36. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1



[close]

p. 2

mücâhede I kur’âni ı i içindekiler 1 BİSMİLLAH Sayı 36 Temmuz-Ağustos-Eylül 2013 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/ANKARA Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Dizgi Nermin ÇEVİK Özcan ÖZER Kapak - Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 15 Temmuz 2013 7 KUR’ÂNA DÂVET Tevhidi Esaslara İman Edenlere Kur’ani Uyarı 16 GÜNDEM İslamcı Holiganlar 22 YORUM Gezi Olaylarının Ortaya Çıkardığı Gerçek 28 KAVRAM İblis (Şeytan) ve İnsanlar Arasındaki Mücadele Tarihi 38 TEFSİR “Dikkat edin!... Yaratma ve emir Allah’ındır.” (7 A’raf, 54) Nas Sûresi Tefsiri

[close]

p. 3

Bir düşünce ve ideolojinin, hayatiyetini sürdürebilmesi, ancak onu kabul eden insanların fıtratına uygun olması ve eylemsel boyutunun varlığı ile mümkündür. İnsan fıtratına uygun olmayan ve pratiği bulunmayan bir düşünce ve ideolojinin ya da dinin, yaşaması, hayatta kalması ve sürekli olması mümkün değildir. Buradan hareketle bir inanış biçiminin hayata dair bir söylemi ve eylemi olmadığı sürece gerçekliğinden söz edilemez. İnsanın, kabul edip hayatına aktaracağı hükümler, hem yaratılış fıtratına uygun olmalı, hem de insanın bedeni, fikri ve psikolojik gücü üstünde olmamalıdır. Fıtrata uygun olmayan fikirler ve ideolojiler, kısa bir süre için taraftar bulsalar da, zaman içerisinde, insan fıtratına olan aykırılıkları nedeniyle terk edilmeye ve yok olup gitmeye mahkumdurlar. Bunun tipik örneği, Marksizim, Faşizim vb. ideolojilerdir. Yüce Allah (cc), insanı yaratmış ve ona irade vererek serbest bırakmıştır. Bu nedenle yüce Allah (cc), Kendisi bile yarattığı kullarını, iman etmeleri konusunda zorlamamakta, iman ya da küfrü seçmesini insanın kendi iradesine bırakmıştır. “Dinde zorlama yoktur, doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur; kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Yüce Allah (cc) Kendisi, iman etmeleri için kullarını zorlamadığı gibi Rasulüne de, iman etmek istemeyenleri zorlamamasını tavsiye etmekte, ancak akledenlere, Kur’an ile öğüt vermesini bildirmektedir. “Biz onların ne dediklerini biliyoruz, sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver.” (Kaf, 45) Yarattığı kullarını en iyi bilen yüce Allah (cc), yaratılışta kullarına akıl, belli duygular ve arzular vermiş, bunlarla beraber özgür irade, araştırma yeteneği ve ilim de bahşetmiştir. İşte bunlar, insanı diğer yaratıklardan ayıran özelliklerdir. İnsanın kabul edip hayatına yön vereceği nizam, yaratılışta kendisine verilen özellikleri karşılamalı ki insan, inandığı esasları yaşayabilsin, huzurlu ve mutlu olabilsin. Marksizm, Kapitalizm ve Fa- Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 1

[close]

p. 4

BİSMİLLAH Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 2 şizm gibi ideolojiler kendileri de beşer olan, insanın yaratılış fıtratını bilmeyen ve kendileri de eksik ve noksan olan, kendilerine bile fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan, geleceğin kendilerine ne getireceğini bilmeyen varlıklar tarafından konulan sistemlerdir. Bu nedenle bu beşeri sistemler ve ideolojiler, insanın beden ölçüsü alınmadan ona dikilmiş bir elbise gibidir. Bu elbiseyi, bir hevesle giyen bir kimse, bir müddet sonra bedenine uygun olmadığını hissedecek ve bundan rahatsızlık duyarak atmak isteyecek ya da atacaktır. İşte bu sırada, kendisine elbiseyi giydiren devreye girerek, elbiseyi çıkarmasına engel olacak, zorla onu o elbise ile yaşamaya mahkum edecektir. Beşeri birer sistem olan Marksizm, Kapitalizm ve Faşizm, insan fıtratına aykırı olan sistemlerdir. Bu nedenle bu ideolojilerin insanlar için öngördükleri sistemler, insanları huzursuz etmekte, insanı köleleştirerek, insani özelliklerini ve manevi duygularını köreltmekte, insanları kendileri gibi beşer olan kullara, kul ve köle yapmaktadır. Bu sistemler günümüzde, despot birer sistem olarak insanların kanını emmekte, kan ile hayatlarını sürdürmektedir. Her ne kadar Faşizm ve Marksizm yıkılıp gittilerse de, nesil ve kültür üzerinde yaptıkları tahribat nedeniyle geride koskoca bir enkaz bırakmışlardır. İslâm, insanı yaratan yüce Allah (cc) tarafından vazedilen ve insanın fıtratına uygun olan yegâne nizamdır. Çünkü insanı yaratan Rabb’i, onun fiziki, fikri ve psikolojisini bildiğinden, bu özelliklerine uygun hükümler içeren yegâne dini, tek sistemi vazetmiştir. Yüce Allah (cc), yarattığı kullarının gücü üstünde onlara hiçbir hüküm indirmemiştir. “Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz, katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır; onlara asla haksızlık edilmez.” (Mü’minun, 62) İslâm, düşünce planında kabul edilip iman edilen esasların, davranışlara ve yaşanan hayata aktarılması, bu esasların bizzat fiiliyatta yaşanarak gösterilmesidir. Zaten İslâm, kelime olarak esleme=teslim olma demektir. Yani İslâm, iman edilen ilahi hükümlere teslim olmak, o hükümlerin belirlediği şekillerde hareket etmektir. “Rabbi ona: ‘Teslim ol!’ demişti, ‘Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum.’ dedi.” (Bakara, 131) İslâmi hükümlere teslim olan, bu hükümleri hayatlarında uygulayan kimseler, Kur’ani ifade ile Müslümanlardır. Müslümanlık, iman edilen esasların, hayatta yaşanmasıdır. İnsanın, iman ederek hayatına aktardığı, kendisiyle amel ettiği hükümler, hiçbir şekilde onun gücü üstünde değildir. “İman edip salih amel işle-

