımızın sonuna kadar bu görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışacağız. Yüce Allah’ın yardımı bizimle olduktan sonra ne küfrün baskı ve zulmü, ne müşrik, münafık, fasık ve mürtedlerin fitne ve fesatlıkları bizleri durdurmayacaktır inşaAllah. İsterse tek kişi, isterse üç-beş kişi olalım. Biz, bizden önce Tevhidi esasları toplumlarına ulaştırmaya çalışan Tevhid önderlerinin ve davetçilerin günümüz temsilcileri olduğumuz için, onların izinde ve onlar gibi hareket ederek, şiddete ve zorbalığa başvurmadan, zorbaların ve fitne odaklarının seviyesine düşmeden, rahmet elçileri olduğumuzun bilinci içerisinde, rahmetle ve güzellikle davetimizi sürdürmeye çalışacağız inşaAllah. Yalnızca O’nu vekil tutarak ve yalnızca O’na sığınarak: “Rabb’inin adını an (anlat) ve bütün gönlünle O’na yönel. (O) doğunun ve batının Rabb’idir. O’ndan başka ilah yoktur. Yalnızca O’nu vekil tut. Onların dediklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl.” (73 MÜZZEMMİL, 8-10) İşte bütün mesele bu; Rejim tarafından, bize yapılan onca zulüm ve baskılara, kendi hukuki normlarına bile ters hareket ederek bize verdikleri beş yıl sekiz ay cezalarına, yeni açtıkları soruşturmalara rağmen biz yine de mensup olmakla şeref duyduğumuz Kur’an’dan hareket ederek, en güzel örnek ve önderimiz olan Rasulullah(as)’a tabi olarak davetimizi sürdürecek, O’nun dinini anlatıp O’na yönelecek ve O’na sığınacağız. Gerisi O’nun bileceği bir şey. Elbetteki O, kullarını görüp gözetendir. KUR’AN OKUYUNUZ HAYATINIZI KUR’AN’LA SÜSLEYİNİZ. Nisan-Mayıs-Haziran/ 1 9 9 9 4

[close]

p. 7

Kur’an’a Davet MÜSLÜMANLAR VE İSLAMCILAR * Tevhidi esasları, küfür, şirk, fısk, nifak, bid’at ve hurafe içinde bocalayan halka ve azgınlıklarının zirvesine ulaşmış toplum önderlerine ulaştırmak için yaptığımız çalışmalarımızın en önemli bölümünü, hiç şüphesizdir ki, İslami kavramları netleştirme ve değerleri yerli yerine koyma oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmalarımız, kavram kargaşasından çıkar sağlayan, kavramların netleşmesiyle çıkarlarının zedeleneceğini ve maskelerinin düşeceğini bilen kimseler tarafından, sürekli bir şekilde engellenmeye, baltalanmaya çalışılmaktadır. Ancak, “korkunun ecele faydası yoktur” özdeyişiyle ifade edildiği gibi, er-geç maskeleri düşecek ve İslami gerçeklere yönelişin önündeki necis cesetleri, dünyada İslami gerçeklere yönelmesini istemedikleri toplum tarafından, ahirette ise, bu yüce dinin sahibi olan yüce Allah (cc) tarafından layık oldukları yerlere atılacaktır. Bugün, arı duru İslami mesajı çıkarları uğruna bulandıran, hakkı batıla bulayıp gerçekleri gizleyen, kavram kargaşası çıkarıp hakkın ortaya çıkmasına engel olanlar yüzünden İslam’a ve İslami değelere en büyük zulüm yapılmaktadır. ‘Kur’ani Kavramlar’ adlı kitabımızın önsözünde, kavram kargaşası yaratanların yaptıklarına şu ifadelerle değinmiştik: “Bir düşünceyi, bir sistem ya da inanış biçimini etkisiz kılmanın, onu yaşanır halden çıkarmanın ve hatta olduğundan farklı bir hale dönüştürmenin en etkin ve en kısa yolu, hiç şüphesizdir ki, söz konusu o düşünce ya da dine hayatiyet kazandıran kavramların içini boşaltmaktan ya da kavrama olduğundan başka bir anlam kazandırmaktan geçer. Bir düşünce ya da dine ve bağlılarına yapılacak en büyük kötülük de, o düşünce ya da dinin ifade ettiği muhtevayı değiştirmektir. Muhtevayı değiştirmenin en kolay yolu ise, kavramların ifade ettiği anlamları değiştirmektir.” İşte tüm bu nedenlerden dolayı biz, bütün gücümüzü ve imkanlarımızı ortaya koyup, yapılan baskı, zulüm ve tenkidlere aldırış etmeden İslami kavramları, net bir şekilde ortaya koymaya ve bu toplumun gerçek İslam’ı tanımasına yardımcı olmaya çalışacağız, inşaAllah. Bu sayıdaki konumuz, müslümanlar ile İslamcılar arasındaki 5 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 8

