The PALA NİSAN 2013 - SAYI 41

 

Embed or link this publication

Description

The PALA NİSAN 2013 - SAYI 41

Popular Pages


p. 1

T h e PA L A Yıl: 5 Sayı: 41 NİSAN 2013 MUN KULÜBÜMÜZ “NHSMUN (NEW YORK HIGH SCHOOLS MODEL UNİTED NATION) ’13”TE GÖLGESİZ YAŞAM: AKADEMİK HAYATTA DÜRÜSTLÜK YURT DIŞI EĞİTİM KROKİLERİ FİDAN DİKİMİ OKULDAN HABERLER 18 MART SEFİLLER MÜZİKALİ RAP SALT GALATA TOPKAPI SARAYI

[close]

p. 2

SAYFA 2 EDİTÖRDEN Merhaba Sevgili The PALA Okuyucuları, Bu sayımız dopdolunun da ötesinde gerçekten... İçinde yok yok. Akademik dürüstlük, fidan dikimi, yurt dışı eğitimi için ipuçları, MUN Amerika, Sefiller Müzikali, RAP, sergiler, yarışmalar, geziler ve daha neler neler... Hepsi sizleri bekliyor. Keyifle okumanız dileğiyle... Ege KESKİN Okul Gazetesi The PALA (The Press Association of Lycee Attiudes) İmtiyaz Sahibi Ömer ORHAN Sorumlu Müdür Yardımcısı Hakan KULABER Sorumlu Öğretmenler Zafer YAZ Şahika PAT Editör Ege KESKİN Web Yayım Serkan YAMAN Berna HAMARAT KAYA İllüstrasyon Zafer YAZ Fotoğraf Elif ABACI Dizgi Zafer YAZ Baskı & Cilt Şevki SÜTÇÜ Renkli Basım Nuri ÇEVİK Düzeltmen Zafer YAZ Mizan COŞKUN ÖZGÜR E-Mail: zyaz@fmv.edu.tr Büyükdere Cad. No: 192 / 3 Maslak / İSTANBUL Tel: 0212 286 11 30 Fax: 0212 276 40 58

[close]

p. 3

SAYFA 3 GÖLGESİZ YAŞAM: AKADEMİK HAYATTA DÜRÜSTLÜK İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emrah Cengiz ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Selim Yazıcı 18.02.2013 tarihinde okulumuza gelerek 10 ve 11. sınıf öğrencilerine “Gölgesiz Bir Yaşam” başlıklı konferansı sunmuşlardır. Bu konferansın amacı; öğrencilerin, akademik yaşamında ortaya çıkabilecek ve onları daha sonra bir gölge gibi takip edecek olumsuz davranışlar konusuna dikkatlerini çekebilmek ve dürüst bir akademik yaşamda sahip olmaları gereken erdemli yaşam tarzının ip uçları hakkında farkındalık yaratmaktır. Öğrencilerin akademik yaşamlarında bağımsız ve sorumlu bireyler olabilmelerini hedef alan konferansta, öğrencilik yaşamının başından sonuna kadar bu bilincin devam etmesi gerektiğinin üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Bu bilincin oluşmasında akademik ortamın önemi vurgulanırken diğer taraftan akademik yaşam süreci içinde öğrencileri etkileyebilecek birçok olumsuz faktörün bulunmasının kaçınılmaz olduğu da belirtilmiştir. Konferansta yer alan alt başlıklar şöyledir:  • • • • • Daralan Gençler ve Yılmayan Öğretmenler: Akademik Yaşam ve Sorumluluklar Ben Ezik miyim? Doğru İnsan Yaklaşımı! Kopya Çekmek: Sancılı Süreç Bilgisayar Mucizesi: Akademik Hayatta Sahtecilik, Dolandırıcılık Ben Arkadaşımı Satmam: Yardım ve Yataklık Cut, Copy, Paste Gençliği: Bilimsel Yazım ve Dürüstlük Jenny CHAVUSH IB Koordinatörü

[close]

p. 4

SAYFA 4 04-08 Mart 2013 tarihleri arasında, 12. sınıf öğrencilerine, “YGS’ye Doğru Öneriler ve Önemli Tarihler” konulu seminer düzenlenmiştir. 11 Mart 2013 tarihinde 12. sınıf velilerine, “YGS’ye Doğru Öneriler ve Önemli Tarihler” konulu seminer düzenlenmiştir. 2012 - 2013 Eğitim - Öğretim Yılı Ana-Baba Okulu’nun “Zararlı Alışkanlıklar ve Bağımlılık (Madde, Sigara, Alkol, İnternet vb.)” konulu beşinci oturumu 26 Mart 2013 Salı günü gerçekleştirilmiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi tanıtım gezisi 11. sınıf öğrencileriyle 26 Mart 2013 Salı günü gerçekleştirilmiştir. 18-21 Mart 2013 tarihlerinde, Hazırlık ve 9. sınıf öğrencilerine, “Madde Kullanımı ve Bağımlılığın Zararları” konulu seminer düzenlenmiştir. Gülin ŞEKERCİ

