12. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2

“BU KUR’AN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET.” KUR’ANİ MÜCAHEDE SAYI:12 SÜRELİ, ÜÇ AYLIK DERGİ TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL FURKAN/52 İÇİNDEKİLER 1 BİSMİLLAH 5 KUR’AN’A DAVET Demokrat Gayri Müslimlere Kur’ani Davet 14 YORUM İsrailoğullarının Günümüz Yansıması Türkiye Müslümanları 19 GÜNDEM Bunun Adı “Topyekün Savaş” 23 TEFSİR Fatiha Suresi 38 AÇIKLAMA Terör Estirenlerin Dikkat!!! Zulüm Payidar Olmaz 44 SİZDEN GELENLER İzzetli Bir İtiraf (Doğru Söze Ne Denir?) M.KAPLAN SAHİBİ VE YAZI İŞLERİ MÜD. Ramazan YILMAZ YAZIŞMA ADRESİ Ramazan YILMAZ PK. 1249 06047 Ulus/ ANKARA BANKA HESABI TC. ZİRAAT BANKASI 30003-3156-074 Dışkapı/ANKARA POSTA ÇEKİ HESABI Ramazan YILMAZ. 888880 ANKARA BÜRO İrfan Baştuğ Cad. Nur apt. 5/25 Y. Beyazıt Meydanı/ANKARA ☎ : 0 (312) 309 21 26 DİZGİ Mustafa YILMAZ DÜZENLEME - TASHİH Nermin ÇEVİK İrtica yok diyenlere İ.SEDES ✏ Üç Ayda Bir Yayınlanır. Sürelidir

[close]

p. 3

Bismillah Risalet tarihinde, Tevhid mücadelesinin üç aşaması olduğunu, bu aşamalarda Tevhid erlerinin ve Tevhidi esaslara savaş açan zorba müstekbirlerin tutum ve davranışlarını “Sünnetullah’ta Davet Metodu ve EVRENSEL MESAJ” adlı kitabımızda incelemiştik. İlk insandan son insana kadar, insan aynı insan olunca, ortaya konulacak hareketler de doğal olarak aynı olacaktır. Bu aynilik, insanın yaratılışında kendisine verilen özelliklerden ve yaratılış mayasının ayniliğinden kaynaklanmaktadır. Bu kural, hem yüce Allah’a iman edip O’nun bildirdiklerine teslim olan müslümanlar, hem de kendilerine indirilen esaslara isyan edip yüce Allah’a ve elçilerine savaş açanlar için geçerlidir. Yüce Rabb’imizin buyruğu ile: “Herkes kendi karakterine göre hareket eder” (17/84). Risalet önderleri ve onların varisleri olan Tevhid erleri, vahyin belirlediği ölçülerden hareket edip vahyi esasları, şirk içinde bocalayan topluma ve azgınlığın zirvesine ulaşan zorba yöneticilere ulaştırmaya çalışırlarken, onlara karşı çıkan müşrik ve zorbalar, atalarının izinden giderek Risalet önderlerine ve Tevhid erlerine, her türlü baskı ve zulmü reva görmüşler ve her dönemde aynı yöntemleri kullanarak hareket etmişlerdir. Dayatmacı bir tavırla Risalet önderlerini ve Tevhid erlerini susturmaya çalışan zorba yönetimler, bu tavırlarıyla Tevhidi harekete engel olacaklarını sanmışlardır; ancak, her dönemde hüsrana uğrayanlar yine kendileri olmuşlardır. Biz, günümüzün müslümanları ve Rasulullah(as)’ın varisleri olarak, çağımızda yaşayan müstekbirlere, rahmetle hakkı anlatmaya çalıştıkça onlar, ataları müşrik ve kafir zorbalardan devraldıkları zulümleriyle saldırmakta, kendi yanlarından çıkardıkları ve neredeyse her sene bir tarafından değiştirdikleri, hatta kendilerinin dahi rahatsız oldukları ve kendilerine dahi huzur getirmeyen kanunlarıyla bizi yargılayarak akılları sıra korkutmaya çalışmaktadırlar. Oysa onlar, birazc ık Kur’an okusalardı, ya da Kur’an’ın öğütlerine kulak verselerdi, kendilerinden önce geçen nice zorba kafirlerin tüm tehdit ve şantajlarına rağmen, Tevhid erlerinin korkmadıklarını görürlerdi. Kafirlerin önderlerinden olan Fir’avn(aleyhillane)’ın tüm tehdit ve şantajlarına karşılık mü’minler, onurla ve 1 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 4

