37. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2



[close]

p. 3

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN KUR’ANİ DURUŞU İnsanlar, karşılaştıkları olaylar ve kişiler karşısında, farklı bir duruş ve tavır sergilerler. Bunun nedeni, kişilerin, iman ettikleri ya da tabi oldukları din ve ideolojilerinden, içerisinde yetiştikleri gelenek ve göreneklerden, bulundukları sosyal, siyasal ve çevresel etkileşimlerden kaynaklanmaktadır. Yüce Allah’a iman etmiş, Kur’an’ı ahlak, Rasulullah (as)’ı en güzel örnek edinmiş Müslüman şahsiyetler, bütün düşünce, söz ve davranışlarını, iman ettikleri esaslara, tabi oldukları Kur’ani hükümlere göre ortaya koyarlar, olaylar ve kişiler karşısında, imanlarının kendilerine kazandırdığı kişilikle onurlu bir duruş sergilerler. Tarihi süreçte, belli bir yaşam tarzı içerisinde bulunan birçok kimse, yüce Allah’a iman ettikten ve O’nun gönderdiği hükümlere teslim olduktan sonra, eski yaşantılarını terk etmişler, yeni bir kimlik kuşanmışlar ve yepyeni bir şahsiyete sahip olmuşlardır. Bu şahsiyetler, olay ve kişilere karşı yeni kimlikleri ve kişilikleri ile bir duruş sergilemişlerdir. Çünkü onlar, yüce Rab’lerinin kendilerine gönderdiği ilahi hükümlere teslim olmuşlardı. “De ki: "Bana dini yalnız Allah'a hâlis kılarak, O'na kulluk etmem emredildi ve bana müslümanların ilki olmam emredildi.” (Zümer, 11-12) Müslüman şahsiyetlerin, her söylem ve hareketleri, Kur’ani olmak zorundadır ki bu, iman ettikleri Rab’lerinin emri, tabi oldukları Kitab’ın gereğidir. Nitekim bu konuda Hz. Aişe (r.anhum)’a, Rasulullah (as)’ın yaşantısını (ahlakını) sorduklarında O, “Onun ahlakı Kur’an’dı, siz Kur’an okumuyor musunuz?” demiştir. Yüce Allah (cc), Rasulünün üzerinde bulunduğu yaşamı (ahlakı) şöyle bildiriyor. “Ve sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 4) Rasulullah (as), Risaletle görevlendirilmeden toplum içerisinde Muhammed-ül Emin olmasına rağmen, toplumda cereyan eden olaylara Bismillah müdahale edemiyor ya da etmiyordu. Oysa kendisine vahiy gelmeye başladıktan sonra, başta putperestlik olmak üzere, her türlü Ekim-Kasımolumsuz durumlara yeni kimliği ile Aralık 2013 çıkıyor, olay ve olguları yeni iman et- Sayı: 37 tiği ilahi mesaja göre değerlendiriyordu. Rasulullah (as)’ın bu yeni Kur’âni onurlu duruşu, sahip olduğu dinin- Mücâhede den kaynaklanmaktaydı. Rasulullah (as)’ı en güzel örnek 1 olarak alan mü’minlerin de, iman ettikleri Kur’ani esaslara göre, çevrelerinde cereyan eden olaylara karşı bir duruş sergilemelidirler. Kur’an, kişilerin, söyleyip yaptıklarının iman ettikleri Kitapla sağlamasının yapılacağını, söylem ve fiilleri, iman ettikleri kitaplarına uymayanların yalancılar olacaklarını bildirmektedir. Mü’minler, o hesap gününde yalancı duruma düşmemek için bugünden Kur’ani hareket etmekle mükelleftirler. “(O gün) Her ümmeti toplanmış görürsün; her ümmet, kendi Kitabına çağırılır: Bugün yaptıklarınızla cezâlandırılacaksınız! İşte Kitabımız, aleyhinize gerçeği

[close]