[close]

p. 5

SAYFA 5 ROBBERS CAVE “Robers Cave’de ne?” mi diyorsunuz? Robers Cave Oklahoma’da bir milli park. Bu milli parkta 59 yıl önce bir Türk, Muzaffer Şerif, çok önemli bir deney gerçekleştirdi. Deney için 24 genç öğrenci, ıssız bir yaz kampında birkaç ay geçirmeleri için bir araya getirildiler. Hepsinin benzer geçmişleri ve ilgi alanları olmasına dikkat edilmişti. Ders notları da aşağı yukarı aynı seviyedeydi. Bu öğrenciler on ikişer kişilik iki gruba ayrıldılar. İki grup da diğer grubun varlığından habersizdi. Kaldıkları yerler birbirine epey uzak olduğu için kimse diğer gruptaki deneklerle karşılaşmadı. Günler geçtikçe iki grubun üyeleri de kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturmuş ve doğal bir şekilde astlar ve üstler belirlenmişti. Astlar üstlere koşulsuz itaat ederken, üstler onlara emir vermekten hatta zaman zaman sert davranmaktan çekinmez olmuştu. Kendi içinde tanışan ve kaynaşan gruplar bir süre sonra karşılaştırıldı. “Çatışmanın doğuşu” adını taşıyan ikinci aşamada öğrenciler tıpkı sıradan izci kamplarında olduğu gibi, çeşitli spor ve eğlence dallarında yarışacaktı. Şaşırtıcı olan şey, istisnasız bütün öğrencilerin öteki grubun mensuplarına düşmanca davranması oldu. Yarışmalar sırasında durum iyice kötüleşti. Herkes normal hayattakinden çok daha iyi performans gösteriyordu, sanki bu yaz kampında başarılı olmak bir ölüm kalım meselesiymiş gibi... İkincisi, karşı gruptakilere zarar vermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Zamanla o kadar ileri gittiler ve tehlike sinyalleri vermeye başladılar ki, bu noktada hemen deneyin son aşamasına geçildi. Bu aşamada 2 grubun çıkarlarını da ilgilendiren ortak hedefler belirledi. Öğrencilere gene birtakım görevler veriliyordu ama rekabet ortadan kaldırılmıştı. Bir grup için başarı olan şey öteki için başarısızlık hâlini almadığında huzur nihayet sağlandı. Şerif ve yanında görev yapanlar kampın yegâne su kaynağını kullanılmaz hâle getirdiler. Bu, iki tarafın da sorunuydu. Öğrenciler bu sorunu kafa kafaya vererek çözmeyi bir süre sonra başardı. Hatta işler o derece yoluna girdi ki dönüş yolunda aynı otobüse binmekte ısrar bile ettiler. Robbers Cave deneyi aslında Henri Tajfel ve John Turner tarafından 1970'lerin ortalarında geliştirilmiş olan Sosyal Kimlik Kuramından yola çıkmıştır. Bu kurama göre insanlarda, gruplara ayrılma ve kendi grubunu diğer gruplardan daha üstün olarak algılama yönünde bir eğilim vardır. Kendini değerli hissetmek isteyen insan, ait olduğu gruba kendini mal eder. Grubun değerlerini ve davranış biçimini kendisi ile bütünleştirir ve aşırı-sorgusuz bir biçimde benimseyebilir. Bu deneyde de insanoğlunun benimsediği sosyal kimlik altında davranışlarının ne derece şekil alabileceğini ve ayrıca bir sosyal grubun davranışlarının niyet etmiş bir güç tarafından yönetilebileceğini, farklı gruplar arasında düşmanlığın nasıl büyük bir hızla büyütülüp savaşa dönüştürülebileceğini çok açık bir biçimde gösterilmektedir. Ayrıca grup ya da grupların ayrıştırılmasının, ötekileştirmenin uygulanacak birtakım stratejik yöntemlerle mümkün olduğu gibi grupların birbiriyle kaynaştırılması uzlaşma, barış ve uyumun formüllerini de göstermektedir. Bilgi güçtür. Gücü iyi yönde de kötü yönde de kullanabilir insanoğlu. Sizi kendi aklınızın gücünün yönlendirip yönlendirmediğini iyi düşünmelisiniz. Tuğba ELTER

[close]

