14. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2

Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafirlerdir. (5 MAİDE, 44) KUR’ANİ MÜCAHEDE SAYI:14 SÜRELİ, ÜÇ AYLIK DERGİ O C A K - Ş U B A T - M A R T/ ’99 İÇİNDEKİLER 1 BİSMİLLAH 4 KUR’AN’A DAVET Toplumu İdare Edenlere Kur’ani Uyarı 12 YORUM Kur’an’a Muhalif Hareket Bölücülük 17 GÜNDEM Gündemsizlik 21 TEFSİR Tekvir Suresi (1-14. Ayetler) 30 AÇIKLAMA İstiklal Mahkemeleri ve Ondört Ay Daha Gözdağı 33 OKUYUCULARIN DİKKATİNE (17 İ SRA, 9) SAHİBİ VE YAZI İŞLERİ MÜD. Ramazan YILMAZ YAZIŞMA ADRESİ Ramazan YILMAZ PK. 1249 06047 Ulus/ ANKARA BANKA HESABI TC. ZİRAAT BANKASI 30003-3156-074 Dışkapı/ANKARA POSTA ÇEKİ HESABI Ramazan YILMAZ. 888880 ANKARA BÜRO İrfan Baştuğ Cad. Nur apt. 5/25 Y. Beyazıt Meydanı/ANKARA ☎ : 0 (312) 309 21 26 DİZGİ Mustafa YILMAZ DÜZENLEME - TASHİH Nermin ÇEVİK Üç Ayda Bir Yayınlanır. Sürelidir. “Gerçekten bu Kur’an en do ğ ruya iletir.”

[close]

p. 3

Bismillah Tarihin her dönemine İslam’ın damgasını vuran, zulmün, her köşesini kapladığı dünyayı, getirdikleri vahyi mesajla huzur ve güvene kavuşturup adaleti ikame eden ya da etmeye çalışan risalet önderlerine ve Tevhid erlerine karşı hem zorba yönetimler, hem de bu zorba yönetimlere alkış tutan müşrik toplum tarafından baskı yapılmış, risalet önderleri ya şehid edilmişler, ya da yurtlarından hicrete zorlanmışlardır. Bu durum, Tevhid-şirk mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak her dönemde tekrarlanmıştır. Yüce Allah (cc), zulmün ortalığı kapladığı, zalimlerin masum insanları ezip sömürdükleri her dönemde, insanlığın kurtuluşuna vesile olacak peygamberler göndermiştir. Ancak bu elçi gönderme, Hz. Muhammed (as) ile son bulmuştur. Elçi gönderilmeyen dönemlerde ise, Tevhid erleri, insanları vahyi esaslara ve yüce Allah’a davet etmişlerdir. Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud’a ve Ashab-ı Karyetin’e (kasabalılara) giden davetçiler, elçi gönderilmeyen dönemlerde vahyi esasları insanlara ulaştıranlardan yalnızca birer örnektirler. Bugün artık yeni bir elçi gönderilmeyecektir. Elçilik görevini günümüzde, tamamlanmış olan Kur’an’ı okuyup anlayan ve ona teslim olan Tevhid erleri yerine getireceklerdir. Ancak bunlar elçi değil, davetçidirler. Elçi olduklarını iddia edenler, yüce Allah’ın üzerine yalan atan kimselerdir. Hz. Muhammed(as)’den sonra onun yolunda olan mü’minler, kendi dönemlerinde, insanları saptıran zalimlere ve bu zalimlere destek olan müşrik topluma Tevhidi esasları duyuracaklardır. Bu duyurma, Kur’an’ın insana yüklediği bir sorumluluk ve görevdir. Bu görevi yapmamak, savsaklamak, sorumluluktan kaçmaktır ki, bu yüce Allah’a isyan etmektir. Çünkü yüce Allah (cc), insanların kurtuluşa ve hidayete ulaşmaları için, Kur’an’a vakıf olan mü’minlerin, mutlaka Kur’ani mesajı insanlara iletmelerini istemektedir. “Sizden öncekilerden bakiyye sahipleri, kendi dönemlerindekileri, yeryüzünde fesat çıkarmaktan menetselerdi olmaz mıydı? Ancak onlardan kurtardığımız çok az kimse (bunu yaptı). Zulmedenler, kendilerine verilenin peşine düşüp azdılar ve suç işleyenlerden oldular.” (11 HUD, 116) Bugün, “Kur’an” diyen, Rasulullah (as)’ı örnek edindiklerini iddia eden kimseler, iman ettikleri Kur’an’ın kendilerine yüklediği sorumluluklarını idrak edip, şirk ve dalalet içinde yüzen topluma ve toplumu köleleştiren egemen şirk düzeninin diktatör idarecilerine hakkı ulaştırmaya çalışmalıdırlar. Bu hakkı Kur’ani Mücahede/14 1

