38. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2

Sayı 38 Ocak-Şubat-Mart 2014 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan Yılmaz Posta Adresi PK. : 214 06047 Ulus/ANKARA Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Dizgi Nermin ÇEVİK Özcan ÖZER Kapak-Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 15.01.2014 İslam İnkılabının Öncüleri Müslüman Davetçiler 7 Kemalist Sistemin Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’e 14 AKP ve Gülen Grubunun Çıkar Üzerine Kurulu Dostlukları İnkarcıların Peygamber Düşmanlığı İblis (Şeytan) ve İnsanlar Arasındaki Mücadele Tarihi 37 Necm Suresi Tefsiri 1-18 Ayetler

[close]

p. 3

İslâm İnkılabının Öncüleri MÜSLÜMAN DAVETÇİLER Toplumu değiştirmek, yepyeni bir sistem ortaya koymak, bir inkılabı gerçekleştirmek öyle kolay ve haydi deyince olabilecek bir şey değildir. Bu, temelden başlayıp tavana doğru, her taşı seçilerek, her dokusu ilmik ilmik işlenerek yapılabilecek çok büyük bir çalışma ve fedakârlık gerektiren bir durumdur. Hele hele sözkonusu olan inkılab, İslâmi bir inkılab ise, bu durumda inkılabı gerçekleştirecek bireyler, öncelikle psikolojik, fiziksel ve ruhsal olarak hazırlanmalı, bilgiyle donanmalı, sosyal ve toplumsal yönden sergileyeceği örnek davranışlarla bezenmelidir. İslâmi inkılabta görev üstlenecek Müslüman şahsiyetlerin, öncelikle o görevi yapmaya her yönüyle hazır olmaları, görevin sorumluluğunu üstlenecek her türlü olumsuz şartlara karşı çok iyi hazırlanmaları gerekir. Çünkü üstlenecekleri göreve hazır olmayan kimseler, görevlerini hakkıyla yerine getiremezler. Çağlarüstü niteliğe ve evrensel boyuta sahip Kur’an mesajının nesillere ulaştırılması için, tebliğcilerin öncelikle bu mesajı kendilerinin anlamaları, kalpten kabul edip yaşamaları gerekmektedir. Kur’ani mesajın net olarak anlaşılması, ancak Kur’an’daki kavramların ifade ettikleri anlama uygun olarak bilinmesiyle mümkündür. Bu nedenle Müslüman davetçilerin, Kur’ani kavramları, ifade ettikleri anlama uygun olarak bilmeleri gerekir ki, Kur’ani mesajın daha kolay ve daha sağlıklı bir şekilde insanlara ulaştırılmasını sağlayabilsinler. İslâmi inkılabı gerçekleştirecek Müslüman bireylerin, ihlas sahibi ve davalarında samimi olmaları, iman ettikleri Kur’an’la bütünleşmeleri gerekir. Ancak Kur’an’la bütünleşenler, yaşayan Kur’an haline gelenler, mücadelelerinde başarılı olacaklar ve alemlerin Rabbi’nin hoşnutluğunu kazanacaklardır. İlahi mesajı üstlenecek Müslüman davetçiler, insanlara ulaştıracakları mesajın mana ve ehemmiyeti yanında, mesajı ulaştıracakları toplumun içerisinde bulunduğu düşünce yapısını, siyasal eğilimini, kültürel birikimini çok iyi bilmeli ve ona göre hareket etmelidirler. Tevhidi esasları topluma ulaştıracak Tevhid erleri, kimin ve ne adına hareket ettiklerini, üstlendikleri mesajın kendilerinden ne istediğini çok iyi bilmeli, mesajı ulaştıracakları toplumdan görecekleri tepkilere, karşılaşacakları sorunlara, hatta baskı ve işkencelere hazır olmalıdırlar. Tevhid erleri, kendilerinden önce gelen Tevhid erlerinin karşılaştıkları sorunları, sıkıntıları Ocak - Şubat - Mart / 2014 1

[close]

