The PALA OCAK-ŞUBAT 2013 - SAYI 39

 

Embed or link this publication

Description

The PALA OCAK-ŞUBAT 2013 - SAYI 39

Popular Pages


p. 1

T h e PA L A Yıl: 5 Sayı: 39 OCAK-ŞUBAT 2013 INVENTUS KULÜBÜ CERN (AVRUPA NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ) LABORATUVARINDA DÜŞÜNCE BAHÇESİ KİTAP SÖYLEŞİLERİ OKULDAN HABERLER PALASKOP KİTAP FRAGMANLARI KARİYER GÜNLERİ KÜÇÜK ŞEYLER PALA-KÂŞİF RASTGELE-PALA

[close]

p. 2

SAYFA 2 EDİTÖRDEN Merhaba Sevgili The PALA Okuyucuları, Öncelikle ikinci dönemin hepimiz için başarılı geçmesini dilerim. Bu sayımızda sizlere yine dopdolu bir The PALA hazırladık. Felsefe Atölyesi, Sempre Arte etkinliği, Pala-Kâşif, Palaskop ve yeni başlayan bölümümüz Rastgele-Pala ile karşınızdayız. Keyifle okumanız dileğiyle... Ege KESKİN “Önce İyi İnsan Yetiştirir.” Büyükdere Cad. No:192 / 3 Maslak / İSTANBUL Tel: 0212 286 11 30 Fax: 0212 276 40 58 FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Okul Gazetesi The PALA (The Press Association of Lycee Attiudes) İmtiyaz Sahibi Ömer ORHAN Sorumlu Müdür Yardımcısı Hakan KULABER Sorumlu Öğretmenler Zafer YAZ Şahika PAT Web Yayım Serkan YAMAN Berna HAMARAT KAYA Baskı & Cilt Şevki SÜTÇÜ Renkli Basım Nuri ÇEVİK Editör Ege KESKİN İllüstrasyon Zafer YAZ Fotoğraf Elif ABACI Dizgi Zafer YAZ Düzeltmen Zafer YAZ Mizan COŞKUN ÖZGÜR E-Mail: zyaz@fmv.edu.tr

[close]

p. 3

SAYFA 3 FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ilk konferansında Üsküdar Amerikan Lisesinde 19.su düzenlenen TIMUN (Turkish International Model United Nations) Konferansı’nda okulumuzu başarı ile temsil etmişlerdir. GA komitelerinin tümünde Cezayir’i temsil eden ekibimizden Uğur Ünal, Hukuk Komitesi’nde Baş Müzakereci konumuna gelmiştir. Melda CEMAL İstekli öğrencilerimizin katılımıyla yürütülen Münazara Kulübü, özgüveni yüksek, çağdaş, kendini toplum önünde doğru şekilde ifade edebilen geleceğin liderlerini yaratma hedefiyle çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmalar sırasında öğrencilerimiz kişisel birikim, deneyim ve tecrübelerini doğru ifadeler, düzgün sözcük ve cümle kullanımları ile pekiştirerek kurumumuz açısından hedeflenen öğrenci profilini oluşturmaktadır. Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen münazara yarışmasında öğrencilerimiz, özgün fikirlerini serbestçe savunup paylaşabilmişler ve karşı takımı profesyonelce yenmişlerdir. 10.12.2012 tarihinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği münazara yarışmasına Edebiyat-Sosyal Dersler Bölümü Münazara Takımı katıldı. Rotary Lisesinde düzenlenen yarışmada okulumuz, Hüseyin Kalkavan Lisesiyle mücadele etti. Münazarada okulumuz “Eğitimde tek tip kıyafet olmalıdır.” tezine karşı “Eğitimde tek tip kıyafet olmamalıdır.” antitezini savundu. Takımımız, 412 puan alan Hüseyin Kalkavan Lisesini 467 puan ile yenerek bir üst turda yarışma hakkı kazanmıştır. 14.12.2012 tarihinde Edebiyat Sosyal Dersler Bölümü Münazara Takımı, Şükran Ülgezen Kız Meslek Lisesi ile çeyrek finalde mücadele etti. Okulumuz münazara takımı “Ülkenin kalkınmasında bilim önemlidir.” antitezine karşılık “Ülkenin kalkınmasında sanat önemlidir.” tezini savundu. Çekişmeli geçen mücadelede rakibini 20 puan farkla geçen takımımız yarı finalde yarışma hakkını elde etmiştir. Okulumuz münazara takımını (Deniz Seferoğlu, Oğuz Öğrenci, Ezgi Çakır) kutluyoruz. Şenay ÖNAL