p. 4

BİSMİLLAH söylüyor, çünkü biz, yaptıklarınızı yazıyorduk.” (Casiye, 28-29) “Yer, Rabbinin nuru ile parlamış, Kitâp (ortaya) konmuş, peygamberler ve şâhidler getirilmiş ve aralarında adâletle hükmedilmiştir; onlara asla haksızlık edilmez.” (Zümer, 69) Günümüz Müslümanlarının Tevhidi duruş ve söylemleri Müslümanların, Kur’ani hassasiyetlerini bilmeyen, Kur’an gerçeğinden habersiz ya da Kur’an’ı kısmen bilmelerine rağmen, kendi heva ve heveslerini tatmin etmek ve kendilerini kandırmak için gerçekleri çarpıtan bazı islamcı kimseler, günümüz Müslümanlarının, olay ve kişiler karşısındaki duruş ve söylemlerini, Bismillah kendi akıllarınca sert bulmaktadırlar. Bunlar, ezberledikleri ve içeriğinden haberdar olmadıkları bazı ayetleri, nerede, nasıl, kimler için kullanıldıEkim-Kasımğını bilmeden, Müslümanlara karşı Aralık 2013 kullanmakta, zanlarınca MüslümanSayı: 37 ların, ayetlere aykırı hareket ettiklerini iddia etmektedirler. Kur’âni Tevhidi ilkeleri ortaya koymak ve Mücâhede bu ilkelerin belirlediği ölçüleri ifade 2 edip bu doğultuda hareket etmek imani bir hassasiyettir. Bu hassasiyetten hareket eden günümüz Tevhid eri Müslümanlar, hangi söz ve davranışlarının Kur’ani olduğunu çok iyi bilmekte, Kur’an’dan hesaba çekileceklerinin bilincinde olarak ona göre konuşup yazmakta ve ona göre Küfür ve şirk ehli kişilere, İslâm’ı kendi heva ve heveslerine uydurmaya çalışan sapık İslamcılara karşı bir duruş sergilemektedirler. Tevhidi Müslümanların sertliğinden şikâyet edenler, toplumsal hayatta işlenen gayri İslâmi fiillere ve Kur’an’a aykırı fiilleri işleyenlere ses çıkarmadıkları gibi, Kur’an’ın, uyarılarına rağmen, şirk ve küfür ehlinin peşinden giderek onların şirk ve kü- fürlerine ve günahlarına ortak olmaktadırlar. Bunların en bilinenleri, şirk ve küfür yuvası vakıflara devam eden ve oradaki Samiri soylu belamları dinleyen kimselerdir. Onlar, şirk ve küfür yuvası vakıflarda, İslâmi esasları saptıran Samiri soylu belamları, zillet içerisinde dinlemekte, dilsiz şeytan tavrı ile susmakta ve bu yaptıklarının da onlara göre yumuşak davranmak olarak tanımlanmaktadır. Oysa bu, zillet ve meskenetin ta kendisidir. Kur’an, küfür ve şirke karşı, Tevhidi bir duruş sergilemeyen kimselerin, cehennemlik olduklarını bildiriyor. “Nefislerine yazık eden kimselere, canlarını alırken melekler: ‘Ne işte idiniz (ne yapıyordunuz)?’ dediler. (Onlar): ‘Biz yer yüzünde âciz düşürülmüştük” diye cevap verdiler. Melekler dediler ki: ‘Allâh'ın yeri geniş değil miydi, onda göç edeydiniz ya! İşte onların durağı cehennemdir, ne kötü bir gidiş yeridir orası!” (Nisa, 97) Hiç kuşkusuzdur ki Müslümanlar, küfür ve şirke ve bunların mensuplarına karşı duruş ve tavırlarını, kişilik ve karakterlerini, iman ettikleri Kur’an’dan ve Kur’an’da en güzel örneklikler olarak verilen Risalet önderlerinin kişiliklerine uygun şekillendirmekte, İslâmi kimliklerini, vahyin belirlediği esaslara göre oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle her hareket ve duruşları, iman ettikleri esaslara uygun olmaktadır. Müslümanların, Kur’ani ölçülerde kişi ve olaylara bakışları Kur’an, mü’min şahsiyetin çevresine, kişi ve olaylara karşı nasıl bir tutum takınacağını çok açık bir şekilde bildirmiştir. Bu nedenle Kur’an üzere hareket eden bir mü’min şahsiyetin her söz ve fiili, Kur’an’ın belirlediği ölçüye uygundur. Küfür ve

[close]

p. 5

şirk ehline karşı tavizsiz bir tutumun izlenmesi, yüce Allah’ın buyruğudur. “Ey peygamber, Allah'tan kork; kâfirlere ve münâfıklara itaat etme; muhakkak ki Allah bilendir, hakimdir.” (Ahzab, 1) Yüce Allah (cc), kâfir ve münâfıklara itaat etmeyi yasakladığı gibi onlara ve yandaşlarına karşı taviz vermeyi, yumuşak davranmayı da yasaklamış ve Müslümanların, onlara hiçbir şekilde yumuşak davranmamalarını da emretmiş, küfür ve şirk ehline karşı onurlu bir dik duruş sergilemelerini istemiştir. “Öyleyse yalanlayanlara itaat etme; istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da yumuşak davransınlar.” (Kalem, 8-9) Yüce Allah (cc), küfrü reddetmeyi ve ona karşı onurlu dik bir duruş takınmayı, iman etmenin temel esası olarak bildirmiş ve tağut reddedilmeden iman edilemeyeceğini bildirmiştir. “Dinde zorlama yoktur; Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Tevhidi esaslara karşı çıkanlara itaat edilmemesi gerektiği konusunda, Alak suresinde “Kesinlikle ona itaat etme” uyarısıyla davetçi Müslümanlar uyarılırken Kalem suresinde,“Öyleyse yalanlayanlara itaat etme” denilerek Müslüman davetçilerin, küfür ve şirk içerisindeki kişi ve sistemlere itaatini ve onlara karşı taviz vermelerini kesinlikle yasaklamaktadır. Bu konuda yüce Allah (cc), Müslümanlardan, Hz. İbrahim (as)’ın örnek alınmasını istemektedir. “İbrâhim'de ve onunla beraber BİSMİLLAH bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine ‘Biz sizden ve sizin Allah'tan başka itaat ettiklerinizden uzağız, sizi tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir...” (Mümtehine, 4) Yüce Allah (cc), küfür ve şirk ehline itaati yasakladığı gibi, onlarla dost olmamayı da emretmiş, onlarla dost olanların, yüce Allah (cc) ile hiçbir dostluklarının kalmayacağını bildirmiştir. “Mü'minler, mü’minleri bırakıp, kâfirleri dost edinmesin; kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmaz, ancak onlardan (uzaklaşıp) korunmanız başka. Bismillah Allah sizi kendisinden sakındırır, dönüş Allah'adır.” (Al-i İmran, 28) Müslümanların, Tevhidi esaslar doğrultusunda net bir kişilik kuşan- Ekim-KasımAralık 2013 malarını isteyen yüce Allah (cc), kâ- Sayı: 37 firleri dost edinmeyi yasaklamakla kalmamış, onları dost edinenleri de, baba ve kardeşler bile olsalar, dost Kur’âni Mücâhede edinmemelerini bildirmiştir. “Ey inananlar, eğer imana 3 karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizden kim onları dost tutarsa işte zâlimler onlardır.” (Tevbe, 23) Müslümanların söylemlerinde Kur’an’ın örnekliği Müslümanların, gerek Tevhidi esaslara davet ederlerken, gerekse muhatapları ile konuşurlarken, kime karşı nasıl hareket edeceklerine dair Kur’an, Risalet önderlerinin hayatlarından örnekler vermektedir. Yüce Allah (cc), Müslümanların, en yakınları da dahil olmak üzere, küfür, şirk ve sapıklık içerisinde bulunanlara karşı nasıl davranacakla-