p. 4

Bismillah ve bu mesajı insanlara ulaştırırlarken başlarına gelen baskı ve zulümleri en ince noktasına kadar öğrenmeli, kendilerinin de aynı sorunlarla karşılaşacaklarını bilmelidirler. Müslüman inkılabçılar, içinde yaşadıkları toplumun özelliklerini, siyasal eğilimini, kültürel, ve inanç değerlerini çok iyi bilmeli; yaşadıkları çağın sorunlarını, siyasi durumunu, dünyada gelişen olayları yakından izlemeli, içerisinde yaşadıkları dönemi çok iyi araştırmalı ve geçmiş dönemlerle karşılaştırmalı, böylece kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Müslüman inkılabçılar, geçmiş dönemlerde cereyan eden Hak-batıl mücadelesini bilmeli, kendilerinden önceki davetçilerin metotlarını gözönünde bulundurmalıdırlar. Kendilerinden önce Tevhid mücadelesini sürdüren davetçilerin kendi toplumlarına yalnızca yüce Allah’ın indirdiği kitaplarla gittiklerini ve onların, toplumlarını yalnızca vahiyle uyardıklarını bilmelidir. İnkılabçı Müslümanlar, kendilerini, Rab’leri tarafından görevlendirilmiş birer müjdeci ve uyarıcı olarak görmeli, sorumluluklarının bilincinde hareket etmeli, yaşantılarını, söz ve hareketlerini Kur’anileştirmeli, Peygamber (as)’ı, en güzel örnek ve önder edinmelidirler. Müslümanlar, davette izleyecekleri metodu, Kur’an öğretisine ve Peygamberin uygulamasına göre takip etmelidirler. Müslüman davetçiler, davet görevlerini yerine getirirlerken, yalnızca yüce Allah’a tevekkül etmeli, Rab’lerinin daima kendileriyle beraber olduğunu unutmamalı ve hiçbir şekilde ve şartta içerisinde yaşadıkları beşeri tağuti düzenlerden çekinmemeli, onlardan korkmamalı, onların belirlediği kanun ve kurallara göre hareket etmemelidirler. Şu bir gerçektir ki, ilahi mesajın en büyük düşmanı, beşeri tağuti sistemler ve onların destekçileri olan geleneksel din anlayışına sahip toplumlardır. Risalet tarihi, Tevhid mücadelesini ortaya koyan Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin örnekleri ile doludur. Kur’an, bu güzel örnekleri, her çağda İslâm inkılabını gerçekleştirecek Tevhid erlerine örnek olarak vermekte ve bunların yolundan gidilmesini bildirmektedir. “Andolsun Allah'ın Rasulünde sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmaya iman eden ve Allah'ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) “İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine ‘Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi(n itaat ettiklerinizi) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.’ demişlerdi...” (Mümtehine, 4) “Musa'da da (örnek alınacak şeyler vardır), onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik.” (Zariyat, 38) İnkılabçı Müslümanlar, en öncelikli görevlerinin Tevhidi esasları insanlara duyurmak olduğunu bilmeli, Sünnetullahın değişmezliğinden hareketle, 2 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 5

Bismillah yaşadıkları çağda da, vahyin belirlediği esaslar dahilinde Tevhidi esasları insanlara duyurmalıdırlar. Yüce Allah (cc), bu esasın değişmezliğini bildirmekte ve sonradan gelenlerin de buna tabi olmalarını istemektedir. “O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeriat (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin, fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve iyi niyetle yöneleni kendisine iletir.” (Şura, 13) Müslüman davetçiler, birer rahmet elçileri olduklarını bilmeli ve daveti reddeden topluma karşı ilk önce şefkat ve merhametle muamele etmeli, mümkün oldukça onlara acımalı; bir babanın asi çocuğuna bakışı gibi, topluma merhametle bakmalıdırlar. Toplumun ya da egemen siyasi gücün Rab’lerine isyana devam etmeleri durumunda, Müslüman davetçiler, onların baskı ve zulümlerine aldırış etmeden ve onlardan zerre kadar korkmadan davet görevlerini kesintisiz bir şekilde sürdürmelidirler. Müslüman davetçiler, toplumu yönlendiren, onu şirk bataklığından hidayet aydınlığına çıkarmaya çalışan kimseler olduklarının bilincinde hareket etmeli, zorluklara karşı hazırlıklı olmalıdırlar. Bu zorlukların başında, Risalet tarihinde birçok örneği görülen musibetler, sıkıntılar, yokluklar, işkence ve baskılar gelmektedir. Müslümanlar, her türlü zorluk ve sıkıntılara, baskı ve işkencelere karşı iman zırhıyla donanmalıdırlar. Müslüman davetçiler, yaptıkları görev ve taşıdıkları sorumluluğun idraki içerisinde hareket etmeli, toplumu şirk ve küfürden, kültürel ve kronikleşmiş düşünsel kalıntılardan, geleneksel, statikocu din anlayışından arındırdıklarını, bunun ise oldukça zor olduğunu bilmelidirler. Bütün bu zorluk ve sıkıntılara karşı yalnızca yüce Allah’a dayanmalı, yalnızca O’na güvenmeli ve yalnızca O’nu otorite kabul etmelidirler. Yüce Allah (cc), insanların içerisinde bulundukları şirk ve küfür durumunu değiştirecek elçilerini insanlara göndermeden önce onları, fikri planda yetiştirmiş, psikolojik ve fiziksel olarak olgunlaştırmış, taşıyacakları sorumluluk ve görev konusunda, neler yapacaklarını ve nelerle karşılaşacakları konusunda bilgilendirmiştir. Tarihsel süreçte, egemen zorba diktatörlere, azgın müşrik ve kâfirlere karşı Tevhidi esasları ortaya koyarak bir inkılab gerçekleştiren Risalet önderi rasuller ve onların izlerini takip eden Tevhid erleri, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği esaslara harfi harfine uyarak görevlerini yapmışlardır. Kur’an’da, ilk sureden başlanarak, Müslüman davetçilerin, Tevhidi esasları nasıl ortaya koyacakları, tebliğden önce ve tebliğ sırasında neler yapacakları kendilerine bildirilmiş, bildirilen esaslara kesinlikle uymaları istenmiş ve Kur’an onları, Risalet önderlerinden örnekler vererek davete hazırlamıştır. Müslüman davetçiler, insanlara Tevhidi esasları anlatmadan önce, kalpleri tam mutmain olmalı, konuşma yeteneklerini geliştirmeli, Kur’ani bilgi ile Ocak - Şubat - Mart / 2014 3

