Eskişehir Fatih Fen Lisesi ADA Dergisi

 
no ad

Embed or link this publication

Description

effl ada

Popular Pages


p. 1

1

[close]

p. 2



[close]

p. 3

3

[close]

p. 4

Okulumuzda dergi çalışması yapılması eğitimsel olarak önemli bir gelişmedir. Öğrencilerimizin bilimsel ve sanatsal açıdan gelişebilmeleri açısından okul dergisinde yer almaları önemlidir. Çağımızda bilimin ve sanatın hızla gelişim göstermesinde yazın dünyasının da çok önemli bir yeri vardır. Özelikle okul dergiciliğinin bunlara da katkısının olacağı kaçınılmazdır. Öğrencilerimizin zamanlarını okuyarak ve yazarak değerlendirebilmeleri için okul dergimize katkı sunabilmeleri açısından önemlidir. Öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin dergimizdeki eserleri için teşekkür ediyorum. Bilimsel ve sanatsal yönü olan dergimizin okuyanlara önemli katkılar da bulunacağını düşünüyorum. Öğrencilerimizin yarınlara daha emin adımlarla ulaşmasında sınavlarda gösterecekleri başarılar yanında sanat ve bilimde gösterecekleri çalışmalar da önemli bir yer tutacaktır. Dergimize emek verenlere teşekkür ediyorum. Ali Rıza EZEN Eskişehir Fatih Fen Lisesi Müdürü

[close]

p. 5

ADA’DAN… Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telâşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize attığını?” sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için!” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza olanak yok! Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak onun için çok şey değişti!” karşılığını verir. Bu öykü ne zaman aklıma gelse, sahile vurmuş denizyıldızları gelir gözümün önüne. Çaresizlik içinde beklerler sonlarını. Yapabilecekleri fazla da bir şey yoktur belki de… Tek şansları, içinde umudunu yitirmemiş cesur yürekli birisine rastlamaktır. Denizyıldızları için umut, denize tekrar kavuşabilmektir. Çünkü yaşam deniz demektir onlar için. Deniz olmazsa yaşayamazlar umutları olsa bile. Denizyıldızları içinde umut denize ulaşmaktır. Yaşam çelişkilerle dolu olsa da hep yeni bir başlangıç vardır son olanın karşısında. Ve hep o başlangıçlar ulaştırır her canlıyı umut ettiği yaşama. Her son bir başlangıçla devam eder, şans olarak görülse de zamanla. Ada da dergi olarak yeni başlangıçların yeri olacak. Sizleri de bu Ada’ya davet ediyoruz. Cengiz Arsu 5

[close]

p. 6

Dergi Sahibi: Ali Rıza EZEN (EFFL Okul Müdürü.) Yazı İşleri Müdürü: Cengiz ARSU (Uzman Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni) İnceleme Kurulu: Fazlı YILMAZ (Uzman Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni), Özkan ACAR (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni) Seçici ve Düzenleyici Kurul: Cengiz ARSU (Uzman Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni), Ahmet Emre KAPLANCIKLI, İsa ÖZDEMİR, Alper ERTAŞKIN. Sayfa Düzenlemesi ve Grafik Tasarım: Prof. Dr. Tevfik Fikret UÇAR / Cengiz ARSU / Caner ATAŞ Baskı: Basımevi Sayı: 1 ( 2017 ) İçindekiler * Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı Röportajı (Ahmet Emre KAPLANCIKLI) * Yarın Bugünden Daha Büyük (Doç. Dr. Deniz KILIÇ) * Şimdi Barış Desek (Elif CENGİZ) * İnsanca ve İnsan İçin Yaşama Üzerine Tıbbiyelilik Olgusuyla Bir Deneme (Sevilcan Başak ÜNAL) * Neden Hukuk Fakültesi? (Serra Naz SARAÇOĞLU) * Neden Tıp Fakültesi? (Doğukan KOÇYİĞİT) * Eskişehir Başsavcısı Röportajı (Ege Oğuzhan KAPICI) * EFFL Mezunlarının Düşünceleri (Dilara DEMİR) * İsmail Arca Röportajı ( İsa ÖZDEMİR, Ahmet Emre KAPLANCIKLI, Cengiz ARSU) * Bilimsellik-Bilinçsizlik (Mehmet KURT) * Prof. Dr. Adnan Ayhancı Röportajı (Sevde Nur ÇAMLI) * EFFL Mezunlarıyla Röportaj (İsa ÖZDEMİR) * 26 Yılın Ardından (Sıla ÜNLÜ) * Hüsnü Petek Röportajı (Şeyma BAYRAKTAR) * EFFL Münazara Takımımız Galatasaray Lisesi’nde (Cengiz ARSU) * Şiirler (EFFL Öğrencileri) * Eskişehir’de Müzecilik (Onur Emre AYDOĞAN, Enis MALÇOK) * Tübitak Bursa Bölge Sergisi (Cengiz ARSU) * Aynı Adam Yaratmak (Yavuz Selim KAÇMAZ) * "Keşanlı Ali Destanı" Sahnelendi (Özkan ACAR) * Bozkırda Bir Çınar (Halil GÜRBÜZ) * Bir Dil Bir İnsan, İki Dil İki İnsan Mıdır? (Yasemin ŞENTÜRK) (*Dergide yayınlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarını bağlamaktadır. Yazıların bütün hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir. / *Yayımlanan yazılara telif ücreti ödenmez. / *Yayınlanan her türlü çalışmanın yayın hakkı dergiye aittir. / *Dergimiz parayla satılmamaktadır. Ücretsizdir.)