Kur’an’a Davet fark ve her birinin ihtiva ettiği anlamlar ile bu sıfatları alanların kimler olduğudur. Müslümanlar: Yüce Allah’ın indirdiği vahyi esasları, hiçbir şek ve şüphe duymaksızın kabul eden ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyen kimselere Kur’an’ı Kerim’de müslümanlar adı verilmiştir. “Onlar, ayetlerimize inanmış ve müslüman olmuşlardı.”(43, ZUHRUF, 69) “Allah için hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde size zorluk yüklemedi. Babanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O bundan önce (ki kitaplarda) da bunda da size ‘müslümanlar’ adını verdi ki, Elçi size şahid olsun, siz de insanlara şahid olasınız. O halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah’(ın Kitabın)a sarılın. Sahibiniz O’dur. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır.” (22 HAC, 72) Ayetlerde de belirtildiği üzere, indirilen ayetlere iman edip teslim olanlar ve mücadelelerini bu ayetler doğrultusunda, tıpkı Hz. İbrahim (as) gibi sürdürenlere Kur’an’da müslümanlar adı verilmiştir. Müslüman olmak bir keyfilik değil, bir zorunluluktur ve yüce Allah’ın emridir. Bu emir, inen ayetler doğrultusunda bir kulluğu esas alır. “De ki: ‘Bana dini halis kılarak Allah’a kulluk yapmam emredildi ve bana müslümanların ilki olmam emredildi.” (39 ZÜMER, 11-12) Müslümanlık, yüce Allah’ın emirleri doğrultusunda kulluk yapmayı gerekli kılar. Kulluk ise, iman eden bireyin, doğumundan ölümüne kadar geçen hayatını içine alır. Zaten yüce Allah’a şeriksiz bir şekilde iman eden birisinin, hayatının herhangi bir yerinde, herhangi bir işini hevasına ya da başkalarının istek ve kurallarına göre düzenlemesi mümkün değildir. Çünkü o durumda ancak müşriklerden olur. “De ki: ‘Teslimiyetim, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabb’i Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.” (6 EN’AM, 162-163) Müslüman olmak, uluhiyyet ve rububiyyet konusunda kesin iman etmeyi, rızkın yüce Allah’tan olduğuna kat’i inanmayı, dostluk ve düşmanlıkların, ancak yüce Allah’ın rızasının gözetilerek kurulmasını gerektirir. İşte böyle bir iman ve teslimiyet taşıyanlar müslümandırlar. Rızık endişesiyle kılıktan kılığa girenler, işten atılma, müşteriyi kaybetme, işinin kesada gitmesi gibi korkularla hakkı gizleyenler, insanlara ulaştırmayanlar, Nisan-Mayıs-Haziran/ 1 9 9 9 6