[close]

p. 4

Bismillah ulaştırma görevini, münferit olarak (tek başına hareket ederek) değil, aynı davaya iman eden diğer mü’minlere birlikte hareket ederek yerine getirmek imani bir zorunluluktur. Bu, hem mesajın daha etkin olarak duyurulmasını, hem sorumluluğun paylaşılmasını, hem de insanların bu mesaja güven duymalarını sağlar. Yüce Rabb’imiz bu konuda bizi uyararak şöyle buyuruyor: “Sizden hayra (İslam’a) çağıran, iyiliği emredip kötülüğü nehyeden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (3 AL-İ İMRAN, 104) Bir toplumda sorumluluklar ortak, yetenekler farklı farklıdır. Ortak olan sorumluluğun yerine getirilebilmesi, ancak farklı yeteneklerin bütünleşmesiyle mümkündür. İslam cemaatindeki bireylerin bir kısmı belli bir mali güce sahipken, bir kısmının cesareti, gücü ve ataklığı daha fazla, bir diğer kısımının ise konuşması, bilgisi, ikna kabiliyeti güzel ve etkileyicidir. Bu nedenle, İslam’a çağırma, iyiliği emredip kötülükten nehyetme görevi, doğal olarak, bilgisi ve konuşma kabiliyeti güzel olanların olacaktır. Diğer insanlardan mali bir güce sahip olanlar, mallarıyla ve paralarıyla, bedeni güce sahip olanlar ise, güçleriyle davetçi mü’minlere destek ve yardımcı olacaklardır. Bu, cemaat olmanın bir gereği ve zorunlu bir sonucudur. Kendilerinde bulunan mali ve bedeni güçlerini ortaya koymayanlar, hem müslümanlara hem Kur’an’a hem de davaya ihanet etmişler, böylece İslam davasının dışına çıkarak mürted olmuşlar ve Allah’a isyan etmişlerdir. Bu nedenle her müslüman, kendisinde bulunan yetenekleri ve imkanları mutlaka diğer müslümanların yetenek ve imkanlarıyla birleştirmek zorundadır. Müslümanların, güç ve yeteneklerini birleştirmeleri sonucunda İslami mesaj daha etkin, daha hızlı ve daha güzel bir biçimde müşrik topluma ulaşacak ve böylece zorba yönetimlerin, zulümleriyle kararttıkları dünya daha çabuk aydınlanacaktır. O zaman İslam’ın rahmet ve mağfireti tüm insanları kuşatacak, insanlar bu rahmet, mağfiret ve adalet nizamına, işte o durumda fevc fevc yönelecekler ve topluma tam bir güven ve huzur hakim olacaktır. İşte ilahi müjde: “Allah sizden, iman edip salih amel işleyenlere va’detti; onları da yeryüzünde hükümran (halife) kılacak, tıpkı onlardan öncekileri hükümran kıldığı gibi. Ve onlar için razı olduğu dinlerini sağlamlaştırarak korkularının ardından kendilerini güvene erdirecektir. Onlar bana kulluk ederler ve bana Ocak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 2

[close]

p. 5

Bismillah hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ve kim bundan sonra inkar ederse işte onlar fasık (yoldan çıkan)lardır.” (24 NUR, 55) Yüce Allah’ın rızasını kazanmak, zulmün, şirkin, fıskın, nifak ve fesadın yokolmasını, İslam’ın rahmet, adalet ve aydınlığının yeryüzünü kaplamasını ve yeryüzünde egemen olmasını isteyen tüm müslümanlar, mutlak manada ya kendi çağlarının davetçileri olacaklar ya da kendi çağlarındaki davetçilere, kendilerinde bunlunan güç ve yetenekleriyle destek vereceklerdir. Aksi halde, yüce Allah (cc) yolunda harcamadıkları malları kendileri için birer azap aracı olacaktır. “...Altun ve gümüşü biriktirip onları Allah yolunda harcamayanlar, işte onlara acı bir azabı müjdele. O gün cehennem ateşinde onların üzeri ısıtılır; bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: ‘İşte bu, nefisleriniz için yığdıklarınız, yığdıklarınızı tadın! (denilir).” (9 TEVBE, 34-35) Bunlar, Allah (cc) yolunda mallarını harcamayarak toplumun diktatörler tarafından ezilmesine, sömürülmesine ve dikta rejimin zulmünün devam etmesine yardımcı olmuşlar, İslami esasların topluma ulaşmasını engellemişlerdir. Ey içinde yaşanılan çağın Ashab-ı Kehf’i, Ashab-ı Uhdut ve Ashab-ı Karyetin davetçileri olmak ve yüce Allah’ın rızasını kazanıp O’nun vereceği sonsuz mükafatlara ulaşmak isteyenler! Vakit kaybetmeden yüce Allah’a yönelip Kur’an’a sarılın ve Kur’an’ın belirlediği, Rasulullah(as)’ın pratize ettiği esaslar çerçevesinde bütünleşin. “Ve topluca Allah’ın ipine sarılıp ayrılmayın...” bulundukları yerde ayaklarını sabit kılar(47/7). O halde, hiç vakit kaybetmeden diğer mü’minlerle hemen velayet (9/71) ve sırdaşlık (9/16) hukukunu oluşturunuz ki yüce Allah(cc), kalbinizi bağlayıp kıyam etmenize ve müşrik toplumu Tevhidi esaslara davet etmenize yardım etsin(18/13-15). Biz mü’minler, ancak yüce Allah’ın yardımı ile davet görevimizi müşrik topluma ve diktatör yöneticilere ulaştırabiliriz. O’nun yardımı olmadan hiçbir şey yapamayız. O’nun yardımı ise ancak, Kur’ani ölçüler içerisinde hareket edenlerin üzerine olacaktır. 3 Kur’ani Mücahede/14 (3/103), “Allah’a ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Sabredin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir”(8/46). Allah yolunda bütünleşip kenetleşin, “Çünkü Allah, kendi yolunda, kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (61/4). Unutmayınız ki, yüce Allah kendi dinine yardım edenlere yardım eder ve