[close]

p. 4

SAYFA 4 20-25-27 Aralık 2013 tarihlerinde 9,10,11 ve 12. sınıf resim ile ilgilenen öğrencilerimizle Salt Galata’da düzenlenen “Modern Zamanlar” sergisine katılarak Picasso, Fikret Mualla, Abidin Dino ve daha bir çok sanatçının resimlerini gözlemledik. Sergide sadece resimleri gözlemlemek ile kalmadık. Dönemleri, modernleşme süreci, içerikleri ve tekniği üzerine tartıştık. İçlerinden seçmiş olduğumuz bir resim üzerinden yola çıkarak çalışmanın bize ne ifade ettiğini, tekniğin ve kompozisyonun kullanılış biçimleri üzerinde fikir alışverişi yaptık. Daha sonra herkes sergide kendisini en çok etkileyen resim hakkında birer paragraf yazıp arkadaşlarıyla paylaştı. Merve SAVRAN İzlenimcilik akımına ismini veren ünlü ressam Claude Monet’nin resimlerini 02 Ocak 2013 tarihinde okulumuzdan istekli 58 öğrencinin katılımı ile gözlemleme fırsatı bulduk. Çiçek ve doğa temalı tabloların yer aldığı sergi “Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum.” sözlerinin sahibi Monet’nin olgunluk dönemindeki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan Giverny Bahçesi’ne yoğunlaşıyor. Sergide, izlenimcilik akımına ismini veren Claude Monet’nin Giverny Bahçesi’ndeki evi, geç dönem bahçe manzaraları, nilüferler ve ünlü Japon köprüsü tablolarının yanı sıra, yakın arkadaşı ressam Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille’in portreleri, kişisel eşyaları ve fotoğrafları da yer alıyor. Sanatçının bahçe tutkusunu ve büyük önem verdiği aile yaşamını yansıtan sergide, Monet, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan sanat yaşamında sergilediği yenilikçi yaklaşımlarla, 1940 ve 50’lerin geleneklere karşı gelen genç sanatçılarına ilham veren kimliğiyle tanıtılıyor. Merve SAVRAN

[close]

p. 5

SAYFA 5 AŞKINIZ, SEVGİNİZ, SEVENİNİZ ÇOK OLSUN... Ortaokul yıllarında küçük bir çocukken, edebiyat dersinde aşkın, bir değil birçok çeşidi olduğunu okumuştuk bir dönem. Açıkçası bunu hiç de inandırıcı bulmamıştım o sırada. Bu düşüncenin bir tip kendi kendini hipnotize etme, sanal bir ruh hâli yaratma olduğunu düşünmüştüm. Aşkın birçok hâli olur muymuş canım? Aşkın bir hâli vardı. Biri vardı. Ona bakınca kalbinin kulaklarından çıkacağını ya da ayaklarının altındaki yerin o sırada kaybolduğunu sandığın o hâlini biliyordum. Başka bir hâli falan yoktu. Ve bu aşk işi belli bir noktada hoşuma bile gitmeyecek bir rahatsızlık hâlini alıyordu. Adını şimdi anımsayamadığım ünlü bir düşünür aşkı “geçici delilik hâli” olarak tanımlamıştı. İşte buydu! Kesinlikle aşk buydu. Aşk böyle zor bir konuydu. Ve aşk sadece bir tek kişi ile yaşanırdı. Bu edebiyatçılar yazı yazarken kendinden falan mı geçiyorlar, hayal dünyasında kendilerini mi kaybediyorlar diye düşünüyordum. Yıllar geçti. Geçen yıllarda ben aşkın her yüzünü gördüm. Evet, varmış. Hayatta çok aşk varmış. Her bir sokağında ayrı hayatlar öyküler saklayan, eski ile yenisi iç içe, güzeller güzeli İstanbul’un aşkı varmış. Onun için üzüldüğüm, ona bakıp duygulanıp keşke sana daha iyi davransak, keşke tüm güzelliklerinle seni pırıl pırıl pırıldatabilsek dediğim İstanbul’umun aşkı. İnsanın en büyük aşkı, yavrusunun aşkı varmış. Kokusunu cennet kokusu gibi içine çektiğin, uzaktan, uyurken, gülerken, oynarken, onu izlerken o anları zihnine kazıdığın, onun için tüm kötülüklere göğsünü siper edeceğin, yaşam enerjisi ile seni dopdolu kılan ve yaşam kavgasında yumruklarını daha da güçlendiren yavrunun aşkı, bambaşkaymış. Yavrunun aşkı insanda, annesinin aşkını derinleştirirmiş meğer. Annenin de seni böyle benzersiz bir şekilde sevmiş olduğunu anne olunca anlıyormuş, o aşk için ne çok emek verildiğini geç fark ediyormuş, ne yapsan da karşılığını ödeyemeyeceğin bu aşkı baş tacı yapıyormuş insan. Renk renk çiçekler, bu mücevher gibi parlayan gökkuşağı, bembeyaz bir krema gibi her yeri kaplayan ve sanki tüm kötülükleri ve karmaşayı yok eden karlar, mini minnacık gövdesi ile bir pirinç tanesini taşımaya çalışan karınca, uçsuz bucaksızmış gibi dümdüz ve masmavi bir yatakmış gibi önümde serilen bu denizler, burnu başka, göbeği başka, kanatları başka renkte ve şekilde sanat eseri gibi çeşit çeşit hayvanlar, bakışları depderin bir aslan, uzaktan bakınca böcek işte diye dudak bükülen ama makro bir objektifte tam bir tasarım harikası gibi görünen o böcekler… Doğa ne kadar muazzam, doğa ne kadar estetik doğa ne kadar da mükemmelmiş. Bu doğaya, bu doğa içinde varoluşumuza, âşık olunmaz mı? Dallarda pıtı pıtı sarkan kirazlar, kıpkırmızı kızaran o domatesler, kıyafeti kalın ama rengi ile sizi yanına çağıran o portakalın ağızda bıraktığı tat, fırından gelen ekmek kokusu, sıcak bir yaz günü sanki hediye gibi kara kabuğun altında sakladığı nefis suyunu sunan karpuz ve daha neler neler… Hayatın damakta bıraktığı bu mutluluklar... Kör bir adamın yaptığı resimler, sağır bir adamın bestelediği müzikler, sinema, tiyatro, kıvrıla kıvrıla dönerek dans eden bedenler, bu yaratım gücü hayran olmaya değer. İnsanoğlunun bir şeyleri anlatabilmek için icat ettiği ve her birinin ayrı güzellikler sunduğu bu yaratımlara da âşık oluyormuş insan. Sözcükleri büyülü bir biçimde kullanabilme gücüne, fikirleri üretebilme yeteneğine, hiç düşünülmemişi düşünmeye, hayal etmenin büyüsüne, sesin, melodinin, ritmin ahengine kapılıyormuş insan. Kalpten kalbe köprüler kuruluyormuş her bir şarkı ile şiir ile resimle, hikâyeyle. Aslında aşk her yerdeymiş. Bakan gözdeymiş gerçekten. Aşk hayatın, varoluşun kendisiymiş. Gözünü açıp ona bakmanı onu tatmanı beklemekteymiş. Etrafınızı saran aşklarla kalplerinizin dopdolu olması dileklerimle. Aşkınız, sevgininiz, seveniniz çok olsun. REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA SERVİSİ Tuğba ELTER

