39. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

Kemalist Tağuti Sistemin Başbakanı Necm Suresi Tefsiri 19,-32 Ayetler Üç Ayda Bir Yayımlanır Nisan-Mayıs-Haziran 2014 Sayı : 39

[close]

p. 2

Sayı 39 Nisan - Mayıs - Haziran 2014 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan Yılmaz Posta Adresi PK. : 214 06047 Ulus/ANKARA Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Dizgi Nermin ÇEVİK Özcan ÖZER Kapak-Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 01.04.2014 Seçimi Bilinçli Yapmak 10 Kemalist Tağuti Sistemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a 20 KAVRAM Müslüman Kavramı ve Bu Kavrama Yüklenen Anlam Üzerine 29 Necm Suresi Tefsiri 19-32. Ayetler 42 SİZDEN GELENLER N. ÖZDEMİR İslami Faaliyetin Unsurları

[close]

p. 3

Seçimi Bilinçli Yapmak İnsan, akıl nimetine sahip olması nedeniyle diğer varlıklardan farklıdır! Bu nedenle yüce Allah (cc), insanı belli bir amaçla yaratmış, onu muhatap almış, yeryüzünde onu halife olarak seçmiş ve ona vahyini göndererek sorumluluk yüklemiştir. Bu şeref, insandan başka bir varlığa nasip olmamıştır. “Bir zamanlar Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yapacağım’ demişti...” (Bakara, 30) İnsan, Rabb’inin kendisine yüklediği sorumluluğunu idrak ettiği ve kendisine bildirilen hükümler doğrultusunda hareket ettiği sürece, “Eşref-il Mahlukat” olarak kalacak, bu sorumluluğunu yerine getirmediğinde ise “Esfele Safilin” derekesine düşecektir. “Biz insanı en güzel biçimde (Ehseni Takvim) yarattık; sonra onu aşağıların aşağısına (Esfele safilin) çevirdik.” (Tin, 4-5) İnsandaki bu tersine dönüşün ve onun, bütün yaratıklardan daha aşağı bir seviyeye düşüşünün nedeni, hiç kuşkusuzdur ki, üzerine yaratıldığı amacın dışına çıkması, kendisine yüklenilen sorumluluğu idrak edip verilen görevi yerine getirmemesidir. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; doğrusu o, çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab, 72) İnsan, akıl sahibi, düşünen, iyi ve kötüyü ayırdedip bunlar arasında seçim yapan bir varlıktır. Bu nedenle de söyleyeceği ve yapacağı her şeyi, bilinçli bir şekilde seçip yapmak durumundadır; akıllı olması, tefekkür etmesi bunu böyle yapmasını gerekli kılmaktadır. İnsan, yaşadığı hayatta alışverişinden, izdivacına, dostluk ve arkadaşlık kurmaktan iletişime kadar, hemen bütün alanlarda seçimini bilinçli yapmalıdır; aksi halde hüsrana uğrar, hayatı zindana döner. İman etme ve inkâr etme konusundaki bu bilinçli seçim, beşeri sistemlere karşı takınılacak tavır konusunda da yapılmalıdır. Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 1

[close]