p. 6

SAYFA 6 BENİM BAHARIM!.. Kışın bütün soğukluğu hepimizi bu sene epey üşüttü mü dersiniz? Bu kış sizler için nasıl geçti bilemiyorum fakat tek bildiğim ben artık o pembe, beyaz, mavi, mor rengârenk çiçekleri seyre dalmak istiyorum. Saatlerce onlara bakıp baharın gelişini kutlamak istiyorum. Bahar bu yıl sanki bizimle oyun oynuyor. Bir ısınıyoruz bir üşüyoruz. Hiç gelmeyecekmiş gibi gözüküyor fakat biz geldiğinin farkında bile değiliz. Baharı ya hızlı yaşar yaza geçersiniz ya da yavaş yavaş tüm güzelliklerinin içinizi sarmasına izin vererek yaşarsınız. Bahar bir anlamda hayat değil midir aslında? Kış, hayatımızın sert geçen, soğuk dönemleriyken yaz, sıcaklığa bürünmüş kara kuru bir çocuk... Peki, bu bahar da kim? Kış ve yaz arasında sıkışıp kalmış mı? Baharın en güzel yanı içine her şeyi alıyor olmasıdır. İnsanı soğuk bir ruh hâlinden sıcak bir ruh hâline uğurlayan tatlı bir haberci veya kuşların cıvıltılarıyla insanın kulağına şarkılar fısıldayan bir müzisyen... İnsan mevsimler geçerken, saatleri tüketirken, dakikalar bir bir bitiverirken hiç fark etmiyor ki yaşamamış birçok yaşamak istediğini, gerçekleştirememiş istediği hayallerini... Durup kendi kendine ne kadar yol aldım diyemeyecek kadar, mevsimlerin geçişini unutacak ka- dar meşgul olduk hepimiz? Birbirimizi unuttuğumuz yetmiyormuş gibi hayallerimizi de unutur oluyoruz. Aslında bize hayallerimizi hatırlatacak mevsimleri neden yok sayıyoruz? Bugün baharın gelmesini kalbimin en derininden kucaklıyorum. Bahar mutluluğu çağrıştırıyor bu yıl bana. Yeni gelen umutlarımı, gerçekleştireceğim hayallerimi... Kışın üzerimizde bıraktığı yorgunluk yüzünden bahara sırtınızı dönmeyin. Bu yılki baharın size mutluluk getireceğine inanın. Dallarında tomurcuklar açan minik çiçeklerin dünyaya gözlerini açması kadar biz de hayat doluyoruz. Evinizin penceresinden baktığınız zaman gözlerinizi tabiata çevirin, unuttuğunuz bütün güzellikleri kucakladığınız zaman mevsimler size yaşadığınız hayat kadar anlamlı ve güzel gelecek. Bazen mutlu olmanız için birine ihtiyacınız yoktur. Bazen sadece doğaya bakıp her şeyin ne kadar mükemmel olduğunu ve size sunulduğunu hissedip sevinebilirsiniz. Gülümsemesini görmek istediğiniz her şey size güler, unutmayın... Bu baharı benim sevdiğim kadar sevin, tüm umutlarınızı onunla paylaşın size yardım edecektir. Çünkü bahar yeniliklerin habercisidir. Herkese mutlu baharlar dilerim.. İdil ARAT

[close]

p. 7

SAYFA 7 Bu yazı ABD ve Kanada’da akademik odaklı lisans eğitimi görmek isteyenlere hitaben kaleme alınmıştır. Bu yazının devamını okumaya zahmet etmek için en azından dünyada ilk 200’de olan bir eğitim kurumu hedeflenmelidir. Aslında ABD’de okumak çok kolaydır, tek ihtiyacınız senelik yaklaşık 50 bin doları karşılayacak bir finansördür. Eğer gittiğiniz okulun pek de bir önemi yoksa amaç yurt dışında okudum demek veya Türkiye’de okul kazanamayacağım, bari yurt dışında lisans eğitimi alayım ise bu yazı ile hiç vakit kaybetmeyin. Yurt dışında eğitim (ABD ve Kanada) ülkemizden tamamen farklıdır. Farklı kazanım hedefleri olduğu için öğrenciden beklentiler de farklıdır. Yurt dışında iyi bir üniversite kazanmanın temel şartı ise bu farklılığı önceden görmek ve buna uyum sağlamaktır. Her işte olduğu gibi erken kalkan her zaman çok yol alır. Bu işe kalkışmak için en uygun zaman 10. sınıfın ikinci yarısıdır. 10. sınıfın ikinci yarısında bilgi toplanır. 11. sınıf, sınavlara girmekle geçer, 12. sınıfın ilk döneminde başvurular gerçekleştirilir ve ikinci dönem sonuçlar elinize ulaşır. Tam bu noktada önemli bir yol ayrımının farkına varmalısınız. Yurt dışında okumak istiyorsanız yapacağınız çalışma bu hedefe yönelik olacaktır. Bu hedefe yürürseniz aynı zamanda başka bir hedef olan Türk üniversitelerini kazanma şansınızı zora sokmuş olursunuz. Aynı anda ikisine birden hazırlanmak öğrenci için yüksek bir iş hacmi demektir. Altından kalkma ihtimali doğal olarak vardır ama her zaman tek bir hedefe kilitlenmek daha faydalıdır. Yukarıda belirtilen en önemli kazanım hedefi farklılığı, öğrenciden sınıf dışı (müfredat dışı) aktiviteler istenmesidir. Yurt dışında okumak sadece birkaç sınava girmekten ibaret değildir (SAT, TOEFL, IELTS...) kendinizi ortaya koymanız gerekir. Kişinin kendini ifade ettiği en iyi yol ise yaptıklarıdır. Müziğe, resme, spora; biyoloji, kimyaya vb. ilginizi, üniversitelere göstermeniz beklenir. Sınavlardan alacağınız herhangi bir puan iyi bir üniversiteye gideceğiniz anlamına gelmez. Yurt dışındaki üniversiteler sizi kabul etmek için birkaç haneli sayılardan çok kim olduğunuza önem verir. Yukarıda sayılmış sınavların önemi yadsınamayacağı gibi Türk sınav sisteminden farklı olarak onlar büyük resmin kendisi değil parçalarıdır. Bu temel bilgilerden sonra ise hâlen kişinin kendisine sorması gereken sorular vardır. Tek başıma yabancı bir memlekette yaşayabilir miyim? Kendime yetebilir miyim? Başka bir kültüre uyum sağlayabilir miyim? Ülkeme geri dönmeyi istiyor muyum? Neden yurt dışında okumak hatta neden üniversiteye gitmek istiyorum? Belki de en can alıcı soru ise bu eğitimi maddi olarak karşılayabilir miyim? Amerika ve Kanada’da binlerce üniversite bulunmaktadır ama maddi engellerle karşılaşıldığında bu sayı aniden düşmeye başlar. Neredeyse hiçbir devlet üniversitesi yabancı öğrencilere burs vermez (akademik başarı bursu) ve veren özel üniversite sayısı ise azdır. Çoğunlukla öğrenci yaklaşık 40 bin ila 70 bin dolar arasındaki masrafları kendisi karşılamak zorunda kalır. Burs almanın imkânı vardır ama burslar aslanın ağzında değil midesindedir. Bu yazıyı sonuna kadar okuyup hâlâ yılmadıysanız, ilk engeli aştınız, tebrikler. Şimdi yapmanız gereken ilk iş ise bir yurt dışı eğitim danışmanı ile görüşüp detaylı bilgi alıp yol haritası çizmektir. Şimdiden hepinize başarılar. Mert ÜRKMEZ