[close]

p. 6

SAYFA 6 Hepinizin bildiği gibi Interact Kulübü’müzün asıl amacı, ekip olarak liderlik yeteneklerimizi kullanarak başarılı toplum projeleri geliştirmektir. Bu projelerimize kaynak sağlamak ise bizim için ayrı bir uğraş ve çaba… Bu seneki projelerimizden biri olan “Küçükyalı Çocuk Esirgeme Vakfı” çocuklarına yardım projesine de kaynak ararken aklımıza hem eğlenceli hem de lezzetli bir fikir geldi ve “Mesajlı Yılbaşı Kurabiyeleri” yapmaya sonra da isteyen öğrenciler için dağıtmaya karar verdik. Projemiz için öncelikle marifetli Interactlarımızdan bize şekilli kurabiyeler yapmalarını istedik. Renkli fon kağıtlarından mesaj kağıtlarına mseajlar yazdık. Bunların hepsini ise üzerlerini süslediğimiz minik karton bardaklara koyduk. Ve mesajlı yılbaşı kurabiyelerimiz işte hazırdı… Her seviyeden öğrenciler, hem bağış yapmak hem de sevdikleri insanlara yazdıkları güzel yılbaşı dileklerini götürmemiz için standımıza uğrayarak bizi çok mutlu etti. Hep beraber güldük, eğlendik ve projemize kayda değer bir gelir de elde ettik. Şimdi sıra Küçükyalı Çocuk Esirgeme Kurumundaki çocukları mutlu etmeye geldi. Elde ettiğimiz gelirle onlara yılbaşı hediyesi alacağız ve onları ziyaret ederek hem beraber güzel vakit geçireceğiz hem de yılbaşı hediyeleri vererek onları mutlu edeceğiz. Bize destek veren Okul Müdürümüz Ömer Orhan ve tüm Ayazağa Işık Lisesi öğrencilerine teşekkür ederiz. Hande ACARMAN YEŞİLKAYA Gittiğimiz çocuk yuvası bizim yaşımıza gelmiş tüm arkadaşlarımızın kesinlikle ziyaret etmesi gereken bir yer. Gördüğümüz ve tanışıp konuşma fırsatı bulabildiğimiz tüm çocuklar birbirinden tatlı ve heyecanlılardı. Hikâyelerini dinlediğimiz zaman fark ettik ki o küçücük yaşlarında gerçekten hayal edebilmemiz bile güç olan pek çok kötü olay yaşamışlar. İçinde bulundukları hayatın bilincinde olmalarına rağmen bizi gördüklerinde heyecandan kalpleri duracak hâle gelmişti, hâlâ kocaman gülümseyebilen dünya tatlısı çocuklarla birlikteydik. Biz o kadar mutlu ve huzurlu olduk ki oradan ayrılmadan bir daha ne zaman ziyarete geleceğimizin planlarını yaptık. Sizden de bizim gibi duyarlı olmanızı, ilk fırsatta onları ziyarete gitmenizi istiyorum. Elif ABACI