Bismillah hiçbir endişe duymadan o diktatöre şu karşılığı verdiler: “Dediler ki: ‘Biz seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin. Biz Rabb’imize iman ettik ki, bizim günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü bağışlasın. Andolsun ki Allah daha hayırlı ve ( O’nun ceza ve mükafatı) daha süreklidir.” (20 TAHA, 72-73) Bu ilahi gerçekler ortada iken, bunlara iman eden biz mü’minler, nasıl olur da dayatmacı kafirlerin ceza tehditlerinden korkarız. Onlar “Kendisinden korkulmaya en layık olanın Allah”(9/13) olduğunu bilmiyorlar mı? Onlara şu ilahi mesajı hatırlatarak kendilerini tevbeye ve imana davet ediyor ve diyoruz ki: “(Ey kafirler!) hem siz, Allah’ın size hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri, O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben nasıl sizin (Allah’a) ortak koştuğunuzdan korkarım? İki topluluktan hangisinin güvene daha layık olduğunu gerçekten biliyor musunuz?” (6 EN’AM, 81) Yüce Allah’ın indirdiği esasları inkar etmeleri yetmiyormuş gibi, bir de içinde bulundukları acınacak duruma bakmadan, Kur’ani gerçekleri yeryüzünden kaldırmaya ve Kur’ani esaslara teslim olan müslümanları mahkum etmeye çalışıyorlar. Bu ne cüret ve bu nasıl kör bir azgınlık! Dayatmacı demokrat kafirler tutmuşlar, kendilerinin bile rahatsız oldukları beşeri kanunlarını bize dayatmaya, zorla kabul ettirmeye ve “Ya bu kanunları kabul edip bizim gibi Allah’a isyan ederek yaşarsınız, ya da size bir iftira atar cezaevlerine tıkarız” dercesine, çeşitli karalamalarla bizi mahkum etmeye çalışıyorlar. Oysa, düşünmüyorlar ki mü’minler, bu tür tehdit ve şantajlardan korkmazlar. Çünkü, putperest kafirlerin dünyaya tapınıp onu sevdikleri kadar mü’minler onlardan çok daha fazla Allah’ı ve ahireti seviyorlar; onlar hayatı sevdikleri kadar mü’minler, şehadeti arzuluyorlar. Ve yine düşünmüyorlar ki, kafirler için her şeyin sonu olan ölüm, mü’minler için sonsuzluğa açılan bir kapı ve onları yücelten bir miraçtır. Hz. Nuh(as)’ı davetten menederek(54/9), Hz. İbrahim(as)’ı ateşe atarak(21/68-69), Hz. Yusuf(as)’ı zindana sokarak(12/32-33), Hz. Musa(as)’ı zindana atmakla tehdit edip(26/29) yanındaki mü’minlerin kol ve bacaklarını kesip Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 2

[close]

p. 5

Bismillah kazıklara çakmakla korkutmaya çalışarak(20/71), Hz. Muhammed(as)’ı bağlamak, öldürmek ya da yurttan çıkarmakla tehdit edip tuzak kurarak(8/30) Tevhidi hareketi engelleyeceklerini zanneden tarihsel küfrün günümüz temsilcisi tağuti sistem, atalarından ve onların uğradıkları acı sondan ders almamış olacak ki, bugün Kur’ani esasları ölçü edinen biz müslümanları, zindana atmakla korkutmaya ve böylece davetten men etmeye çalışmaktadır. Oysa bilmiyorlar ki onların her türlü tehdit ve baskı çabaları, mü’minleri daha fazla bilemekte, daha çok yüce Allah’a yöneltmektedir. Çünkü, mü’minler için yüce Allah (cc) daha değerli, O’nun ceza ve mükafatı daha sürekli ve hayırlıdır. Tağuti sistemin dayatmacıları, ancak kendilerine kulluk yapan zavallı insanları ve kendilerinden aldıkları izin ve icazetle hareket eden parti, dernek ve vakıfçıları korkuturlar. Biz, hayat prensiplerimizi bizi yaratanın belirlediği ölçülere göre düzenleriz. Bu, yüce Allah’a kul olarak yaratılışımızın bir gereğidir. Çünkü yüce Allah (cc): “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (51/56) buyurmaktadır. Bu nedenle, hayatımızın her safhasında ancak O’nun razı olacağı şekilde yaşar ve ancak O’nun emrettiği fiilleri yapmaya çalışırız. İçinde yaşadığımız tağuti sistemde, neler yapacağımızı ve nelerden kaçınacağımızı, bizden önce geçen Risalet önderlerinin ve onların takipçileri olan Tevhid erlerinin içinde yaşadıkları tağuti sistemlerde nasıl hareket ettiklerine bakarak belirleriz. Küfür ve şirk içinde bocalayan toplumla ve tağuti sistemle olan ilişkimizi yine örnek edindiğimiz Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin kendi toplumlarıyla ve tağuti sistemlerle olan ilişkilerine göre düzenleriz. Bugün, birey olarak bu toplumda ve tağuti sistem içinde yaşıyoruz; doğal olarak da bunlarla kimi ilişkilerimiz olacaktır. Bu ilişkilerde, bizi şirke düşürmeyen ve yüce Allah’a isyana sürüklemeyen kimi kurallara göre yaşamamız bizim birey olarak hakkımızdır. Bu hakkı da bize tağuti sistem değil, yüce Allah(cc) vermektedir. Bu nedenle, bu hakkımızı üç-beş tane zorbaya çiğnetmeyiz. Diğer taraftan bu ülke tağuti sistemin değil, yüce Allah’ın yaşamamız için bize lutfettiği bir yerdir ve kimsenin tapulu özel mülkü değildir. Yüce Allah’ın lutfettiği bu arzda O’nun kulları olarak yaşama hakkımız vardır. Bu yaşama 3 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 6