[close]

p. 5

BİSMİLLAH yenler, -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemeyizişte onlar, cennet halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.” (A’raf, 42) Yarattığı kullarının, her halini bilen yüce Allah (cc), bu nedenle onların, yanılmaları ya da unutmaları durumunda kendilerini affedeceğini, onları, güçleri üstünde bir sorumlulukla mükellef tutmayacağını bildirmiştir. “Allah, kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez; herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. ‘Rabbimiz, unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim mevlâmız(sâhibimiz)sin! kâfirler toplumuna karşı bize yardım eyle!" (Bakara, 286) Sosyal hayatta, insanlar arasındaki ilişkileri de düzenleyen yüce Allah (cc), bu ilişkilerde insanların, dengeli ve ölçülü olmalarını istemiş, hak ve hukukun gözetilmesini, adil olunmasını bildirmiştir. “Yetimin malına yaklaşmayın, yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde; ölçü ve tartıyı tam adâletle (dengeli) yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabanız da olsa adâlet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Düşünesiniz diye (Allah) size bunları tavsiye etti.” (En’am, 152) “Eli geniş olan, genişliğine göre nafaka versin, rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talak, 7) Bütün bu Kur’ani gerçeklerden de anlaşılacağı üzere İslâm nizamı, ibadetten sosyal hayata, aile içi ilişkilerden toplumsal ilişkilere kadar bütün alanlarda, insan gücüne uygun kuralları içermektedir. Fiziksel baskı ve zorlama olmadan insanlar, özgür iradeleri ile iman edip kabul ettikleri İslâmi kuralları, yine özgür iradeleri ile pratize edip yaşamaktadırlar. İnfaktan nafakaya, cihaddan diğer ibadetlere, siyasal hayattan toplumsal ilişkilere kadar İslâmi hükümlerin tümü, iman eden insanların yapabilecekleri kolaylıktadır. İslâmi hükümlerin hiçbiri, iman eden bireyin gücü üstünde değildir. İnsanın güç yetiremeyeceği herhangi bir konuyu, yüce Allah (cc) kolaylaştırmış ya da sorumlu tutmamış, güç yetirdiğinde yerine getirmesini istemiştir. Bunlara gece (vitir) namazı ve Hac ibadeti örnek olarak verilebilir. Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 3

[close]

p. 6

BİSMİLLAH Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 4 Gece namazı, yüce Allah (cc) tarafından farz kılınmış bir ibadettir. Ancak bu ibadetin uykudan kalkılarak ve Rasulullah (as) döneminde, diğer namazlar gibi cemaatle kılınması ve saat kavramının da olmaması nedeniyle bazı Müslümanlar, uyuyakalarak cemaate yetişemedikleri, bazıları hasta olmaları, kimileri de cihadda ve ticari yolculukta bulunmaları, yol ve cihadın zorlukları nedeniyle bu namazı zaman zaman aksatmakta ve bu durumlarına üzülmekte idiler. Bu nedenle yüce Allah (cc), aşağıdaki ayeti inzal ederek gece kılınan vitir namazını kolaylaştırmıştır. “Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını; seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah, sizin onu sayamayacağınızı (gecenin belli bir saatlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun (kılabildiğiniz kadar gece namazı kılın,) Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lutfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdi- ğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükâfatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Müzzemmil, 20) Yüce Allah (cc), iman edenlerin, uzak mesafelerden gelişleri ve maddi imkânların sınırlı olabileceği nedeniyle Hac için de kolaylıklar dilemiş, Hacca gitmeye imkân bulamayanları zorunlu kılmamıştır. “Muhakkak ki, insanlara ilk kurulan ev, Mekke'de olandır. Âlemlere uğur, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur. Onda açık açık deliller, İbrâhim'in Makâmı vardır. Ona giren, güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev'e gi(dip haccet)mesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse şüphesiz Allah, bütün âlemlerden zengindir.” (Al-i İmran, 97) “Allah için haccı ve ömreyi tamamlayın; eğer engellenirseniz kolayınıza gelen kurbanı (gönderin); kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan ya da başından bir rahatsızlığı bulunan (ancak tıraş olmak zorunda kalan) kimse, oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye (versin). Güvene kavuştuğunuzda, hacca kadar ömre ile faydalanmak isteyen