[close]

p. 8

SAYFA 8 21.03.2013 tarihinde FMV Işık Üniversitesi Şile Kampüsüne fidan dikimine gittik. Bu etkinliği Coğrafya Kulübümüzün yaptığı fidan satışları sayesinde gerçekleştirdik. Yaklaşık bir ay önce, okulda elma, kiraz, şeftali, erik ve armut fidanları sattık. Herkes istediği meyvenin fidanını satın aldı. Ve 21 Mart Perşembe günü Pelin Güzel, Tijen Genel ve Kadriye Önder hocalarımız ile Şile Kampüsüne doğru yola koyulduk. Şile Kampüsüne olan bir alana fidanları dikecekmişiz. Coğrafya Öğretmenimiz Pelin Güzel, bizlere adlarımızın, sınıflarımızın ve hangi meyve fidanına sahip olduğumuzun yazdığı kalınca şeritler verdi. Bunları, fidanları diktikten sonra iple fidanlarımıza bağlayacaktık. Böylece hangi fidanın bize ait olduğunu bilebilecektik. Peyzaj sorumlusunun yönlendirmesiyle, birkaç dakika yürüme mesafesinin bulunduğu, fidanlarımızı alacağımız yere doğru vardığımızda saat neredeyse 13.00 olmuştu. Orada bizleri, üniversite öğrencileri, üniversite görevlileri ve fotoğrafçılar karşıladı. Öncelikle fidanları dikeceğimiz yer diğer yerlere nazaran daha açık bir alandı. Bir oyun parkının çevresine ve buraya göre daha tepede yürümeye başladık. Orada Okulun Bahçe Görevlileri bizlere fidanlarımız verdi. Benim fidanım elma fidanıydı. Doğruyu söylemek gerekirse -gülmekte serbestsiniz- şimdiye kadar gerçek bir fidan görmemiştim. Fidanımı elime aldığımda, dünyaya çok ama çok büyük katkısı olan ormanların temelini elimde tuttuğumu fark ettim. Oysa ne kadar da basit görünüyordu. Uzun ve kahverengi bir sopaya benziyordu, o kadar. Fidanları aldıktan sonra iki grup olarak farklı yerlere dikeceğimizi öğrendik. Fidan dikim alanına geri döndüğümüzde, fidanları dikmek için gerekli yerler kazılıp açılmıştı. Her çukurun başında kürek, keser ve su kapları vardı. Öncelikle fidanlarımızı düzgün bir biçimde çukurların içine yerleştirdik. Sonra kazıp çıkarılan toprakları bahçe görevlilerinin yönlendirmeleriyle küreklerle çukura geri attık. Ve toprağı bolca suladık. Son olarak isimlerimizin yazılı olduğu kartları, iplerle fidanlara bağladık. Fidan dikim işlemimiz bitince fidanlarımızın önünde bolca fotoğraf çekildik. Ardından, tepede bulunan Gençlik Kampı dedikleri restoranda çıktık. Burası Karadeniz’e bakan bir tepeye kuruluydu Aslında oldukça küçük ve basit görünse de, bu çok özel ve oldukça değerli bir olay. Doğaya sizin de bir katkınızın olması. Sizin adınızın yazılı olduğu, sizin seçtiğiniz bir fidanın doğanın içinde yer alması. Ve bunları geçtim, sanırım en değerlisi, ileride bu fidandan- sizin diktiğiniz, sizin sayesinde ve manzarası gerçekten inanılmazdı. Burada yemeklerimizi yedik. Saat 14.00’ü biraz geçiyordu ki servis araçlarına binip Işık Üniversitesi Şile Kampüsü’nden ayrılıp okulumuza doğru yola çıktık. orada yerini alan- doğanın kendisinin ve elbette doğanın tüm parçalarının -hayvanlar, insanlar vs. - yararlanabilmesidir. Böylesine bir etkinliğin içinde yer alabilmek, bir sürü kişi için ilk bakışta çok basit gelse de her açıdan baktığınızda kendinizi daha iyi hissetmemek elde değil. Çünkü dünyaya bir şeyler katmamız gerekiyor ve belki de bu bizi kendimize getirebilecek bir başlangıçtır, kim bilir? Başak Nisan DURAN