[close]

p. 7

Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı ile Röportaj Üniversitenizde açık ve örgün eğitim olmak üzere ne kadar öğrenci eğitim görmektedir?” “Açık öğretimde yaklaşık 1.400.000 örgün öğretimde ise yaklaşık 30.000 öğrenci eğitim görmektedir.” Üniversitenizde kaç fakülte, kaç yüksekokul, kaç enstitü bulunmaktadır? “Üniversitemizde Açık Öğretim Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Fen Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Hukuk Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Fakültesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, İşletme Fakültesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Spor Bilimleri Fakültesi, Turizm Fakültesi olmak üzere 18 fakülte bulunmaktadır. Eskişehir Meslek Yüksekokulu, Porsuk Meslek Yüksekokulu, Ulaştırma Meslek Yüksekokulu, Yunus Emre Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu olmak üzere 4 meslek yüksek okulu ve Devlet Konservatuarı, Engelliler Entegre Yüksekokulu, Yabancı Diller Yüksekokulu, olmak üzere 3 yüksek Anadolu Üniversitesi bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Anadolu Üniversitesinde Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Engelliler Araştırma Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Güzel Sanatlar Enstitüsü, İletişim Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ulaştırma Bilimleri Enstitüsü, Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsü olmak üzere 9 enstitü lisansüstü eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerini sürdürmektedir.” Üniversiteniz örgün sistemdeki öğrencilere eğitim öğretim faaliyetleri dışında ne tür olanaklar sağlamaktadır? “Anadolu Üniversitesi kampüslerinde açık ve kapalı spor alanları, olimpik ölçekte yüzme havuzu, kapalı spor salonu ve stadyum olanaklarını ve modern aletlerle donatılmış fitness salonlarını tüm öğrencilerinin kullanımına sunmaktadır. Ayrıca gösteri ve konser salonları, sinema salonu, tiyatro salonları, öğrencilerin her türlü etkinliği yapmasına ve bu etkinlikleri izlemesine olanak sağlamaktadır. Anadolu Üniversitesi eğitim-öğretim faaliyetlerinin sürdüğü dönemlerde sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği olmak üzere öğrencilere 3 öğün yüksek kalitede yemek sunmaktadır.” 7

[close]

p. 8

Anadolu Üniversitesinde yabancı uyruklu öğrenciler var mıdır? “Anadolu Üniversitesinde çok farklı ülkelerden 1300 civarında öğrenci lisans ve lisansüstü eğitim görmektedir. Bu sayı ülkemizdeki üniversiteler arasında en yüksek sayıdır. Anadolu Üniversitesi lisans ve lisansüstü eğitim yönünden yabancı uyruklu öğrenciler tarafından en çok tercih edilen üniversite olması yanında Erasmus gibi değişim programları kapsamında da ülkemizde yabancı öğrenciler tarafından en çok tercih edilen üniversitedir.” Anadolu Üniversitesi yerleşkeleri hakkında bilgi verebilir misiniz? “Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü, İki Eylül Kampüsü ve Porsuk Kampüsü olmak üzere 3 farklı yerleşkede faaliyet göstermektedir.” Sizce Anadolu Üniversitesinin üstün olduğu alanlar nelerdir? “Anadolu Üniversitesi açık ve uzaktan eğitim konusunda ülkemizdeki en yetkin ve öncü kuruluş olması yanında dünya açık öğretim üniversiteleri arasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Açık öğretim faaliyetlerinin oluşturulması ve geliştirilmesi bakımından üstün bir altyapıya ve bilgi birikimine sahiptir. Açık öğretim alanında yaptığı yenilikler hem ülkemize hem de dünya açık öğretim sistemine olumlu katkılar sağlamaktadır. Anadolu Üniversitesinin marka değeri taşıyan diğer bir üstünlük alanı da özel eğitim konusundaki yetkinliğidir. Özellikle işitme engelliler, konuşma engelliler, zihin engelliler eğitiminde dünya standartlarında lisans ve lisansüstü eğitim vermesi yanında kıymetli araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmektedir.” Kütüphane hakkında bilgi verebilir misiniz? “Anadolu Üniversitesi Kütüphanesi, zengin bir kitap koleksiyonuna sahiptir. Bunun yanında bir üniversite kütüphanesi olmasının gereği olarak çok sayıda süreli bilimsel yayın ve elektronik kitap aboneliklerine sahiptir. Sahip olduğu bu elektronik kaynaklar bakımından ülkemizde ilk sırada yer almaktadır. Ayrıca haftanın yedi günü 24 saat faaliyet gösteren kütüphane öğrencilerin ve akademisyenlerin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda sahip olduğu kaynakları sürekli güncellemektedir.” Anadolu Üniversitesini öğrencilere tavsiye eder misiniz? Ederseniz, nedenleri nelerdir? “Anadolu Üniversitesi; sahip olduğu nitelikli altyapısı, köprü ve gelişmiş kurum kültürü, nitelikli akademik kadrosu, öğrencilerine sunduğu nitelikli eğitim öğretim sosyal kültürel ve sportif imkânlarla ülkemizin en önde gelen üniversitelerinden biridir. Ayrıca şehir olarak Eskişehir yüksek öğretim öğrencilerinin hayatını kolaylaştıracak çok çeşitli imkâna sahiptir.” Ahmet Emre Kaplancıklı 12/C