[close]

p. 7

BİSMİLLAH kimse, kolayına gelen kurbanı keser. (Kurbana güç) bulamayan kimse üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram (civarın)da oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara, 196) İslâmi kurallar ve ibadetler, iman edenlerin yapabilecekleri kolaylıktadır. Bu nedenle İslâm, kolaylıklar dinidir. Merhameti bol yüce Allah (cc), kullarına hiçbir konuda zorluk dilememiş, ibadetlerinde bile onlara kolaylıklar vermiştir. “Sayılı günler olarak (oruç farz kılınmıştır.) Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar); oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim bir iyilik yaparsa o, kendisi için iyidir; bilirseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.” “Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidâyeti, doğruyu ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur'ân'ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişirse oruç tutsun, kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, güçlük iste- mez; sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister; şükredesiniz diye (size bu kolaylığı gösterir). (Bakara, 184-185) İman eden bir kimse, bu gerçekleri hayatında yaşayacağını bilerek kabul etmekte ve Rabb’ine söz vermektedir. Kur’an, iman ederek yüce Allah’a verdikleri sözlerinde durmayanların ve bu sözlerine aykırı hareket edenlerin, şirk ve küfür içerisinde olduklarını bildirmektedir. Salih ameller, imanın pratikte ifade edilmesidir; salih ameli olmayan bir iman, gerçekte iman değil, yalnızca bir bilgidir. İman, iman eden kişiden, mutlak itaat ve salih amellerle izhar edilmek ister. Kişi, gerçekten iman etmiş ise, imanın, kendisinden istediğini yapmakla mükelleftir; şayet yapmıyorsa, bu durumda kişide var olan iman değil, bilgidir. İman, salih amelle ortaya konulduğu zaman gerçekliği bilinmekte ve yüce Allah (cc) katında makbul görülmekte, iman eden kişilerin kurtuluşlarına ve mükâfatlandırılmalarına vesile olmaktadır. Kur’an’da, iman ve salih amelin beraber anıldığı ve kişilerin kurtuluşuna vesile olduğu ile ilgili yaklaşık 385 ayet bulunmaktadır. Yine Kur’an’da, 156 ayette, iman edilip salih amel işlenmediği takdirde bu iddiada bulunanların, acı azaba girecekleri bildirilmektedir. Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 5

[close]

p. 8

BİSMİLLAH Bismillah TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 6 Yüce Allah’a, O’nun indirdiği Kur’an’a ve Tevhidi esaslara iman ettiklerini iddia ettikleri halde İslâmi hükümleri, pratize edip hayatlarına uygulamayanlar, gerçekte iman etmemiş kimselerdir. Yüce Allah (cc) bu kimseler için acı bir azabın olduğunu bildirmektedir. Kur’an, iman edip salih amel işleyenleri mü’minler, müslümanlar, muttakiler, salih kimseler olarak bildirirken, iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen salih amellerde bulunmayanları, ya da isteksizce ve yalnızca gösteriş için kimi salih amelleri işleyenleri de müşrikler, münafıklar, fasıklar, mürtedler, zalimler ve kâfirler olarak tanımlamaktadır. İman etmek, bir iddia ve söylem değil, bir yaşantı ve davranış biçimidir. Bu nedenle iman eden mü’minler, iman ettikleri esaslara teslim olurlar ve hayatlarını ona göre düzenlerler. Kişinin, iman ettiği esasları davranışları ile ortaya koyması, onun Müslüman olduğunu gösterir. Kur’an, mü’min kişiliğin ve Müslüman şahsiyetin vahyin belirlediği esaslara göre nasıl teşekkül ettiğini açık bir şekilde belirtmekte, kurtuluşun ancak iman edip salih amel işlemekte olduğunu, bunun dışındaki iddia ve hareketlerin, insanları hüsrana sürüklediğini bildirmektedir. “Asra andolsun ki, insan ziyandadır; ancak iman edip salih amel işleyenler, Hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler (kurtulmuşlardır.)” (Asr, 1-3) Kur’an, yapmadıkları şeyleri söyleyenleri uyarmakta ve bunun, yüce Allah (cc) yanında büyük bir suç olduğunu bildirmektedir. “Ey inananlar niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında çok büyük(suç)tur.” (Saf, 2-3) Yüce Allah’ın, her konuda kullarına dinlerini kolaylaştırdığı halde, iman edildiği iddia edilen Kur’ani esaslara göre yaşamamak ve kulluk görevlerini yapmamak ya da Kur’ani hükümlerin bir kısmını alıp bir kısmını bırakmak, gerçekte iman edilmediğinin apaçık bir göstergesidir. Mü’minler, iman ettikleri Kur’ani hükümlerin tümüne teslim olurlar ve bu hükümleri hayatlarında yaşamak için çalışırlar. Onlar, bunun dışındaki bir sistem ve ideolojinin hüküm ve kanunlarına göre hayatlarını düzene koymaz, başka sistemlerin küfür ve şirk olan kanunlarına itaat etmezler. www.mucahede.com