[close]

p. 9

Müslümanlar ve hakkı batıla karıştıranlar yüce Allah’a iman etmemişlerdir. Yüce Allah’ın indirdiği ayetlerden rahatsızlık duyanlara buğzetmeyip onlarla dostluklarını sürdürüp konuşanlar, onlara Allah için buğzetmeyenler, onlarla ilişkilerini kesmeyenler Allah ile dostluklarını koparmışlar, Allah’tan başka dostlar tutmuşlardır. Böyle olanlar müslüman değil müşrik olmuşlardır. İşte bu konudaki ilahi uyarı: “De ki : ‘Gökleri ve yeri yoktan yaratan, besleyen ancak kendisi beslenmeyen Allah’tan başka dost mu tutayım? Bana müslüman (teslim) olanların ilki olmam emredildi’ de ve sakın müşriklerden olma!” (6 EN’AM,14) Müslüman olmak, bir duyarlılık ve hassasiyet gerektirir. En küçük bir sapma, kişinin İslam dairesi dışına çıkmasına neden olur. Bu nedenle yüce Allah (cc), müslüman olanların bu hassasiyetlerini Kur’an okuyarak sürdürmelerini istemektedir. Çünkü Kur’an dışı bir hayat ve hareket gayri İslamidir. “Onlara (Kur’an) okunduğu zaman: ‘Ona iman ettik, muhakak ki o, Rabb’imizden gelen haktır. Biz, ondan önce de müslüman idik’ derler.” (28 KASAS, 53) Gereği gibi müslüman olmak, ancak Resul’e tabi olmak ve Kur’ani esaslara sadakatla bağlanmakla mümkündür. Sorunlarını Kur’an’la çözmeyenlerin, Kur’an’ı yol gösterici bir klavuz olarak almayanların müslüman olmaları imkansızdır. Çünkü Rasul (as), Kur’an’ı en güzel biçimde pratize etmiş ve tüm sorunların çözümünü Kur’an’la yapmıştır. “Her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de bunların üzerine şahit getirmiş olacağız. Sana bu Kitab’ı her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” (16 NAHL, 89) İslami duyarlılık taşımanın, sürekli müslüman olarak yaşanın ve Kur’ani hassasiyeti sürekli kılmanın yolu, aynı hassasiyet taşıyan müslümanlarla birlikte olmaktan ve onlarla birlikte Kur’an üzere bulunmaktan geçmektedir. “Ben yalnızca bu şehrin Rabb’ine kulluk yapmakla emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O’nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi.” (27 NEML, 91) “Nefsini, sabah akşam Rabb’ine davet edenlerle beraber tut. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerin onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyup nefsinin isteğine uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye 7 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 10

Kur’an’a Davet itaat etme.” (18 KEHF, 28) Vahyi esasları ölçü edinen müslümanlarla sürekli beraber olmak, müslümanca yaşamanın ve müslüman olarak kalabilmenin tek yoludur. Bunun dışındaki yollar sapıklıktan başka birşey değildir. Çünkü müslümanlar, yüce Allah’a yaptıkları kulluğun bir gereği olarak diğer müslümanlarla beraber insanları Hakk’a davet ederler. Bu davet görevi, diğer müslümanlarla kaynaşmayı daha fazla sağlayacaktır ve bu, müslümanlar için en güzel iştir. “(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (41 FUSSİLET, 33) Davet sırasında karşılaşılacak sorunlara ve zorluklara göğüs germek, mücadeleyi sürekli ortaya koymak, müslüman olmanın vazgeçilmez esasıdır. Çünkü müslümanlık, yani inanılan davaya teslimiyet, o davayı her yerde ve en zor anlarda savunmayı gerektirir. Samimiyet ve gerçek müslümanlık ancak bu durumda belli olur. “Rabb’imizin ayetleri gelince ona inandık diye bizden öc alıyorsun. Rabb’imiz, üzerimize sabır boşalt ve bizi müslümanlar olarak öldür.” (7 A’RAF, 126) “Musa dedi ki: ‘Ey kavmim, eğer Allah’a iman ettiyseniz, gerçekten müslümanlar iseniz, O’na tevekkül edin.” (10 YUNUS, 84) Yukarıda belirtilen bütün bu ayetlerden ve yerimizin darlığı nedeniyle, buraya alamadığımız daha nicelerinden de anlaşılıyor ki, müslüman sıfatını almış kimseler, bu sıfatlarının gereği ve sonucu olarak, hayatlarını Kur’ani ölçüler içinde düzenlemek, yani yaşayan bir Kur’an olmak, inançlarının mücadelesini Kur’an’la yapmak, Kur’ani esasların topluma ulaştırılması hususunda bütün değerlerini ortaya koymak durumundadırlar. Aksi halde bu sıfatı taşıdıkları iddiası, kuru bir iddiadan öte bir anlam ifade edemez. Bu kuru iddia sahiplerinin tipik örneği Fir’avn’dır. “İsrailoğullarını denizden geçirdik, Fir’avn ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendilerini yakalayınca (Fir’avn): ‘Gerçekten İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de müslümanlardanım’ dedi. Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (10 YUNUS, 90-91) Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere, hayatını Kur’ani esaslarla düzene koymayan, iman ettiğinisöylediği esasların mücadelesini vermeyen, müslümanların safında yer alıp Allah için sevip Allah için buğzetmeyen kimseler, müslüman değil Nisan-Mayıs-Haziran/ 1 9 9 9 8