[close]

p. 9

SAYFA 9 ÇANAKKALE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖN SÖZÜDÜR “Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşlarının kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer, Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. Alay, vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alay’ı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kahraman Mehmetçikler ve aziz şehitlerimiz için söylediği bu anlamlı cümleleri ve şehitlerimizi 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nde bir kez daha saygıyla hatırladık. Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir ve dünya tarihinde ender rastlanan deniz ve kara savaşlarından biridir. Bu savaşlar Türklerin gücünü ve kahramanlığı dünyaya gösterirken Mustafa Kemal’in de askeri başarısıyla ve iyi bir önder olarak ön plana çıkmasına olanak sağlamıştır. Biz de FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi olarak günün anlam ve önemini dile getiren törenlerde şehitlerimizi saygıyla andık. 22 Mart 2013 Cuma günü Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı Sosyal Sorumluluk Projeleri Direktörü Sayın Necmettin Özçelik, öğrencilerimize Çanakkale Savaşlarını o günlerden kalan fotoğraflar, bazı objeler ve haritalarla anlattı. Öğrencilerimiz üzerinde çok etkili olan bu konferans, adeta savaşı yaşayanların duygularını bize aktardı ve o günleri anlamamızı sağladı. Bu bağlamda Sayın Özçelik’e teşekkür ederken bize bu günümüzü yaşatanları, şehitlerimizi tekrar saygıyla anıyoruz. Filiz ÇENE 10. SINIFLAR DÜZEY MÜNAZARASI YAPILDI Münazara yapmaya başlamadan önce bekli de en son katılacağım kulüp Münazara Kulübü’dür diye düşünürdüm. İnsanlar önüne çıkıp konuşmak beni hep sıkardı. Ta ki dokuzuncu sınıfta, sınıflar arası İngilizce münazara maçlarında yer alıp kazanana kadar. Oyunları her zaman sevmişimdir. Münazaranın aslında bir oyun olduğunu fark edene kadar kendime çok uzak bulduğum bu yarışmayı, şimdi yapmak için, çıkıp kendimi en iyi şekilde ifade edebilmek için can atıyorum. Bana göre münazara, takım ile uyum içinde ve zekice oynanması gereken bir oyun. Eğer konuşmayı çok seviyorsanız kesinlikle katılmanız gereken bir kulüp olduğunu düşünüyorum. Sürekli bir beyin jimnastiği olarak da adlandırabilirsiniz. Sürekli olarak maç sırasında karşı takımın argümanlarına çürütmeler bulmak ve onları çürüterek jüriye haklı olduğunuzu kanıtlamanız gerekir. İlk maçımda maça çıkana kadar, hazırlık aşamasında takımla çalışmak ve sürekli bir konu hakkında argümanlar bulmak çok keyifliydi. Konuşma sırası bana geldiğinde kendi kendime ben ne yapıyorum dedim. Çok heyecanlanmama rağmen maçı kazandık. O maçtan sonra kazanarak ilerlediğimiz maçta finali de kazandığımızda seneye seçmem gerektiğinden emin olmuştum. Kulübe girdiğimden beri birçok eğitime katıldım ve kulüp danışman öğretmenlerimin desteğiyle eksik yönlerimi geliştirdim. Maçlarda yer aldıkça da sürekli yeni şeyler öğrendim. Her yaptığım maç bana eksik yanlarımı ve iyi yanlarımı gösterdi. Oyunu oynayarak kendimi geliştirdim çünkü bu kulüpte eğitimin yanında yarışmayı yaparak, yaşayarak öğrenmek gerekiyor. Pek tecrübeli sayılmam, en son yaptığım maç onuncu sınıflar arası düzenlenen münazara maçıydı. Maçı kaybetmemize rağmen hükümet kanadı olarak takım arkadaşlarım Umut Usanmaz ve Melisa Yüksel ile birlikte iyi bir maç çıkardığımızı düşünüyorum. Konumuz “HSK (Hükümet Savunur Ki) Ötenazi hakkı yasallaştırılmalıdır.” idi. Muhalefet kanadında ise Kayra Güler, Sena Tarım ve Fulya Atalay iyi bir maç çıkararak küçük bir farkla kazandılar. Maçın sonunda her zaman olduğu gibi eksik noktalarımızı gördük ve daha iyi bir oyuncu haline geldik. Şimdi her çarşamba günü son iki saat olan kulüp çalışmalarına katılamadığım için ve sürekli maçlarda yer alamadığım için çok üzülüyorum. Bu kulübün üyesi olduğumdan beri içimde bitmek bilmeyen bir münazara isteği ile eğitimlere katılıyor, yarışmalarda yer alıyorum. Ve neden bu işe daha önce başlamadığımın pişmanlığını yaşıyorum. Günlük yaşantımda münazaranın bana kattıkları çok işime yarıyor. Artık birisini bir konuda ikna etmek istediğimde bile bu oyunun kurallarını uyguluyorum ve karşımdakini ikna ettiğimde de çok büyük bir zevk alıyorum. Kişisel gelişiminiz ve kültürel anlamda zenginleşebilmeniz için bu kulüpte yer almanızı öneriyorum. Rengin Jiyan KOLÇAK 10D 54