p. 4

Bismillah İman ve Küfür Arasında Seçim Yapmak İnsan düşüncesinin ürünü olan tüm beşeri sistemler, yalnız günümüze özgü değildir; insanın, kendi arzusunu ölçü edindiği günden bugüne kadar bu sistemler, var olagelmiş ve Tevhid inancı karşısında tavır almışlardır. Bu inkârcı akım, Hz. Nuh (as) döneminde başlamış, değişik isimler altında günümüze kadar hemen hemen aynı yöntemlerle hareket ederek yüce Allah’tan gelen Tevhid inancına savaş açmıştır. Beşeri sistemler, Risalet tarihi boyunca her dönemde gelen elçileri ve getirdikleri ilahi mesajı reddetmiş, elçileri zorla kendi dinlerine uydurmaya çalışmışlardır. Bunun apaçık bir örneği, Hz. Şuayb (as)’da görülmektedir. “Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: ‘Ey Şuayb, mutlaka seni ve seninle beraber iman edenleri kentimizden çıkarırız ya da dinimize (kanunlarımıza) dönersiniz!’ dedi ki: ‘İstemesek de mi’?” (A’raf, 88) Şu Kur’ani bir gerçektir ki, beşeri sistemlerin kanunlarına uymak, onların kurallarını kabul etmek ve onların belirlediği şekilde hareket etmek, apaçık bir şekilde küfürdür. Böyle bir hareket, Müslümanlar için iman edilen Tevhidi esaslardan dönmek, küfre ve şirke sapmaktır. Beşeri sistemlerin belirlediği beşeri kurallara göre hareket eden kimseler, kendileri açıkça ifade etmeseler bile, bu hareketleri ile iman ettikleri Tevhidi esasları beğenmeyip terk etmişlerdir demektir ki, Hz. Şuayb (as)’ın kavmine verdiği cevap, bunun en güzel açıklamasıdır. “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah'ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabbimiz Allah, dilemedikten sonra o(sizin di)ne dönmemiz bizim için olur şey değildir. Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır, biz Allah'a dayanmışız. Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasını gerçekle aç, muhakkak ki sen açanlanın en iyisisin!” (A’raf, 89) Hz. Şuayb (as)’ın kavminin ileri gelenlerine verdiği cevaptan da anlaşılacağı üzere, beşeri sistemlerin kurallarına göre hareket etmek, Tevhidi esasları terk etmek, yüce Allah’ın gönderdiği dini yetersiz görüp beğenmemek ve O’nun üzerine iftira atmak anlamını taşımaktadır. İman ettiği esasları bırakıp beşeri egemen sistemlerin kurallarına dönen kimse, bunu sözel olarak ifade etmese bile, hal ve davranış olarak bunu ifade etmiş demektir. İşte bu gerçeği bilen Hz. Şuayb (as), kendisinden, kendi kurallarına dönmesini isteyen zorba güçlere çok net bir cevap vererek onları reddedmiştir. Yüce Allah’ın bildirdiği esaslara iman eden kimse, daha önce mensup ya da taraf olduğu siyasi görüşü ve ideolojiyi, her şeyi ile terk etmek ve bir daha ona dönmemek zorundadır. Aksi halde iman ettiğini iddia ettiği Tevhid inancını eksik görmüş olacaktır: “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah'ın üzerine yalan atmış oluruz.” (A'raf, 89) 2 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 5

Bismillah Yüce Allah’a ve O’nun gönderdiği Tevhidi esaslara iman etmek, önceden inanılan ve tabi olunan bütün düşünce, söz ve davranışları terk edip yepyeni bir kimlik ve kişilik kuşanmaktır. Bu kuşanılan yepyeni kimlik ve kişiliği de, hiçkimseden korkmadan açıkça ortaya koymak ve bunu ifade etmek, iman edilen esaslara kesin bir teslimiyetin ifadesidir. Günümüzde beşeri sistemler, insanlardan, her şeyi terk edip kendi yalnız kurallarını kabul etmelerini istemezler. İnsanların dini ya da görüşü ne olursa olsun, bu din ve görüşlerini bireysel olarak yaşamalarına da herhangi bir itirazda bulunmazlar, ancak bunları, bugünün ifadesi ile kamusal alan dedikleri yerlerde ifade edip eyleme dönüştürmelerine rıza göstermezler, yasaklarlar. Onlar, tıpkı tarihteki ataları gibi, Müslümanların kendi kurallarını da kabul etmelerini, kendi koydukları kurallara göre hareket etmelerini isterler ki bu, Hz. Şuayb (as)’a yapılan teklifin ta kendisidir. Kur'an, beşeri sistemlere tabi olan ve bu sistemlerin önderlerini ilah edinen kimselerin örneklerini vererek günümüze ışık tutmaktadır. Beşeri sistemleri din ve sistemin önderlerini ilah edinme akımı Hz. Nuh (as)’dan başlayarak günümüze kadar hemen hemen hiç değişmeden gelmiştir. “Onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine hayret ettiler de o kâfirler dediler ki: ‘Bu yalancı bir sihirbazdır. İlahları bir tek ilah mı yaptı, bu, cidden tuhaf bir şeydir. Onlardan bir grup fırladı: ‘Yürüyün ilahlarınıza bağlı kalın, çünkü bu, arzû edilen bir şeydir.” (Sad, 4-6) Beşeri sistemlere bağlılık ve insanları bu sistemleri kabule çağırma, her dönemde yapılmıştır. Tevhidi esaslara karşı olan insanlar, toplumu kendi sistemlerini kabul etmeye ve onların önderlerine saygı duymaya davet edilmişlerdir. İşte Hz. Nuh (as) döneminde putları sahiplenilmeye çağıran putperestler. “Dediler ki: ‘İlahlarınızı bırakmayın: Vedd'i, Suva'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i bırakmayın!” (Nuh, 23) Hz. Nuh (as) döneminde yapılan bu çağrı, daha sonra Hz. İbrahim (as) döneminde de benzeri ifadelerle tekrarlanmış ve insanlar, Hz. İbrahim (as)’ı kendi kurallarını kabul etmeye davet etmişlerdi, ancak o, onların davetine icabet etmemiş, onlar gidince de putlarını parçalamıştı. “Allah'a andolsun ki siz, dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım; nihayet (İbrâhim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)” (Enbiya, 57-58) Kendi sistemlerine çağırma ve o sistemlerini kabul etme, Hz. Muhammed (as) zamanında da varolmuş, onlar da Rasulullah (as)’a, kendi davasını bırakNisan - Mayıs - Haziran / 2014 3