[close]

p. 9

Yarın Bugünden Daha Büyük! Gelişen teknoloji iletişim olanakları giderek daha kolaylaştırıyor. Kitle iletişim araçları da gün geçtikçe teknolojinin yeni olanaklarına göre toplumun alışkanlıklarına ve isteklerine göre eviriliyor. Bununla birlikte insanlar da yeni teknoloji olanaklarına çok kısa sürede alışıyor ve uyum gösteriyorlar. İlk çıktığında kitle iletişim araçlarının tüm sürprizlerine açık olan izleyiciler zamanla kitle iletişim araçlarının bir parçası haline geliyorlar. 1938 yılında OrsonWelles’in hazırladığı radyo programında H.G. Wells’e ait Dünyalar Savaşı adlı romanı, bir radyo oyunu gibi sunulduğunda programı dinleyenler gerçekten Marslıların dünyayı istila ettiğini sanmışlardı. Program öncesinde anlatılanların bir kurgu ve Marslıların gerçek olmadığı anons edildiği halde insanlar birçoğu radyo programının etkisinden kurtulamamış ve bazıları New York’u terk etmeye kalkmışlardı. İnsanların vereceği tepkiyi önceden kestiremeyen program yapımcıları gelen şikayetler üzerine programı yayından kaldırmak zorunda kaldılar. Bu olaydan tam bir yıl önce de Hindenburg zeplin faciasını canlı yayından dinlemiş olaya görmeden canlı tanıklık etmişlerdi. Radyo gazetenin heyecanını, televizyon da radyonun heyecanını çaldı ancak günümüzün tüm heyecanı internet üzerinden sosyal medyada gerçekleşiyor. İnternet, insanların büyük bilgi denize açılmasını sağlıyor. Son dönemin en önemli meslekleri internet ve internet ortamındaki büyük bilgi denizi üzerinde çalışıyor. Haberlerin kendi kendine yazılmasını sağlayacak olan robot yazılımları geliştiren yazılımcılar, büyük veri (Big Data) analizcileri ve araştırmacı gazeteciler internetin getirdiklerine yetişmeye çalışıyorlar. Donanım uzmanları daha hızlı işlemciler, daha az enerji tüketen Günümüzün en heyecan verici olayları sosyal medya üzerinden paylaşılan videolar ve mesajlar üzerinden dönüyor. Sosyal medyanın ya da yeni medyanın sunduğu olanaklar çocuklar ve gençleri de çok ciddi etkiliyor. Son dönemde yayınlanan makaleler çocuklarda youtube vb. video platformlarının izlenme yaşının (ebeveynlerinin yardımıyla) 2’nin altına indiği ifade ediliyor. Okumayazma bilmeyen çocuklar mobil cihazları büyük bir maharetle kullanıyorlar ve hatta akıllı telefon sahipliğinde ilköğretim çağındaki çocukların olduğu vurgulanıyor.Yeni iletişim olanaklarının çok fazla olumlu yönü var. İnternetteki bilgi denizi, çok değerli, faydalı, eleştirel ve bağımsız bilginin dolaşımda olmasını sağlıyor. Kullanıcılar internetteki etkileşim sayesinde (karşılıklı bilgi alış verişi) diğer kitle iletişim mecralarındaki edilgen hallerinden sıyrılıp daha etkin hale gelmiş durumdalar. Hatta kullanıcılar, bilgi üreten, bilgiyi yayan halleriyle bilgi kaynağı haline gelmiş durumdalar. Bu durum kullanıcıların her birini yayıncı konumuna getirdi. Böylece herkes kendi gündemini kurabiliyor. Artık kitle iletişim araçlarının paketlenmiş hazır gündemleri yerine sosyal medyada yer alan herkes, tanıdıkları, arkadaşları, uzak ya da yakın akrabaları, iş arkadaşları için bir gündem unsuru, malzemesi haline gelebiliyor. Snapchat fotoğraf kolajı ya da İnstagram’ın hikaye özellikleri, Facebook’un videoları küçük zaman tünelleri halinde merak ettiklerimizi yakından takip edip hayatlarının bir parçasını da olsa izleyebiliyoruz. Eskiden yüz yüze, bir araya gelip, saatlerce en heyecanlı yerlerini ballandıra ballandıra anlattığımız anılar küçük fotoğraf kareleri halinde takipçilerin gözleri önünde gerçekleşiyor. Her şey bir o kadar gerçek bir o kadar da fantastik. Kısıtlı ya da büyük bir kitle tarafından takip edilen bireysel gündemler sadece fotoğraflar veya videolar üzerinden de kurulmuyor. Bir konu ya da olay üzerine 9