Bismillah hakkımızı, bugün gücü elinde bulunduran tağuti sistemin iznine bağlı olarak kullanamayacağımız gibi, kimsenin yaşama hakkına da tecavüz edemeyiz. Çünkü, kafir ve müşrik de olsalar insanların yaşama hakları vardır; yüce Allah’ın kendisine isyan etmelerine rağmen ellerinden almadığı bir hakkı, biz müşrik ve kafirlerden alamayız. Bu, haddi aşmak olur ki, Allah(cc) haddi aşanları sevmez. Sonuç olarak, kafir zorbalar, tarihsel süreçte yaşayan atalarının karakterlerine uygun hareket ederek baskı ve zulümlerini bugün de aynen devam ettirmektedirler. Biz müslümanlar da, küfrün tahriklerine kapılmadan, heva ve hevesimizi tatmin etmeden(25/43), dünyevi basit değerler için hakkı batıla karıştırmadan(2/44), sözü eğilip bükmeden ve gerçekleri gizlemeden “Emrolunduğumuz şekilde dosdoğru hareket ederek” (11/12) ve rahmet elçileri olduğumuzu unutmadan(21/107), Kur’ani gerçekleri nebevi bir metodla(12/108) ortaya koymalıyız. Çünkü, bizden önce geçen Risalet önderleri ve Tevhid erleri öyle yapmışlardı; onların varisleri ve günümüz temsilcileri olan biz müslümanlar da ancak böyle yapmalıyız ki, onlara uyup Rabb’imizi razı edelim. Bu sayımızın davet bölümümüzde ateist, solcu, liberal, demokrat, laik ve kendilerini müslüman görmeyen yazar, çizer ve aydın kesimine sesleneceğiz ki, Rabb’imize bir mazeret beyan edebilelim. Gayret bizden, yardım Allah’tandır. “Onlardan bir topluluk: ‘Allah’ın helak edeceği, ya da şiddetli bir şekilde azabedeceği kavme ne diye öğüt veriyorsunuz’ dediği zaman, (elçiler) dediler ki: ‘Rabb’imize mazeret için, belki de korunurlar diye (öğüt veriyoruz.) (7 A’RAF, 164) OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE! Yazarımız Ramazan Yılmaz’a, irtica ile mücadele kapsamında Kur’ani Mücahede dergisi 10. sayısında yayınlanan “Kısasa Kısas” başlıklı yazısında, Basın Yolu İle Adliye’nin Manevi Şahsiyetini, Devletin Askeri Kuvvetlerini Alenen tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla bir dava daha açıldı. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 14 Temmuz 1998 tarihinde görülecek olan dava, saat 9.55’te başlayacaktır. Yazarımız, daha önce de iki davadan toplam 30 ay hüküm giymişti. Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 4

[close]