[close]

p. 9

â â Son zamanlarda, gerek vicahi olarak tanıdığımız, gerekse sanal internet ortamında, yazılarını okuyup gıyabi olarak tanıdığımız birçok kimse, Tevhidden sözetmekte, tağutu reddettiklerini ifade etmektedirler. Bu durum sevindirici olmakla beraber, tanıdığımız bu kimselerden bir çoğu, Tevhidi esasların ön gördüğü ilkelere uygun bir davranış sergilememektedirler. Tanıdığımız bu kimselerden bir çoğu, bir taraftan Tevhidden, tağutu reddetmekten söz ederlerken, diğer taraftan ya tağuti sistemin izin ve icazeti ile kurulmuş ve Risalet tarihinde hiçbir örneği bulunmayan, en önemlisi de İslâm nokta-i nazarında şirk ve küfür yuvası olan vakıflara devam etmekte ya da bu kurumlarda yuvalanan Samiri soylu belamların yazı ve videolarını yayınlamaktadırlar. Tevhidi kabul ettiklerini söyleyen başka kimselerin de, Tevhidi esasların hassasiyetle üzerinde durduğu ve iman edenlerin kurtuluşuna vesile olduğunu bildirdiği kardeşlik, velayet ve sırdaşlık hukukunu oluşturmaktan, İslâmi yapılanma olan cemaatleşmekten uzak, birey olarak hareket ettikleri görülmektedir. “Şirk ve küfürdür” diyerek karşı çıktıkları tasavvuf ve tarikatı yerden yere vuran, tasavvufa karşı çıktıklarında Kur’an’ı ağızlarından düşürmeyen bazı kimseler, önder edindikleri ağabey ve hocalarına, tarikatçılardan daha çok fanatik ve bağnaz bir yaklaşımla bağlanmakta, ağabey ve hocalarının yanlışlarını görmezden gelmekte, itaatte sakınca görmedikleri ağabeylerinin yanlışlarına karşı çıkan Tevhidi Müslümanlara ise düşman kesilmektedirler. Tevhidi esasları kabul ettiklerini ve tağutu reddettiklerini ifade eden bazı kimseler ise, Tevhidi kavramları, sloganlaştırarak kullanmaktadırlar. Bu kimseler, vahyin belirlediği ölçüler içerisinde, İslâmi bir kimlik kuşanmaktan, Müslümanca bir yaşantı sergilemekten oldukça uzaktırlar. Yukarıda belirtilen durumlar, Tevhid ilkesiyle çelişmektedir. Bu nedenle bu fiilleri işleyen kimselerin, Müslümanlık iddiaları kuru bir iddia olmaktan öte bir anlam ifade etmediği gibi, bu kimseler, yüce Allah (cc) indinde büyük bir azaba düçar olacaklardır. Yüce Allah’a ve indirdiği Tevhidi esaslara iman etmek, yalnızca sözel bir kabul olmadığı gibi, indirilen esasların bir kısmını alıp bir kısmını bırakmak da değildir. Tevhidi esaslara iman, yüce Allah’ın indirdiği ilahi hükümleri düşünce, söz ve davranışlar üzerinde hakim kılmak, bireysel ve toplumsal hayatı, bu ilahi hükümler doğrultusunda tanzim etmektir. İslâm, bireysel ve toplumsal hayatı düzenleyen kurallar bütünü- Tevhidi Esaslara İman Edenlere Kur’ani Uyarı TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 7