[close]

p. 10

açıklanan fikirler, eskiden kapalı kapılar arasında konuşulan konular, ulu orta herkesin önünde söyleniyor, dedikodular dedikodu olmaktan çıktı, gizli gerçekler koca kitlelerin sırrı haline geldi. İletişimin tepe noktası haline gelen sosyal medya ortamları sayesinde birbirimizin hayatının tam ortasındayız. Yeni medyanın burada sayılan özellikleri bazılarımız için iletişimde yeni olanaklar olarak anılırken bazılarımız için sosyal medyanın olumsuz yönleri için atıf yapılan örnekler olarak tarif ediliyor. Kullanıcının iletişimdeki etkin rolü artık iletişim teknolojilerinin bireyin gereksinimlerine göre ilerlemesini sağlayabiliyor. Akıllı telefonlarımızdaki her uygulama bir ihtiyacımız için tasarlanmış durumda. Yolumuzu mu bulamıyoruz, bir adres mi lazım navigasyon uygulamasını açıyoruz, gece yarısı nöbetçi eczaneleri mi öğrenmek istiyoruz hemen nöbetçi eczane uygulamasını açıyoruz hem de illere göre, hem de harita üstünde konum belirleyici destekle beraber çalışıyor. Gidebileceğimiz kültür sanat etkinliklerini mi görmek istiyoruz onun için de bir uygulama var, hem de internet üzerinden bilet alabiliyoruz ya da rezervasyon yapabiliyoruz. Saymakla bitmiyor. Eğlenceli uygulamaların sonu gelmiyor. Kırışıklıklar mı artmış hemen otomatik rötuş yapan fotoğraf uygulaması çalıştırmamız gerekiyor. Bütün bunlar kullanıcı yönlendirmeli uygulamalar. Ancak internet ve sosyal medya ortamları daha üretken ve bilinçli bir iletişim ve etkileşim için büyük fırsat. Toplumsal olayların ayrıntılarıyla değerlendirilmesinde, kamuoyunun oluşumunda ciddi etkisi var. Demokrasi için önemli katkılar sağlıyor. İnternet kısıtlansa da yavaşlatılsa da çok büyük bir nimet. Teknoloji kısıtlılığının da önüne geçecek yeni yollar keşfedilmesini sağlamaya devam ediyor. İnternet ortamında bilgi bir yandan büyürken bir yandan da filitlenerek kullanıcıların keyfine, amacına göre yayılıyor. Sonuçta herkes bilinmesi istenen verileri açık hale getiriyor. Açık edilmek istenmeyenler ise çalınarak da olsa bir şekilde kamunun gündemine sunulabiliyor. İnternet sır kabul etmiyor ancak bunun da bir bedeli var ve internette artık sörf yapmak kaliteli ve doğru bilgi bulmak için yeterli değil. Artık bu bilgi okyanusunda gezmek için sadece sörf yapmak yerine iyi bir dalgıç iyi bir sondajcı olmak gerekiyor. Bilgiyi yüzeylerde değil derinlerde, karanlıklarda aramak gerekebiliyor. Bunun için de istatistik bilgisi, yazılım bilgisi, programlama bilgisi, web tasarım bilgisi gerekiyor. Hangi donanımla, hangi hızla nereye ulaşabileceğiniz ciddi bilgi birikimi gerektiriyor. Anlaşılacağı üzere internet ve internet ortamlarının sağladığı olanaklar kısacası yeni medya tam bir derya, deniz, yüzmekle bitmiyor. Koca bilgi okyanusu içinde küçücük kalabiliyoruz. Yeni iletişim teknolojileri yeni iletişim yollarının daha verimli çalışması için çalışıyor. Bireyler artık yeni iletişim yollarının sağladığı fırsatların farkında ve artık yarın bugünden daha büyük. Doç. Dr. Deniz Kılıç Anadolu Üniversitesi - İletişim Bilimleri Fakültesi - Basın ve Yayın Bölümü