[close]

p. 6

Kur’an’a Davet TOPLUMU İDARE EDENLERE Toplum olarak bir arada yaşamanın ilk ve en önemli şartı hiç şüphesizdir ki, toplumu oluşturan fertlerin, hangi inanca ya da etnik kökene sahip olurlarsa olsunlar, birbirlerine ve birbirlerinin inançlarına saygı göstermeleri, birbirlerinin haklarına, özgürlüklerine, inançlarına, ırk, dil ve renklerine müdahele etmeden, saldırgan bir tutum takınmadan yaşamalarıdır. Kur’an’ı Kerim, insanların değişik kabile ve milletlere ayrıldıklarını, birinin diğerine herhangi bir üstünlüğünün bulunmadığını, üstünlüğün ancak takvada (Allah’ın emrine tabi olmada ve O’ndan sakınmada) olduğunu bildirmektedir: “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstün (kerim) olanınız, en çok korunanınızdır. Muhakkak ki Allah bilendir, haber alandır.” (49 HUCURAT, 13) KUR’ANİ UYARI Rasulullah(as) da bu gerçeği şöyle vurgulayarak, üstünlüğün ancak takvada (Allah’tan sakınmakta) olduğunu bildirmektedir: “Arabın aceme (Arap olmayana) acemin Araba bir üstünlüğü yoktur. Sizin en üstün olanınız Allah’tan en çok sakınanızdır.” (Hadis-i Şerif) Yüce Allah(cc), insanların inançlarına zorla müdahele etmeyi yasaklar ve gerçeklerin apaçık bir şekilde ortaya konulmasından sonra insanların, inanıp inanmamaları hususunda serbest bırakılmalarını tavsiye eder. “Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan ayrılıp belli olmuştur. Kim tağutu (Allah’ın hükmünü hiçe sayanı) inkar edip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (2 BAKARA, 256) İnanç özgürlüğü, yalnızca putlara tapan, tağuti sistemlere itaat eden putperest kafirler için değil, aynı zamanda yahudi ve hristiyanlar için de geçerlidir. “De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin; yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah’tan başka rabler edinmeyelim.’ Şayet yüz çevirirlerse ‘Şahit olun, biz Ocak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 4

[close]