[close]

p. 6

Bismillah donanmalıdırlar ki, insanların sordukları sorulara açık ve net cevap verebilsinler, sorular, tepkiler ve baskılar karşısında bunalıma girmesinler. Müslüman davetçiler, kendilerinde özgüven duygusu tam oluştuktan sonra davet görevlerine başlamalı ve hiçbir şekilde kendilerini gizlememeli, Tevhidi esasları açık ve net bir şekilde ortaya koymalıdırlar. Müslüman davetçiler için burada çok önemli olan husus, vahyi esaslardan başka bir şey söylememeleri ve ilahi mesajı olduğu gibi ortaya koyarak, insanları Rabb’leriyle baş başa bırakmalıdırlar. Müslüman davetçiler, davete başlamadan önce bedeni ve fikri olarak davetin tüm zorluklarına karşı hazırlıklı olmalıdırlar. Bu öyle bir hazırlanma olmalı ki, bedeni her türlü çile, sıkıntı ve eziyete, açlık ve sefalete, zindana ve asılmaya; psikolojik olarak her türlü alay ve hakarete, iftira ve karalamaya tahammül edebilecek, gerekirse ölüme bile sevinerek gidebilecek şekilde bir hazırlanma olmalıdır. Müslüman davetçiler, bedeni ve psikolojik her türlü zorluğun üstesinden ancak iman ettikleri davaya ve bu davanın temel esası olan Tevhidi ilkelere sarılarak gelebileceklerini ve bu sayılan zorlukları ancak o şekilde aşabileceklerine gönülden inanmalıdırlar. Bunun yolu ise, sağlıklı bir Kur'an eğitimidir. Kur'an eğitimi öyle yapılmalıdır ki, düşünce sisteminde kronikleşmiş materyalist kalıntılardan bir tek leke kalmayacak şekilde temizlensin, sözlere bulaşan argo ve avami ifadeler atılsın, söz berraklaşıp güzelleşsin, davranışlardaki bozukluklar, çarpıklıklar düzelsin, yüce Allah’ın rızasına uygun hale gelsin. Öyle bir Kur'an eğitimi ki, kalbi saran korkular, sevgiler atılsın, kalp yalnızca yüce Allah’a tahsis edilsin, O’nun sevgisi ve korkusu kalbin her hücresini sarsın. Öyle bir Kur'an eğitimi yapılmalı ki, insana yön veren heva ve hevesin yerini akıl, şirkin yerini iman, duygusallığın yerini Kur’ani hükümler, sapıklık ve dalaletin yerini hidayet ve rahmet alsın. Müslümanlar, sevgilerinde de nefretlerinde de, kızgınlık ve sakinliklerinde de hep sorumluluğunu yüklendikleri mesajın belirlediği ölçülere uygun hareket ederler. Sorumluluk duygusu ile hareket insanı olgunlaştırır, görevinin bilincine ulaştırır ve tutarlı hareket etmesini sağlar. Kur'an, Müslüman şahsiyetlere sorumluluklarını hatırlattıktan sonra onların olgunlaşmalarını sağlayacak durumları gösterir ve onları görev bilinci ile donattıktan sonra tutarlı ve emin adımlarla hareket etmelerini sağlar. Olgun bir kişiliğe, sağlam bir karaktere sahip olmayan kimseler, İslâmi mesajı yüklenemeyecekleri gibi bunlar, İslâmi harekete zararlı ve ayak bağıdırlar. İslâmi harekette metot, davanın olmazsa olmaz parçasıdır; bu nedenle yüce Allah (cc), ilahi mesajın sorumluluğunu yüklenen Müslüman davetçilere takip edecekleri metodu ve bu metot içerisinde tutum ve davranışlarını nasıl kontrol edeceklerini de bildirmiştir. Böylece sorumluluk yüklenen Müslüman şahsiyetler, metodun ilahi olduğunun bilinci ile hareket ederler ve ilahi mesajı ortaya koyarlarken hiçbir şekilde duygularıyla ya da tağuti sistemlerin kanun ve kuralları ile hareket etmezler. 4 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 7