[close]

p. 11

ŞİMDİ BARIŞ DESEK Çiftlikte yine bir kavga vardı. Sebebi neydi? Artık onlar da hatırlamıyordu. Tavuk ve güvercin birbirine bağırıyor, Köpek ve Kedi birbirlerini kovalıyordu. Kaz, Ördeğe gagasını kullanarak saldırıyordu. Eşek ve At birbirlerine kötü bakışlar atıyordu. Keçi ve Koyun kafa tokuşturuyordu. Karga, Saksağan’ın ve Güvercin’in yuvasına saldırıyordu. Civcivler ve ördek yavruları bile kendi aralarında kavga ediyorlardı. Kaplumbağa her zamanki gibi kenarda oturup olan biteni ilgisiz gözlerle izliyordu. Etraf tozdan, tüyden ve samandan oluşmuş bir toz bulutu ile kaplanmıştı. Toz bulutu aralandı. İçinden sinirli, gergin ve endişeli görünen Horoz çıktı. “-Artık buna bir dur demeliyiz!” Horozun sesi çiftliğin içinde yankılandı. Bir anda tüm hareket durmuştu. Hayvanlar Horoz’a karşı nedeni bilinmez bir saygı duyuyorlardı. Horoz’un ağzından çıkacak bir sonraki cümleyi beklediler. “-Her gün böyle kavga edemeyiz. Bu hem çiftliğe, hem de bize zarar veriyor. Sen söyle Köpek, yavrun geçen günkü kavgadan sonra iyileşti mi?” “-Hayır. Hâlâ boynundaki yara iyileşmedi.” Horoz başını anlayışla salladı. “-Görüyorsunuz ya, her gün ettiğimiz bu kavgalar zarardan başka hiçbir şey kazandırmıyor bize. Artık barış ilân etmemiz gerek. Kavga etmememiz gerek.” Horoz’un dediklerine katılanlar olduğu gibi, bu kavganın bitebileceğine inanmayan hayvanlar da vardı. Kedi konuşmaya başladı: “-Dediğin çok hoş, gayet güzel de Horoz Kardeş, bu kavga asla bitmez, bitemez. Şimdi barış desek yarın yine bir kavga çıkacak. Yine atışacağız.” Köpek ise: “Horoz çok haklı, gerçekten artık yeter. Zavallı yavrumun çektiği gibi bir acıyı artık kimsenin çekmesini istemiyorum. Artık anlaşmalı ve kavga çıkartmayı bırakmamız gerek. Hep birlikte bunu amaçlarsak, başarılı olacağımıza inancım tam.” dedi. Karga bu kavganın bitmesini istemiyor ve kavga etmenin eğlenceli olduğunu düşünüyordu. O yüzden: “-Kavga etmeyi neden bırakalım ki? Asla anlaşamayız. Farklılıklarımız üstünden gelemeyeceğimiz kadar çok!” Horoz ve diğer hayvanlar kendi aralarında ayrılmıştı. Kavganın bitmesi gerektiğine inananlar ve asla bitemeyeceğini düşünenler… Zaman geçti, artık Horoz ve Horoz’la bir olan hayvanlar artık birbirlerini koruyor, kolluyordu. Saldırılara karşı beraber karşı koyuyor, korunması gereken diğer hayvanlara yardım ediyorlardı. Diğer hayvanlar da bu birliği görünce bu grupta yer almak istediler. Zaman içinde artık tüm hayvanlar barış içinde dış dünyadan kendilerini koruyarak yaşama isteği ile doldular. Mutlak barış vardı. Sorun kalmamıştı. Bir gün çiftçi çiftliğe yeni bir hayvan getirdi. Adının Hindi olduğunu söyleyen bu hayvana karşı diğer hayvanlar önyargılıydı. Hindi: “-Yeni geldiğimi biliyorum fakat ben de sizin bu grubunuzda olup barış içerisinde, dışlanmadan yaşamak istiyorum.” 11

[close]