p. 7

Toplumu İdare Edenlere Kur’ani Uyarı müslümanlarız!’ deyin.” (3 AL-İ İMRAN, 64) “Biz Kitab’ı, insanlar için, sana hak ile indirdik. Artık kim yola gelirse kendi yararınadır, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.” (39 ZÜMER, 41) Bu ilahi gerçekler ve Rasulullah(as)’ın Sünneti de göstermektedir ki, İslam dini, yüce Allah’a davet adına da olsa, hiç kimseyi zorlamamakta, insanları özgür iradeleriyle başbaşa bırakmaktadır. Bu konuda bir örnek de Hz. Ömer(r.anh)’dir. Hz. Ömer (r.anh), halife olduğu, herkesin kendisinden çekindiği ve kendisine saygı gösterdiği bir dönemde, hristiyan olan kölesine, müslüman olmasını teklif eder; köle, Hz. Ömer’e “ya emir-el mü’minin, şayet emrediyorsan müslüman olayım, beni kendi irademe bırakırsan, ben hristiyan olarak kalmak istiyorum” der. Bunun üzerine Hz. Ömer(r.anh), “Hayır emretmiyorum, dilediğin gibi hareket et” der. Bu ve benzeri örnekler, İslam tarihinde sayılamayacak kadar çoktur. Tarihin her döneminde İslam’ın ortaya koyduğu ölçü budur. Bu ölçü dışında ortaya çıkan durumların İslam’la hiçbir ilgisi yoktur. Bugün Türkiye toplumunu oluşturan insanların, ayrı etnik kökene ve ayrı inanca sahip oldukları her aklı selimin malumudur. Cumhurbaşanının hemen her vesile ile ifade ettiği, basında ve TV’de yayınlanan: “Farklı inanç ve etnik kökene sahip olmamıza rağmen bir arada huzur içinde yaşamalıyız” ifadeleri de bu konunun böyle olduğunu göstermektedir. Ayrı etnik kökene ve farklı inanca sahip insanların bir arada huzur içinde yaşamaları, bunların ancak birbirlerinin hukukuna saygı göstermeleri, birbirlerinin varlıklarına tahammül etmeleri, karşılıklı insan haklarına dayalı ortak paydalarda birleşmeleri ile mümkündür. Oysa idareniz altındaki Türkiye’de bugün, müslüman kimliği taşıyan ya da bu kimliği taşıdığı zannedilen insanlara karşı, devletin imkanlarını eline geçiren kimi insanlar tarafından, her yönüyle topyekün bir savaş başlatılarak müslümanlar ve müslüman zannedilenler sindirilmeye çalışılmakta, onlara yapılan baskı ve zulüm son haddine varmış bulunmaktadır. Siz idareciler ise, bütün bunlara adeta seyirci kalmakta ve destek olmaktasınız. Bir toplumda yaşayan insanların farklı etnik kökene ve inanca sahip olmaları, gücü elinde bulunduran zümrenin bağlı olduğu etnik grubun, başka 5 Kur’ani Mücahede/14

[close]

p. 8

Kur’an’a Davet etnik kökene ve inanca sahip insanları sindireceği, onlara baskı ve zulüm yapacağı anlamına gelmez, gelemez de. İnsanlar üzerinde baskı kuran, kendi çarpık ideolojilerini insanlara zorla dayatanlar, hiç şüphesizdir ki, beşeri ideolojilerle insanları yöneten sistemler ve diktatör yöneticilerdir. Tarih bunların örnekleriyle doludur. Daha doğrusu tarih, bu tür diktatörlerin yaptıkları zulümlerle kapkara bir görünüm arzetmektedir. İşte bunlardan bir örnek: Kendisini toplumun üstünde tek otorite, erişilmez bir kudsiyete sahip gören Fir’avn, toplumunu çeşitli partilere bölerek bunlardan bir kısmının erkeklerini kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Bununla da yetinmeyen Fir’avn, kendisini yüce Allah’a iman etmeye davet eden Hz. Musa(as) ve beraberindeki müslümanları, imanlarından döndürmek için, kol ve bacaklarını çaprazlama kesip kazıklara çakmakla tehdit ediyordu. Aynı durumun bir benzeri bugün de yaşanmaktadır. Bugün Türkiye’de Kemalist ideolojiye sahip olan ya da çıkarları gereği bu ideolojiden yana görünen kimi çıkar grupları ya da kimseler, müslüman kimliği taşıyan ya da taşıdığı zannedilen kimselere hayat hakkı tanımamakta, bu kimselerin fıtri olan haklarını dahi ellerinden almaya çalışmaktadırlar. Bunun anlamı ise, yüce Allah’a karşı savaş açmaktır. Yüce Allah (cc), insanların bir kısmını diğer bir kısmına oranla mali yönden zengin kılmış, insanların birbirlerine iş gördürerek toplumsal dayanışmayı sağlamalarını istemiştir. Devlet örgütü, toplumun bütün bireylerinin mali ve bedeni güçlerinden oluşan en büyük güçtür ve toplumdaki birçok insan, rızkını bu büyük güce hizmet ederek elde etmeye çalışmaktadır. Ancak geçici bir süre için devletin gücünü ellerine geçirenler, kendilerinden görmedikleri insanlara hayat hakkı tanımamakta, onların rızıklarıyla oynamaktadırlar. İnsanların rızıklarıyla oynayanları ise, yüce Allah(cc) şöyle uyarmaktadır: “Rabb’inin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki, biri diğerine iş gördürebilsin. Rabb’inin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.” (43 ZUHRUF, 32) Kur’an’ı Kerim, insanların rızıklarıyla oynayanların ve onların haklarını gasOcak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 6