[close]

p. 11

Müslümanlar ve İslamcılar Allah’a isyan etmiş birer bozguncudurlar. Onlar, isterlerse kendilerinin müslüman olduklarını iddia etsinler çünkü müslümanlık bir iddia değil, bir teslimiyet ve bir hayat tarzıdır. Hayatlarını Kur’ani esaslara göre düzenlemeyen, ancak müslümanlık iddialarını da kimseye bırakmayanlara gelince, bunlar olsalar olsalar, İslam’ı kendi çıkarları doğrultusunda kullanan İslamcılardır. İslamcılar: Kur’ani esasları sözel olarak kabul ettiklerini söylemelerine, bazı İslami kuralları (namaz, oruç, hac gibi) kısmen yapmalarına, toplum içinde kendilerine müslüman görüntüsü vermelerine rağmen, İslam’ı bir hayat tarzı olarak almayan, İslam’ın temel esası olan Kur’an’ın ve Peygamberi örnekliğin önüne kimi alim, önder, ağabey ve şeyhleri alan, kendi hevalarını ölçü kabul ederek onu tatmin etmeye çalışan, İslami esasları tevil eden, İslami bir endişeleri olmayan, içinde yaşadıkları beşeri sistemleri savunan ya da gündemlerini bu beşeri sistemleri tartışmakla dolduran, beşeri sistemin partilerinden birini savunan ya da sempatizanı olan kimselere islamcılar adı verilir. İslamcılar kendi aralarında müşrik, münafık, fasık, mürted, sapık ve zalim gibi sınıflara ayrılmalarına rağmen bu sıfatlarını hiçbir şekilde kabul etmezler. (Mekke müşrikleri de kendilerini müşrik olarak kabul etmiyorlardı.) İslamcılar, yaşadıkları ülkede her alanda faaliyet gösterirler; kimileri politikacıbürokrat, kimileri yazar-çizer, kimileri esnaf-tüccar, kimileri öğrenci ve halktır. Politikacı-bürokrat sınıfına giren İslamcılar, bulundukları görevi, ülkedeki mevcut rejimin belirlediği esaslar içinde en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırlar.“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kafirlerdir,....zalimlerdir,... fasıklardır.” (5/44,45,47) hükmünü bile bile bulundukları görevi, mevcut küfür rejiminin kurallarına göre ifa ederler. Bu islamcılar, toplum içinde kendilerine müslüman görüntüsü vermek için İslam’ın namaz, oruç, hac ibadetlerini de yapmaktan ve bazı İslami söylemleri kullanmaktan da geri kalmazlar. Yazar-çizer sınıfındaki islamcılar ise, gündemlerini ya içinde yaşadıkları beşeri sistemin çarpıklıklarıyla ya kendilerine özgü kimi hatıra ve seyahatlarıyla ya da kimi insanların dedikodularıyla, eksiklikleriyle doldururlar. Bunlar için toplumun küfür, şirk, fısk, nifak, bid’at ve hurafe içinde çırpınması hiçbir şey ifade etmez. İslami esasların topluma ulaştırılması ise, zaten yabancısı oldukları ve hiç değinmedikleri konulardır. Ancak, Peygamberin varisi olduklarını da, her vesile ile ima etmekten 9 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 12