[close]

p. 7

SAYFA 7 HAYATIN MÜZİĞİ Ben en sevdiğim şarkının ne olduğunu söylemeyenlerden olmuşumdur her zaman. Sorduklarında bilemiyorum çok şarkı var diye geçiştirenlerden misiniz? Yoksa hemen içinizdeki müzik arşivini karıştırıp güzel olanı seçip söyleyenlerden misiniz? Müzik diyerek bugün bahsetmek istediğim tek bir şarkı değil belki de. Ben dinlemeyi seven bir dinleyiciyim. Herkes dinleyicidir ama herkes dinlemeyi sevmez. Siz her saat her dakika her salise birilerini dinliyorsunuz. İnsanların dedikleri bazen aklınızda kalıyor çünkü onları önemsiyorsunuz ama bazen de bir kulağınızdan girip ötekinden çıkıyor çünkü pek de önemli değiller. Ben neden dinlemeyi seven bir dinleyiciyim? İtiraf etmeliyim bu demek değil ki ben herkesi dinliyorum hiçbir dediklerini unutmuyorum. Tabiî ki unutuyorum, bazen siliniyor hafızamdan. Ben iyi bir dinleyiciyim çünkü sadece insanları dinlemeyi sevmiyorum. Anıları dinlemeyi seviyorum dinlediğim anıları bir müzikle dost yapıyorum ve yepyeni bir dünya yaratıyorum kendime. İnsanların anıları her hayattan bir parçaymışçasına müziğin sözleri ile birleşiyor ve ben yeni hayatlar tanıyorum. Ben dinlemeyi seviyorum çünkü hayatın müziğini dinliyorum. Arkanıza yaslandığınız zaman bir dakika bile olsa gözlerinizi kapadığınızda farkına varmadığınız birçok ses duyacaksınız. Bu sesler başta size ayrı ayrı çok farklı gelecek ve nerelerden geldiğini anlamaya çalışacaksınız. Fakat sonra aklınızda onları bir bütüne koyacaksınız ve bir anda dışarıdan bir melodi gelecek, kendinizle baş başa kalacaksınız ve sorunlarınızdan, insanlardan , sorumluluklarınızdan bir dakika bile olsun kaçabileceksiniz. Müziği dinleyeceksiniz, içinizdeki siz size ne yap diyorsa belki gözlerinizi açtığınız da onu yapacaksınız. Hayatta bizi bir sonraki adıma taşıyan seçimlerimizi biz belirliyoruz. Gözlerinizi kapadığınız zaman bir yığın korna sesi duyabilirsiniz veya telefonunuz çalabilir yâda biri adınızı söyleyip sizi sesi duyabilirsiniz ya da biri adınızı söyleyip sizi çağırabilir veya gözlerinizi kapadığınız zaman duyduğunuz sesler için kendinize küçük bir hayal dünyası yaratabilirsiniz. Hepimiz bazen gözlerimizi kapatıp bir kaç dakika yaşadığımız bu hayattan kopup yeni bir dünyaya gitmeyi hak etmiyor muyuz sizce? Hayatın müziğini dinlemek sizin elinizde. Hayatınızın müziğini henüz dinlemeye başlamadıysanız neden hemen bugün onu aramaya çalışmıyorsunuz? Kendinizi iyi hissetmek için bazen en basit şey doğaya kulak vermek. Dışarıda sizin için olan milyonlarca güzel mesaj var. Tek yapmanız gereken kulak vermektir. Bazen bizi gülümsetecek şeyleri başka insanlarda ararız bazen ise mutlu olmak için çabalar dururuz. Aslında biz hiç içten mutluluğa ulaşabileceğimizi düşünmeyiz çünkü insanoğlu elindekiyle yetinmek istemez, mutluluk bu yüzden anlıktır bazen. Her gün bu küçük anı yaratın kendinize, dinleyin kendinizi, hayatınızın müziğini. Mutluluğu en çok siz hak ediyorsunuz unutmayın… İdil ARAT

[close]

p. 8

SAYFA 8 Mesleki rehberlik çalışmaları kapsamında her yıl organize edilen “Kariyer Planlama Günü” etkinliği 27 Aralık 2012 Perşembe günü yapıldı. 23 konuğumuz 23 meslek hakkında öğrencilerimizi bilgilendirdi. “Yurt Dışı Eğitim” semineri 21 Ocak 2013 Pazartesi günü gerçekleştirildi. Semineri 10 ve 11. sınıf öğrencileri dinlediler. 02-04 Ocak 2013 tarihlerinde, 12. sınıf öğrencilerine, “Sınav Kaygısı ve Stres Yönetimi” semineri düzenlendi. 2012-2013 Eğitim-Öğretim Yılı "Ana-Baba Okulu"nun “Anne Baba Tutumları ve Sağlıklı İletişim” konulu üçüncü oturum, Işık Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülden Güvenç’in konuşmacı olarak katılımı ile 11 Ocak 2013 Cuma günü gerçekleştirildi Gülin ŞEKERCİ