p. 7

Kur’an’a Davet DEMOKRAT GAYRİ MÜSLİMLERE KUR’ANİ DAVET İnsanı insan yapan değerlerin başında kişinin, kendi varlık sebebini düşünmesi gelmektedir. Bu özellik, insanı yücelten, onu varlıkların en şereflisi yapan ve onun üstün olmasını sağlayan bir etkendir. Varlık sebebini düşünmeyen insanlar ise, iki ayaklı yaratıklar olmaktan başka bir mana ifade etmezler. Onlar için aslolan, midelerini doldurmak, şehvetin, heva ve hevesin tatmin edilmesini sağlamaktır. Bugün, insanlığın içinde bulunduğu felaket, şehvetlerini ve sufli emellerini tatmin etmeye çalışan iki ayaklı yaratıkların, varlık sebeplerini unutmalarından başka bir şey değildir. Varlık sebeplerini unutmalarından dolayı bu iki ayaklı yaratıklar, bir taraftan güçlerinin yettiği kimseleri sömürüp onların kanlarını emerek dünyada sefil, aç ve çıplak kalmalarına neden olurlarken, diğer taraftan şehvetlerinin zebunu olarak kadınları, onursuz yaratıklar gibi şehvetlerinin aracı görmekte, onların bedenlerini satılık mal misali plajlarda, sokaklarda, eğlence yuvalarında, bar, pavyon, genelevi vb. yerlerde pazarlamakta; resim ve görüntülerini dergi, gazete, ilan, afiş ve görüntülü medyada sergilemektedirler. Günümüz dünyasında varlık sebebini unutan insanlar, her türlü ahlaksızlığın, düşüklüğün ve duyarsızlığın içinde bocalamaktadırlar. İnsanların aç, susuz, çıplak kalmalarına, ahlaksızlığın en çirkefini yaşamalarına neden olan bu kesim, bir taraftan da dünyayı, üç kuruşluk bir menfaat için, kana bulayan müstekbirlere çanak tutmaktadırlar. Çünkü bunlar için aslolan, günlerini gün edip yaşamaktır. Bu nedenle, kimi basit çıkarlarını sağladıkları zalim müstekbirlere destek olmakta, yaptıkları zulüm ve sömürülere ses çıkarmamakta, hatta haklı oldukları yönünde hareket etmektedirler. Bu ise, zalim müstekbirlerin zulümlerini artırmalarına neden olmaktadır. Zalimlerin zulümlerini artırmaları, kainattaki dengeyi bozmakta, huzur ve güvenin yok olmasına neden olmakta, bunun sonucunda ise, bir tarafta toplumda çoğunluğun aç, susuz ve çıplak kalmasına sebebiyet vererek anarşi ve terörü ortaya çıkarırken, diğer tarafta adalet kavramının yitirilmesini sağlamakta böylece 5 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 8

Kur’an’a Davet zalimlerin ve güçlülerin sürekli haklı gösterilmesi ile mafya usulü çetelerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Varlık sebebinin unutulduğu toplumlarda, kendilerini yoktan vareden alemlerin Rabb’i yüce Allah (cc), onlar için hiçbir anlam ifade etmemekte, dürüstlük, adalet, ahlak ve insanlık mefhumları silinip gitmekte, bunun sonucunda ortalığı bu mefhumların zıddı kaplamaktadır. İşte, varlık sebebinin unutulması ile yukarıdan beri sayılagelen olumsuzlukların varolması sonucunda hayatı, kainatı ve insanı belli bir düzen ve amaç için yaratan yüce Allah (cc), azgınlaşan zalimlere ve onlara alkış tutan, zulümlerine ses çıkarmayan kimselere, önlenmesi mümkün olmayan musibetler ve felaketler vermektedir. Bugün gerek dünyada, gerekse yaşadığımız topraklarda meydana gelen deprem, sel, tufan vb. doğal afetlerin tek sebebi, alemlerin Rabb’i olan yüce Allah’ın unutulmasıdır. Bunun sonucunda yukarıda sayılan olumsuzluklar meydana gelmektedir. İnsanlığı kuşatan sel, deprem, tufan, kıtlık, terör gibi dünyevi felaketler yanında, ahiretteki küçük düşürücü, acı ve ebedi azaptan kurtulmanın tek yolu, insanlığın, öncelikle yaratılış gayesini düşünmesi, tevbe edip bir an önce Rabb’ine dönmesi ve hayatın, yüce Allah’ın emrine göre düzenlenmesidir. İnsanlığın, yüce Allah’ın emirlerine dönmesi, ancak topluma yön veren, toplumun önünde bulunan aydınların, yazar ve çizer kesiminin yüce Allah’ı tanıması, O’nun emrine göre hareket etmesiyle mümkündür. Bugün Türkiye toplumuna yön veren aydınlar, yazar ve çizer kesimi -üzülerek ifade edelim kiAllah’ın emirlerinden fersah fersah uzaktırlar. Hatta uzak olmaları bir yana, yüce Allah’a ve O’nun indirdiği esaslara, olanca güçleriyle düşman olmuş durumdadırlar. Yüce Allah’ı tanıyanları ise, Kur’ani gerçeklerden uzak oldukları ve yüce Allah’tan gereği gibi korkmadıkları için insanlara, yüce Allah’ın emirlerini ulaştırmak yerine, bunlardan bir kısmı içlerine kapanmayı yeğlerken, diğer bir kısmı ise ateist, solcu, kemalist, demokrat ve laik aydınların, yazar ve çizer kesimin karşısında aşağılık kompleksine kapılmakta, ezilip küçülmektedirler. Bunun sonucunda da hem gayri müslim olan ateist, solcu, kemalist, liberal, demokrat, laik aydın ve yazarlar, hem de onları takip eden gayri müslim halk kitleleri, Yüce Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 6