Kur’an’a Davet haya etmezler. Toplumu beşeri, küfür rejiminin bir mezhebine (partisine) yamamak, hatta taptırmak için ne gerekiyorsa onu yaparlar. Yazdıkları yazı ve makalelerde, baştan sona, İslam nokta-i nazarında şirk ve küfür dolu olduğu halde, yazılarının içinde ya da sonunda “dua ve selam ile” türünden ifadelere yer verirler. İslamcıların esnaf ve tüccar olanları ise, ticaretlerinde tıpkı bir materyalist gibi hareket ederler. Kapitalizmin katı ve zalim kuralları, bunların arayıp da bulamadıkları kurallardır. Kimileri, göz boyamak ve kimi insanları kandırıp kendilerini tatmin etmek için yığdıkları sermayelerinin çok cüz’i bir kısmını -sözümona- zekat diye verirler ki bu verdikleri, bırakın devede kulak olması, filde pire bile olamaz. İnsanları sömürmeyi marifet bilen bu İslamcıların sattıkları mallar, piyasadaki benzerlerinden çok daha pahalıdır. Bu İslamcılar kazandıkları sermayelerini, Allah yolunda, O’nun dininin yücelmesi ve topluma ulaştırılması uğrunda harcamadıkları ve bu nedenle bunların cehennem ateşinde kızdırılarak vücutlarının kimi bölümlerine yapıştırılacağını(9/34-35) bile bile, mal yığıp biriktirirler(104/2-9). Öğrenci-halk yığınlarını oluşturan İslamcılar için aslolan, okullarını bitirmek, günlük hayatlarını sürdürmek ve taraftar ya da sempatizanı oldukları partinin propagandasını yapmaktır. Özellikle kız öğrenci islamcılar, her türlü gayri İslami duruma, sırf okullarını bitirip 25x35 ebatında karton diploma almak için göz yumarlar. Öğrenci-halk sınıfındaki islamcılar, İslam’ı değil, önder edindikleri kimselerin söylediklerini esas alırlar ve yaptıklarını Allah rızası için değil, önder edindikleri kimselerin rızası için yaparlar. Tabii ki önder edindikleri kimseden ayrıldıkları zaman da İslam adına yaptıkları her şeyi bitirirler. Örneğin, Kur’an okuyorlarsa onu bırakır, infak ediyorlarsa onu keser, sohbetlere gidiyorlarsa ondan vazgeçerler. Çünkü, onlar için önder edindikleri ağabeyleri esastır; bu esas bitince herşeyi bitirirler. Üstelik bunlar, “Muhammed, ancak bir rasuldür. Ondan önce de rasuller gelip geçmişti. O halde o, ölür ya da öldürülürse siz topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topuğu üzerinde geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.” (5/144) ayetini ve Rasulullah(as)’ın öldüğünde Hz. Ebu Bekir’in: “Kim Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki o, ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa, Allah diridir.” sözünü bilmelerine rağmen... Yukarıdan beri sayılan tüm bu islamcıların içinde öyle bir grup daha var ki, Nisan-Mayıs-Haziran/ 1 9 9 9 10

[close]