p. 12

Horoz ise: “-Biz büyük kavgalardan çıktık. Kendi aramızda yaşadığımız sorunları daha yeni yeni çözdük. Seni bu gruba alırsak sen sadece sorun çıkarırsın. Biz seni tanımıyoruz. Sen bizden farklısın. Seni kabul edemeyiz.” Hindi onların da kendi aralarında farklılıklarının olduğuna dikkat çekmesine rağmen diğer hayvanlar onu istemedi ve Hindi tek başına kaldı. Hindi yine de yalnızlığını kabullendi ve metanetle onu aralarına kabul edecekleri günü bekledi. İyi huylu, adil, asil ve sakin bir hayvandı. Bir gün artık dışlanmayacağına inanıyordu. Çiftliğin bahçe duvarının hemen yanında bir çınar ağacı vardı. Bu çınar ağacı o kadar büyük, o kadar uluydu ki dalları duvarın tepesini aşıyor ve bahçenin içine doğru uzanıyordu. Hayvanlar zaman zaman altında dinlenip, gölgelenirdi. Çiftlikte olmayan bir hayvan olan Saka kuşu da yuvasını o ağacın üstüne yapmıştı. Hindi bu muhteşem ağacın yakınlarında, yine yalnız, dolaşırken bir anda o da ne? Saka kuşunun yavrusu uçmaya hazır olmamasına rağmen uçmaya çalışıyor fakat kanatları vücut ağırlığını taşıyamıyordu. Çiftliğin bahçesinin içine doğru hızla düşüyordu. Bunu gören diğer bütün hayvanlar şaşkın ve endişeli gözler ile yavru Saka kuşunun düşüşünü izliyordu. Hindi hızla o tarafa doğru hareket etti ve vücudunu yere siper etti. Minik Saka, Hindi’nin gövdesine düştü. Hindi ayağa kalktı. “-İyi misin minik yavru?” Yavru cevap veremeyecek kadar korkmuştu. Kafasını sallayabildi sadece. Hindi, Kedi’ye döndü yardım isteyen gözler ile. “-Ben onu yuvasına geri çıkaramam ama sen onu ensesinden tutup yukarı kadar çıkartabilirsin. Lütfen, yardım et ona!” Kedi hemen kabul etti ve yavru kuşu tutarak onu yukarı bıraktı. Tüm hayvanlar Hindi’nin çabuk hareket etmesine ve onun yavru kuşu kurtarışına hayran olmuştu. Köpek: “-Hindi kardeş, yaptığın harikulade bir davranıştı. Seni kutlarım.” Hindi alçakgönüllülükle teşekkür etti. Köpek, Horoz’a baktı ve kafasını salladı. Horoz da aynı şeyi düşünüyordu. “-Arkadaşlarım, hepimiz Hindi’nin ne büyük bir zarara ve trajediye engel olduğunu gördük. Ben onun aramızı bozacağına veya kavga çıkaracağına değil, birliğimize değerli bir katılım olacağını düşünüyorum. Siz de benimle aynı fikirde misiniz?” Tüm hayvanlar kafalarını salladı ve olumlu düşünen sesler yükseldi. “-Hindi kardeş seni grubumuza davet etmek istiyoruz. Hâlâ gelmek istiyor musun?” Hindi hemen kabul etti. Artık o yalnız değil ve bir grubun parçası olmuştu. Birliğin bir parçası olmuştu. Elif CENGİZ (11/B) “Bana AB’yi Anlat Kısa Öykü Yarışması” ESKİŞEHİR BİRİNCİSİ (2016) (Danışman: Cengiz ARSU - EFFL Uzman Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)

[close]

p. 13

İNSANCA VE İNSAN İÇİN YAŞAMA ÜZERİNE TIBBİYELİLİK OLGUSUYLA BİR DENEME Tıp fakültesinin bitimine oldukça yaklaştığım bu günlerde, “Neden tıp fakültesi?” sorusuna cevap vermesi istenen bir yazı ile karşılaşınca oldukça zorlandığımı ifade etmeliyim. Bu zorluğun altında yalnızca meslek belirleme gibi yaşamın en önemli kararlarından birinde yol gösterici olma sorumluluğu değil, tıp fakültesinde de hayatın tüm diğer alanlarında olduğu gibi öznel deneyimlerin ve bakış açılarının çok önemli olması yatıyor. Bu noktayı yazının bir adım ilerisine sabitleyerek, hem tıp fakültesi hakkında klasikleşmiş fikirlere bir dipnotta bulunma hem de bireysel doktor olma yolculuğum üzerinden bir takım çıkarımlar arama uğraşına gideceğim. Hayat boyunca, yalnızca mesleki yaşantımızda değil, karşılaştığımız her insanda, bulunduğumuz her ortamda insan olma sorumluluğu ve onurunu taşıdığımıza inanıyorum. Tanıdık olanlar, bu inanışı ViktorFrankl’ın yazılarında ve Spinoza’nın görüşlerinde de bulabilirler. Bu insanca yaşama ve insan olma sorumluluğunu hem bireyselliğimize hem de çevremizdekilere yansıtma süreci, kendini en iyi mesleki hayatta gösteriyor diyebilirim. Tıp fakültesi benim için, lise hayatım boyunca aklımdan hiç geçirmediğim hatta biraz da kınayarak baktığım bir dünyaydı. Felsefe ve sosyolojiye olan ilgim beni daha çok sözel bölümlere iterken, bilime ve bilimsel bilgiye olan hayranlık boyutundaki inanışım da sayısal alanlardan kopmamamı sağlıyordu. Mevcut eğitim sistemimizde sizlerin de en azından birkaç kez bu çelişki ile karşı karşıya kaldığınızı tahmin ediyorum. Kendimi her zaman kısıtlı insani ömrümden daha geniş bir açıya ayarlama ve edinimlerimi yalnız kendi hayatım için değil, tüm dünya için harekete geçirme arzusundaydım. Sizler gibi ben de aile ve okullarınızda gördüğünüz, beklentiler ve kaygılarla dolu eğitim dünyasında yetişmiştim ve bana verilenlerin karşılığını dünyaya en iyi verebileceğim yeri arıyordum. Bu noktada, önceleri değersiz bulduğum tıbbiye beni cezbetmeye başladı. Bahsettiğim iyi para kazanma ya da toplumda saygın bir unvan edinme isteği değildi. Yeri gelmişken, değişen sağlık politikaları ve hekim algısı nedeniyle hiçbirimizin büyük paralar kazanamayacağını ve saygıdeğer olarak anılmayacağını da ekleyeyim. Benim peşinde koştuğum, hem bilimsel kanıtlarla sağlanan somut bir dünyada pratik yapma temeli hem de bu temeli topluma faydalı bir hale getirme olanağıydı. Tıbbiye, bunların her ikisini de en doğru şekilde bulabileceğiniz yerdir diyebilirim. Tıbbiyenin potasında erirken hem analitik düşünmeyi ve kendinizden daha büyük bir bütün içinde var olmayı öğrenir hem de sokakta yanınızdan geçen 13