[close]

p. 10

SAYFA 10 KORO VE MÜZİKAL KULÜBÜ “SEFİLLER” MÜZİKALİNDE 23 Mart Çarşamba günü Koro ve Müzikal Kulübü olarak Kanyon'a Lès Miserables yani "Sefiller" müzikalini izlemeye gittik. Filmde hiç konuşma olmadığını, şarkılarla kendilerini ifade ettiklerini ve filmin uzun süreceğini biliyorduk, bu yüzden en başında biraz ön yargılıydık. Hayatın ve insanların zaman içinde nasıl değişimlere uğradığını ve uğrayabileceğini göz önüne seren bu müzikali çok beğendik. Fransa'da 19. yüzyılda geçen Lès Miserables insan duygusunu tekrar yaşatmak için yıkılan hayallerin, elde edilememiş aşkların, tutkunun ve fedakarlığın hikayesini anlatıyor. Bize dostluğun ve inancın birçok şeyden öte ve önemli olduğunu gösteriyor. Bu güzel hikâye birbirinden güzel şarkılarla birleşince ön yargımız kayboldu ve hepimiz filme odaklandık. Şarkıların önceden stüdyoda değil, sette canlı kaydedildiğini öğrendik. Hugh Jackman ile yapılan röportajdan anlıyoruz ki şarkıların canlı kaydedilmesi oyuncuya büyük bir esneklik veriyor, keza şarkı yorumu ve oyun ile ilgili tercihleri 5 ay önceden bir stüdyoda yapılmamış, oyuncular karaktere girerek oyununu oynayıp o ruh hali ile şarkıyı yorumlamışlar. Bu gerçeklik, söylenen şarkılar, oyuncuların kattığı ruh ve tavırları gerçekten etkileyiciydi, filmin 2. perdesinden itibaren gözyaşlarımızı tutamadık. Umut, aşk, kavga, dram... Victor Hugo'nun dünya klasikleri arasına girmiş olan eseri 1980 yılında Fransız besteci Claude-Michel Schönberg tarafından bestelenmiştir . Müzikal 3 dalda Oscar ödülü almış. Jan Valjean'ın öyküsünü anlatan bu müzikal eski Fransa'da geçiyor . Jan Valjean kötülükten başka bir şey bilmeyen bir mahkumdur, kız kardeşinin çocuğunu kurtarmak için bir somun ekmek çalmış ve bu yüzden hapse atılmıştır . 19 yıl sonra hapisten çıkınca bir kilise piskoposu ona yardım ediyor ve kalacak yer verir. Jan Valjean bu sayede iyiliğin farkına varır ve içindeki kötülükten kurtulur. Kendisine yeni bir hayat kurmak ister ama müfettiş Javert'in gölgesi onu daima takip etmektedir. Jean Valjean, Fantine'in kızı Cosette ile ilgilenmeyi kabul ettikten sonra ikisinin hayatı da tamamen değişecektir. Sevilen Müzikler : -Work song -l dreamed a dream - Who am I ? -Look Down -Do you hear the people sing? -A Heart Full of Love - One Day More -Building the Barricade - Empty Chairs at Empty Tables -On My Own

[close]

p. 11

SAYFA 11 Hugh Jackman “Jean Valjean”: Tenor. Mahkûm 24601. Bir somun ekmek çalmak suçuyla girdiği hapishaneden 19 yıl sonra çıkan bir genç. Daniel Huttlestone “Gavroche”: Çocuk Soprano. Sokak bilgesi olan küçük bir çocuk. Devrimcilerin yanında yer alıyor ve büyük bir cesaSamantha retle onlara yarBarks dım edi“Èponine”: yor. Mezzo Soprano. Eddie RedmayThènardier'lerin ne “Marius kızı. Birlikte büPontmercy”: yüdüğü Cosette ile Tenor. Devrimci aynı adama âşıktır. bir öğrenci. Èponine'le yakın olmasına rağmen Cosette'e âşıktır. Daha sonra Valjean, Cosette ile evlenmesi için onu Baron CoHelena Bonham Carter Sacha barikattan kurta“Madame Thènardier”: Mezzo hen“Thènardier”: Bariton, rıyor. Soprano. Şehirde bir bar işleten Tenor. İkinci sınıf bir hırsız Thènardier'in karısı. Eşiyle bera- ve şehirde bir barın işletber büyük sahtekârlıklar yapıyor- mecisi. lar. Amanda Seyfried “Cosette”: Mezzo Soprano. Fantine'in kızıdır, 10 yaşındayken Thènardier'lerin yanında çalışıyordu. Valjean'ın yanında büyüyor. Çok güçlü bir şekilde Marius'a âşık oluyor. Anne Hathaway “Fantine”: Mezzo soprano. İşini kaybettikten sonra kızını bakmaları için Thènardier'lerin bırakan ve onlara para ödemek için fedakârlık yapmaktan kaçınmayan kadın. Russell Crowe “Javert”: Bariton, Bas Bariton. Yasalara saygılı bir asker. Jan Valjean'ın peşindedir, onu yakalama umuduyla iz sürer. Kötü bir kişinin asla iyi birisine dönüşemeyeceğine inanıyor. Colm Wilkinson “Digne Piskoposu”: Bariton. Valjean özgür kaldıktan sonra ona kalacak yer ve yemek verdi. İyiliği ve cömertliği temsil ediyor ve Jan Valjean'a şans tanıyarak kendini bulmasını ve iyiliği yeniden hatırlamasını sağlıyor. Aaron Tveit “Enjolras”: Bariton, Tenor. Marius başta olmak üzere devrim yanlısı bütün öğrencilerin lideri. Ceren YÜKRÜK / Fulya ATALAY