[close]

p. 6

Bismillah ması ya da en azından başkalarına anlatmadan yaşaması için çeşitli tekliflerde bulunmuşlar, Rasulullah (as)’ın onlara verdiği cevap, Tevhidi esaslara iman edenler için en güzel örnektir. “Güneşi sağ elime, ay’ı da sol elime verseniz, yine de bundan vazgeçmem!” Rasulullah (as), müşriklerin iktidar da dahil olmak üzere tüm tekliflerini geri çevirdiğinde, hiçbir sahabe, işkence gördüklerini, sıkıntıda olduklarını ileri sürerek, Rasulullah (as)’a neden bu teklifleri kabul etmediğini sormamış ve Allah rasulünden müşriklerin bu tekliflerini kabul etmesini istememiştir. Onlar, bunun bir iman ve şirk konusu olduğunu biliyorlar ve bu nedenle net bir tavır sergileyerek imanı seçip küfrü reddediyorlardı. Beşeri sistemler, küfür ve şirk düzenleridir Beşeri sistemlere karşı, Risalet önderlerinin ortaya koydukları bu net tavır, onların, iman ettikleri Tevhidi esaslara bağlılıklarından ve beşeri sistemleri kabul etmenin şirk olduğunu bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü beşeri sistemler, insan hevasını ölçü ve ilah edinen şirk ve küfür düzenleridir. Kendi hevalarını ya da önder edindikleri kimselerin istek ve arzularını veyahut beşeri sistemlerin kanun ve kurallarını şaşmaz ölçü kabul ederek onlara uyan kimseler, onları ilah edinmiş, yüce Allah’a şirk koşmuş, Tevhidi esaslardan yüz çevirmişlerdir. İnsanların ortaya koydukları beşeri sistemler, insanların kendi kuruntularından ve arzularından oluşmaktadır; ilahi mesaj ise, yüce Allah’ın bildirdiği kurallardır. İnsanlar, tarih boyunca bu ikisi arasında bir tercih yapmak durumunda kalmıştır; birini kabul eden diğerini açıkça reddetmiştir ki bu, iman ve küfür, Tevhid ve şirk, Hak ile batıl arasında bir tercihtir. İman ile küfür, Tevhid ile şirk, Hak ile batıl, tıpkı aydınlık ile karanlık, beyaz ile siyah gibi birbirine zıt ve aykırıdırlar. Bunlardan birini tercih eden diğerini reddetmek zorundadır ve bu ikisinin orta noktası bulunmamaktadır. Yüce Allah (cc) elçilerini, Kendi bildirdiği mesaja iman etmeleri, beşerin hevasından uydurduğu sistemleri terk etmeleri için görevlendirmiştir. “Andolsun biz, her millet içinde: ‘Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik; onlardan kimine (tağuttan kaçınanlara) Allah hidâyet etti, onlardan kimine (tağutu destekleyenlere) de sapıklık gerekli oldu; işte yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün” (Nahl, 36) Tevhidi esaslara iman edenlere yüce Allah (cc) hidayet etmiş, tağuta destek olanlar ise, sapıklık içerisinde kalmışlardır. Bu da gösteriyor ki, hiçbir zaman iman ile küfür, Tevhid ile şirk, Hak ile batıl bir arada bulunmaz; bunlar arasında 4 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 7