[close]

p. 9

SAYFA 9 FMV ÖZEL AYAZAĞA IŞIK LİSESİ FEN BÖLÜMÜ OLARAK “TÜBİTAK ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ARASI ARAŞTIRMA PROJESİ YARIŞMASI”NA 1 FİZİK VE 2 BİYOLOJİ PROJESİ İLE KATILIYORUZ. Fizik projesini Dilara Ahsen danışmanlığında 11. sınıf öğrencilerimizden Yağmur Taşdemiroğlu ve Bircem Özekici çalışmıştır. “Kendini Havalandıran Kombi” adlı fizik projesinde amacımız peltier aracılığıyla ısı enerjisinden elektrik enerjisi elde etmektir. Kurduğumuz düzenekte sıcaklık farkından elde ettiğimiz elektrikle minyatür kombimizin fanını çalıştırdık. Kombiler için harcanan elektrik miktarını ve Türkiye’deki kombi kullanan konut sayısını düşünecek olursak, kombilerde kullanacağımız peltier, harcanan elektriği önemli miktarda düşürecektir. Çağımızın en büyük sorunu olan küresel ısınma göz önünde bulundurulduğunda kombilerde daha az elektrik enerjisi harcanması, genel olarak harcanan enerji miktarını düşürecektir. Bu düşüş, zincirleme olarak doğaya verilen zararı da azaltacaktır. Ayrıca, ülkemizin enerji ihtiyacındaki dışa bağımlılığı da düşünülecek olursa bu proje ülke ekonomisine de büyük katkı sağlayacaktır. Biyoloji projesini ise Gültuğ Şahinoğlu danışmanlığında 2 ayrı grup yürütmüştür. ‘Akar Savar Yağlar’adlı projemizi 10. sınıf öğrencilerimizden Kadir Berat Yıldırım ve Mert Ekrem Eşen çalışmıştır. Bu projede, bazı kokulu bitkilerin, sinek, böcek gibi canlıları çevrelerinden uzaklaştırdığı ve tahıl ambarlarının çevrelerine kokulu bitkiler ekildiği bilgisinden yola çıkarak, evlerimizde asalak olarak yaşayan ve pek çok alerjik hastalıklara neden olabilen akarları (maytları) çevremizden uzaklaştırmak için bir yöntem geliştirmeyi amaçladık. Kokulu bitki yağlarının akarlar üzerindeki etkisini incelemek istedik. Deney sonuçlarımız geleneksel olarak temiz çamaşırların arasında güzel koku verici olarak kullanılmakta olan lavantanın gerçekte akarları da uzaklaştıran faydalı bir uygulama olduğunu bize gösterdi. Çamaşır deterjanlarını seçerken de özellikle lavanta kokulu olanların tercih edilmesini önerebiliriz. Kullanılması yaygın olmayan kekik ve rezene bitkilerinin de aynı amaçla akar savar olarak kullanılabileceğini gördük. ‘Herbisitlerin Sinekler Üzerindeki Etkisinin Araştırılması’ adlı biyoloji projesini ise 10. sınıf öğrencilerimizden Volkan Şair ve Melisa Işık yürütmüştür. Tarımda "ot ilacı" olarak bilinen herbisitler, bitki öldürücü anlamına gelen, genelde yabancı otları öldürmede veya gelişimlerini önlemede kullanılan kimyasallardır. Projemizde, son zamanlarda tarımda en çok kullanılan herbisitlerden, "Roundup"ın, bitkiler dışındaki canlılar üzerindeki etki- sini araştırmak istedik. Yaptığımız deney sonucunda sadece yabancı otları öldüreceği söylenen Roundup kimyasalının meyve sineği üzerinde çok zararlı olduğunu söyleyebiliriz. Ot ilaçlarının sadece otlar için değil, çevrelerindeki diğer canlılar için de zararlı olabileceğini deneysel olarak gösterdik. Ot ilaçlarının çok gerekli olan durumlar dışında kullanılmaması gerekir. GDO'lu bitkilerin kendileri zararlı olmasalar bile yetiştirilmelerinde kullanılan ot ilaçları nedeniyle tabiata çok zarar verdiğini söyleyebiliriz. Dilara AHSEN Gültuğ ŞAHİNOĞLU

[close]

p. 10

SAYFA 10 AVRUPA NÜKLEER ARAŞTIRMA KURUMU (CERN) ARAŞTIRMA MERKEZİ GEZİSİ FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Inventus Kulübü öğrencileri ile CERN deneylerini yakından takip etmek ve öğrencilerimizin bilime olan ilgilerini arttırmak amacıyla 24-26 Mart 2013 tarihlerinde İsviçre Cenevre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu Araştırma Merkezine (CERN) bir gezi gerçekleştirilecektir. Gezi, Fizik Öğretmeni Dilara Ahsen ve Biyoloji Öğretmeni Gültuğ Şahinoğlu eşliğinde 15 öğrenci ile yapılacaktır. Gezimizin amacı, öğrencilerimizin orada yapılan deneylere ve araştırmalara yakından tanıklık yapması, yüzyılın Deneyi (Higgs Bozonu) ile ilgili merak ettiklerini öğrenmeleri, dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı"nı (LHC) gözlemleyebilmeleridir. Gültuğ ŞAHİNOĞLU / Dilara AHSEN Inventus Kulübü çalışmalarında bu ay elektrik motoru yaptık. Elektrik motorunun kullanım alanları ile çalışma prensibini öğrendik. Ayrıca, daha önce yapımına başladığımız “Güneş Sistemi” puzzle yapımına devam ettik. Dilara AHSEN