[close]

p. 12

SAYFA 12 ÖZEL AYAZAĞA IŞIK LİSESİNDE FRANSIZCA ŞİİR HEYECANI 21 Mart. 20 yılı aşkın bir süredir tüm dünyada Uluslararası Şiir Günü olarak kutlanmakta. İlk olarak İtalya’da kutlanmaya başlanan bu önemli gün kısa sürede tüm dünyada büyük ilgi gördü. Fransa’nın organizasyonuyla her sene birçok ülkedeki Fransız Kültür Merkezlerinde özel programlar yapılmakta. Biz de Özel Ayazağa Işık Lisesi Fransızca öğretmenleri ve öğrencileri olarak bu heyecanı okulumuza taşımak istedik. 2012 - 2013 eğitim - öğretim yılında ilk olarak kutlayacağımız “Müzik Eşliğinde Fransızca Şiir Okuma Yarışması” için kolları sıvadık. Orijinal adı RAP yani “Récital des Ados Poètes” olan yarışmamıza Erenköy ve Nişantaşı kampüslerimizden de katılımlarla unutulmaz bir gün yaşadık. Öğrencilerimiz, ikinci yabancı dilleri olan Fransızcada büyüleyici performanslar sergileyerek bizi gururlandırdılar. Galatasaray ve Marmara Üniversitelerinden gelen jüri üyelerimiz, öğrencilerimizi hayranlıkla izlediler ve özellikle dil seviyeleri konusunda övgülerini dile getirdiler. Ünlü Fransız şairlerin şiirlerini seslendiren ve onlara müzik eşliğinde yeniden can veren öğrencilerimizden; Özel Erenköy Işık Lisesi öğrencileri Ege Umut Er, Ali Yasavul ve Emre Güney birinci olurken; Özel Ayazağa Işık Lisesi öğrencileri Bircem Özekici, Ege Keskin ve Canberk Taşkın ikinciliği elde etti. Üçüncü ise yine Özel Erenköy Işık Lisesinden Asya Aksakal ve Ece Gür oldu. Bu sene ilkini düzenlediğimiz Müzik Eşliğinde Fransızca Şiir Okuma Yarışması’na İstanbul’da ikinci yabancı dilleri Fransızca olan birçok okuldan büyük ilgi gözlemledik. Bu önemli ve ayrıcalıklı günün heyecanını önümüzdeki senelerde diğer okullarla da paylaşmak ümidiyle... Şahika PAT

[close]

p. 13

SAYFA 13 “MUN KULÜBÜ”NDE KOMİTE BAŞKANLARI MUN Kulübü öğrencilerimizden Uğur Koç 06-11 Haziran 2013 tarihlerinde Hollanda’nın Alkmaar kentinde bu yıl 20.si düzenlenecek IMUNA 2013 (International Model United Nations of Alkmaar) Konferansı’nda yer alan G20 Ülkeleri (Ekonomik açıdan dünyanın en gelişmiş 20 ülkesi) Komitesinde “Başkan” seçilmiştir. MUN Kulübü öğrencilerimizden Kerim Serttürk 9-11 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesinde düzenlenecek IIMUN 2013 (ITU International Model United Nations) Konferansı’nda yer alan “Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi”nde “Başkan” seçilmiştir. Melda CEMAL SPORDA DA “IŞIK” VAR!.. 8-9 Mart 2013 tarihlerinde Aksaray ilinde “MEB Türkiye Gençler Yüzme Şampiyonası” yapılmıştır. Erkek takımımız bu müsabakalarda takım hâlinde Türkiye 5.si olmuştur. Bayanlarda Kardelen Kova 50 metre kelebekte Türkiye 2.si olarak 7-12 Nisan 2013 tarihlerinde İsrail’de yapılacak “İSF Dünya Liseliler Şampiyonası”nda ülkemizi ve okulumuzu temsil edecektir. 21-24.03.2013 tarihlerinde Sarıyer Spor Salonu’nda GSB’nin düzenlediği “İstanbul Tekvando Şampiyonası”nda 11 D sınıfı öğrencisi Emir Çetinoğlu okulumuzu başarıyla temsil etmiştir. Ayrıca Metin Bora Leblebici, 19-20 02.2013 tarihlerinde Üsküdar Hüseyin Avni Sözen Spor Salonu’nda düzenlenen “İstanbul Eskrim Liseliler Gençler Şampiyonası”nda okulumuzu başarıyla temsil etmiştir. Okulumuzu ulusal, uluslararası müsabakalarda başarıyla temsil eden tüm öğrencilerimizi gönülden kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. Yalçın ŞENER

[close]

p. 14

SAYFA 14 NHSMUN (NEW YORK HIGH SCHOOLS MODEL UNİTED NATION) 2013 Okulumuz MUN Kulübü öğrencileri 05-11 Mart 2013 tarihlerinde Amerika’nın New York kentinde bu yıl 38.si düzenlenen NHSMUN Konferansı’nda hem okulumuzu hem de ülkemizi başarı ile temsil etmişlerdir. Farklı komitelerde dünyadaki küresel sorunlara çözüm önerileri üretmeye çalışmalarının yanı sıra değişik seminerlere de katılmışlardır. Öğrencilerimiz ayrıca konferansın son gününde genel kurulun ve kapanış töreninin yapıldığı Birleşmiş Milletler Binası’nda görev almış ve burayı görme imkânına sahip olmuşlardır. Melda CEMAL