Bismillah bir ortaklık kurmaya çalışmak, ateş ile barutu bir araya getirmeye, bal ile zehiri karıştırmaya çabalamaktır. Bu nedenle yüce Allah (cc), Hakkı batılla bulayarak Tevhidi gerçekleri gizlemeye çalışanları lanetlemiş, bunun, şirk olduğunu ve şirki affetmeyeceğini bildirmiştir. İnsanların, Tevhidi esaslardan sapmalarına, şirke düşüp Rab’lerine isyan etmelerine neden olan zan ve kuruntu, ilahi mesajın net anlaşılması ve Tevhidi esaslara yönelinmesi önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle yüce Allah (cc), zan ve kuruntular üzerine bina edilen beşeri tağuti sistemler reddedilmedikçe iman edilmeyeceğini bildirmiştir. “Dinde zorlama yoktur, Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur; kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Beşeri tağuti sistemler, insanların zanlarından uydurdukları sistemlerdir. Bu sistemleri kabul etmek, onaylamak insanları, şirke ve küfre sokar, onları, yüce Allah’a yönelmekten alıkoyup sapıklık ve dalalete sürükler. Yüce Allah (cc), insanların kendi hevalarından oluşturdukları ve günümüzde demokrasi diye isimlendirilen sistemlerin ortaya koydukları kuralların sapıklık olduğunu, bu nedenle onlara uyulmamasını bildirmiştir. “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uysan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar, onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (En’am, 116) Kur’ani hiçbir delili bulunmayan ve zan ile yapılan her iş ve söylenen her söz, birçok kimse tarafından kabul edilse bile sapıklık ve saçmalıktır. Beşeri sistemler, insanların kendi zan ve kuruntularından çıkardıkları yasalardan meydana geldiği için hiçbir gerçekliği olmayan sistemlerdir. Bu sistemlere tabi olan kimseler, Hakka değil zan ve kuruntulara uyan kimselerdir. “Onların çoğu, zandan başka bir şeye uymuyorlar, zan ise gerçekten hiçbir şey kazandırmaz; muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını bilir.” (Yunus, 36) Günümüzde demokratik sistemlere davet edenler, sistemin partilerine oy verilmesini isteyenler, insanları açıkça şirke çağırmaktadırlar. Sistemin iktidarı ile muhalefeti ile tüm partileri, gecelerini gündüzlerine katmış insanları tağuti sistemi onaylamak için sandık başına çağırmaktadırlar. “İyi bil ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır; Allah'tan başkasına davet edenler, (Allah’a) ortak koştuklarından başkasına uymuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (Yunus, 6) Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 5

[close]

p. 8

Bismillah Günümüzdeki Samiri soylu belamların ve bazı İslâmcı müşriklerin, insanları demokratik küfür sistemlerinin partilerine oy vermeye davet etmeleri, onların, açıkça ifade etmeseler bile-Tevhid inancına ve İslâmi esaslara savaş açtıklarının apaçık göstergesidir. Bilindiği üzere günümüzdeki savaşlar, genel olarak kültürel savaşlardır. Bu savaşta tağuti sistemlerin safında ya da bu sistemlerin izinleri ile oluşturulan şirk yuvaları vakıf, dernek ve parti gibi kurumlarda yer almak tağut yolunda mücadele edip savaşmak ve tağuta destek olmaktır. Bu kurumlara karşı tavır almak da yüce Allah yolunda mücadele edip savaşmaktır. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler de tağut yolunda savaşırlar, o halde şeytanın dostlarıyle savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 76) Şeytani tuzaklara dikkat! Tağut yolunda mücadele eden tüm Samiri soylu belamlar ve onların destekçileri, insanları Allah yolundan alıkoymak ve tağuti sisteme destek vermeleri için her dönemde çeşitli tuzaklar kurarlar, değişik oyunlar sergilerler. “Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları Allah yolundan çevirmeğe ve o(Hak yolu)nu eğriltmeğe çalışmayın; düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!” (A’raf, 86) Tarihi süreçte, insanları Allah yolundan çevirmek için kurulan tuzakların, değişik versiyonları günümüzde de ortaya konulmakta, insanların tağuti sisteme destek vermeleri konusunda çeşitli planlar yapılmaktadır. Bu planlardan bazıları: Cuntacılar yargılanacak, askeri vesayet kaldırılacak, CHP öcüsü, Ergenekon davaları, şimdi de F. Gülen adındaki kardinal ve ekibi tasviye edilecek gibi suni gündemler yanında başörtüsü meselesi, imam hatip okullarının açılması, ekonomik etkenler vb. hikâyelerle Samiri soylu belamlar ve onları takip edenler, halkı hep kandırmışlar, öncelikle inanan kesimi aldatmışlar, daha sonra diğer insanları şirk ve küfür tuzaklarına düşürmüşlerdir. Belamların ve onların takipçilerinin tuzaklarından ve oyunlarında biri de şudur; “Oy vermeyip ne olacak, sanki oy vermeyince başka alternatifi mi ortaya koydunuz. İslâmi bir yapılanma var da ona mı davet ediyorsunuz!” bu son şeytani oyunu ortaya koyanların birçoğu, sözümona, Kur’an okuduklarını iddia eden kimselerdir. Bu son oyunu ortaya koyanlar, belli ki Kur’an okumuyor, onu ancak bir istismar malzemesi olarak kullanıyorlar. Çünkü gerçekten iman ederek Kur’an’ı okumuş olsalar, o Kur’an’da, birçok Risalet önderinin tek başlarına ya da etraflarındaki birkaç Müslümanla birlikte tağutu reddettiklerini göreceklerdir. 6 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 9