Bismillah Müslüman şahsiyetler, taşıdıkları mesajın ruhuna uygun bir kişilik ve kimlik kuşanmalıdırlar. Onların toplum içerisinde hem dostları, hem de karşıt muhatapları yanında belli bir misyonları olmalıdır. Müslüman davetçiler, hiçbir şekilde ve şartta kendi bireysel kişiliklerini ve kimliklerini sorumluluğunu yüklendikleri ilahi mesajın önüne geçirmemelidirler. Davet görevi, ağır bir sorumluluktur; bu sorumluluğun hakkıyla ifa edilebilmesi çok büyük mücadele ve uğraşı ister. Bu mücadelede zorluk, sıkıntı, hakaret, karalama, acı, işkence, eziyet, zindan ve şehadet vardır. Buna talip olacak kimseler, bütün bu sayılanları göze alıp daveti öyle üstlenmelidirler. Ancak bunun karşılığında yüce Allah’ın rızası, hoşnutluğu ve cennet vardır. Müslüman davetçiler için en önemli ve öncelikli husus, Rab’lerine kesin bir şekilde iman edip güvenmeleridir. Bu güven kalblerinde tam yerleşmedikçe Müslüman davetçiler, davet görevine talip olmamalıdırlar. Çünkü, fikri planda ve ameli olarak yeterince olgunlaşmayan kimseler, karşılaştıkları zorluk ve sıkıntılara tahammül edemeyecekler ve belli bir noktadan sonra geri döneceklerdir. Bu ise onlara, Rab’leri indinde ağır sorumluluklar getirecektir. “Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.” (Müzzemmil, 5) Yüklenen sözün ağırlığı, bizzat sözün kendisi değil onun insanlara ulaştırılmasında karşılaşılacak sorunlardır. Çünkü yüklenen söz, hidayet olan, aydınlığa ve rahmete ulaştıran bir sözdür. İnsanı, karanlıklardan aydınlığa çıkaran, onu rahmete ulaştıran, insanın kalbine şifa, bedene huzur ve mutluluk veren bir sözün bizatihi ağır olması elbette mümkün değildir. Buradaki ağırlık, bu sözün ulaştırılacağı kişilerin gösterecekleri tepkilerdir. Nitekim yüce Allah (cc) bu konuda şöyle buyuruyor. “Sana indirilen bir Kitaptır; onunla uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın ve iman edenler için bir öğüttür.” (A’raf, 2) Cahil ve inançsız insanlara bir şey anlatmak, özellikle de onu kabul etmesini sağlamak oldukça zordur. Bunlar, en kaba, en acımasız bir şekilde hakaret eder, en ağır sözleri söyler ve vahşi bir şekilde saldırırlar. Bu nedenle de davetçiler, çoğu zaman bir sözü karşılarındakilere anlatmakta sıkıntı çekerler. Bu sıkıntılar kimi zaman bedeni, kimi zaman ise psikolojiktir. Hiçbir dava, hiçbir düşünce, oturulduğu yerden insanlara ulaşmaz, toplum tarafından kabul görmez. İlahi mesajın taşıyıcıları olan Müslümanlar, sürekli mücadele azmi içerisinde olmalı, mücadele yapmalıdır. Tevhidi mücadele veren Müslümanlar, cesur, atik, fedakâr ve mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmalıdırlar. Rahatına düşkün, tembel, pısırık, korkak, kişiliği olgunlaşmamış şahsiyetsiz kimseler ilahi mesajı taşıyamazlar. Çünkü Tevhidi esasları insanlara ulaştırma sorumluluğu ağır bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu da ancak buna hazır olanlar taşırlar. “Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenOcak - Şubat - Mart / 2014 5

[close]