[close]

p. 11

SAYFA 11 Akademik dürüstlük faaliyetleri kapsamında IB ve Uygulamalı Dersler Zümre öğretmenleri tarafından 26 Aralık 2012 tarihinde düzenlenmiş olan Akademik Dürüstlük gününde Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı (TEDMER) ve Etik Değerler Merkezi Derneği (EDMER) kurucu başkanı Sayın Bülent Şenver konuğumuz oldu ve Hazırlık, 9 ve 10. sınıflara etik konulu bir seminer verdi. Aynı gün okulun ana girişinde toplanan öğrenciler dürüstlük temalı şiir ve seslenişlerle, ve okul orkestrasının seslendirdiği özgün parçalarla günü kutlamaya devam ettiler. Jenny CHAVUSH Etkinliğin müzik bölümünde Ecem Deveci “Yalan” parçasını, Melike Selin Balıkçı, İpeksu Yağmur Çağan ve Sena Tarım “Honesty” parçasını söylediler. Orkestramızı oluşturan Ege Kaan Boysan, Barış Aran, Emir Çetinoğlu ve Berkay Gürsoy ise “Bir Derdim var”, “Schools Out” ve kendi grupları “The Cherry Pickers”ın “Faraway” ve “Eternal Complaint” adlı parçalarını seslendirdiler. Çiğdem KUTLUĞ

[close]

p. 12

SAYFA 12 “ALBERT CAMUS/ YABANCI” FELSEFE ATÖLYESİ 2012- 2013 Eğitim-Öğretim yılında Işık Okulları felsefe öğretmenleri olarak, 11. sınıflarda felsefe dersinde Albert Camus’un Yabancı adlı kitabını okutmaya karar verdik. Amacımız öğrencilerimizin felsefeye olan ilgisini artırmak, sorgulama yapmalarını, sağlamak düşünme ve yorum becerilerini artırmak, düşüncelerini diğer arkadaşlarıyla paylaşmalarını sağlamak, farklı düşüncelerin ve yorumların bir araya gelmesiyle düşünce çeşitliliği yaratmaktı. Bunun için geleneksel hâle getireceğimiz “Felsefe Atölyesi”nin ilkini “Albert Camus/ Yabancı Felsefe Atölyesi” adı altında, Ayazağa Işık Lisesinde gerçekleştirdik. FMV Özel Işık Lisesi, FMV Özel Erenköy Işık Lisesi ve FMV özel Ayazağa Işık Lisesinden gelen 50 öğrenci ve felsefe öğretmenleri olarak 23 Ocak’ta 09.30 ile 14.30 arasında başarılı, verimli ve keyifli geçen bir atölye çalışması yaptık. Bu çalışma üç kampüsün ortak bir çalışmasıydı, çalışmanın bütün içeriğinde her kampüsten öğrencilerin görev almasına dikkat ettik. Üç kampüsten katılan öğrencileri daha iyi kaynaşmaları için 5 gruba ayırdık. Açılış ve atölyenin içeriği ile ilgili konuşma, FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi öğrencisi İdil Arat tarafından yapılırken “ Albert Camus/ Hayatı, Felsefesi, Eserleri” sunumu FMV Özel Işık Lisesi öğrencisi Mehmet Akif Nayman tarafından yapıldı. Öğrenciler sunumlarını yaptıktan sonra daha önce biz öğretmenlerin romanın kritik yerlerine ait hazırladığımız 5 açmaz, kura yöntemiyle gruplara dağıtıldı.

[close]

p. 13

SAYFA 13 Gruplar 1,5 saat boyunca bu açmazlar üzerinde çalıştılar, tartıştılar ve sonuçlar çıkardılar. Bu sonuçları diğer gruplarla paylaşmak ve tartışmak için aralarından sözcüler seçtiler. Gruplar sunumlarına başlamadan önce FMV Özel Erenköy Işık Lisesi öğrencisi Tansu Ekşi tek tek açmazları gruplara sundu. Her grup kendi düşüncelerini sözcüleri vasıtasıyla diğer gruplarla paylaşırken, soru- cevap kısmında hararetli tartışmalar başladı, diğer gruplar ve salondaki tüm öğrenciler bu güzel ve keyifli tartışmaya katıldılar. “Albert Camus/ Yabancı” konulu “Felsefe Atölyesi”nin ilkini "IŞIK"lılar olarak el birliğiyle gerçekleştirdik. Tüm atölye çalışması süresince öğretmenler olarak çok büyük bir heyecan ve mutluluk duyduk, öğrencilerimize baktıkça sorgulayan, düşünen, farklı düşüncelere saygılı, hoşgörülü, öğrenmeye açık, paylaşımcı, “felsefe yapan” birer “İyi insan” gördük karşımızda. Geleneksel hâle getireceğimiz "Felsefe Atölyesi"ni, ev sahibi olarak kampüsümüzde gerçekleştirmemize destek veren Okul Müdürümüz Sayın Ömer Orhan’a, “Felsefe Atölyesi"ni birlikte oluşturduğumuz felsefe öğretmeni arkadaşlarım, Işık Lisesi Öğretmeni Sayın Erkut Deral ve Erenköy Işık Lisesi Öğretmeni Sayın Neslihan Behramoğlu’na, üç felsefe öğretmeni olarak hayal ettiğimiz bir fikri, bize “gerçek” kılan sevgili "IŞIK"lı öğrencilerimize çok teşekkür ederiz. Çiğdem KORBEK MUN Kulübü “REUNION II” Buluşması Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri ve bu kulüpte görev almış mezun öğrenciler 05.01.2013 tarihinde 2. kez bir araya gelerek hem anılarını tazelediler hem de MUN konferansları için birbirleri ile farklı paylaşımlarda bulundular. Bu ikinci buluşmaya Amerika’da üniversite eğitimi alan mezun MUN öğrencilerimizden A.Can Zabcı da katılmış ve önümüzdeki yıllarda eğitimini yurt dışında devam ettirmek isteyen arkadaşları ile tecrübelerini paylaşmıştır. Melda CEMAL