Bismillah “İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine ‘Biz sizden ve sizin Allah'tan başka itaat ettiklerinizden uzağız, sizi tanımıyoruz; siz, bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir’ demişlerdi...” (Mümtehine, 4) Hz. İbrahim (as), tek başına bir ümmetti ve örgütü de yoktu; bu nedenle tağutu reddetmek için örgüte değil, imana ihtiyaç vardır. Çünkü tağutu, ancak Tevhidi esaslara iman edenler reddedebilirler, diğerleri ise, değişik sebeplerle ancak tağuta iman ederler. Tağuti sisteme iman edenler ve onların kullandıkları Samiri soylu belamlar, bu tuzaklarla Tevhidi söylemi olan birçok kişinin sapmasına, tağutu onaylamasına ve Tevhidi esaslardan iyice uzaklaşmalarına sebep oldular. Yani Kur’ani ifade ile “Her yolun başına oturup da tehdit ederek iman edenleri Allah yolundan çevirmeğe ve o(Hak yolu)nu eğriltmeğe” çalıştılar. Tıpkı şeytan aleyhillane gibi, insanların Rab’lerine yönelmelerine engel oldular. Şimdi yine aynı tuzak ve oyunlarla insanları, tağuti sistemi ayakta tutan partileri oylamaya insanları davet ediyorlar. Belamlar, tarihi boyunca İslâm’a savaş açmış, temelini İslâm’a savaş üzerine bina etmiş CHP’ye karşı, demokrasiyi din edinmiş, putperestliği meşru hale getirmiş, İslâm’ı adeta geçersiz kılmış, inanan insanlara tağutu sevdirmiş, her türlü münafıklığı, şirk ve küfrü bir yaşam haline getirmiş AKP’yi desteklemeye davet ediyorlar. Ey insanlar, bu seçimde seçiminizi iyi yapın ve unutmayınız ki sorun ve savaş, tağuti sistemin partileri arasında değil, savaş, yüce Allah’a ve O’nun gönderdiği Tevhidi esaslara iman edenlerle tağuti sisteme ve bu sistemin ortaya koyduğu küfür ve şirk yasalarına iman edenler arasındadır. Bu seçim, imanla küfür, Tevhid ile şirk, Hak ile batıl arasında bir seçimdir. Sistemin partileri arasında ne bir sorun, ne bir savaş, ne de bir sürtünme vardır. Onlar, en sağcıyla solcusuyla faşisti ve dincisiyle din edindikleri demokratik küfür sistemini ayakta tutmak için gerektiği anda birleşip koalisyon kurabiliyor beraber olabiliyorlar. Yaşanan zaman diliminde bunun birçok örnekleri görülmüştür. Şeytani düzenin koruyucuları partilerdir Partiler, şeytani demokratik düzenin hayat kaynakları, koruyucuları, sistemi yürüten kolları ve bacaklarıdır. Bu nedenle partiler olmadan sistemin yaşaması mümkün değildir. Bunun bilincinde olan siyasi partiler, sistem çıkmaza, darboğaza girdiğinde, en şeriatçı geçineninden en ateistine, en milliyetçisinden en sosyalistine kadar hemen hepsi aralarında birleşip onu yeniden hayata kazandırmak için koalisyonlar yapar, sistemin yaşamasını sağlarlar. İşte demokrasiyi din edinen partilerin kurdukları ilginç koalisyonlar. Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 7

[close]