[close]

p. 10

KUR’ÂN’Â DAVET Tevhidi Esaslara İman Edenlere Kur’ani Uyarı TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 8 dür, Tevhid de bu düzenlemenin, yalnızca yüce Allah’ın bildirdiği hükümlere göre yapılması, O’nun dışında hüküm koyucunun tanınmamasıdır. Tevhidi esaslara iman eden bir kimse, hayatını bu esaslara göre düzenlemek, bu esasların belirlediği ölçüler içerisinde konuşmak ve hareket etmek zorundadır. Hayatlarını, yüce Allah’ın indirdiği Tevhidi esaslara göre düzenleyen mü’minler, hiçbir şekilde ve şartta, iman ettikleri Tevhidi esaslardan taviz veremez, bu esaslardan başka hiçbir hükmü önemseyip önceleyemezler. Mü’minler için Tevhidi esaslar, hayatlarının olmazsa olmaz şartıdır. Bu nedenle de Tevhidi esaslardan zerre kadar taviz vermeyi akıllarından bile geçiremezler. Tevhidi esaslara aykırı herhangi bir düşünce içerisine giren, söz ve davranışlarında iman ettikleri esaslara aykırı hareket eden ya da sözel olarak Tevhidi dile getirmelerine rağmen davranışlarında Tevhidi esaslara aykırı bir yol tutan kimseler, açıkça şirke girmiş, küfre saplanmışlardır. Risalet tarihinde, hemen bütün Risalet önderleri, insanları, tağutu reddetmeye ve yüce Allah’ın birliğine davet ettikten hemen sonra onları, kendilerine itaat etmeye ve böylece vahdeti sağlamaya davet etmişlerdir. “Andolsun biz, her millet içinde: ‘Allah'a kulluk edin, tağuta itaat etmekten kaçının’ diye bir rasul gönderdik. Onlardan kimine Allah hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36) “Kardeşleri Nuh onlara: ‘Korunmaz mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.’ demişti.” (Şuara, 106-108) Hz. Nuh (as)’dan başlayarak Hz. Muhammed (as)’a kadar süren tağuttan kaçınıp yüce Allah’ı tek ilah edinerek Tevhidi esaslara iman etme ve hemen akabinde vahdeti oluşturma çağrısı tüm rasüllerin ortak çağrısıdır. Bu çağrı evrensel ve çağlarüstü olan Kur’an’da, kıyamete kadar sürecek ve her çağdaki insanları bağlayıcı bir çağrıdır. Günümüzde bazı kimseler, sözel olarak tağuta “La” demelerine rağmen, onun devamı olan “İllallah”ı hakını vererek söylemiyor, yüce Allah’ın indirdiği hükümleri bir bütün olarak hayatlarına hakim kılamıyor, vahyin belirlediği esaslar doğrultusunda hareket edemiyorlar. Yüce Allah (cc), iman edenlerin ve Tevhidi esasları kabul edenlerin, nasıl hareket edeceklerini, gönderdiği ilahi Kitabı Kur’an’da çok açık bir şekilde belirtmiş, bu esaslara uyulmasını iman edenlerden istemiştir. Ancak ne yazık ki, Kur’an’ı dillerinden düşürmeyen bazı kimseler, bazı söz ve hareketleri ile yüce Allah’a muhalefet edercesine, Rab’lerinin emrine aykırı hareket etmektedirler. Kur’an, bu kimseleri şöyle uyarıyor. “Kendilerine Kitap verdiğimiz

[close]

p. 11

KUR’ÂN’Â DAVET kimseler, sana indirilene sevinirler; fakat hiziplerden onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: ‘Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamam emredildi. Ben O'na davet ederim, dönüşüm de O'nadır.” (Rad, 36) “...Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayâtında rezil olmaktan başka nedir? Kıyâmet gününde de (onlar) azâbın en şiddetlisine itilirler. Allâh yaptıklarınızı bilmez değildir.” (Bakara, 85) Bu ayetlerin işaret ettiği kimseler şunlardır: Ağabey ve hocalarının peşi sıra gidenler Bugün birçok kimse, Tevhid adına, -şirk koştukları için- tasavvufa karşı çıkıp bu konudaki ayetleri, ardı ardına sıralarken, kendilerinin ağabeylik müessesesi içinde yer aldıklarını görmezden gelmekte ve bu nedenle bir çoğu şirke ve küfre saplanan ağabeylerinin yanlışlıklarını söyleme cesaretini göstermemektedirler. Bu kimseler, her ne kadar Tevhidden söz etseler de kendileri, müşriklikle suçladıkları tarikatçılardan çok daha fazla tutucu ve bağnazdırlar. Bu kimseler, İslâm nokta-i nazarında, tarikatçılardan çok daha fazla sapık ve İslâm için tehlikelidirler. Tarikatçılar, cahil ve Kur’an’ı anlamaktan uzak kimseler oldukları için, akleden, düşünen ve Kur’an’a yönelen kimseleri kandır- maları mümkün değildir. Oysa ağabey ve hocalarına bağlı olan kimseler, öğrendikleri Kur’an ayetlerinin arkasına sığınarak insanlara yaklaşmakta ve şeytanın sağdan yanaşan yardımcıları olarak insanları kandırarak saptırmaktadırlar. Bunlar, yukarıdaki ayetlerin bildirdiği üzere, ayetlerin bir kısmını alıp bir kısmını terkeden kimselerdir. Sizler, ey ağabey ve hocalarını önceleyenler; okuduğunuz Kur’an’da yüce Allah’ın, tefrikaya düşüp dinlerini parçalayanları kınadığını ve grup grup olanların acı bir azaba gireceklerini bildirdiğini görmüyor ve okumuyor musunuz? “Dinlerini parçaladılar ve grup grup oldular; her parti kendi yanındakiyle sevinmektedir.” (Rum, 32) “Aralarından çıkan hizipler, birbirleriyle ihtilâfa düşmüşlerdir; acı bir günün azabından vay o zalimlerin haline!” (Zuhruf, 65) Sizler, gruplaşmanın ve parçalanmanın, cehennem ateşinin çukurunun kenarında bulunmak olduğunu ve topluca Allah’ın ipine sarılmamanız halinde o ateş çukuruna düşeceğinizi bilmiyor musunuz? O bulunduğunuz ateş çukuru kenarından sizleri, ağabey ve hocalarınızın kurtaramayacağını bilmiyor musunuz? “Ve topluca Allah'ın ipine sarılıp, ayrılmayın; Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalblerinizi uzlaştırdı; O'nun nimetiyle kardeşler ha- Tevhidi Esaslara İman Edenlere Kur’ani Uyarı TemmuzAğustos-Eylül 2013 Sayı: 36 Kur’âni Mücâhede 9