[close]

p. 9

Gayri Müslimlere Kur’ani Davet Allah’ı tanımamakta, en küçük bir durumda sokaklara dökülerek “Kahrolsun Şeriat” deyip İslam’a küfretmekte ve İslami değerlere düşman kesilmektedirler. Hele bir de, cümle üç kağıtçı, hırsız, namussuz, ikiyüzlü, münafık, müşrik ve sahtekar takımının yaptıkları seviyesizlikler, gayri müslim kesimi İslam’dan ve İslami değerlerden nefret ettirmektedir. Zaman zaman medyada gayri müslimlerin feryatlarını okur ve izleriz. Bunlar, İslam adına ortaya çıkanların İslam adı altında yaptıkları gayri İslami fiilleri ve sahtekarlıkları tiksinti ile reddederlerken, “Bize gerçek İslam’ı öğretecek, Kur’an’ın emirlerini anlatacak kimse yok mu?” diye feryad ederler. Nasıl feryat etmesinler ki! Kitleleri, tağuti sisteme göre kurulmuş partilerine oy verdirmek için müslüman görünüp cihada çağıran parti liderleri, cahil insanları sömüren şamanist felsefenin günümüz yansıması olan tarikat şeyhleri, oluşturdukları icazetli kurumlara nakit toplamak için toplumu para makinesi gören vakıf, dernek liderleri, her türlü namussuzluğu din kisvesi altında yapmaya çalışan sahtekarlar, hep müslüman görünmüşler, yaptıklarının İslam adına olduğunu zannetmişlerdir. İşte bunlara bakıp İslam hakkında yargıda bulunan gayri müslim aydın, yazar ve halk da, böylece İslam’a düşman kesilmişlerdir. Gerçi istismarcı kimselerin, İslam’ı istismar etmeleri gayri müslim olanların İslam’a saldırmalarına ve şeriate küfretmelerine haklılık kazandırmaz. Her konuda ilericilikten dem vuran gayri müslim aydın ve yazarların, İslami konularda da gerçeğin, Kur’an’da ve Kur’an’ın en güzel uygulaması olan Sünnet’te olduğunu bilmeleri gerekir. Sahtekarların dini istismar etmeleri ve gayri müslimlerin dine düşman olmaları, en çok belamların işine yaramış, parsayı onlar toplamışlardır. Bugün TV kanallarında boy gösteren bel’amlar, toplumun muhtaç olduğu Kur’an ve Sünnet’e dayalı gerçek İslam’ı anlatmak yerine, Kur’an’dan hareket ettiklerini iddia edip hakkı batıla bulaştırarak hareket etmişler; böylece bir taraftan ceplerini doldururlarken, diğer taraftan sistemin başında bulunanlara yaranmışlardır. Bunların yaptıklarını karşılıksız bırakmayan tağuti sistemin başındakiler de, bu belamları en üst makamlara yükselterek ödüllendirmişlerdir. Ancak, bu belamların dini karıştırıp hakkı batıla bulaştırmaları da gayri müslim aydın ve yazarların İslam’a yönelip müslüman olmamaları için bir mazeret değildir. Tam aksine 7 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 10

Kur’an’a Davet onlar, yaratılışın nedenini düşünüp varlık sebeplerini anlayarak Rab’lerini tanır ve müslüman olabilirler. Biz, müslüman oluşumuzun bize yüklediği sorumluluk gereği, bu sayımızda gayri müslim aydın ve yazarlara davet yapacağız. Tebliğ bizden hidayet yüce Allah’tandır. “Ey ateist, solcu, kemalist, liberal, demokrat, laik aydın ve yazarlar! Sizler akıllı, ilerici, çağdaş ve özgürlükçü olduğunuzu iddia ederek, toplumun yüce Allah’a inanan kesimini gerici, çağdışı ve yobaz olarak görüyor ve kınıyorsunuz. Oysa üzülerek ifade edelim ki, kendinize verdiğiniz vasıfların ifade ettikleri anlamları bilmiyorsunuz; bu iddialarınız, zan ve kuruntudan başka birşey değildir ve siz bu iddialarınızla ancak kendinizi tatmin edip aldatıyorsunuz. Bu ise hem dünyada hem de ahirette yaptıklarınızın boşa gitmesine ve hüsrana uğramanıza neden olmaktadır. Çünkü akıllı olmak; insanın, kendi yararına olanı bilmesi ve o doğrultuda hareket etmesi iken, ilerici olmak; ileriyi görmek, çağın, dönemin ilerisinde olmak, geleceği bugünden görmektir. Aynı şekilde, çağdaş olmak; en son ilerlemelerden yararlanmak, çağın anlayışına ve yeniliklerine açık olmak iken, özgürlükçü olmak da, hiçbir gücün ve baskının etkisinde kalmadan fikri ve fiili olarak özgür olmak, özgür olmayı savunmaktır. Siz, bu vasıfların neresinde bulunduğunuzu ve gerçek konumunuzu bir düşünün! NİÇİN YARATILDINIZ? Şimdi sizler akıllı kimseler olarak, öncelikle niçin yaratıldığınızı, ne yapmanız gerektiğini ve sonuçta ne olacağınızı çok iyi düşünmelisiniz. Kainatta her şey bir amaç için yaratılmış, hiçbir şey başıboş bırakılmamıştır. Yaratılan her şey, belli bir düzen içinde hareket etmekte ve kendilerine yüklenilen sorumluluğun gereğini yerine getirmektedirler. Güneşin, ayın, yıldızların, canlı cansız tüm yaratıkların hepsinin kendilerine özgü bir görevleri ve sorumlulukları vardır ve hepsi de kendilerine tayin edilen esaslar doğrultusunda hareket ederler. Siz, ayın, güneşin kendilerine tayin edilen rotadan saptıklarını hiç görüp duydunuz mu? Duyamazsınız! Çünkü, bunlardaki en küçük bir sapmanın sonucunda kainatta meydana gelecek durumları, felaketleri çok iyi biliyorsunuz. Şayet bunlar, başıboş olsalardı böyle düzenli hareket edebilirler miydi? Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 8