p. 13

Müslümanlar ve İslamcılar bunların tedavi edilip düzeltilmeleri mümkün değildir. Bunlar, öğrendikleri yalanyanlış bilgileri din zannederek alır ve din adına, her türlü gayri İslami hareketi yapmaktan çekinmezler. Bunlar, yüce Allah’ın Kitab’ını ve Rasululah(as)’ın en güzel örnekliğini bir kenara bırakarak alim(!) addettikleri kimselerin görüşlerini öne çıkarırlar. Yüce Allah’ın Kitab’ı ve Rasulullah(as)’ın örnekliği hatırlatıldığında ise, şiddetli bir tepki gösterip saldırganlaşırlar. Bunlar yahudiler gibi, başkalarının mallarını almayı, hırsızlık yapmayı ganimet; yalan söylemeyi takiyye; başkalarını, ellerinde Kur’an ve Sünnet’ten hiçbir delil bulunmadığı halde karalayıp tekfir etmeyi din sanan, hevalarını ya da ilah edindikleri önderlerini ölçü kabul eden hırsız, yalancı ve saldırgan olan bu grup, İslam için en zaralı ve en tehlikeli gruptur. Tüm islamcılara sesleniyoruz: Gelin, Kur’an’ın tarif ettiği, Rasululah(as)’ın en güzel bir örnek olarak ortaya koyduğu şekilde müslüman olunuz. Üç günlük dünya hayatının sonunda gidip yüce Allah’a hesap vereceksiniz. Kur’an’dan ve en güzel örnek olan Rasululah(as)’ın örnekliğinden hesaba çekileceksiniz. Dünya hayatında Kur’ani hareket etmediğiniz için, o dehşetli günde hesabınızı veremezseniz, kendinize yazık eder, ebedi hüsrana uğrarsınız. Açın, Kur’an’ı okuyun, anlayın va onu hayat prensipleri olarak yaşayın; kurtuluşunuz ancak bundadır. Hiç kimseyi ve değeri Kur’an’ın önüne almayın; hiçbir örneği ve önderi Rasululah(as)’a tercih etmeyin. Dil ile ifade ettiğiniz Kur’an ve Sünnet’i esas alarak bunların tarif ettiği gerçek müslümanlardan olun. Sözle müslüman olunmaz; müslümanlık inanılan esaslara bir teslimiyet, bir yaşam biçimidir. Gelin ey islamcılar, kendinizi aldatmayı bırakın, son pişmanlık fayda etmez. Ölçülerinizi Kur’an’dan, davranışlarınızı Rasululah(as)’ın örnekliğinden alınız. Unutmayınız ki; “Allah ve Rasul’ü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü’min bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (33 AHZAB, 36) Kur’ani gerçekleri tahrif eden İslam düşmanlarına karşı kalemini kılıç gibi kullanan; zulme uğrayan mazlum, zayıf, kimsesiz ve yoksul insanların haklarını savunan, emrolunduğu gibi dosdoğru hareket eden, rejimin gündeminde boğulmayan, müslümanların sorununu kendi sorunu bilen, küfre, şirke ve zulme karşı taviz vermeden göğsünü siper, kalemini ok olarak kullanan yazarları tenzih ediyoruz. Yüce Allah(cc) onların hidayetlerini, imanlarını, ilim ve cesaretlerini artırsın. (Amin) *Bu ifadeden, yazdıkları yazılarla vahyi esasları insanlara anlatmaya çalışan, İslam’a saldıran ya da 11 Kur’ani Mücahede/15

[close]

p. 14

Yorum İFLAS EDEN REJİMİN TAZE KAN ARAYIŞI -18 NİSAN SEÇİMLERİToplumlar da tıpkı insan gibi doğar, yaşar ve ölürler. Bu, yüce Allah’ın uygun gördüğü bir yasadır. İnsanlık tarihi boyunca sayısız toplumlar ve rejimler gelip geçmiştir. Her toplum, tıpkı insan gibi doğmuş, gelişmiş, gençlik ve olgunluk çağını yaşamış ve sonuçta ölmüştür. Bu yasa, kaçınılmaz olarak her toplum için aynıdır. Tarih gelip geçen toplumların kalıntılarına tanıklık yapmaktadır. İnsanlar gibi, toplumların da kaçınılmaz sona ulaşacaklarını kainatın sahibi yüce Allah (cc) haber vermektedir. “Her ümmet için bir ecel (süre) vardır. Onların ecelleri geldiği zaman, ne bir saat geri bırakılırlar, ne de ileri geçerler.” (7 A’RAF, 34) Tarih çöplüğünü karıştıranlar, burada bir çok iyi, adil ve güçlü toplumların kalıntılarıyla karşılaşacakları gibi, nice zorba kavimlerin, nice kanlı, despot ve totaliter diktatörlerin kirli, kara kalıntılarıyla da karşılaşırlar. Bu diktatörler, yaptıkları zulüm oranında tarih sayfalarını kirletmiş, kara bir leke olarak bu sayfalarda yerlerini almışlardır. Her diktatör kişi, toplum ya da rejimler ve bunların şakşakçıları olan yağcı yardakçıları, bulundukları dönemlerde zulümlerini icra ettirdikleri zamanlarda, ellerindeki askeri ve mali güçlere bakıp aldanarak, kendilerini en güçlü totaliter ve despot güç zannederek, toplumlarına zulmetmiş, onlar üzerinde baskı kurmuşlardır. Oysa onların en güçlü despotlar olmadıklarını, tarihte kendilerinden güçlü nice despotların bulunduğunu yine yüce Rabb’imiz bildirmekte ve tarih buna şahitlik yapmaktadır. “Onlardan önce nice nesiller helak ettik onlar, eşyaca ve gösterişce daha güzeldi.” (19 MERYEM, 74) “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelenlerin sonunun nasıl olduğunu görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allah, onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah’tan koruyan olmadı.” (40 MÜ’MİN, 21) “Onlardan önce nice nesiller helak etmiştik ki, onların tutuşu onlardan daha kuvvetli idi, memleketleri delmişlerdi. (Allah’ın azabından) kurtu- Nisan-Mayıs-Haziran/ 1 9 9 9 12