[close]

p. 9

Toplumu İdare Edenlere Kur’ani Uyarı bedenlerin, yüce Allah’ın verdiği nimeti inkar eden kafirler olduklarını bildiriyor: “Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara rızıklarını verip hepsi rızıkta eşit olmuyorlar. Allah’ın nimetini mi inkar ediyorlar?” (16 NAHL, 71) Görüldüğü üzere, rızkı veren yüce Allah’tır. Yüce Allah’ın verdiği rızkı insanlardan esirgeyerek insanları bu rızıklardan mahrum edenler, yüce Allah’a açıkça savaş açmışlardır. Bugün inançlarından dolayı insanların işlerinden atılmaları, haklarında kovuşturma yapılması, yüce Allah’a karşı yapılan savaşta gelinen noktayı göstermektedir. Diğer taraftan kılık-kıyafetlerinden dolayı insanların eğitim hakları ellerinden alınmakta, sırf bu nedenden dolayı haklarında takibat açılmaktadır. Yüce Allah’ın emri olan örtüden duyulan rahatsızlığı ortaya koymakta olan bu tutum yüce Allah’a karşı savaş açmak demektir. Çünkü örtü, yüce Allah’ın kesin emridir. “Mü’min kadınlara söyle, bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler; ancak kendiliğinden görünenler müstesna. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar, süslerini kimseye göstermesinler...” (24 NUR, 31) “Ey Nebi, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, örtülerini üstlerine salsınlar; onların (müslümanca) tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (33 AHZAB, 59) Yüce Allah’ın bu emirlerine göre hareket eden insanlara, devletin imkanlarını ellerine geçirenler tarafından mürteci damgası vurularak bunlar haksız yere işten atılmakta, okula alınmamakta ve haklarında soruşturma açılmaktadır. Diğer taraftan, düşünen müslüman aydın ve yazarlara, kimi savcı ve hakimler tarafından olmadık iftiralar atılarak suçsuz yere cezalandırılıp mahkum edilmektedirler. Bunlara bir çok örnek verilebilir: Örneğin, yazarımız hakkında verilen mahkumiyet kararları ve yeni açılan soruşturma dosyaları ile Nurettin Şirin, Müslüm Gündüz ve cezaevlerinde bulunan birçok müslüman genç hemen hepsi, yalnızca İslami kimlik taşıdıkları düşüncesiyle mahkum edilmişlerdir. Daha önceki birçok yazımızda da belirttiğimiz üzere dünyada, diktacı 7 Kur’ani Mücahede/14

[close]

p. 10

Kur’an’a Davet rejimlere ve diktatörlere karşı yapılan halk hareketlerinin temelinde, halka ve onların önderlerine yapılan baskı ve zulüm yatmaktadır. Bu baskı ve zulüm, idareniz altındaki Türkiye’de son haddine varmış bulunmaktadır. Bunun sonucunda, birçok bürokratın da her vesile ile ifade ettiği gibi, sosyal patlamaların başgöstermesi kaçınılmazdır. Sosyal patlamaların sonucuna ise, elbette buna sebep olanlar katlanacaklardır. Bizim, bu konuda üzerinde durduğumuz iki husus vardır: Birincisi, birarada yaşamanın gereklerine uyulması, ikincisi ise, siz idarecelerin yüce Allah’a karşı işlediğiniz suçlar. Birincisi; ayrı etnik kökene ve farklı dinlere de mensup olsak, birbirimizin ulusal kimliğine ve inancına saygılı olmak zorundayız. Birarada yaşayan insanların yapmaları gereken şey budur. Aksine hareket etmeye kalkışanlar, sebep olacakları huzursuzluğun ve ortaya çıkacak kaosun sonucuna katlanmak durumundadırlar. Kur’an’ı tek ölçü, Rasulullah (as)’ı en güzel örnek ve önder edinen biz müslümanlar, yüce Allah’ın indirdiği esaslara olan iman ve teslimiyetimizin gereği olarak, bizden olmayan ve kemalizm, sosyalizm, marksizm, faşizm gibi beşeri; hristiyanlık ve yahudilik gibi tahrif edilmiş ilahi dinlere mensup olanları dinimize girmeye hiçbir şekilde zorlamıyoruz, zorlayamayız da... Çünkü yüce Rabb’imiz bizden böyle hareket etmemizi ve insanların seçimlerini özgürce yapmalarını istiyor: “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan ayrılıp belli olmuştur. Kim tağutu (İslam dışı düzenleri) reddedip Allah’a inanırsa muhakkak ki o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (2 BAKARA, 256) Bizler, müslümanlar olarak, diğer din ve ideolojilere mensup olan insanlara baskı ve zulüm yapmaktan kaçınırken, özellikle kemalizm ideolojisini din edinen kimi laik kimseler, ellerine geçirdikleri devletin güç ve imkanlarını kullanarak, müslümanlara ya da müslüman kimliği taşıdığını zannettikleri kimselere karşı bütün hınçlarıyla saldırmakta, adeta bunlara kin kusmaktadırlar. Özellikle bazı savcı ve hakimler, adeta “kanun benim” deyip, müslümanları mahkum etmek adına, iman ettikleri kanunları bile hiçe sayarak hareket etmektedirler. Bu konuda verilmiş kimi mahkeme kararlarına bakıldığında bunların nasıl maksatlı hareket ettikleri görülecektir. Ocak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 8