p. 10

Bismillah Dindar geçinen, şeriatı getireceği yalanları ile arkasına topladığı sürüleri kandıran Erbakan (MSP), temelini İslâm’a düşmanlık ve savaş üzerine kuran, birçok Müslüman alimi darağcılarda sallandıran, Müslümanlara kin ve düşmanlık yapan Ecevit (CHP), 1974 yılında koalisyon kurup sistemi yürüttüler. Milliyetçi geçinen Türkeş (MHP), mason denilen Demirel (AP), dinci Erbakan (MSP) liberal Fevzioğlu (CGP) birleşip 1975-1980 yılları arasında koalisyonlar kurdular. İrtica geliyor diye Amerika ve Avrupa efendilerinden yardım isteyen Çiller (DYP), irticanın başı diye empoze edilen Erbakan ile 1996 yılında koalisyon kurdu. En ilginç koalisyon ise hiç kuşkusuzdur ki, üçlü koalisyondur; sokakta gençlerin birbirini boğazladıkları günlerde solcuların hamisi olan Ecevit (DSP), milliyetçilerin hamisi kesilen Bahçeli (MHP) ve Yılmaz (ANAP) rejimi kurtarmak adına 1999 yılında bir araya gelerek koalisyon kurdular. MHP, solcular tarafından katledilen yüzlerce genç ülkücünün, Ecevit de, ülkücüler tarafından katledilen solcu gençlerin kanlarını hiçe sayarak din edindikleri demokrasinin yaşaması için elele verdiler. Bugün CHP ile boğaz boğaza mücadele görüntüsü veren Erdoğan’ın, milletvekili seçilmesini sağlayan CHP'li Deniz Baykal’dir. Bugünlerde MHP’liler CHP’lilerle kolkola aday değiş tokuşunda, iman ettikleri demokratik sistemin yaşaması için çalışıyorlar. Seçiminizi iyi yapın, Allah’a mı, Demokrasiye mi iman ediyorsunuz? Ve Erdoğan’ın seçim meydanlarında söylediği şu sözü iyice düşünün! “Onlar, sandığa inanmıyorlar, sandığa inananlar sandığa gelirler.” Şimdi ey insanlar, sizler, Allah’a mı inanıyorsunuz yoksa demokratik sisteme ve ona iman etme kutuları olan sandıklara mı? Şimdi bütün bu gerçekler ışığında şu tespit açıkça ifade edilebilir; demokratik sistemin partilerinde de, parti yöneticilerinde de ne din, ne milliyet, ne de başka bir değer vardır. Ekranlarda ve meydanlarda birbirlerine her türlü hakareti yapan, insan onuruna yakışmayacak söz ve tavırları sergileyen bu insanlar, konu demokratik sistem olunca, halkın bütün değerlerini istismar ederek demokratik sistem etrafında toplanmaktadırlar. Onların, tek ve ortak dinleri ve değerleri, iman ettikleri demokratik putperest sistemdir. Bu partiler, sistemi yaşatmak için halkın değerlerini istismar ederek kullanırlar ve kimi milliyetçi, kimi dinci, kimi solcu gibi görünürler ve bugün görüldüğü üzere halkı sisteme entegre ederler. Ey insanlar, artık uyanın, sizi istismar eden bu düzenin partilerine aldanmayın! Bunlar, bugüne kadar yaptıkları ile sizleri aptal ve ahmak yerine koy8 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 11

Bismillah dukları gibi aynı zamanda sizlerin, Rabb’inize şirk koşup küfre girmenize neden oluyorlar. Hâlâ anlamayacak mısınız! Unutmayınız ve zaten görüyorsunuz ki, bu partiler, her seçim döneminde hayali bir düşman üreterek, sizlerin inandığınız değerleri istismar ederek, sizleri gaza getirip coştururlar ve böylece aldatırlar. Şayet herhangi bir inancınız, milliyetiniz ve değeriniz yoksa ve sizler de bu sisteme iman edenler iseniz o zaman sistemin partilerinden birini desteklemenizde sizin açınızdan bir sakınca yoktur. Yok eğer herhangi bir dine, milliyete ve değere sahipseniz, biliniz ki sizler kullanılıyor, din ve milliyetinize aykırı hareket ediyorsunuz. İktidarı, partileri ve Samiri soylu belamları ile tağuti sisteme iman edenler, gecelerini gündüzlerine katmış, insanları İslâm’ın nurlu ve aydınlık yolundan beşeri tağuti sistemlerin karanlıklarına davet ediyorlar. İşte Rabb’nizin bu konudaki uyarısı, gelin Rabbinize dönün! “Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; kâfirlerin dostları da tâğûttur, (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır; onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257) Ve Rabb’nizden, tağuta itaat edenlerin nasıl bir seviyeye düştüklerine dair son bir uyarı, dileyen Rabbine varan bir yol tutar! “De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kime lanet ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide, 60) “Bu bir öğüttür; dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.” (Müzzemmil, 19) Kur’âni Mücahede ile internet üzerinden canlı olarak iletişime geçebilirsiniz. Bunun için paltalk adlı programı bilgisayarınıza kurarak, her Pazar saat 21:00’da Kur’âni Mücahede sohbet odasına katılabilirsiniz. Tüm Müslümanlar sohbet odamıza davetlidir. İletişim için; www.mucahede.com adresini ziyaret ediniz. Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 9

[close]