[close]

p. 15

SAYFA 15 Amerika’ya konferansa gideceğimi öğrendiğim an çok mutlu ve şanslı hissettim çünkü bu dönemlerde vizyonumun geliştirmek, yeni insanlarla bir araya gelmek ve aynı zamanda arkadaşlarımla sosyal bir etkinliği paylaşmak hayatıma katacağım önemli durumlar arasındaydı. Evden ayrılıp uzak bir yere gitmek ilk başlarda biraz buruk olsa da ilerleyen zamanlarda hevesim ve merakım baskın çıkmaya başladı. Uçağın Amerika’ya vardığı anons edildiğinde kalbimdeki çarpıntıyı anlatamam hele küçücük bir camdan baktığım devasa okyanus… Hava çok soğuk olsa da feribotla yaptığımız küçük turu, eski kiliseyi ve tabi Özgürlük Heykeli’nin etkileyiciliğini unutmam çok zor. Pek çok kitap ve dergide resimlerine rastladığım bu eski sembolü birebir görebilmek bir hayal değildi o an. Feribottan sonra ikinci durak “Central Park”tı. Çok renkli ve hareketli bir yerdi. Hava şansımıza güneşli olduğundan herkes oradaydı. Dansçılar, müzisyenler, ressam- Bitmeyen derin bir mavilik... Daha inmeden hayran kalmaya başladım, yaşayacaklarımın hayalini kurmakta da gecikmedim. Uzun süren bir yolculuktan sonra güzel bir hediye olmuştu bana böyle hissettiren manzara. lar, satıcılar, hot dogcular, dışarının keyfini süren insanlar, çocuklar, yaşlılar.. Duyduğum en güzel melodileri yaşlı bir kadının arpından geliyordu, o öylesine çalıyor olsa da. Aynı zamanda böyle bir ortamda huzur bulmak, kendimi dinlemek ve yürüyüş yapmak güzeldi. Bol bol fotoğraf çektik, New York’ta olmanın verdiği ayrı bir duyguyla daha içten baktım objektife. Times Square en çok beğendiğim yer oldu. Rengârenk, ışıltılı bir ortam, her yer gezilip alış veriş yapılmak için tasarlanmış sanki. Gezerken yanımıza gelen animasyon karakterleri de oldukça ilgimi çekmişti, beraber fotoğraf çektirerek de o anı ölümsüzleştirdik. En çok insanları ve insanların içtenliğini sevdim. Bir kere herkes birbirini benimseyip olduğu gibi kabul ediyor, herkes kendi hayatıyla meşgul. Ayrıca güler yüzlü pek çok insan da mevcut, soğuk iklim insanları etkilememiş. Dikkatimi çeken sokakta duyduğum dilin İngilizce değil çok daha farklı ülkelerden olan insanların dilleri olmasıydı, İngilizce konuşulduğunu çok az duydum. Yine de böyle küresel bir yerde ırk çeşitliliği olması normaldi. Konferansın ilk günü vaktim konferansın işlenişini ve işlenen konuları anlamak ve tabi yeni arkadaşlar yani delegesi olduğum ülkenin yandaşı ülkelerle dostluk kurmakla geçti. İlk gün pek aktif olamasam da ikinci, üçüncü gün daha faal olmaya ve konulara adapte olmaya başladım. Kürsüye çıkıp konuşmalar yaptım ve olabildiğince katılım gösterdim. Delegelerin dansında ise komitelerdeki yorgunluğumuzu attık, müzikler ve DJ gayet iyiydi. Ve konferansın son günü United Nations orijinal binasında bulunmak, gerçek delegelerin oturdukları koltuklarda oturmak, kamerada kendimi görmek ve Obama’nın konuşma yaptığı yerde fotoğraf den önce bitmez bu kadar gün dediğimi hatırlar gibiyim ama işler dönüşte değişti. Eve dönmek istemediğimi fark ettim, New York’taki yoğun delege hayatına alışmıştım ne de olsa. Her şey bir yana beni New York grubuna alan, gidebilmeme imkân sağlayan Melda Hoca’ma çok teşekkür ederim, beni buna uygun gördüğü ve gitmeden önce duyduğum bazı şüpheler konusunda beni rahatlattığı için de. çektirmek anlatamayacağım bir durumdu. O an tek hissettiğim gerçekten ne kadar şanslı olduğumdu çünkü kim istediği halde orada bulunabilir, orada konuşma yapabilirdi ki? Altı günün, yani neredeyse bir haftanın, nasıl geçtiğine dair en ufak bir fikrim dâhi yok. Gitme- Asla unutamayacağım ve her defasında bıkmadan usanmadan, gururla anlatacağım bir gezi oldu. Hayatımdaki önemli bir deneyim olan bu yolculuğun meslek hayatıma katkısını da asla yadsıyamam bu nedenle her defasında gülerek anacağım MUN maceramın en güzel bölümünde New York olacak. Sanırım bu son konferansım olacak bu nedenle duygulanmamak elimde değil, umarım bizden sonra gelen “MUN”ci arkadaşlarımızın da böyle güzel anıları olur. Aslı KÜÇÜKAKYÜZ

[close]

Comments

no comments yet