[close]

p. 11

Toplumu İdare Edenlere Kur’ani Uyarı Savcı ve hakimlerden bazıları, kavramları birbirine karıştırmakta, eleştirileri ve tenkitleri, zoraki hakaret ve tahkir olarak değerlendirip, adeta istiklal mahkemeleri mantığıyla hareket ederek, ne pahasına olursa olsun müslümanları mahkum etmeye çalışmaktadırlar. Onların bu tür tavırları, hem toplumu huzursuz etmekte, hem de onlar, doğacak toplumsal sorunların vebalini yüklenmektedirler. Tarihe bakıldığında, masum insanlara baskı yapan ve zulmeden diktatörler ve yardımcılarının akıbetlerinin pek de iç açıcı olmadığı görülür. Yakın tarihte ve günümüzde cereyan eden halk hareketlerinin de, zorba diktatörlerin sonları konusunda ders almak isteyenlere yeterli bir öğüt olduğu kanaatindeyiz. Din ve ulusal kimlik farkı gözeterek insanlar arasında ayırım yapmak, toplumun bir kesmini üvey evlat muamelesine tabi tutmak, yüce Allah’ın, kullarına verdiği rızkı kesmek, kimi insanları, inançlarından dolayı eğitimden yoksun bırakmak, yüce Allah’ın Kitabı’na savaş açarak Kur’an kurslarını kapatmak, bütün bunları yapanlara ses çıkarmamak, bu yapılan zulümlere alkış tutmak, kişi ya da kişilere hiçbir şey kazandırmayacağı gibi, hem dünyada hem de ahirette çok şey kaybettirecektir. Yüce Allah (cc), masum ve mazlum kullarına zulmedenleri, her iki dünyada da rezil edecek ve en acı azaba sokacaktır. İkincisi; toplumu idare edenler, idare ettikleri toplumun sorumluluğunu yüklendiklerinden dolayı, hem topluma karşı hem de yüce Allah’a karşı sorumludurlar. Bu sorumlular, yüce Allah’a karşı kendi günahlarını yüklendikleri gibi, toplumun günahının da bir kısmını yükleniyorlar. Siz, Kemalizm ideolojisini din edinmiş kişiler olabilirsiniz. Bu dine mensup olmanız sizi, idare ettiğiniz müslümanlara ayrı muamele yapmanıza ya da farklı muamele yapanlara ses çıkarmamanıza bir neden teşkil etmez, etmemelidir de. Çünkü toplum, hem müslümanlardan hem de diğer din ve ideoloji mensuplarından meydana gelmekte ve bu devlete herkes vergi verip askerlik yapmaktadır. O halde, Kemalizmi din edinen bazı kimselerin, iki de bir çıkıp müslümanların inançlarına dil uzatmalarına, örtülü kızların başörtülerine müdahele etmelerine, inançlarından dolayı insanları işten atmalarına, devleti idare eden sorumlu kişiler olarak engel olmalısınız. Şayet yapılan bu zulümleri durdurmazsanız, doğacak her türlü sorumluluğun gühahı sizin üzerinize olacaktır. 9 Kur’ani Mücahede/14

[close]

p. 12

Kur’an’a Davet Şunu biliniz ki, son pişmanlığın, ne dünyada ne de ahirette sahiplerine hiçbir faydası yoktur. Yüce Allah(cc) şöyle buyuruyor: “Yoksa kötülükler işleyip de ölüm kendilerine gelince: ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenlere ve kafir olarak ölenlere tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.” (4 NİSA, 18) “(İman etmek için) illa meleklerin gelmesini yahut Rabb’inin gelmesini, ya da Rabb’inin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabb’inin ayetleri (azabı) geldiği gün, daha önce inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış kimseye artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: ‘Bekleyin, biz de beklemekteyiz.” (6 EN’AM, 158) Ey ileri gelenler, ey idareciler, işte ilahi ferman çok açıktır; sizin iman ettiğinizi iddia etmeniz, size herhangi bir fayda sağlamaz. Çünkü iman bir bütündür ve bütünü alınmadıktan sonra parça iman kişiye hiçbir şey kazandırmaz. Yüce Allah(cc), yarattığı kullarının tüm fiillerini düzenleyen kuralları indirdiği için, kullarının, bütün fiilleriyle, indirilen esaslara teslim olmalarını istemekte, aksi halde, kendisine ve Rasulüne savaş açıp sapıklığa düşeceklerini bildirmektedir. “Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü’min bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (33 AHZAB, 36) “Ve kim Allah’a ve O’nun Rasulüne karşı gelir, O’nun hudutlarını aşarsa, O (Allah) onu ebedi kalacağı bir ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (4 NİSA, 14) “Ve kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Rasul’e karşı gelir ve mü’minlerin yolundan bir başka bir yola uyarsa onu, döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!”(4 NİSA, 115) İşte bu ilahi buyruklar gereği, iman eden ya da iman ettiğini iddia eden bir kişi, bütüncül olarak iman etmelidir. İman etmek bunu gerektiriyor. Siz, bütün kurum ve kuruluşlarıyla yüce Allah’a isyanı şiar edinmiş olan bir devletin idaresini elinizde bulunduruyorsunuz ki, bu durumda İslam’ın tüm vecibelerini yerine getirmiş olsanız bile bu hiçbir şey ifade etmez. Çünkü, inandığınızı iddia ettiğiniz Rabb’iniz, kendi indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin kafir, fasık ve Ocak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 10