[close]

p. 11

Gayri Müslimlere Kur’ani Davet Peki, insanın yaratılışını hiç düşündünüz mü? Bir damla meninin nasıl muazzam bir şekilde şekillendiğini, ana karnında dokuz ay boyunca, ağzından hiçbir şey almadan yaşamını sürdürdüğünü, doğduktan sonra göbek bağından aldığı gıdanın kesilip ağız yoluyla beslendiğini, anasının yediği gıdalardan süt, idrar ve kanın nasıl oluştuğunu, bunların birbirlerine karışmadıklarını, çocuk doğduğu anda anne sütünün anında harekete geçip çocuğu nasıl beslediğini, el, ayak ve diğer uzuvların nasıl hareket ettiklerini, gözlerin görmesini sağlayan enerjinin nasıl sağlandığını, sinir sistemini, kan dolaşımını sağlayan damarların nasıl vücudun her yanını dolaştığını, insanı yaşatan gücün vücuda nasıl hareket kaabiliyeti sağladığını, can bedenden çıktıktan sonra insanın, vücudunda görünür hiçbir eksiklik olmadığı halde, nasıl ceset haline geldiğini... Evet, bütün bunların bir yaratan olmadan, rastgele oluşabileceğine inanıyor musunuz? Elbette bunlar yaratıcısız oluşmaz. O halde bunları yaratan, yarattıklarının nasıl hareket edeceklerini de belirler. Ey akıllı olduklarını söyleyen gayri müslim aydın ve yazarlar, uzuvlarınızı ve sizi yaratan, tüm kainatın yaratıcısı ve Rabb’i olan yüce Allah’tır. Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor: “İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır?” (75 KIYAMET, 36) “Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık; onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.” (44 DUHAN, 38-39) Başıboş bırakılmayan, gerçek bir nedenle yaratılan insanın yaratılış nedeninin ne olduğunu da yüce Allah (cc) şöyle bildiriyor: “Bir zamanlar Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.” (2 BAKARA, 30) Yüce bir görev için yaratılan, kainatın sahibinin halifesi olan insanın yeryüzündeki görevi, yüce Allah’ın belirlediği esaslara göre hareket ederek Rabb’ine kulluk yapmaktır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (51 ZARİYAT, 56) Bu kulluğun nasıl ve ne şekilde yapılacağını ise, ancak Allah ve Rasulü belirler. Bunun dışındaki her türlü belirleme ve kullar için hüküm koyma, 9 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 12