[close]

p. 14

SAYFA 14 Kitap sözcüğü Arapça olmak üzere “ciltli ve ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü” olarak tanımlanırken, fragman sözcüğü “sinema tanıtma filmi” şeklinde ifade edilmektedir. Herhangi bir konuda “yazı”lmış eser, kitap olarak nitelendirilirken; bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü, sinemalarda “gösteri”len eser, film diye açıklanmaktadır. Düşünceden yazıya düşen uyumunun kâğıt yapraklarla birliktelik sağlaması sonucu oluşan kitap; düşün harekete yansımasını şeritler üzerinde taşıyan fragman! Her iki tarafın da ortak kesişim paylarının bulunması bu iki farklı alandaki birlikteliği giderek kaçınılmaz kılmakta. Kitabın içeriği hakkında görsel bir zenginlik sunarak, bir anlamda kitabı sinemasal bir yöntemle okura sunmak isteyen kitap fragmanları, nasıl ve hangi yöntemle bir kitaba ait zenginliği yakalayıp – sunabilir ki… Amaç böylesine ilkesel iken çaba soyutsuzluğun ortasında kendine nasıl yer bulabilir veya durduğu yer ne kadar yakınsamaya gerçek olabilir?.. Her duruş, okurun kendisine ait ise her kitap fragmanı bir okurun pozisyonundan nasıl olurda tüm okurların bakış açısını yakalayabilir? Atmosfer, renk, mekân veya kahraman hep sunulana biraz yakın olmak zorunda kalıyor, söz konusu olan kitap ve fragman yolculuğu olunca. Kitaba ait sezgilerin tınısı ne kadar yakalandığı varsayılırsa sayılsın, duyuş hep yarım hep yalnız olmakta. Oysa biri hayli eski, öteki hayli yeni; biri oldukça geleneksel diğeri ise oldukça popüler; biri edilgen diğeri ise etken görülen iki farklı uygulama. Bir algısal yanlışlığın ortasında okunmayan(!), diğeri ise okunmaya dinamizm katacağına inanılan(!) Evet, kitaba ilgiyi çekmenin yeni bir adımı, kitap fragmanı uygulaması. Ya da kitaplardan beslenerek sinemaya yeni bir zenginlik katmanın yeni bir yolu, kitap fragmanı. Amaç, kitaba mı ilgiyi çekmek yoksa fragmanı mı ilginç kılmak, bunu ancak duruşunuzdaki yön size söyleyebiliyor. Fragman kendi varlığına paralel bir moda açılımı sonucu kitabı kucaklamış olabilir. Bu yeni ve eğlenceli, hoş bir çeşitlilik de sunabilir. Ancak kitabı izleyebilmenin bir büyüsü olarak beliren eğlenceli olma, renklilik sunma ve hoş gelme nitelemeleri kitaba değil fragmana ait beslenmeler ve çıkarsamalardır. Dolayısıyla, bu sonuç kitap fragmanının kitabı işlevsel mi yoksa izleyişsel mi kıldığına ilişkin en iyi yanıtı sunmaktadır. THE PALA Yalçın YALÇINKAYA

[close]