[close]

p. 13

Toplumu İdare Edenlere Kur’ani Uyarı zalim olduklarını bildiriyor. O halde, yüce Allah’ın şu emrine kulak vererek hemen Kur’an’a teslim olunuz. “De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları bağışlar. Elbette ki O, çok bağışlayan çok esirgeyendir. (Ancak) size azap (ölüm) gelip çatmadan Rabb’inize dönün, O’na teslim olun. (Öldükten) sonra size yardım edilmez. Rabb’inizden size indirilenin en güzeline tabi olun, size azab ansızın ve hiç farkında olmadığınız bir sırada gelmeden önce.” (39 ZÜMER, 53-55) Bugün sizlerin idaresi altında yaşamamız nedeniyle, bu uyarıyı yapmayı zorunlu gördük. Çünkü hem bizim yarın indi ilahide, Rabb’imize karşı, daveti size ulaştırdığımıza dair bir mazeretimiz ve elimizde bir belgemiz, hem sizin, nefsinizi yüce Allah’ın azabından kurtarmanız için bir hatırlatma olsun, hem de bizim elimizle bir insanın hidayet bulmasının mükafatına ulaşabilelim. Belki sizler, ya da bizi mahkum etmek için sebep arayan bazı savcı ve hakimleriniz, sizlere hakaret ettiğimizi iddia ederek hakkımızda önceki açılan davalara ek bir dava daha açacaklar. Bunu biliyoruz; ancak biz, yönetici olan sizlere bu daveti yapmadığımız zaman yüce Allah (cc), hakkı kimi korkulardan dolayı duyurmadığımız için bize daha sürekli ve daha büyük bir azap edecektir. Bu nedenle, bu duyuruyu sizlere yapmayı zorunlu ve gerekli gördük. Siz ve savcılarınız bu daveti nasıl değerlendirirseniz değerlendirin. Biz sizi Alemlerin Rabb’ine havale ediyoruz. Hüküm ancak yüce ve büyük olan Allah’ındır. Şunu iyi bilin ki, hiçbir şekilde hakaret etme düşüncemiz yoktur; zaten hakaret etmek ne ibadettir, ne de sevaptır. Diğer taraftan yüce Allah(cc), hakaret etmemizi yasaklıyor ve en güzel şekilde davet yapmamızı bildiriyor. Bu nedenle, sizlere bu daveti yapmayı imani bir görev olarak gördük. Öyleyse “size azap gelip çatmadan önce Rabb’inizden size indirilenin en güzeline tabi olun.”(39/54) KUR’AN’I BİLGİLENMEK İÇİN DEĞİL, YAŞAMAK İÇİN OKUYUNUZ. KUR’AN’I BİLGİLENMEK İÇİN OKUMANIN SONU AZGINLIKTIR. 11 Kur’ani Mücahede/14

[close]