[close]

p. 12

KUR’ÂN’Â DAVET line geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz.” (Al-i İmran, 103) Vakıfları mesken edinenler ve oralara gidenler Tevhid adına, tağuta karşı olduklarını iddia eden ve tağutun reddedilmesi ile ilgili ayetleri sürekli tekrarlayan bazı kimseler, reddettikleri tağutun izni ile açılmış vakıflarda yuvalanan ve Tevhidi Kur’ani gerçekleri çarpıtan Samiri Esaslara soylu belamların peşinden gitİman mekte, onların savunuculuğunu Edenlere yapmakta, şirk ve küfür yuvası Kur’ani olan vakıf ve dernekleri savunUyarı maktadırlar. Vakıf ve derneklere giden kimTemmuzAğustos-Eylül seler, Risalet tarihindeki Tevhid 2013 şirk mücadelesinin nasıl yapıldıSayı: 36 ğını bilmelerine ve Sünnetullahta, Kur’âni hiçbir Risalet önderinin ve Tevhid Mücâhede erinin, karşısında oldukları tağuttan, hayatları pahasınada olsa, 10 hiçbir şekilde izin almadıklarını bilmelerine rağmen, taşıdıkları bazı nefsi ve mali endişeler nedeniyle bu küfür ve şirk yuvalarında bulunmalarını savunma gafletine düşmektedirler. Oysa onlar, yüce Allah’ın şu buyruğunu her vesile ile okumaktadırlar. “Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte inananlar: ‘Allah'ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır.” (Bakara, 214) Bu zorluk ve sıkıntılarla karşılaşan Peygamber ve beraberinde bulunan kimseler, Tevhidi mücadeleyi, Rab’lerinin bildirdiği ölçüler içerisinde yaptıkları, tağutun izin ve icazeti ile kurulmuş şirk ve küfür yuvalarında davet yapmadıkları için bu zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmışlardı. Onlar, kendi dönemlerindeki tağutların tüm isteklerini reddetmişler, vahyin belirlediği esaslar doğrultusunda hareket etmişlerdi. Peki ya günümüz insanları, tağutun çizdiği sınırlar içerisinde hareket ettikleri halde nasıl tağutu reddedecekler ve nasıl Tevhidi bir mücadele yapacaklar? Yüce Allah (cc), gönderdiği Tevhidi esasların, insanlara nasıl ulaştırılacağını, emrettiği dinin nasıl uygulanıp yaşanacağını, Risalet tarihinden çok açık örnekler vererek anlatmış, bunun değiştirilmeyeceğini, bu uygulamanın Sünnetullah olduğunu ve dinini tamamladığını bildirmiştir. Yüce Allah (cc), Kendisinin razı edilmesinin ancak gönderdiği rasullerinin ve son Rasul Hz. Muhammed (as)’ın örnek edinilmesi ile mümkün olabileceğini iman eden kullarına bildirmiştir. Hz. Muhammed (as)’dan sonra bir peygamber, Kur’an’dan sonra bir kitap göndermeyen yüce Allah (cc), kendi hevalarını ölçü edinip yüce Allah’ın Kitab’ı ve O’nun dini hakkında yeni metodlar ortaya koyan, heva ve heveslerini ölçü