p. 8

Bismillah mekten kaçındılar, ondan korktular; onu insan yüklendi; doğrusu o, çok zâlim, çok câhildir.” (Ahzab, 72) “Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu, baş eğmiş, çatlamış, yarılmış görürdün. Bu misâlleri, düşünmeleri için insanlara anlatıyoruz.” (Haşr, 21) Kur’ani sorumluluk ağır bir sorumluluk olmakla beraber, mükâfatı da o oranda değerli ve büyüktür. Kur’ani sorumluluktan kaçınmak, çok değerli ve büyük mükâfattan kaçınmak anlamına geleceğinden, bu durumda insan kendisine zulmetmiş olacaktır. Kur’ani sorumluluktan kaçınan kimse, cahil ve nankördür. Vahyi bilince ulaşan Müslümanlar, Rab’lerinin kendilerine lütfettiği bu ağır sorumluluğu yüklenerek vaat edilen büyük mükâfatı elde etmek için çalışmalıdırlar. Bunun için onlar, her türlü sıkıntı ve zorluğu göze alarak hareket ederler. Tevhidi esasları insanlara duyurarak onları, yüce Allah’ın Uluhiyet ve Rububiyetini kabul etmeye davet eden inkılabçı Müslümanlar, hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkup çekinmeden hareket etmeli, rızkın, yüce Allah’ın elinde bulunduğunu, O’nun izni olmadan bir saniye önce ya da sonra ölemeyeceklerini, O dilemedikçe hiçbir hayır ve şer ile karşılaşmayacaklarını kesin bir şekilde bilmelidirler. Unutulmasın ki, Kâinatın sahibi yüce Allah’tır ve her şey O’nun kontrolündedir. Bu nedenle tağuti sistemlerden hiçbir şekilde çekinilmemeli, gizlenmek ve taktik adı altında zilleti kabul ederek onların izni ile kurulan şirk ve küfür yuvası vakıflara gidilmemelidir. Müslümanlar, bütün güç ve kuvvetin, yüce Allah’ta olduğunu, O’nun kendilerine yardım edeceğini bilmelidirler. Yüce Allah (cc), kendi dinine yardım edenlere yardım edeceğini vadediyor. “Eğer siz o(Hak elçisi)ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allah ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, kâfirler, kendisini (Mekke'den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına ‘Üzülme, Allâh bizimle beraberdir!’ diyordu. Allah onun üzerine sekinetini indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçattı. Yüce olan, yalnız Allah'ın sözüdür. Allah üstündür, hakimdir.” (T evbe, 40) Müslümanlar, yüce Allah’ın kendileriyle olduğu bilinciyle imani, psikolojik ve fiziksel olarak kendilerinde belli bir güven duyduktan sonra, en yakınlarından başlayarak Tevhidi esasları anlatmaya başlamalıdırlar. Unutulmasın ki, Risalet tarihinde inkılabi bir harekete kalkan tüm elçiler, bunun için en yakınlarından başlamışlar ve suya atılan taşın oluşturduğu haleler gibi giderek dışa doğru açılmışlardır. Günümüz inkılabçı Müslümanların da yapmaları gereken şey, kendilerinden önce gelenlerin yolunu takip etmeleridir. Sonuç, yüce Allah’ın takdir ettiğinden başka olmayacaktır. Selam olsun inkılabi bir harekete gönül veren ve bu uğurda hayatlarını ortaya koyan Tevhid erlerine! 6 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 9

KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E Bu yazının amacı, size kesinlikle hakaret olmayıp, tamamen sizi Tevhidi esaslara iman etmeye davet etmektir.. Bugün içerisinde bulunduğunuz durum, sizi çok açık bir şekilde, dünyada küçük düşürecek ve ahirette ebedi azaba sürükleyecek olan şirke ve küfre sokmaktadır. Siz de bilirsiniz ki, tarihsel süreçte sizin durumunuzda olan kişilere yüce Allah (cc), Tevhidi esasları duyuran elçilerini göndermiş ve onları, yalnızca Zatına iman ve ibadet etmeye davet etmiştir. Rasullerin gönderilmediği dönemlerde davet görevini Tevhid erleri olan Müslüman davetçiler yapmışlardır. Bugün artık Risalet önderi rasuller gelmeyeceğine göre sizi iman etmeye davet etme görevini Tevhid erleri olarak biz yerine getiriyoruz. Umarım bu daveti, duygularınıza kapılıp hemen reddetmek yerine sizi davet ettiğimiz Kur'an'ı alıp okur ve üzerinde düşünerek kendinizi gözden geçirirsiniz. Biz, Kur'an’ın belirttiği üzere, Rabb’imize bir mazeret beyan edebilmek için bu görevimzi ifa ediyoruz. “İçlerinden bir topluluk: ‘Allâh'ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dedi. Dediler ki: ‘Rabbinize mazeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz).” (A’raf, 164) Siz, çok iyi biliyorsunuz ki Kemalist dikta sistemi, yüce Allah’a, O’nun indirdiği Tevhidi esaslara ve Tevhidi esaslara iman eden Müslümanlara düşman olan tağuti bir sistemdir. Yine biliyorsunuz ki, tağutu reddetmedikçe yüce Allah’a iman edilemez/edilmez ? “Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Tağutun, Tevhidi esasları reddedip kendi hevalarından çıkardıkları yasalarla insanları idare eden beşeri sistemler olduklarını ve bunların alemlerin Rabb’i yüce Allah’a isyan ettiklerinden dolayı tağut olduklarını bilirsiniz. Şimdi reddetmekle mükellef olduğunuz tağutu bizzat siz temsil ediyorsunuz. Bu nedenle de Rabb’iniz yüce Allah’a tuğyan edip isyan ediyorsunuz. Siz, bir zamanlar İslâm iddiasında olan bir kişi idiniz ve Kemalist zorOcak - Şubat - Mart / 2014 7