p. 12

KEMALİST SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A Size yazdığımız, daha doğrusu tağuti sisteme iman ve hizmetten vazgeçip gereği gibi yüce Allah’a iman etmeye davet ettiğimiz bu ikinci mektubumuzdur. Size ilk mektubumuzu, siz İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığını yaptığınız sırada, eylül 1998 yılında yazmıştık. O mektubumuzu, siz, cezaevinde bulunduğunuz sırada belki daha sağlıklı bir kafa ile üzerinde düşünürsünüz diye yeniden göndermiştik. Bu nedenle o mektubumuzu alıp okuduğunuzu düşünüyoruz. O mektubumuzda, küfür ve şirk sistemi olan demokratik sisteme hizmet etmenizin, İslâm nokta-i nazarında bir hata ve küfür olduğunu, bu düştüğünüz hatadan dönmenizi tavsiye etmiş ve özetle şunları söylemiştik. “Bugün, tabii olduğunuz ve kalkınması için gece gündüz demeden çalıştığınız demokratik dinin yargı organınca, bu çalışma temponuzun hızının kesilmesi ve demokratik dinin dışına atılmak istenmeniz, yüce Allah'ın size olan büyük bir lütfudur. Çünkü bugüne kadar aşkla yürüttüğünüz belediye başkanlığı görevi sırasında, yüce Allah'ın rızasına uygun hiçbir ameliniz olmadı. Yüce Allah'ın rızası için yaptığınızı sandığınız kimi çalışmalarınız ise, demokratik dine tabi olmanız ve her vesile ile bu dinin kurucusunu temsil eden heykeller önünde ibadete durup şirke düşmeniz nedeniyle boşa çıkmıştır. İçinde bulunduğunuz konum ve çevrenizi saran yağcı tabakası nedeniyle, bugüne kadar sağlıklı düşünüp tevbe ederek İslami gerçeklere dönemediniz. İşte bu son olay, yani demokratik dinin sizi kendi dininden azletmesi olayı, sizin için yüce Allah'ın bir lütfu ve ikramıdır. Bunu çok iyi değerlendirerek tevbe edip İslâm'a dönün. Bu fırsatı değerlendirip aklınızı başınıza almazsanız bilin ki, kalbiniz katılaşacağından dolayı bir daha bu şansı yakalayamayabilirsiniz. Bu durumda ise, kendinize yazık etmiş olursunuz. Unutmayınız ki çevrenizdeki kalabalıklar aldatıcı, boş ve kuru kalabalıklardır, onlara aldanmayınız. Değil o kadar kalabalık, onun bin katı daha fazla bir kalabalık da olsa, onlar sizi yüce Allah'ın azabından koruyamaz. (...) Kur'an'ı elinize alarak okuyup anlayınız ve hayatınızı onunla yeniden düzenleyiniz! Göreceksiniz ki, şu anda bulunduğunuz durum sizi yüce Allah'ın azabına sürüklüyor ve etrafınızda bulunanlar da bunu daha fazla hızlandırıyor. 10 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 13

Kur’ân’â Dâvet Kur'an'la yepyeni bir kimlik kuşanınız ve yüce Allah'ın size bahşedeceği güzelliklerden yararlanınız. (...) (Kur'ani Mücâhede Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık/1998 13. sayısında “Recep Tayip Erdoğan'a Açık Mektup” başlıklı yazı.) Siz elinize, iman ettiğinizi iddia ettiğiniz, Kur'an'ı alıp okuyacak ve içerisinde bulunduğunuz şirk ve küfürden kurtulmaya çalışacak yerde, tam aksine hareket ederek küfür sistemine hizmeti seçerek bu sistemi sahiplenmeye yöneldiniz. Daha önceki mektubumuzda da ifade ettiğimiz üzere etrafınızdaki kalabalıklar yüzlerce kişiden milyonlara çıktı ve bu sizi, iman ettiğiniz demokratik dine daha çok bağladı ve sizde var olan o kırık dökük İslâmi hassasiyetleri de silip süpürdü, sizi tağuta itaatten tağutun bizzat kendisi yaptı. Kemalist zorbalığın başbakanlığına oturtulmanız –ki nasıl oturtulduğunuzu, daha önce yazdığımız ve www.mucahede.com sitesinde yayınlanan “İflas Eden Rejimin Son Can Kurtaran Simidi: R. Tayyip Erdoğan” başlıklı yazıda belirtilmişti- sizi tağuti küfür sisteminin başı yaptı ve geçmişte yarım ağızla da olsa söylediğiniz söylemlerden de tamamen uzaklaştınız. Yani, sizin eski söylemlerinizle, Fir’avni makama oturarak Fir’avnlaştınız. Fir’avnlaştığınız için de doğal olarak yeni kimliğinize uygun olarak her konuşmanızda insanlardan, demokratik küfür sistemini desteklemelerini istiyorsunuz. Bu davetinizle insanları, tağuti zorbalığa iman etmeye davet ediyorsunuz. Oysa sizin insanları, tasdik ve iman etmeye çağırdığınız tağutu, yüce Allah (cc), ret ve inkâr edilmesini emrediyor ve ancak bu reddedişten sonra Kendisine iman edileceğini bildiriyor. Yüzlerce defa okuduğunuzu düşündüğümüz, tağutu inkâr ayetini bir kez daha okuyun ki belki üzerinde düşünürsünüz. “Dinde zorlama yoktur; Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Siz, bu ayetin tam aksine hareket ederek sağlam olan Tevhid kulpunu bırakıp tağuti sistemin çürük kulpuna yapıştınız ve açıkça küfrü imana tercih ettiniz. Bu halinizle yüce Allah’ın bildirdiği üzere safınızı belirlediniz, böylece yüce Allah’a savaş açmış oldunuz. Bakınız yüce Allah sizin durumunuzda olanları nasıl vasıflandırıyor. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar; o halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 76) Bugün artık öyle bir duruma geldiniz ki, her vesile ile ilah edindiğiniz M. Kemal’in putunun bulunduğu puthaneye gidiyor, Rabb’inize göstermeniz gereken Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 11