p. 15

SAYFA 15 Evet, şu anda bu gazeteyi eline alan meraklı okur, bölümün adı Rastgele-Pala. Sebeplerini açıklayacak olursak bu bölümün sahibi (bendeniz) gereğinden fazla tembel biri olarak isim bulmaya çalışmadım. Hani bir merak uyandırma çabam da yok, bir gizem falan da yok. Bu sayfa benim köşem ve her ay aklıma neyle ilgili ne eserse onu yazacağım, bu sayfada İnternet efsanelerini ve benim bu ay boyunca gözüme çarpan haberlere yaptığım yorumları okuyabilirsiniz. Arada karikatür koyarım, hayatımı onlarla anlatırım falan, bu bölümde böylece doldurulmuş ve Zafer Hoca’nın gönlü alınmış olur. Anlam: Tarihimizde hep çatışma içinde olduğumuz bir ülke olan Yunanistan’ı çok sevmemize rağmen, bazen onlara ön yargılı davranabiliyor, bazı kesimler ve burada kendi garipliğimizi onlara açık bir şekilde “forwardlamak”, başka ülkelerinde bizim hakkımızda bu şekilde düşünüyor olabileceğini hatırlatır ve ön yargının yanlışlığını anlatır. Tabii bir de güldürür. Ne olmuş ne bitmiş? Serbest Kıyafet: Bütün hafta boyunca İnternet’te serbest kıyafet ile ilgili yazılmış onlarca makale okudum, her girdiğim haber sitesinin başında bu konun vardı. İlk duyduğumda teneffüste bağırmıştım, “Gençler serbest kıyafet başlıyormuş!” diye, bağırdığıma da bin pişman oldum ve laneti üstüme çektim, her yerde değişik argümanlar ortaya çıkıverdi. Her yerde makaleler, yazılar... Başta olaya çok yüzeysel baktım. Kendime ne olacak şimdi, diye sorduğumda cevabı şöyle verdim: “Uğur, oğlum bak akıllı ol, okula her gün eşofmanla gelebilmek demek bu, süper, en iyisi sen bunu kabul et, oh, çok rahat ederiz bak!” Üzerinde durmadım başlarda ama aklımın öbür tarafı bastırdı. “Uğur, ya sosyo-ekonomik durum ne olacak? Ya durumu olmayanlar? Bir sen yoksun bu dünyada, bencil düşünme”. Ve aklımın mantık dairesinin bastırdığı şu anlarda klavyenin tuşlarına basıyorum. Maalesef mantıklı taraf haklı, arkadaş, biz özel bir okulda okuyoruz, burslu burssuz, neredeyse herkesin durumu iyi ama bu herkes için öyle olmak zorunda değil, herkesin alım gücü de aynı değil. Bir sonuca varacaksak genel düşünmek zorundayız. Bir bana sorsalar rahatça evet derdim, serbest Internet Efsanesi: Best Greek… Türü: Caps Nasıl ortaya çıktı? Atilla Taş’ın Yam Yam Style adlı Gangnam uyarlamasının Youtube videosunun altına atılan: “He is Greek! (Beyler öteleyin Yunanistan’a)” yorumu, fitili ateşledi ve efsane bugünkü hâlini aldı. Tanımı: Fotoğraflarda Türk oldukları çok belli absürt insanlar ve yabancı insanlar ortadan ikiye ayrılır veya bir Türk, Yunanlı olarak lanse edilir, bunun yalan olduğu bellidir. kıyafet olsun ooaahhh keyif! Ama gerçekler bundan çok uzak, öğrenciler arasında gereksiz bir rekabet, sen onu giydin bende bu vardı gibi. Ee, kaybeden de üzülecek. Rekabet bu adı üstünde, bir de bunun bizim küçük dostlarımıza olabilecek etkisini düşünün? Okulun amacı her ne kadar inkâr etmeye çalışsam da pozitif bilimleri öğrenmek ve bulunduğumuz sistemin müfredatını tamamlamaktır. Orada burada yazan, “Ay ama çocukcağız kendini ifade etsin bir fuşya kazak giyerek, özgürlük verelim.” tipi yazarların ortaya attıkları hayaller dünyası değildir, toplumda gereken önemli unsurlardan biri olan disiplin okullarda öğrenilir ve iş hayatında bu disiplin artarak devam eder, bu disiplinin bir kısmı da kıyafettir (Yanlış anlamayın, çok da disiplin delisi değilim ancak itiraf etmem gerekir disiplin gereklidir.) Hem bu kadar zaman boyunca yapılan bu uygulamanın kime ne zararı olmuş arkadaş? Biz bunu kabul edersek uzun lafın kısası, tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur, oylamaya kesinlikle sunulmalıdır. Yoksa eşofmanı kim sevmez? İbretlik Tespitler: Ders Çalışırken -Kesinlikle dış dünya daha ilgi çekici bir yer hâlini alır, hayal gücü tavan yapar, ne kadar lüzumsuz fikir varsa hepsi o an aklınıza gelir. -Etrafınızdaki her şey dikkat dağıtıcı birer unsurdur. -(Eğer varsa) Kedinizin sizinle daha çok oynayası gelir, üstünüze atlar, adeta bırak o kalemi diye bağırır. -Sinekler bile ilginçtir, yakalanası varlıklar olurlar… -Beyin ödev dışında her şeye %500 fonksiyon gösterir ama 2x+3’e ses çıkarmaz… -Arkadaşların psişik güçleri sayesinde senin ödev yaptığını bilirler ve tam dikkatini toplamışken seni çağırırlar, telefonlar, kapı zilleri, Skype… Hepsi seni günaha çağırır. Oysaki o hayırsızlar siz boş zamanınızda çalışırken sizi hiç hatırlamazlar… Bu aylık boş işlerin sonuna geldik, umarım okurken benim yazarken eğlendiğim kadar eğlenirsiniz, görüşmek üzere! Uğur KOÇ THE PALA

[close]

Comments

no comments yet