[close]

p. 6

BİSMİLLAH rını ve neler söyleyeceklerini bildirmekte, onların, bu ilahi buyruğa göre hareket etmelerini istemektedir. Davetinin başında babasına karşı oldukça merhametli davranan ve kendisi için Rabb’ine dua edeceğini söyleyen Hz. İbrahim (as), babasının, küfür ve azgınlığında sınır tanımaması üzerine ona karşı hem ifadelerini sertleştirmiş, hem de babasına dua etmekten vazgeçmiştir. “Babasına demişti ki: ‘Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım, bana, sana gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim. Babacığım, şeyBismillah tana tapma, çünkü şeytan, Rahmân'a isyan etmiştir. Babacığım, ben sana Rahmân'dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum; o Ekim-Kasım- zaman, şeytanın dostu olursun.” Aralık 2013 (Meryem, 42-45) Sayı: 37 “(İbrâhim): ‘Selâm sana, senin için Rabbimden mağfiret dileyeKur’âni ceğim; çünkü O, bana çok lutufMücâhede kârdır’ dedi." (Meryem, 47) Babasının, küfür ve inandında 4 ısrar etmesi üzerine Hz. İbrahim (as), daha belirgin bir şekilde babasının içerisinde bulunduğu durumu ona anlatmış ve ondan yüzçevirmiştir. “İbrâhim, babası Azer'e demişti ki: ‘Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am, 74) “İbrâhim'in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi; fakat onun, bir Allah düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrâhim, çok içli ve yumuşak huylu idi.” (Tevbe, 114) İman iddiasında olan bir kimsenin, yumuşaklık adına, Tevhidi esasları gizlemesi, değiştirmesi ve çarpıtması mümkün olmadığı gibi, dininden taviz vermesi de Kur’an’a ve Hz. İbrahim (as)’ın Kur’an’da en güzel örnek olarak verilen örnekliğine aykırı bir tavırdır. İnsan, babası da olsa, ona Tevhidi esasları net ve açık bir şekilde anlatmalı, Tevhidi esaslara iman etmemesi halinde ise, kendisini bekleyen felaketlerin ve karşılaşacağı acı sonucun ne olduğunu anlatmalıdır. Diğer insanlara Tevhidi esasların nasıl anlatılacağı hususunda yüce Allah (cc), Hz. Musa (as)’ı örnek vermektedir. Azgın Fir’avn’e, en güzel şekilde hitap eden Hz. Musa (as), Fir’avn’nın, inkâr ve inandında ısrar etmesi üzerine ona karşı daha sert bir tutum takınmıştır. “Musa dedi ki: ‘Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, kanıtlar olarak indirdiğini pekâlâ bildin. Ey Fir'avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum.” (İsra, 102) İnsanlara rahmet olarak gönderilen İslâm, bu rahmetten yararlanmak istemeyen inkârcı kâfirlere ve müşriklere, dua edilmemesini istemiş, küfründe aşırı gidenlere de beddua edileceğini, Hz. Musa (as) ve Hz. Nuh (as)’ın örnekliklerini vererek bildirmiştir. “Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de iman edenlerin yapacağı bir iş değildir.” (Tevbe, 113) “Musa: ‘Rabbimiz, sen Fir'avn ve adamlarına yakın hayatta süs ve nice mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azâbı

[close]

p. 7

görünceye kadar inanmasınlar!’ dedi” (Yunus, 88) “Nûh: ‘Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma, çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlaksız, kâfir doğururlar.’ dedi.” (Nuh 26-27) Şirk, küfür ve zulüm karşısında susanlara karşı ortaya konulacak tavır İslâm davası, mü’min şahsiyet için en büyük değerdir. Bu nedenle bu davadan verilecek en küçük bir taviz bile affedilmeyecek derecede büyük bir suçtur ve bu suçu işleyenler, kim olurlarsa olsunlar, sorgulanacak, yargılanacak ve cezalandırılacaklardır. Kur’an, Müslüman şahsiyetlerin, küfre, şirk ve zulme karşı tavizsiz olmalarını emrettiği gibi şirk, küfür ve zulme karşı susanlara karşı da nasıl davranacağını Hz. Musa (as)’ın kendisi gibi peygamber olan kardeşine karşı tutumunu örnek vererek göstermektedir. “Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: ‘Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?’ dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): ‘Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zâlim kavimle beraber tutma!” (A’raf, 150) “(Musa) ‘Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin?’ dedi. (Hârûn): ‘Ey anamın oğlu, sakalımı, başımı tutma, ben senin BİSMİLLAH 'İsrâil oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' diyeceğinden korktum.’ Dedi.” (Taha, 92-94) Müslümanlara karşı şefkatli ve merhametli olmak Kur’an, kâfir ve müşriklere karşı Müslümanların şiddetli ve katı olmalarını emrederken, Müslümanlara karşı yumuşak davranmaları ve onları koruyup kollamaları konusunda tavsiyelerde bulunuyor. “Muhammed Allâh'ın Rasulüdür; onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû ve secde ederek Allâh'ın lutuf ve rızâsını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden Bismillah nişanları vardır. Onların Tevrât'taki vasıfları ve İncildeki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üs- Ekim-KasımAralık 2013 tüne dikildi, ekincilerin hoşuna Sayı: 37 gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allâh onlardan inanıp iyi işler yapan- Kur’âni lara mağfiret ve büyük mükâfât Mücâhede vadetmiştir.” (Fetih, 29) 5 “Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O), onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihâd ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allâh'ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allâh'(ın lutfu) geniştir, (O), bilendir.” (Maide, 54) İslâmi yapının oluşmasında ve devamında, Müslümanlar arasındaki ilişkilerin sevgi, saygı ve merhamete dayanması esastır. Müslümanlar, beraber olduklarında birbirlerine karşı merhametli oldukları gibi birbirlerin-