[close]

p. 14

Kur’ân’â Dâvet saygıyı bu puta gösteriyor ve onun önünde ibadete durup ona tapıyorsunuz. Bir zamanlar aynı görüşü paylaştığınız Kayseri belediyesi eski başkanı Şükrü Karatepe, Kemalist zorbalığın ilahı M. Kemal’in kutsandığı merasimlerde, putun önünde durmaktan dolayı içinin kan ağladığını söylemişti. Acaba siz, bu tapınmalardan dolayı zerre kadar içinizde sıkıntı duyuyor musunuz? Putlara tapınmanın nedeniyle Kur'an’da nasıl yerildiğini biliyor musunuz? Bildiğinizden eminiz, ancak bunu bilmeniz sizi putperestlikten ve sizin gibi putlara tapan Ebu Cehillerin yolunda gitmenizden alıkoymuyor. Risalet önderleri ve onların yolunda giden Tevhid erleri, tarihin her döneminde sizin gibi putları kutsayıp onlara tapan öncüleriniz olan putperestleri Tevhidi esaslara ve şirkten kurtulup iman etmeye davet etmişlerdi. Bugün aynı çağda yaşamamız nedeniyle biz sizleri Tevhidi esaslara davet ediyor, tağuti sistemin Fir’avni makamını bırakarak şirkten ve küfürden kurtulup yüce Allah’a iman etmeye davet ediyoruz. Kendi iyiliğiniz ve kurtuluşunuz için bunu yapınız, tevbe ederek Kur'an’a ve İslâm’a dönünüz. Dünyada birkaç günlük saltanat için ebedi olan ahiret hayatınızı kendi elinizle mahvetmeyiniz. Rabb’imiz yüce Allah (cc), puta tapanların, ahirette ebediyen cehennemde yanacaklarını bildirmektedir. Birkaç günlük zevkle dolu geçici bir hayatla ebedi azap arasındaki durumu tekrar tekrar düşünün ve hemen tevbe edip iman ediniz. “De ki: ‘Siz, Allah'tan başka tapındığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?’ Yoksa onların, göklerde (Allah'a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vaat etmiyorlar.” (Fatır, 40) 12 Kur’âni Mücâhede - Sayı:39

[close]

p. 15

Kur’ân’â Dâvet “Siz Allah'tan başka bir takım putlara tapıyorsunuz, yalan şeyler uyduruyorsunuz, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermezler; siz rızkı Allah'ın yanında arayın, O'na tapın ve O'na şükredin. O'na döndürüleceksiniz.”(Ankebut, 17) Sizi duymayan, önünde ibadet edişinizi görmeyen bir putun önündeki şu haliniz, Tevhidi esasları getiren Rasulullah (as)’a savaş açıp düşman olan Mekke müşrikleri ebu Cehil, ebu Lehep, Velid bin Muğire’nin Lat, Mena, Uzza ve Hubel önündeki duruşunu andırıyor. Gerçekten sizler adına içler acısı bir durum bu putun önündeki duruşunuz. Puthanedeki şu durumunuza bakar mısınız? Totemlere tapan ilkel toplumlardan ne farkınız var; ilkel toplumları kınarsınız ancak kendi halinizi hiç düşünmezsiniz. Bu ne ilkellik, bir beton mozolenin karşısında durup sizi görüyormuş gibi ona tapıyorsunuz ve kendinizi medeni ve çağdaş, ancak aynı şekilde totemlere tapanları ilkel görüyorsunuz. Ey 21. yüzyılda, eğitim görmüş, kendinizi çağdaş, ilerici, akıllı sanan sizler, içerisine düştüğünüz şu durum gerçekten gülünç ve komiktir. Betondan yapılmış bir lahitin içine konulmuş, gelişinizi görmeyen, ibadete duruşunuzu hissetmeyen, ona seslenişinizi duymayan bir ölüyü kutsamak için her vesile ile koşup geliyor, putu önünde huşu içinde duruyorsunuz. Putların önünde ibadete duruşunuza bakmayan sizler, bu halinize, içine düştüğünüz gülünç duruma bakmadan, üstüne üstlük zerre kadar utanma duygusu hissetmeden Müslümanlara gerici, çağdışı ve yobaz diyorsunuz. Nisan - Mayıs - Haziran / 2014 13

[close]

Comments

no comments yet