[close]

p. 14

kişilere el uzatma fırsatı bulunursunuz. Temel bilimlerin aşağılandığı kültürümüzde, bilimin laboratuvardaki sürecine de kliniğe yansıyan yüzüne de sizi en fazla yaklaştıran tıp eğitimidir. İşiniz bazen dilini bile bilmediğiniz bir insanına acılarına değmek, hem bir bulmaca gibi bu acıların size anlattıklarını çözmeye çabalamak, hem de çözümü ülkeye maliyeti en az ve hastaya yararı en yüksek olacak biçimde ortaya koymaktır. Bu yol elbette haşin ve vahşi bir yoldur. Çoğu kez yalnızca zekânıza güvenmeniz ve var olduğunu bile ummadığınız yeteneklerinizi sergilemeniz gerekir. Tıp dünyasının katılaşan hiyerarşik sisteminde insanlığınızı unutmamak, karşınızdaki hastanın insanlığını da vurgulamak mecburiyetinde hissedersiniz. Kahve ve kitaplarla dolu ezber saatleri, güneş doğmadan hastaneye atılan adımlar ve her zaman sizi kovalayan yetersizlik duygusu da peşinizden ayrılmayacaktır. Etik birçok sorunla yüzleşecek ve her adımda sosyal adaletsizliklerin yapılabileceklere ket vuruşunu göreceksiniz. Tüm bunlar benim de bu fakültede umutsuz ve zor zamanlar geçirmeme sebep oldu. Vazgeçmememi sağlayan ise, bu mesleğin gerekliliğine duyduğum inanç ve tek tek insanların yaşamına ve kitlelerin gidişatına etki edebilirliğini hissetmemdi. Burada mesleğin kutsallığından bahis açmıyorum, doktor olduğunuzda yapabileceklerinizden bahsediyorum. Örneğin ben, mezuniyet sonrasında birkaç sene köy hekimliği yapmayı, daha sonra psikiyatri uzmanlığı yaparak toplumsal psikoloji üzerine çalışmayı arzuluyorum. Bir diğer dileğim ise Sınır Tanımaya Doktorlar’a katılarak afet ve savaş bölgelerinde görev almak. Eğer azim ve direncin içinizde yer aldığını hissediyor ve kendinizden daha öte bir şeyleri hedeflemek istiyorsanız size de tıbbiyeyi tavsiye ederim. Tıp fakültesi denince her zaman yinelenen sosyalleşmeyi unuttuğunuz ve kendinize hiç vakit ayıramadığınız eleştirisine de cevap olması bakımından, yine kendimden örnek vermek isterim. Bunca sene boyunca, zaman sıkıntısı yaşadığım çok olsa da, hiçbir zaman sosyal hayatım engellenmedi. Tıp hayatı dışında kendimi geliştirecek, etkinliklere katılacak, kulüpler yönetecek, kısacası üniversite yaşamını deneyimleyecek fırsatım hep oldu ya da bu fırsatları kaçırmamayı hep başarabildim. Fakültedeki birçok kişi için durum böyle olmasa da, yazının başında da söylediğim gibi, bunlar yalnızca benim bireysel görüş ve deneyimlerim. Son olarak belirtmem gereken nokta, bu seçimin kendinizi yaşam içinde nasıl konumlandırdığınızın bir yansıması olmasına özen göstermeniz. Meslek, gelir ya da unvan kaygısı ile sürdürüldüğünde başarılı olunan bir alan değildir. Bu durum tıbbiyede daha da ortaya çıkar. Öte yandan, benim inanışıma göre meslek, mutlu olunmak için kovalanan bir yer de değildir. Sizin, bireyselliğinizi en iyi uyumlandırdığınız ve en çok doyuma ulaştığınız alan mesleğiniz olmalıdır. Sorularınız ve paylaşımlarınız için bana her zaman yazabilirsiniz. Sevgiyle. sevilcanbasak@gmail.com Sevilcan Başak ÜNAL 2012 EFFL MEZUNU - Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi

[close]

p. 15

NEDEN HUKUK FAKÜLTESİ? Fen lisesinde okuyan bir öğrenci için hukuk fakültesi seçmek, verilebilecek en zor kararlardan biridir. Zor olan eşit ağırlığa geçip edebiyat çalışmak değil, dört yıllık sayısal eğitimini ve insanların tıp- mühendislik yönündeki beklentilerini kulak arkası edebilmektir. "Ben insanların beklentilerini karşılayacak mesleği değil, beni mutlu edeceğini düşündüğüm mesleği seçeceğim!" diyebildiğiniz an iş bitiyor aslında. Basit, havada kalan motivasyon sözleri söylüyorum gibi görünebilir, ama sizlerle aynı yoldan ben de geçtim. Bu satırları bir EFFL mezunu, bir hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi olarak yazıyorum. Okul yılları hiç bitmeyecekmiş gibi gelecek, bana da öyle geliyordu, ancak derse git-sınavlara gir-tatil yap-tatil bitince okula gel-tekrar derse git döngüsü bir sabah uyandığınızda sona erecek. İşte o günden itibaren, hayatınızın geri kalanı boyunca seçtiğiniz meslekle başbaşasınız. Hatta uyanık olduğunuz vaktin o kadar büyük bir kısmını işinize ayıracaksınız ki, belki annebabanızdan, eşinizden, çocuğunuzdan daha çok vakti iş arkadaşlarınızla geçireceksiniz; size verilen işleri bitirdiğiniz zaman geri kalan her şeye sıra gelecek (eşim ve çocuğum olmasa da, stajlarımda edindiğim tecrübeyle bunları söyleyebiliyorum size). İşte bu yüzden vereceğiniz karar başkalarının beklentisine yönelmeyen, sizi mutlu edeceğini düşünerek verdiğiniz karar olsun, benim de hukuk seçerken en çok dikkat ettiğim bu oldu. Lise son sınıf başladığında, sınava hazırlık temposu bende can sıkıntısı ve bezginliği de beraberinde getirmişti, halbuki sınavlarda netlerim çok yüksekti ve sıkılmamı gerektirecek hiçbir durum yoktu; istediğim mühendislik fakültelerini tutturabileceğimden emindim. Buna rağmen "Neden seçtiğim hedefe ulaşabileceğim halde mutlu değilim?" diye kendime sorup duruyordum. Bir süre sonra sorunun dersler veya netlerim olmadığını, çalıştığım alanın beni mutlu etmediğini, karakterime ve yeteneklerime daha uygun bir bölüm seçebileceğimi fark ettim: Hukuk. Ailem, öğretmenlerim, arkadaşlarım, beni en iyi tanıyan insanlar da hak verdiler ve hazırlanma sürecinde beni hep motive ettiler. İşte böyle bir anda "Aradığımı buldum!" diyerek çalışmaya istekle devam ettim. YGS'den çıktığım gün "elveda fen, merhaba edebiyat" dedim. Peki bir sayısal öğrencisi için hukuk nasıl ideal bölüm olabilir? Size önemli bir sır vereyim: Analitik düşünebilen, kıvrak zekâlı insanlar mutlaka sayısal bir meslek seçmek zorunda değildir. Bu insanlara her meslekte ihtiyaç vardır. Çevremde sayısaldan mezun olup hukuk seçen pek çok insan var; benden önce de seçenler vardı ve benden sonra da olacak. Sayısal okuyan öğrenci matematik ve fen çözebilir; aynı zamanda edebiyata, coğrafyaya ilgisi de olabilir. Dillere yönelik yeteneği olabilir, boş vakitlerinde şiir okumayı sevebilir... İnsanları tanımlayan birçok yönü vardır, "Sayısalcı" olmak bunlardan sadece biridir (aslında insanı tanımlamamalıdır bile, ama ister istemez böyledir) ve sayısal, insana her zaman aradığı mutluluğu vermeyebilir. Size verebileceğim en önemli tavsiye: Meslek seçiminizin hayatınızda vereceğiniz en önemli kararlardan biri olduğunu unutmayın, o yüzden en çok mutlu olacağınız yeri seçin. Kendinizi ileride hangi işin başında hayal etmek hoşunuza gidiyor? Hangi kıyafeti giyiyorsunuz, neredesiniz? Sabah uyanıp işe giderken asık yüzle değil, hevesle gideceğiniz işi seçin. Aradığınızı hukukta bulabileceğinize inanıyorsanız, insanlara sorun. Üniversitelere gidip, fakültelerdeki hocalarla sohbet edin. Avukatlarla, hâkimlerle, savcılarla kafanızdaki soruları paylaşın. Kendinizi ait hissettiğiniz yeri bulana kadar arayın. Fen liseli olduğunuz için Hukuk seçmekten çekinmeyin. Hepinize başarılar ve güzel bir gelecek diliyorum! Serra Naz Saraçoğlu ( 2013 EFFL mezunu. / 2017 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu.) (2013 LYS Eşit Ağırlık Türkiye 8.si. / 2013 LYS Sayısal Türkiye 466.sı.) 15

[close]

Comments

no comments yet