[close]

p. 10

Kur’ân’â Dâvet balığın Fir’avni bir düzen olduğunu, bugün putu (mozolesi) karşısında ibadete durup tapındığınız Atatürk lakaplı M. Kemal’in İngiliz ajanı olduğunu, onun heykellerinin put olduğunu, bunların mutlaka yıkılması gerektiğini söyleyen milli görüş hareketinin içindeydiniz. Ancak bugün, küçük, geçici ve basit bir makam için geçmişteki iddialarınızın tersine M. Kemal’i ilah edinerek, onun putları önünde huşu içinde ibadete durup tapınıyorsunuz ve tağuti sisteme sahip çıkıyorsunuz. Aşağıdaki fotoğraflar, sizin putlar önünde nasıl huşu içinde ibadete durduğunuzu gösteriyor. Şuna inanmanızı isterim ki, ne bu fotoğraflarla ne de yazdığım yazılarda amacım sizi rencide etmek değil, tam aksine düşünmenizi sağlamaktır. Umarım bu rahmet çağrısını değerlendirir, kurtuluşunuzu sağlayacak kararı verirsiniz. Putperestliğin günümüz versiyonundan görüntüler ve tarihsel süreçte putları sahiplenme çağrılarındaki benzerlikler. “İlahları bir tek ilah mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir. Onlardan bir grup fırladı: ‘Yürüyün ilahlarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzû edilen bir şeydir.” (Sad, 5-6) “Dediler ki: ‘İlahlarınızı bırakmayın: Vedd'i, Suva'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i bırakmayın!” (Nuh, 23) “Gördünüz mü o Lât ve 'Uzzâ'yı ve üçüncü(sü olan) öteki Menat'ı?” (Necm, 19-20) Ve günümüzde ilah edinilen puthanedeki putlar: M. Kemal, İ. İnönü, C. Bayar. Bu putlara sahip çıkılması için yapılan ve tarihi putperestlik çağrılarının neredeyse aynısı bir çağrı. 8 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 11

Kur’ân’â Dâvet SHP(Sosyal Demokrat Halkçı Partisi)nin, 3 Mart 1994 tarihinde gazetelere vererek, duvarlara duyurular asarak tüm putperestleri, putlarına sahiplenmeye çağıran bir ilan, tarihi süreçteki putları sahiplenme çağrılarının neredeyse aynısıdır ve aynen şöyledir. “Atatürkleyiz, Anıtkabirdeyiz. Genel Başkanımız Murat Karayalçın’ın başkanlığında Genel Merkez Yöneticileri, Milletvekilleri ve İl Başkanları, 3 Mart 1994 Perşembe günü saat 12:00’de Anıtkabir’de olacaklardır. 3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılmasının 70. yılında “Şeriat’a hayır Laikliğe evet, Yobazlığa hayır Çağdaşlığa evet, Karaseslere hayır Aydınlığa evet” diyen tüm Ankaralıları, parti ayrımı gözetmeksizin Atatürk’e ve Laik Cumhuriyet’e bir kez daha ve ödünsüz sahip çıktığımızı göstermek için; Anıtkabir Tandoğan kapısı önünde buluşmaya çağırıyoruz.” “Eğer biz ilahlarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı (diyorlar). Azâbı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.” (Furkan, 42) Putperestliğin her dönemdeki çağrısı budur ve putperestler, putlarına sahip çıkarlar. Fotoğraflardan ve yukarıda alıntı yaptığımız ilandan anlaşıldığı kadarıyla günümüzde de devam eden bu çağrıya karşılık biz de diyoruz ki: “Onlar, sizin ve babalarınızın, (ilah) diye isimlendirdiğiniz isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç indirmemiştir. Onlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.” (Necm, 23) Ocak - Şubat - Mart / 2014 9

[close]

p. 12

Kur’ân’â Dâvet Tarihi putperestliğin günümüz versiyonunda putlara tapınma şekli ve ibadetleri. “(İbrâhim) dedi ki: ‘Siz dünyâ hayâtında birbirinizi sevmek için Allâh'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Daha sonra kıyâmet gününde birbirinizi inkâr eder ve birbirinizi lanetlersiniz. Varacağınız yer de ateştir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.” (Ankebut, 25) “De ki: ‘Allâh'ı bırakıp size ne zarar, ne de yarar vermeğe gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allâh, işiten, bilendir.” (Maide, 76) Putun önündeki bu huşu içerisindeki duruşunuzun yanında, ilah edindiğiniz emperyalizmin yerli işbirlikçisi M. Kemal’e karşı yaptığınız dua, şirkinizi katmerleştiriyor ve -şayet tevbe edip hemen o tağuti küfür makamı olan Kemalist zorbalığın cumhurbaşkanlığını bırakmamanız halinde- sizin bu duruşunuz ve sözleriniz sizi, yüce Allah’ın vereceği acı ve küçük düşürücü azaba sürüklüyor. Bakın ne diyorsunuz o ilah edindiğiniz puta! “Aziz Atatürk, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87. yıldönümünde yarınlarına güvenle bakan büyük bir milletin evlatları olarak huzurundayız. Bugün demokratik, laik, güçlü, gelişmiş dünyada aktif rol oynayan bir ülke konumuna ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Ülkemizi gösterdiğiniz hedef doğrultusunda geleceğe taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye, dünyadaki değişimleri şekillendiren bir ülke olarak daima yükselecektir. Milletimiz bu süreçte Cumhuriyetin temel değerlerini korumaya ve demokratik gelişimini sürdürmeye kararlıdır. Cumhuriyet Bayramı'nda millet olarak aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyor, size minnet duygularımızla birlikte şükranlarımızı ve saygılarımızı sunuyoruz. Ruhunuz şad olsun.'' 10 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 13