[close]

p. 8

BİSMİLLAH den çok uzakta bulunmaları halinde de onlar, birbirlerini düşünürler. Tıpkı Hz. İbrahim (as)’ın, Hz. Lut (as)’ı düşündüğü gibi. “İbrâhim'den korku gidip kendisine sevinç gelince, Lût kavmi hakkında bizimle tartışmağa başladı. Çünkü İbrahim, gerçekten halimdir, içlidir, (Allah'a) yüz tutup yalvarandır. (Melekler): ‘Ey İbrâhim, dediler, bundan vazgeç (boşuna uğraşma). Zira Rabbinin emri gelmiştir. Mutlaka onlara, geri çevrilmez azâb gelecektir!” (Hud, 74-76) Davette yumuşaklık göstermek Tevhidi esasların ortaya konulmaBismillah sında ve insanlarla diyaloğun kurulmasında yüce Allah (cc), Müslümanların yumuşak davranmalarını bildirmektedir. Bu konuda Kur’an, Hz. İbrahim (as) ve Hz. Ekim-KasımMusa (as)’dan örnekler vermektedir. Aralık 2013 “Fir’avn’e gidin, çünkü o azdı; Sayı: 37 ona yumuşak söz söyleyin, belki Kur’âni öğüt alır veya korkar.” (Taha, Mücâhede 43-44) Kur’an, Müslüman bireyin nerede, 6 nasıl davranacağını; olay ve gelişmeler karşısında nasıl bir tavır ortaya koyacağını en ince detayına kadar belirtmiş, iman edenlerden, bunları aynı şekilde uygulamalarını istemiştir. Kur’an’dan nasipleri, yalnızca Kur’an’ı yüzünden okuyup bırakmaktan ya da bir iki ayeti, karşısındaki muhatabını susturmak amacı ile kullanmaktan ileri gitmeyen bazı kimseler, Fir’avn’e karşı davetin ortaya konulmasını dillerine dolayarak kâfir ve müşriklere karşı yumuşak davranılması gerektiğini iddia etmektedirler. Onlar, bu sözleri ile bizzat kendilerinin, savundukları kişileri Fir’avn olarak kabul ettiklerinin bile farkında değildirler. Fir’avnlaşmış kişilere ve onların takipçilerine elbette, Fir’avn’e davranıldığı gibi davranmak gerekir, ancak Samiri ve Belam ibn Baura gibi dini bozan, Allah’ın indirdiği gerçekleri gizleyen, Hakkı batılla bulayan, Tevhidi esasları değiştirmeye kalkışan ve bunu insanlardan gizleyen Samiri soylu belamlara kesinlikle yumuşak davranılmaz. Yüce Allah (cc), Samiri’ye yapılanı Kur’an’da Müslümanlara örnek verdiği gibi, Belam ibnu Baura’yı da dilini sarkıtan köpeğe benzetmiş ve indirdiği Tevhidi gerçekleri gizleyenlere, Allah’ın ayetlerini az bir değere satıp köşe olanlara, bizzat yüce Allah (cc), lanet okumakta ve Müslümanların da lanet etmelerini istemektedir. “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159) “Allâh'ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar; Kıyâmet günü Allah ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar, için acı bir azâb vardır. Onlar hidâyet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azap satın almışlardır. Onlar ateşe, karşı ne kadar da dayanıklıdırlar.” (Bakara, 174-175) Davette yumuşaklık, Hz. İbrahim (as) ve Hz. Musa (as)’ın örnekliklerinde görüldüğü üzere davetin, en güzel şekilde ortaya konulmasıdır. Kâfir ve sapıkların Kur’an’da ortaya konulan durumlarının belirtilmesinde ve onlara karşı alınacak tavırlarda yüce Allah (cc), bir yumuşaklık istememekte ve bunu Kalem suresi, 9.

[close]

p. 9

BİSMİLLAH ayetinde ve Hz. İbrahim (as)’ın babasına ve Hz. Musa (as)’ın Fir’avn’e karşı ifadelerinde Müslümanlara bildirmekktedir. Hakkı batıla bulamayı din, hevalarını da ilah edinen kimseler, Samiri gibi hoşlarına gideni yapıp gerçekleri çarpıtmakta, Hakkı gizleyerek batıla tabi olmaktadırlar. Sonuç olarak Kur’an, Müslümanların, kime karşı nasıl bir tavır takınacakları konusunda en ince teferruatına kadar, açıklamalarda bulunmuş, iman edenlerin, bu hükümlere göre hareket etmelerini istemiştir. Müslümanlara düşen görev ve sorumluluk, iman ettikleri Tevhidi esaslara ve ilahi hükümlere göre hareket etmektir. Bunun dışındaki her türlü hareket, ancak hevayı ilah edinmek ve Kur’an’dan yüzçevirmektir. Yüce Allah (cc), Kur'an'ı inzal etmiş, Hakkı ve batılı açıklamış, insanların neyi, nasıl, neye göre ve ne şekilde yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini belirlemiş, doğru ve yanlış olanı ortaya koymuştur. Yüce Allah’ın koyduğu hükümleri, sert bulup hevalarına uymuyor diye değiştirmeye kalkışanlar, elbette bu yaptıklarının ağır sorumluluğunu yüklenecekler ve Rab’leri tarafından bunun için belirlenmiş karşılığı bulacaklardır ki bu ceza, içerisinde ebedi kalmak üzere ancak cehennemdir. Müslümanların, olay ve kişilere karşı onurlu duruşlarını sert görenler, aslında İslâmi hassasiyetleri olan, Tevhidi esasları çok iyi bilen, her söz ve hareketlerinde Rab’lerini razı etmeyi düşünen kimseler değillerdir. Onlar, Kur’an’dan nasipleri yalnızca bir kaç ayeti okuyup ezberlemekten ibaret olan, birçoğu tağut ve tağutun mezhepleri olan küfür yuvası partileri destekleyen, çocukları, eşleri, destekledikleri partileri, ticaretleri ve dünyevi basit birkaç çıkarları için Kur’an’dan yüzçeviren, ayetlerin bir kısmını alıp bir kısmını bırakan, tağuttan izin ve icazetle kurulan şirk ve küfür yuvalarında yuvalanan, Samirinin günümüz temsilciliğini yapan, şirk yuvalarına gidip oradaki Samiri soylu belamları zillet içerisinde dinleyen, Müslüman olma onuruna ulaşmayan, topukları üzerinden gerisin geriye eski bataklıklarına dönen, kişilik ve seviye noktasında yerin derinliklerindeki çukurlarda olan kimselerdir. Bunlar; “Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar. İşte lanet onlara, yurdun kötü sonucu da Bismillah onlaradır.” (Rad, 25) Konulan ilahi hükümleri değiştirip çarpıtarak, bu hükümlere aykırı hareket etmek yanlış ve bu fiiller, sahi- Ekim-Kasım2013 bini dünya ve ahiret azabına Aralık37 Sayı: sürükler. İşte bu, kişi için çılgınlık ve deliliktir. Doğru ve yanlışı belirleyen yüce Allah’tır. O’nun dışında hüküm Kur’âni koymak ve bunu din haline getir- Mücâhede mek, sapıklıktan başka bir şey değil7 dir. Kur’ani esaslara, Tevhidi ilkelere uygun hareket edenler doğru yoldadırlar. Bunun dışında yol ve yöntem koyanlar ve bu Kur'an dışı yol ve yönteme tabi olanlar ise, yanlış üzerinde bulundukları için sapıklık ve dalalet içerisindedirler. “Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben O(na) ortak koşanlardan değilim!” (En’am, 79) Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.