[close]

p. 13

KUR’ÂN’Â DAVET edinenleri uyarmıştır. “Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da onda mı okuyorsunuz? Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz? Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyâmete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde? Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak? Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.” (Kalem, 36-41) Bu açık uyarılara rağmen, siz ey Kur’an’ı okudukları halde Kur’an’ın bildirdiği hükümlere aykırı hareket ederek, tağutun kurallarını metod edinenler, yüce Allah’a nasıl hesap vereceksiniz? Hiç düşündünüz mü? Tağutun hükmüne göre kurulan şirk ve küfür yuvalarında bulunmanızın, oralara gitmenizin sizleri sapıklık içerisine soktuğunun farkında değil misiniz? Vakıflara devam etmekle tağuttan yana olduğunuzu ve böylece tağutun sizleri ateşe çağırdığını anlamıyor musunuz? “Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; kâfirlerin dostları da tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır; onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257) Tağuti beşeri sistemler, direkt olarak Allah yolundan çeviremediği kimseleri, çeşitli tavizler verdirerek saptırmaya çalışır. Tağuti sistemin, izin vererek kurulmalarını kolaylaştırdığı parti, dernek ve vakıflar, şeytani tağuti düzenlerin, belamlarını devreye sokarak, Allah yolundan ve Tevhidi esaslardan insanları saptırmak için hazırladığı tuzaklardır. Risalet tarihinde, hiçbir benzeri bulunmayan bu şirk ve küfür yuvaları, Kur’ani ifade ile her yol üzerine, tağuti sistemlerin, belamlarıyla el ele vererek hazırladığı tuzaklardır. Şeytanın ve dostlarının insanları, yüce Allah’a ve Tevhidi esaslara yönelmekten alıkoymak, insanları kandırmak ve Hak yoldan saptırmak için hazırla- Tevhidi dıkları bu tuzaklara, mü’minlerin Esaslara de dikkat etmeleri ve bu tuzaklara İman düşmemeleri gerekir. Edenlere “Ve her yolun başına oturup Kur’ani da tehdit ederek iman edenleri Uyarı Allah yolundan çevirmeğe ve Temmuzo(Hak yolu)nu eğriltmeğe çalış- Ağustos-Eylül mayın; düşünün siz az idiniz, O 2013 sizi çoğalttı ve bakın, bozgun- Sayı: 36 cuların sonu nasıl oldu!” (A’raf, Kur’âni 86) Mücâhede Bugün din adına ortaya çıkan tarikatlar, vakıflar, dernek ve par- 11 tiler, insanları Tevhidi esaslardan ve Allah yolundan saptırmak için, şeytanın dostları tarafından ortaya konulmuş değişik tuzaklardır. Kur’an, şeytanın taifesinin değişik yöntem ve metotlarını, her yol üzerine işaretler yapmak olarak belirtir. “Siz, (insanları saptırmak için) her yol üzerine bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?” (Şuara, 128) Bazı kimseler, yüce Allah’ı razı edecekleri düşüncesi ile şeytanın taifesinin kurdukları tuzaklara düş-

[close]

p. 14

KUR’ÂN’Â DAVET mekte, ancak Rab’lerini razı edemedikleri gibi ancak O’na şirk koşmaktadırlar. Tek başlarına hareket edip vahdeti oluşturmayanlar Kur’an, birçok ayetinde mü’minlerin, birleşmelerini, kardeşlik, velayet ve sırdaşlık hukukunu oluşturmalarını istemekte, onların, yüce Allah’ın rahmetine ulaşmalarının ve kurtuluşlarının ancak bu şekilde mümkün olabileceğini bildirmektedir. Yüce Allah (cc), vahdeti nasıl oluşturacakları Tevhidi konusunda mü’minlere yol gösterEsaslara mektedir. İman Yüce Allah (cc), iman edenlerin, Edenlere Kur’ani Rab’lerine davet edenlerle beraUyarı ber olmalarını, mü’minlerin aralarında vahdeti oluşturup birlikte Temmuz- hareket etmelerini emretmektedir. Ağustos-Eylül Tevhidi esaslara iman edenlere 2013 düşen görev, Tevhidi esaslara Sayı: 36 davet edenlerle beraber bulunmak Kur’âni ve hiçbir neden ve gerekçe ile onMücâhede lardan ayrılmamaktır. “Nefsini, sabah akşam, rıza12 sını isteyerek Rablerine davet edenlerle beraber tut, gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın; kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye itâat etme.” (Kehf, 28) Mü’min olduklarını iddia eden kimselerin, yüce Allah’ın emrine uyarak mü’minlerle beraber vahdeti oluşturmamaları, bu ilahi emre muhalefet etmektir ki bu, apaçık bir tefrika ve sapmadır. Unutulmasın ki, her sapma şeytandan ve her sapmanın sonu ce- hennemdir. Mü’minlerin, bireysel hareketleri, yüce Allah’ın, vahdeti oluşturanlara verdiği rahmetten mahrum olmalarına sebebiyet verdiği gibi, aynı zamanda, şirk ve küfür unsurlarının, inanç ve değerlerine yaptıkları saldırılara karşı da acziyet içerisinde kalmalarına ve toplum içerisinde ezilmelerine neden olacaktır. Yüce Allah (cc), bu duruma işaret ederek mü’minleri uyarmaktadır. “Allah'a ve peygamberlerine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer ve devletiniz elden gider, sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46) Tarihi süreç içerisinde, bölünüp parçalanan toplumların, başka güçler tarafından nasıl horlandıkları, ezilip sömürüldükleri ile ilgili birçok örnek bulunmaktadır. Bölünmenin tarihi süreçteki örneği, İsrail oğullarının Fir’avn tarafından ezilmeleridir. Bölünmenin günümüzdeki örneği ise, Müslümanların dünya genelinde emperyalizm tarafından sömürülmeleri; ülkeler bazında ise emperyalizmin yerli işbirlikçileri tarafından ezilmeleri, aşağılanmaları, inanç değerlerine saldırılmasıdır. Yüce Allah (cc), mü’minlerin bu zillete düşmekten kurtulmaları için onları cemaatleşmeye teşvik etmektedir. “Kafirler birbirlerinin velisidirler; ancak siz bunu yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olur.” (Enfal, 73) Bugün yeryüzünde varolan fitne ve fücurun, zulüm ve fesadın