p. 14

Yorum Kur’an’a Muhalif Hareket BÖLÜCÜLÜK Yüce Kur’an, kendisine tabi olan mü’min kullardan, topluca Allah’ın ipine sarılıp bölünmemelerini istemekte, bölücülüğün cehennem ateşine girmeye neden olduğunu(3/103), bölünüp parçalanmanın gücün gitmesine ve korkuya kapılmaya sebebiyet verdiğini(8/46), İslami esaslara sarılıp birlikte hareket etmeyenlerin şeytanın adımlarını takip ettiklerini(2/208), Kur’ani gerçeklere teslim olmayıp bölünenlerin hasetçi ve kıskanç kimseler olduklarını(2/213) ve bölücülerin gaflet içinde bulunduklarını(23/53-54) bildirmektedir. Bugün içinde yaşadığımız coğrafyada iman iddiasında olan ve Kur’anSünnet ölçüsüne tabi olduklarını ifade eden birçok insan ya da grup, sanki yukarıdaki Kur’an ayetlerini hiç duymamış ya da bu ayetler kendilerine hitap etmiyormuş gibi, paramparça bir halde bulunmaktadır. Bölücülüğün nedenlerine ve nasıl ortaya çıktığına‘Tevhidin Düşmanı Tefrika’ adlı kitabımızda uzun uzadıya değinmiştik. Burada özetleyecek olursak; bölünmenin nedenlerinin başında, konu ya da olayı yeterince kavrayamamaktan doğan bilgisizlik gelir. Daha sonra menfaatlerin zedelenmesi, kendini ispat etme düşüncesi, nefsin tatmini, haset etme, çekememezlik, kendini beğenme (kibir, gurur) vb. hususlar, bölünmeyi doğuran nedenler arasında sıralanabilir. Bu yazımızda bölünmenin dünyevi ve uhrevi sonuçları üzerinde duracağız. BÖLÜCÜCÜLÜK HARAMDIR Kur’an’ı Kerim hangi nedenle olursa olsun, ihtilafa düşüp bölünmeyi yasaklamakta, müslümanlar arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların, Allah’a ve Rasulüne (Kur’an ve Sünnet’e) götürülmesini(4/59) emretmekte ve anlaşmazlıkların, bunun dışında herhangi bir şekilde giderilmesine izin vermemektedir(4/69). Yine Kur’an’ı Kerim, müslümanlar arasında başgösteren anlaşmazlıkların dünya hayatında Kur’an ve Peygamberi uygulama ile çözüleceğini; müslümanlar ile müşrik, kafir, fasık, ve münafıklar arasında başgösteren anlaşmazlıkların ise, yüce Allah(cc) tarafından ahirette çözüme kavuşturulacağını bildirmektedir (32/25). Yani, hangi endişe ile olursa olsun, aralarındaki anlaşmazlıkları Kur’an ve Sünnet’le çözüme kavuşturmak istemeyen kişi ve gruplar, müşrikler olarak kıyamet günü yargılanacaklardır ki, yüce Ocak-Şubat-Mart/ 1 9 9 9 12

[close]

p. 15

Bölücülük Allah(cc) onları asla bağışlamayacaktır. Tarihsel zulmün, her çağda ortaya çıkıp masum ve mazlum insanlara kan kusturmasının, zulmedip onları sömürmesinin temelinde, karşısında etkili bir güç görmemesi yatmaktadır. Totaliter diktatörler, vücuttaki mikropların, vücudun zayıf düşmesi sonucunda ortaya çıkıp hastalığa meydan vererek insanı perişan etmesi gibi, karşılarında etkili bir güç görmedikleri zaman zulmetmeye başlarlar ve insanların kanlarını emerler. İşte bunun için yüce Allah(cc) mü’minleri uyararak şöyle buyurur: “Allah’a ve Rasulüne itata edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Sabredin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (8 ENFAL, 46) “Kafirler birbirlerinin velisidirler. Eğer siz onu (velayeti) yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat çıkar.” (8 ENFAL, 73) İşte bu nedenle, yüce Allah(cc), bölünmeyi yasaklamakta, üstün olan mü’minlerin(3/139) bölünerek zelil duruma düşmelerini istememektedir. BÖLÜCÜLÜK KUR’AN’I REDDETMEKTİR Bölücülük yapanlar, Kur’an’ı önemsemeyen ve ondan uzak olan kimselerdir. Böyle olmasalardı, Kur’an’ın onca uyarısına rağmen bölünmezlerdi. Etraflarına topladıkları birkaç kişiyle hem kendilerini, hem de kendilerine tabi olanları oyalayıp uyutan ve böylece hevalarını tatmin eden insanlar, bugün İslami değerlerin diktatörlerce çiğnenmesine, mazlum ve masum insanların sömürülmelerine, zulmün ortalığı kaplamasına neden olan kimselerdir. Bunlar, birkaç zavallı bilgisiz ve cahil insan üzerinde oluşturdukları yapay etkileri kaybolacak, Kur’an’dan ne kadar uzak oldukları ortaya çıkacak ve yüzlerine geçirdikleri maskeleri düşecek korku ve endişesiyle hem kendilerini, hem de etki alanına aldıkları insanları, diğer müslümanlarla bütünleşmekten alıkoymaktadırlar. Bunun için onlar, her türlü gerçeği eğip bükmekte, Kur’ani hareket eden müslümanları kendi yandaşlarına kötülemekte, yalnızca kendilerinin en doğru yol üzerinde bulunduklarını iddia etmektedirler. Bunlar, Tevhidi müslümanlarca kendilerine yapılan birlikte olma tekliflerine ve hatta kendilerine yazılan mektuplara dahi cevap vermekten kaçınmaktadırlar. Hemen her söylemlerinde Kur’an’dan örnekler verip Rasulullah(as)’ı 13 Kur’ani Mücahede/14

[close]

Comments

no comments yet