Kur’ân’â Dâvet Bu ve her sene tekrarladığınız benzeri ifadeleriniz sizi, açık bir şekilde şirke ve küfre sokuyor. Unutmayınız ki, huzurunda saygı ile eğilip dua ettiğiniz taştan, tunçtan bir puttur ve sizi kesinlikle duymuyor. Oysa siz, biz Müslümanların Rabb’imize yaptığımız dua gibi, sizi duymayan ve görmeyen bir puta sesleniyor, ona dua ediyor ve biz Müslümanların, Rabb’imiz önünde eğildiğimiz gibi ilah edindiğiniz putun önünde saygı ile eğiliyorsunuz. Bakınız yüce Allah (cc), o önünde saygı ile eğildiğiniz putlarınız hakkında ne buyuruyor. “Hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah'a) ortak mı koşuyorlar? (O putlar), ne onlara bir yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım ederler? Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar; ha onları çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, sizin için birdir. Allah'tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.” Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var, yoksa görecekleri gözleri mi var, yahut işitecekleri kulaklarımı var? De ki: ‘(Allah'a) ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, haydi (elinizden geliyorsa) hiç göz açtırmayın bana!” (Bakara, 191-195) Siz, kendi anlayışınıza göre yüce Allah’a iman ettiğinizi düşünüyorsunuz; ancak unutmayınız ki, Mekke’nin ileri gelen müşrikleri de sizin gibi Allah’a iman ettiklerini düşünüyorlardı. Ancak yüce Allah (cc), onların bu imanlarını kabul etmeyerek, onları, yalnızca bir olan Kendisine iman etmeye davet ediyordu. “De ki: ‘Biliyorsanız dünyâ ve içinde bulunanlar kimindir?’ ‘Allâh'ındır’ diyecekler. ‘O halde düşünmüyor musunuz?’ de. ‘Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? de. ‘Bunlar Allâh'ındır’ diyecekler. ‘O halde korunmuyor musunuz?’ de. ‘Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekûtu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollanmayan kimdir?’ de. (Her şeyin yönetimi) Allah'a âittir diyecekler. ‘O halde nasıl büyüleniyorsunuz?’ de.” (Mü’minun, 84-89) Yukarıdaki ayetlerden ve daha onlarca benzerlerinden de anlaşılacağı üzere, Mekke müşrikleri yüce Allah’a inanıyor, hatta başka birçok ayette Mekke müşrikleri, namaz kıldıklarını, Hac yaptıklarını, meleklere iman ettiklerini ve Hz. İbrahim (as)’ın kendi peygamberleri olduğunu ifade ediyorlar. Ancak bütün bunlara rağmen Mekke müşrikleri de sizin, M. Kemal’i ilah edinip tapınmanız gibi ilah edindikleri Lat, Menat ve Uzza’ın putları önünde sizin M. Kemal, İnönü ve Bayar putları önünde eğildiğiniz gibi ibadete duruyor ve onlar da sizin gibi putlarına dua ediyorlardı. Ocak - Şubat - Mart / 2014 11

[close]

p. 14

Kur’ân’â Dâvet Bulunduğunuz makam, sizi ve eşinizi öyle kendine çekmiş ki, tağuti sisteme tamamen iman etmiş ve benimsemişsiniz. Eşiniz de sizin gibi putlara taptığı ve Kemalist zorbalığı kabul edip ona iman ettiği için, başörtü takan kızlar için “onlar cahildir” diyebiliyor. Tabiiki kendi örtündüğü sıkma başın, İslâmi örtü ile hiçbir ilgisi bulunmadığı için, iman ettiği Kemalist zorbalığın yasalarına aykırı olarak örtünen kızlarımıza, böyle cahilce ifadeler kullanması normaldir. İnsan kendisini ebu Sufyanın karısının yerinde görünce, yüce Allah’ın emri olan örtüyü örtünenleri cahillikle suçlayacaktır. Kısacası sizin şu andaki haliniz, Mekke müşriklerinden ebu Cehil, Velid bin Muğire, ebu Sufyan ve diğerlerinin durumundan farksızdır. Gelin durumunuzu gözden geçirin ve Rabb’inize gereği gibi iman edip kendinizi kurtarın ve kendi elinizle sizi küçük düşürecek azaba sokmayın. Gelin, kendinize bir iyilik yapıp putlardan, putperest tağuti sistemden ve size verdikleri makamdan vazgeçip gereği gibi Rabb’inize iman edin ve kurtuluşa ulaşın. Rabb’imizin buyurduğu gibi, “…Kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) tağuttan yüzçevirip sağlam kulp olan Tevhidi esaslara yönelin. Siz çok iyi biliyorsunuz ki putperestlik, insanı küçük düşüren, yüz karası bir durumdur. Bugün sizin içerisinde bulunduğunuz durumunuz, en ilkel toplumların totemlerine yaptıkları merasimleri andırıyor. Onlar da tıpkı sizin gibi, taş ve tahtadan yaptıkları totemleri yüceltip yonttukları putların önünde saygı ile eğilip ibadet ediyorlardı. Siz de tunç ve betondan yapılan putları kutsuyor, onlara dua edip yalvarıyor ve kendi ifadenizle önünde saygı ile eğilip ibadet yapıyorsunuz. Yani ilkel toplumlarla aranızda, putların yapıldığı maddeler dışında hiçbir fark yoktur. Onlar ilkel putperestler, sizler ise çağdaş putperestlersiniz. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, tapındığınız putlar, sizin tapınmanızı ve onlara seslenmenizi duymazlar. Kıyamet gününde de o putlaştırıp tapındığınız kişiler sizin tapınmanızı reddederler. Bakınız, tevbe edip yalnızca yüce Allah’ı ilah edinmeniz için Rabb’iniz, şimdiden sizi uyarıyor. “Onları çağırsanız sizin çağırmanızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyâmet günü de, sizin (onları Allah'a) ortak koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen (Allâh) gibi gerçekleri haber veremez.” (Fatır, 14) “Babasına demişti ki: ‘Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” (Meryem, 42) “İbrâhim, babası Âzer'e demişti ki: ‘Sen putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum.” (Enam, 74) 12 Kur’âni Mücâhede - Sayı:38