[close]

p. 10

Kur’ân’â Davet NEBEVİ MÜCADELE METODU Her din, her ideoloji ya da sistem, kendine özgü bir metoda sahiptir. Bir din, ideoloji ya da sistemi başarıya ulaştıran asıl unsur da kendi belirledikleri metodlarla insanlara ulaştırılmalarıdır. Kendilerine özgü bir metodları bulunmayan ya da kendi metodları ile ortaya konulmayan din ve ideolojilerin başarıya ulaşmaları, insanlar tarafından kabul görmeleri, hayata hakim olmaları hiçbir şekilde mümkün değildir. Bunların başarıya ulaşabilmeleri ancak kendilerine özgü metodları ile ortaya konulmaları halinde mümkün olabilir. Gösterdiği hedef ayrı, o hedefe ulaşma metodu ayrı özellikler gösteren bir davanın ya da ideolojik yapılanmanın ömrünün çok kısa sürdüğünü, yıkılıp yerle bir olduğunu, ancak, adının tarih sayfalarında bir hatıra olarak kaldığını tarihi belgelerden ve Kur 'ani bilgilerden öğrenmekte; günümüzde örneklerini çokça görmekteyiz. En son olarak, bugün hâlâ yıkıntılarının tozu dumanı yükselen, yıkıntıları arasından kanla, zulümle bastırılmış, sömürülmüş insani duyguların, fıtratta varolan istek ve arzuların fışkırdığı komünist ideolojinin son çırpınışları, can çekişmesi, teori-pratik çatışmasının en belirgin örneği görülmektedir. O komünist ideoloji ki, insanların özgür iradeleriyle oluşturacakları komünlerde, yine özgür iradeleriyle üretime katkıda bulunacaklarını, devlet baskısı da dahil bütün baskıların ortadan kaldırılacağını, her değerin toplumun ortak malı olacağını savunuyordu. İnsanı ve insanın yaradılışını bilmeden, dünyayı toz pembe gören komünist ideoloji; özgür iradelerle(!) oluşturulacak komün bir yapılanmaya giderken; fertlerin özgür iradelerini, şahsiyetlerini, insan olma özelliklerini yok etmeye, insani değerleri ortadan kaldırmaya çalışan sosyalist bir pratik yani uygulama metodu ortaya koyarak, iddia ettiği özgür ortamlara(!), insan kanından oluşturduğu kızıl nehirler akıttığı için kendi pratiği (metodu) içinde boğulup gitmiştir. Bugün, komünizm adını duyan eski hızlı komünistlerin bile mideleri bulanmakta, yüzleri buruşmaktadır. Komünist sözcüğüne bile tahammül edemeyen eskinin hızlı komünistleri, komünizmi hatırlatacak her türlü eser ve ismi ortadan kaldırmaktadırlar. Dünya komünistlerinin kıblesi olan Moskova'daki Leningrad meydanı, komünizmi hatırlattığı gerekçesiyle adı değiştirilerek yerine, Komünizmden bir derece daha insancıl kabul edilen, Çarlık dönemini hatırlatan Petersburg adı konulmuştur. Beşeri sistem ve ideolojilerin insanlara ulaşma metodları, marksizm, faşizm ve kapitalizmde görüldüğü üzere, baskıya, zorbalığa, yalana ve insanları değişik vaadlerle aldatmaya dayanmaktadır. İnsanların zayıf ve eksik yanlarını kendilerine sermaye edinen beşeri sistem Nebevi Mücadele Metodu Ekim-KasımAralık 2013 Sayı: 37 Kur’âni Mücâhede 8