Kur’an’a Davet yüce Allah’a karşı isyan etmektir ki, isyan edenlerin akibetlerine tarih ve Kur’an şahitlik yapmaktadır. İsyancıların ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. O halde ey akıllı olduklarını iddia eden gayri müslimler, gerçekten bu iddianızda samimi iseniz gelin, yaptıklarınıza tevbe edip Rabb’inizin mağfiretine sığının. Gerçekten ilerici iseniz, ileriyi görün; hayat yalnızca yaşadığınız şu dünya hayatı değildir; asıl hayat, ebedi olan ahiret hayatıdır. Kendi elinizle geleceğinizi harap etmeyiniz. O gün, pişmanlıklar fayda vermeyecektir. Zoraki inkarınız size, ne bu dünyada, ne de ahiret hayatında hiçbir şey kazandırmayacaktır. “Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmur misali ki; bitirdiği ot ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab ve Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı ve bir zevk ten başka bir şey değildir.” (57 HADİD, 20) İşte dünya hayatının hesabı! Şayet sizi bir damla sudan yaratıp insan olma onuruna ulaştıran Rabb’imizin belirlediği esaslara göre yaşar, hayatınızı O’nun indirdiği ölçülere uygun bir şekilde düzenleyip müslüman olursanız size, yüce Allah’tan bir mağfiret ve bağışlanma vardır; yok eğer hevanıza kul, köle olur, nefsinizin peşinde koşar, dünya hayatında gününüzü gün ederek yaşar ve sizi yaratanı unutursanız, o kıyamet gününde azabın en şiddetlisine itileceksiniz. Şunu unutmayın ki siz, yüce Allah’ın hükümlerini inkar etmekle hür yaşamıyor ve özgür hareket etmiyorsunuz! Hayatınızı ya kendi sufli arzularınızın tutsağı yapıyorsunuz, ya da sizin gibi et, kemik ve kandan müteşekkil olan bir başka insanın ya da insanların istek, arzu ve hükümlerinin tutsağı haline getiriyorsunuz. Peki düşünsenize, her şeyi en güzel şekilde düzenleyen, sizi yoktan varedip çeşitli nimetlerle besleyen, yanılma ve unutması olmayan, ceza ve mükafatı geniş ve sürekli olan, hiçbir şekilde insanlara benzemeyen, koyduğu kanunlardan kendisi yararlanmayan, düşük arzu ve istekleri bulunmayan, her şeyi en güzel şekilde yaratıp biçimlendiren, göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların, dünya ve ahiretin sahibi, daima diri ve baki olan yüce Allah’ın indirdiği hükümlere teslim olup O’na Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 10

[close]

p. 13

Gayri Müslimlere Kur’ani Davet kulluk yapmak mı onurlu; yoksa hiçbir şey yaratmayan, kendisi bakılmaya muhtaç olan, sürekli hata işleyen, biraz sonra ne olacağını ve başına ne geleceğini bilmeyen, kendisi de hesap verecek durumda bulunan, kendi nefsini bile kurtarmaya muktedir olmayan nefsinizin ya da diğer nefislerin ortaya koydukları hükümlere teslim olup yaşamak mı daha onurlu? Ey akıllı olduklarını her vesile ile ileri sürüp ilericiliği ve çağdaşlığı kimseye bırakmayan ateist, solcu, kemalist, liberal, demokrat ve laikler, bakınız sizin de Rabb’iniz, bizim de Rabb’imiz olan yüce Allah (cc) ne buyuruyor! “Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi, yine tek olarak bize geldiniz ve (dünyada) size verip hayaline daldırdığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. Hani ortaklar(ımız) sandığınız aracılarınızı da yanınızda görmüyoruz! (Onlarla) aranızdaki bağlar kesilmiş ve (yardımcınız) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir. Taneyi ve çekirdeği yaratan elbetteki Allah’tır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allah budur. O halde nasıl çevriliyorsunuz? Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin bilinmesi için) birer hesap yapmıştır. Bu, O üstün ve bilen (Allah)’ın takdiridir. O’dur ki karanın ve denizin karanlıklarında yolu bulmanız için size yıldızları yarattı. Gerçekten biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık. O’dur ki sizi bir tek nefisten yarattı. Sizin için bir kalış ve bir emanet olarak konuluş yeri ve süresi vardır. Gerçekten biz, anlayan bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık. O’dur ki, gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş daneler: hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; zeytin ve nar çıkarıyoruz. (Bunlardan) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine bakın: Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman. Şüphesiz bu size gönderilenlerde, iman eden toplum için muhakkak ibretler vardır.” (6 EN’AM, 94-99) Şayet, bu ilahi lütuflara karşılık Rabb’inize şükredip tevbe etmez ve 11 Kur’ani Mücahede/12

[close]