[close]

p. 15

İlas Eden Rejimin Taze Kan Arayışı luş var mı? (50 KAF, 36) “Sizin kafirleriniz ötekilerden güçlü mü? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mi var? (54 KAMER, 43) Kur’ani gerçekler, yaptıkları zulümleriyle beraber tarih çöplüğünün derinliklerine fırlatılan despot, totaliteler ve kanlı diktatörlerin varlığını haber vermekte ve sonradan gelen diktatörlere ve onların yağcı yardakçılarından, bu ibretleri düşünüp kendilerine çeki-düzen vermelerini istemektedir. Şu bir gerçektir ki, hiçbir diktatör, ölümü, hayatının ve saltanatının sona ermesini kabul etmez. Ölümü ve saltanatlarının bir gün yerlebir olacağını kendilerine hatırlatanları, en ağır şekilde cezalandırmaya kalkışan diktatörler, zulümlerini, saltanatlarını, diktatörlüklerini sürdürmek için çırpınmışlar, çeşitli alternatif çözümlere başvurmuşlar, ancak acı sondan kurtulmaları mümkün olmamıştır. Bugün idaresi altında yaşamaya mahkum edildiğimiz demokratik diktatörlük de, tarihteki diğer diktatörlerin akibetine ulaşmak üzeredir. Bu son, kaçınılmazdır ve yüce Allah’ın takdir ettiği saatte, tarih çöplüğündeki yerini alacaktır. Ne rejimin kaymağını yiyenler, ne de bu rejime yaltaklanan yağcı bel’am ve samiri soylu yazar, çizer takımı bu acı sonu engelleyemeyeceklerdir. Bu, yüce Allah’ın taktir ettiği bir şeydir, bundan kaçınmak mümkün değildir. Kuruluşundan bugüne kadar çeşitli evrelerden geçen ve tabir yerinde ise, çocukluk, gençlik, olgunluk dönemlerini yaşayan, bu aşamalarda tutulduğu amansız hastalıklardan, çeşitli operasyonlarla ayakta tutulmaya uğraşılan, ancak her operasyon sonucunda yine yatalak vaziyette hasta olan demokratik diktatörlük, ihtiyarlık dönemine ulaşmış durumdadır. Zaten bu ülkede yaş ortalaması yetmiş-yetmiş beştir. Demokratik diktatörlük de bu ortalamayı doldurmuş bulunmaktadır. Şu anda, ortalamayı aşan kimi insanlar gibi, biraz daha yaşamak için çaba sarfetmekte, her an malum ve meşhur doktorlarının(!) malum operasyonunu beklemektedir. Şu dönemde ise, operasyondan önceki müdaheleler yapılmakta, taze kan pompalanmaya çalışılmaktadır. İşte 18 Nisan seçimleri, rejime taze kan pompalama çabalarından başka birşey değildir. Ancak unutulan birşey var; kanı alınmaya çalışılan mevcut partiler, yıllardır aynı kanı verdiklerinden dolayı bir sonuç elde edilemiyor. Çünkü verilecek kanlar hem bayatKur’ani Mücahede/15 13

[close]

Comments

no comments yet