[close]

p. 11

KUR’ÂN’Â DAVET ve ideolojiler, bu zaafiyetleri kullanarak ve çoğunlukla da baskı ve şiddet kullanarak insanları etkileri altına alırlar. Uygulandıkları ülkelerde, insanlara kan ve gözyaşından başka bir şey veremeyen, sömürü ve talan ile insanların maddi ve manevi değerlerini çalan beşeri sistem ve ideolojiler, bugüne kadar insanlara sıkıntı ve huzursuzluktan başka bir şey verememişlerdir. Marksizmin, faşizmin ve kapitalizmin uygulandığı ülkeler, beşeri sistemlerin, insanlara kan, gözyaşı, sıkıntı ve huzursuzluktan başka bir şey veremediklerinin örnekleri ile doludur. İnsan fıtratı ile taban tabana zıt olan, insanı insanın canavarı haline getiren, insanı yalnızca maddi bir varlık olarak değerlendirip köleleştiren beşeri sistemlerin bir çoğu, kısa bir süre içerisinde yıkılıp yerlebir oldular. Yıkılmayanları ise hâlâ insanların kanını emmeye devam etmektedirler. Tevhidi esasları insanlara ulaştırmak isteyen mü’minler, İslâm dininin, çağlarüstü ve evrensel mesajının kendilerinden istediği teori-pratik bütünlüğünü gözönünde bulundursunlar ve kendileri için konulan metodu, Sünnetullahta uygulandığı şekliyle uygulasınlar. Aksi halde sağlıklı bir netice elde edemezler. Çünkü hedefi asil ve yüce olan bir davanın vasıtaları da asil ve yüce, temiz ve net olmalıdır. Basit ve adi vasıtalar yüce bir davayı lekeler, zedeler, toplumun gözünde küçük düşürür. Komünizmin metoduyla, insanları baskı altında tutarak, kan akıtarak, zulmederek İslâm'ın yüce değerlerine hizmet edilemeyeceği gibi, "amaca ulaşmak için her araç meşrudur" diyen; yalanın, şahsiyetsizliğin simgesi, beşeri düşüncelerin ürünü, Makyavelist dinin metodu ve iktidara gelme yolu olan demokratik kurallarla da yüce İslâm dinine hizmet edilemez. Her iki metod da beşeri düşüncelerin ürünü ve İslâm nokta-i nazarında küfürdürler. Küfürle İslâm'a hizmet edilemeyeceği gerçeği ise, aklı selim iman sahibi herkes tarafından bilinmektedir. Din, insan hayatını düzenleyen kurallar bütünü olduğuna göre, demokrasi de, insan hayatını düzenleme iddiasında olduğu için bir dindir. Demokrasinin temel unsurları olan partiler, demokratik dinin mezhepleridirler. Demokratik dinin mezhepleri olan bu partilerle de İslâm'a hizmet edilemez. Böyle bir iddia taşıyanlar ancak, demokrasiye hizmet ederler, İslâm'a değil. Demokratik dinin mezhepleriyle İslâm'a hizmet etmeye kalkışmak, İslâm dinini bilmemekten kaynaklanıyor. Çünkü demokratik dine veya bu dinin mezheplerine en ufak bir meyil duymak bile insanın cehenneme girmesine yetiyor. O halde, imân edenler için aslolan, yüce İslâm davasına hizmet isteklerini, bu yüce davanın ortaya koyduğu metodla gerçekleştirmektir. "Bundan dolayı sen (Allâh'ın emrettiği gibi) davet et ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların keyiflerine Nebevi Mücadele Metodu Ekim-KasımAralık 2013 Sayı: 37 Kur’âni Mücâhede 9

[close]

p. 12

KUR’ÂN’Â DAVET (ortaya koydukları metodlara) uyma ve de ki: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allâh bizim de Rabb'imiz, sizin de Rabb'inizdir. Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma yoktur. Allâh aramızı bulur, dönüş de Onadır." (Şûra, 15) meye çalışmıştır. Ancak Rabb’i tarafından kendisinden böyle bir talepte bulunulmadığı için yüce Allah (cc), onu kimi sıkıntılara düçar kılmış, hatasını anlaması üzerine tevbe etmiş, Rabb’i de onu bağışlamıştır. “Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sâhibi (Yunus) gibi olma; hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Bize) seslenmişti, eğer Rabbinden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı, fakat Rabbi onun du'âsını kabul etti de onu salihlerden yaptı.” (Kalem, 48-50) Bu esası gözönünde bulundurmak mecburiyetinde olan mü'minler, İslâm'a hizmet edeceğiz diye başka yollara ve metodlara başvurmamalı, haddi aşmamalıdırlar. İnsanlara rahmet olarak gönderilen İslâm’ın, kendisi gibi insanlara Ekim-Kasım- ulaştırılma metodu da merhamet ve Aralık 2013 şefkatı esas almaktadır. Yüce Allah Sayı: 37 (cc), Rasullerini insanlara rahmet elçileri olarak göndermiş, onlardan, Kur’âni insanlara karşı yumuşak davranmaMücâhede larını, Tevhidi gerçekleri merhametle 10 anlatmalarını istemiştir. "Öyleyse emrolunduğun gibi doğru Bu uyarı, karşısındaki zorba müşol ve seninle beraber tevbe edenler riklere bir türlü davetini ulaştırmade (doğru olsunlar), aşırı gitmeyin. Nebevi Zira O yaptıklarınızı görmektedir." yan Hz. Muhammed (as)’a yapılmış Mücadele (Hud, 112) ve kendisine bildirildiği ölçüler içeriMetodu sinde hareket etmesi istenmiştir. Ni- tekim davetin ilerleyen zamanlarında, kendisi ve arkadaşları çok büyük zorluklarla karşılaşması üzerine Hz. Muhammed (as), müşriklerden kendisine yapılan teklifleri düşünmeye başlamış, ancak Rabb’i tarafından çok açık ve tehditkâr bir şekilde uyarılmıştır. “Az daha onlar seni, sana vahyet“Biz seni ancak rahmetle insanlar tiğimizden ayırarak ondan başkasını için gönderdik.” (Enbiya, 107) üstümüze atman için kandıracaklardı; Rab’leri tarafından rahmetle gönişte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer derilen elçilerin tümü, taşıdıkları ilahi biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık mesajı, Rab’lerinin kendilerine bildir- onlara bir parça yanaşacaktın, o takdiği şekilde insanlara duyurmuşlar dirde sana hayatın da, ölümün de kat ve bundan zerre kadar şaşmamışlar- kat(azab)ını taddırırdık, sonra bize dır. Kendilerine bildirilen ölçülerden karşı bir yardımcı da bulamazdın.” zerre kadar ayrılan elçiler ise şiddetli (İsra, 73-75) “Eğer o, bazı laflar uydurup bize bir şekilde uyarılmışlardır. Hz. Yunus iftirâ etseydi, elbette onun sağını (as), bunlara bir örnektir. alırdık, sonra onun can damarını keHz. Yunus (as), uyarmakla görev- serdi; sizden hiç kimse buna engel lendirildiği toplumun, kendisini din- olamazdı.” (Hakka, 43-47) lememeleri üzerine onlara davet Bütün bu tehdit dolu uyarılar, dayapmayı bırakmış başka bir yere git- vetin, yüce Allah (cc) tarafından be-