[close]

p. 15

KUR’ÂN’Â DAVET temel nedeni, Müslümanların cemaatleşmemeleri ve velayet hukukunu oluşturmamalarıdır. Müslümanlar, yeryüzünde vahyi esaslara sarılıp cemaat haline gelmedikleri, birey olarak içerisinde yaşadıkları gayri İslami düzenlere itaat ettikleri için emperyalizm ve onun İslâm topraklarındaki yerli işbirlikçileri tarafından en ağır hakaretlere maruz kalmakta, onurlarıyla oynanmakta, inanç değerlerine saldırılmaktadır. Siyasi literatürde; “Örgütlenmiş bir azınlık daima örgütlenmemiş çoğunluğa hükmeder.” diye bir deyim vardır. Çoğunluk kemiyet olarak ne kadar fazla olursa olsun, örgütlü olmadığı sürece örgütlenmiş azınlık tarafından yönetilmeye, ezilmeye ve horlanmaya mahkumdur. Bugün Tevhid erlerinin bireysel hareketleri nedeniyle örgütlenen küfür ve şirk unsurları, maalesef Tevhid erlerine hükmetmektedir. Kavmi ve ırki taassublarını terk etmeyenler Yüce Allah (cc), ancak mü’minlerin, kardeş olduklarını, insanların, bir anne ve babadan çoğaldıklarını, din kardeşliğinin daha önemli olduğunu bildirmiştir. Irkçılık, bir hastalıktır ve vahdetin düşmanıdır. Bu nedenle yüce Allah (cc), mü’minler arasında herhangi bir nedenle bir tartışmanın, bir savaşın ve bir ayrılığın çıkması halinde bunun, kardeşlik hukuku esas alınarak çözülmesini istemektedir. “Muhakkak mü'minler kardeştirler; kardeşlerinizin ara- sını düzeltin ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin.” (Hucurat, 10) Müslümanlar, hiçbir neden ve gerekçe ile başka kavimlere mensup iman eden kardeşlerini hor görmemeli, onları küçümseyip alay etmemelidir. Yüce Allah (cc), iman ettikten sonra din kardeşlerini, ırki gerekçelerle küçümsemenin, fısk olduğunu, fıskın ise, kavim ve kabile ile övünmek olduğunu bildirmiştir. İslâm toplumuna mensup kardeşlerini, ırki nedenlerle küçümseyen kimseler, zalim- Tevhidi lerdir. Esaslara “Ey iman edenler, bir toplu- İman luk, başka bir toplulukla alay et- Edenlere mesin; belki (o alay edilenler), Kur’ani kendilerinden iyidirler. Kadınlar Uyarı da başka kadınlarla alay etme- Temmuzsinler. Belki onlar, kendilerin- Ağustos-Eylül den iyidirler. Birbirinizde kusur 2013 aramayın; birbirinizi kötü lakap- Sayı: 36 larla çağırmayın, iman ettikten Kur’âni sonra fısk adı, ne kötü bir şey- Mücâhede dir! Kim tevbe etmezse, işte onlar, zâlimdirler.” (Hucurat, 11) 13 Yüce Allah (cc), İslâm ümmetinin parçalanmasını kınamakta, Vahdet’in esas olduğunu bildirmektedir. Çünkü Vahdet, Tevhid’dir, tefrika ise şirktir ve yüce Allah (cc) kullarını şirke bulaşmaktan sakındırmaktadır. “Sen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dine çevir: Allah'ın yaratma yasasına ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur; fakat insanların çoğu bilmezler; yalnız O'na yönelin ve

[close]

Comments

no comments yet