[close]

p. 15

Kur’ân’â Dâvet Hz. İbrahim (as)’ın diliyle söylüyorum, işitmeyen, görmeyen ve size hiçbir faydası dokunmayacak olan putları terk edin. Aksi halde bu putlar, Rabb’inize isyan edip şirk koştuğunuz için ahiret hayatında sürekli bir azaba, rezil edici bir cezaya çarpılmanıza neden olacaklardır. M. Kemal putundan, onun Anadolu halkına dayattığı tağuti zulüm sisteminden uzaklaşın ve yalnızca yüce Allah’a ibadet edip onu tek ilah edinin. Gelin, bu utanç verici duruma son verip ve tağuti sistemin size verdiği ve karşılığında imanınızı sattığınız makamlarından hemen istifa ederek Rabb’inize yönelin; belki rahmeti çok olan Rabb’imiz sizi bağışlar da yeniden size hidayet nasip eder de Müslümanlardan olursunuz. Açın Kur'an'ı okuyun ve sizden önce Allah’tan başkasını ilah edinerek putlara tapan putperest öncülerinizin başlarına gelenleri görün. Okuyun o yüce Kur'an'ı da, o putperestlerin ahirette görecekleri acı azapları görün. Kur'an'ı okuyun da putperestliğin o kişileri nasıl alçaltıp rezil ettiğini görün. Bulunduğunuz makamın cazibesini terk etmek belki zorunuza gidecek, ancak bunun karşılığında cehenneme girmekten kurtulup yüce Rabb’inizin rızasını, rahmetini ve cennetini kazanacak; taş ve betondan yapılma bir putun önünde eğilerek tapınmaktan, küçülüp rezil olmaktan kurtulacak, alemlerin Rabb’ine ibadet ederek yüceleceksiniz. Geçici dünya hayatının basit zevklerini terkedip ebedi alemin bol ve tükenmez nimetlerine ve ebedi saadetine ulaşacaksınız. Tercih sizin, tercihinizi iyi yapın. Siz, şerefi tağuti sistemin geçici makamlarında aramayın, bütün şeref Allah’a mahsustur, onunla şereflenmeye bakın. Emperyalizme uşaklık yapanların ne şerefleri vardır, ne de izzetleri. Gelin Müslümanlarla beraber olup şerefi asıl yerinde arayın. “Onlar mü'minleri bırakıp kâfirleri dost tutuyorlar. Onların yanında şeref mi arıyorlar? Bütün şeref, tamamen Allah’a aittir.” (Nisa, 139) “Kim şeref istiyorsa (bilsin ki) şeref tamamen Allâh'ındır, Güzel söz O'na çıkar, iyi amel onu yükseltir. Kötü şeyleri kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulacaktır.” (Fatır, 10) Tercih sizin, isterseniz şu andaki durumunuza devam edip putların önünde küçülerek tapınmanızı sürdürür, duymayan işitmeyen taş ve betondan putlara yalvarıp zilleti seçersiniz, isterseniz içerisinde bulunduğunuz acı durumdan onurlu bir şekilde hareket ederek dünya ve ahiret saadetini kazanırsınız. Kayserili olduğunuza göre ticaretinizi ve kârınızı iyi bilirsiniz. Ya zillet, ya şerefli bir kişilik. Karar sizin.!!! Ocak - Şubat - Mart / 2014 13

[close]

Comments

no comments yet