[close]

p. 13

KUR’ÂN’Â DAVET lirlendiği şekilde ortaya konulması ve bundan kesinlikle taviz verilmemesi hususundadır. Aksine hareket edilmesi durumunda, uyarıda belirtildiği üzere elçiye, dünya ve ahirette çok büyük bir azabın gelmesi sözkonusu olabilirdi. Kendi toplumu içerisinde 950 yıl boyunda daveti orta koyan Hz. Nuh (as)’dan en zorba bir diktatörü iman etmeye davet eden Hz. Musa (as)’a, ateşe atılan Hz. İbrahim (as)’dan zindana atılan Hz. Yusuf (as)’a, çarmıha gerilmeye çalışılan Hz. İsa (as)’dan gece evinde yattığı sırada öldürülmek istenen Hz. Muhammed (as)’a kadar bütün Risalet önderleri ve onların izini takip eden Tevhid erleri, yalnızca vahyin belirlediği ölçüler içerisinde hareket etmişler ve bundan hiçbir şekilde şaşmamışlardır. Yüce Allah (cc), gönderdiği dinin korunmasına hassasiyet gösterdiği gibi, bu dinin insanlara ulaştırılmasının nasıl olacağı konusunda da hassasiyet göstermiş, bu konuda elçilerini uyarmış ve onlardan, belirttiği hususlara uygun hareket etmelerini istemiş, en küçük bir sapma gösteren elçilerini de şiddetle uyarmıştır. İslâm, yüce ve değerli bir din olduğu gibi, onun insanlara ulaştırılma metodu da yüce ve değerlidir. Yüce ve değerli olan bir dinin, basit ve değersiz beşeri yöntemlerle insanlara ulaştırılması, hiçbir şekilde ve şartta mümkün değildir. Yüce olan bir dini, basit beşeri bir metodla insanlara ulaştırmaya kalkışmak, şirk ve küfürdür ve yüce Allah’a apaçık bir şekilde isyandır. Yüce Allah (cc), görevlendirdiği elçilerini, tebliğin nasıl yapılacağı konusunda uyarmış, onlardan, bildirdiği esaslara uygun hareket etmelerini istemiş, insanlardan korkarak, onların isteklerine göre hareket etmemelerini bildirmiştir. “Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allâh, kâfirler toplumunu yola iletmez.” (Maide, 67) “(Rasuller), Allah'ın mesajlarını duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Nebevi Hesap görücü olarak Allah yeter.” Mücadele (Ahzab, 39) Metodu Kâfirlerin, baskı ve zorbalıkla kendi kurallarına göre hareket etmesini istedikleri Hz. Şuayb (as)’ın, on- Ekim-KasımAralık 2013 lara verdiği cevap, beşeri sistemlerin Sayı: 37 kuralları ile hareket etmenin nasıl bir sapıklık olduğunu ortaya koymakta Kur’âni ve bunun, yüce Allah’a iftira etmek Mücâhede olduğunu apaçık bir şekilde gözler 11 önüne sermektedir. “Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: ‘Ey Şuayb, mutlaka seni ve seninle beraber iman edenleri kentimizden çıkarırız ya da dinimize dönersiniz!’ Dedi ki: ‘İstemesek de mi’? Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah'ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabbimiz Allah, dilemedikten sonra o(sizin di)ne dönmemiz bizim için olur şey değildir. Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır, biz Allah'a dayanmışız. Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasını gerçekle aç, muhakkak ki sen açanların en iyisisin!” (A’raf, 88-89) Kâfirler tarafından Hz. Şuayb

[close]