p. 14

Kur’an’a Davet küfrünüzde diretirseniz, o zaman bu inkarınıza karşılık Rabb’inizden gelecek ilahi azabı haketmiş olursunuz. “De ki: ‘Bana söyleyin, şayet Allah işitme (duyu)nuzu ve gözlerinizi alsa, kalblerinizin üzerine de mühür vursa, Allah’tan başka onu size getirecek ilah kimdir? Bak nasıl ayetleri açıklıyoruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar. De ki: ‘Düşündünüz mü kendinizi hiç? Size Allah’ın azabı ansızın, ya da açıkça gelse, zalim toplumdan başkası mı helak edilir?” (6 EN’AM, 46-47) “De ki: ‘Bana söyleyin, şayet O’nun azabı size geceleyin gelse ya da gündüzün gelse... Suçlular bundan hangisini acele istiyor? Başınıza (azap) geldikten sonra mı O’na inanacaksınız? Şimdi mi? Hani siz onu çabuk istiyordunuz?” (10 YUNUS, 50-51) “De ki: ‘Yeryüzünde gezin de, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın! Onların çoğu da müşriklerdendi.” (30 RUM, 42) “Allah’tan geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’iniz(in çağrısın)a uyun. Çünkü o gün ne sığınacak bir yeriniz var, ne de inkara çare!” (42 ŞURA, 47) Bu ilahi uyarıya kulak verirseniz, yüce Allah’ın izniyle, her iki dünyada da huzura, kurtuluşa ve mağfirete ulaşırsınız. Yok eğer söylediklerimize güler geçer, dudak bükerseniz, o durumda ahiretteki elim ve küçük düşürücü ebedi azaba hazırlıklı olun. Bize düşen görev Rabb’imizin Hz. Muhammed(as)’a indirdiği, onun da bize emanet ettiği vahyi esasları size duyurmaktır. Gerisi sizin bileceğiniz bir şeydir. “Ve Allah’ın ayetleri sana indirildikten sonra seni sakın onlardan alıkoymasınlar. Rabb’ine davet et ve müşriklere aldırış etme” (28 KASAS, 87) Biz bu davetemizi, Rabb’imize bir mazeret beyan edebilmek için ve belki de iman edersiniz diye yapıyoruz. Şayet, yüce Allah’a iman etmeye, tevbe edip O’nun hükümlerine teslim olmaya karar verdiyseniz, o durumda alın Kur’an’ın Türkçe anlamını, düşünerek ve her ayetin anlamını kendinize malederek okuyunuz ve lütfen İslami doğruları öğrenmek için İslami esasları Temmuz-Ağustos-Eylül/1998 12

[close]

p. 15

Gayri Müslimlere Kur’ani Davet çıkarları için saptıran ve TV kanallarının neredeyse tümünü işgal eden bel’amlara (saptırıcılara) hiçbir şey sormayınız. Çünkü, bugüne kadar bu dinin gerçek yönünü sizden saklayan ve sizin bugüne kadar küfürde kalmanıza neden olanlar bu saptırıcılardır. Sizler, düşünen aydın kimseler olarak Kur’an’ı, bizzat kendiniz okuyarak İslam’i gerçekleri öğreniniz. Eski küfrünüzde ısrar etmeniz halinde sizi alemlerin Rabb’ine havale ediyoruz. O, hesabı çabuk görendir. “Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağım. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.” (68 KALEM, 44-46) Şundan emin olabilirsiniz ki, sizi İslam’a davet etmekle ne sizden, ne de bir başkasından dünyevi hiçbir çıkar gözetmiyoruz; “bizim alemlerin Rabb’ine aittir”(34/47). Ancak tek düşüncemiz, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, “Rabb’imize bir ma’zeret beyan edebilmek ve belki de öğüt alırsınız.”(7/164) diye söylüyoruz. Çünkü yüce Allah(cc), ‘Daveti yapıp yapmadığımızdan dolayı’ bizi de sorgulayacaktır. Kur’an okuyup onun içindeki gerçeklere iman etmediğinizden ve yüce Allah’ı gereği gibi takdir edemediğinizden dolayı, Yüce Allah(cc) sizin için şu anda bir şey ifade etmeyebilir, ancak O, bizim için her şeydir. Dolayısıyla biz mü’minler, ancak yüce Allah’ın razı olduğu ölçüler içinde hareket eder ve ancak O’nun emrettiği şekilde insanlara Kur’ani gerçekleri ulaştırabiliriz. Siz bugüne kadar aklederek, niçin yaratıldığınızı düşünüp Rabb’inize yönelmediğiniz gibi, çevrenizi saran bel’am(saptırıcı)lar ve sizin karşınızda aşağılık kompleksine kapılan bazı “İslamcı” yazarlar, kimi çıkar ve endişelerinden dolayı size İslami gerçekleri, olması gerektiği şekilde anlatmadılar. Siz de böylece yaratıcınızı unuttunuz, hatta inkar ettiniz ve hem dünya hayatınızı hem de ahiretinizi ziyan ettiniz. Ancak vakit henüz çok geç değil, bir an önce Kur’an’a yönelip onu okuyunuz ve gerçekleri tüm açıklığıyla kendiniz görünüz. Bu konuda biz de size her zaman yardımcı olmaya hazırız, hem de sizden hiçbir karşılık beklemeden. M Ü C A H E D E Y A Y I N L A R I, K U R ’ A N ’ A Y Ö N E L T İ R 13 Kur’ani Mücahede/12

[close]

Comments

no comments yet