p. 14

KUR’ÂN’Â DAVET (as)’a yapılan, kendi kurallarına dönme teklifinin benzeri, hatta daha cazibi Hz. Muhammed (as)’a da yapılmış, ancak o, “Güneşi sağ eline, tıkları cazip tekliflere aldırış etmeden, emrolundukları doğrular üzerinde dosdoğru hareket etmişlerdir. lere rağmen, yüce Tevhidi esasları, idaresi altında yaşadıkları diktatörlerin istekleri ve beşeri sistemlerin kuralları ile insanlara duyurmamışlar, Nebevi duyurmaya teşebbüs etmemişlerdir. Mücadele Risalet önderleri, kâfirlerin kurallaMetodu rına, ortaya koydukları metodlara uymadıkları gibi, üzerinde bulundukları ilahi metoddan zerre kadar taviz Ekim-Kasımveremeyeceklerini söyleyerek onlara Aralık 2013 Sayı: 37 açıkça meydan okumuşlardır. ay’ı da sol eline koysalar, yine bunun “Öyleyse emrolunduğun gibi doğru mümkün olamayacağını” çok açık bir ol; seninle beraber tevbe edenler de aşırı gitmeyiniz! Zira O, yaptıklarıdil ile müşriklere duyurmuştur. Risalet tarihinde hiçbir Rasul ve nızı görmektedir. Sakın zulmedenlere dayanmayın, sonra size ateş dokuonların izinde giden hiçbir Tevhid nur; sizin Allah'tan başka dostlarınız eri, yaşadıkları karşılaştıkları onca sı- yoktur, sonra size yardım edilmez.” kıntı ve acılara, dayanılmaz işkence- (Hud, 112-113) “İman etmeyenlere de ki: ‘OlduğuKur’âni nuz yerde yapacağınızı yapın, biz de Mücâhede yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz!” (Hud, 121-122) “De ki: "İşte benim yolum budur: 12 Allah'a basiretle davet ederim; ben ve bana uyanlar (da). Allah'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim." (Yusuf, 108) Ayette de belirtildiği üzere, iman edenlerin tebliğ metodları bellidir, iman edenler, bu yoldan hareketle Tevhidi esasları insanlara duyuracaklardır. Tağuti beşeri sistemlerin belirledikleri kurallara göre hareket etmek, apaçık bir şekilde şirktir. Risalet önderleri, tarihin her döneminde, karşılarındaki inkârcı zorbaların, tüm baskı ve zulümlerine, “(Musa): Rabbim, ben onlardan bir her türlü ikiyüzlü siyasetlerine, yap- kişi öldürmüştüm, beni öldürecekle- Yüce Allah’ın yardımı, ancak Tevhidi esaslar doğrultusunda hareket edenleredir. Kur’an’da, yüce Allah’ın, ancak gönderdiği hükümler doğrultusunda hareket edenlere yardım ettiği çok açık bir şekilde bildirilir. Risalet tarihi boyunca, Tevhidi esasları, yüce Allah’ın belirlediği ölçüler içerisinde insanlara duyuranlara yüce Allah (cc) yardım etmiştir. Belirlenen ilahi hükümler dışında hareket edenlere ise, kim olursa olsun, hiçbir şekilde yüce Allah (cc) yardım etmemiştir. Risalet tarihi boyunca, Tevhidi esasları ortaya koyan tüm Risalet önderleri ve Tevhid erleri, yüce Allah’ın yardımı ile en zorba diktatörlere karşı durmuşlar, onlardan zerre kadar korkup çekinmeden davetlerini ortaya koymuşlardır. Azılı Fir’avn diktatörüne karşı çıkmaktan korkan Hz. Musa (as), yüce Allah’ın kendisine yardım edeceği vaadini alınca, bütün korkularını yenerek Fir’avn’ın karşısına çıkmış ve yüce Allah’ın yardımı ile o zalim diktatörün helak olmasına neden olmuştur.

[close]

p. 15

KUR’ÂN’Â DAVET rinden korkuyorum; kardeşim Harun, o, dil bakımından benden daha güzel konuşur, onu da benimle beraber, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder; zira ben, beni yalanlayacaklarından korkuyorum.’ dedi. (Rabb’i) dedi: ‘Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde onlar size asla erişemeyecekler; ikiniz ve size uyanlar üstün geleceksiniz!” (Kasas, 33-35) “Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.” (Saffat, 116) nin esası olarak kabul eden yüce Allah (cc), kâfirleri dost edinmenin kendisi ile olan dostluğu terk etmek olduğunu bildirmiş, kâfirlere karşı en küçük bir yumuşamanın, zerre kadar tavizin verilmesini yasaklamıştır. “Dinde zorlama yoktur; doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) “Mü'minler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesin; kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (uzaklaşıp) korunmanız başka. Allah sizi kendisinden sakındırır, dönüş Allah'adır.” (Al-i İmran, 28) “Öyleyse yalanlayanlara itaat etme; istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da yumuşak davransınlar.” (Kalem, 8-9) Yüce Allah’ın yardım vaadini alan Hz. Musa (as), tüm korkularını yenerek davetine başlamıştı. Şu bir gerçektir ki, yüce Allah’ın yardımı olunca, iman edenlerin karşısına çıkamayacakları güç, yenemeyecekleri ya da helak olmasına neden olamayacakları diktatör kalmayacaktır. Hz. Musa (as), yüce Allah’a güvenip O’ndan başkasının korkularına kalbinde yer vermediği için, kazıklar sahibi Fir’avn’e karşı çıkmış, onun diz çöküp zelil düşmesine neden olmuştur. Yüce Allah’a gereği gibi güvenmek, O’na olan imanın bir gereğidir. O’na gereği gibi iman etmeyenler, daima korku içerisinde yaşarlar ve Allah düşmanları karşısında, her türlü zillete girerler ve aşağılanmış bir halde ikiyüzlü bir tavır içerisine girerler. Günümüzde, tağuti sistemlerin izin verdiği kurum ve kuruluşlarda, Hakkı batıla karıştıran belamlar, yüce Allah’a güvenip iman etmediklerinden sistem karşısında zillet içerisine girmektedirler. Tağutu reddetmeyi, iman etme- Nebevi Mücadele Metodu Özellikle Asr-ı saadetten ve Hulefa-i Raşidin döneminden sonra, bireysel birkaç istisna dışında, din Kur’âni adına yapılan mücadeleler, yüce Al- Mücâhede lah’ın rızasına uygun olmadığı, kişi- 13 sel duygu ve istekler, arzu ve ihtiraslar öne çıkartıldığı için yüce Allah’ın yardımına mazhar olamamış, bir çoğu da husranla sonuçlanmıştır. Günümüzde, din adına ortaya çıkan birçok kişi, yüce Allah’ın Sünnetullahı gereği değişmezliğini bildirdiği Tevhidi mücadeyi, Sünnetullahta cari olduğu şekilde ve yüce Allah’ın bildirdiği hükümler doğrultusunda yapmadıkları, bu mücadeleyi ortaya koyanların, birbirlerinden kopuk oldukları, ırki, mezhebi düşünceler veya bazı kişilere bağlı bulunmaları sebebiyle tamamen yüce Allah’ın rı- Ekim-KasımAralık 2013 Sayı: 37

[close]

Comments

no comments yet