Birnokta Dergisi Sayı 15

 

Embed or link this publication

Description

Birnokta Dergisi Sayı 15

Popular Pages


p. 1

‹STANBUL ISSN 1303-4316 Ayl›k Edebiyat Dergisi • Y›l: 3 • Say›: 15 • Fiyat›: 1.000.000.- TL (KDV Dahil) • Nisan 2003 AKI Mürsel Sönmez Otuziki: Levrek, kemikli bal›klardan olup, bir bölümü tatl› sularda yaflayan, yüzgeçleri dikenli levrekgillerden; eti beyaz, üzeri pullu bir bal›kt›r. Beylerbeyi de levrek yenilebilir bir mekând›r ve tarih gezinirken k›y›da, gecenin bir vakti Büyük Baflkan’› hafif kamburumsu görüntüsüyle görebilirsiniz. Büyük Baflkan’› ekarte edenlerin ard›llar›, ardarda patlayan kan dökücü aktörlerinin silah seslerinden derin musiki hazz› al›yor olmal›lar. Efemine "savafla hay›r" seslerinin arkas›nda, tarihin "kanl› flarlatanl›k"›n›n alk›fllay›c›l›¤› var. "Savafla hay›r" elbette, ama, bu koflullar› do¤uran tarih ihanetinin sorumlusu olanlar, yani temiz olmayan a¤›zlar bu dile¤i dillendirme hakk›na sahip de¤iller. Savafl›n ac›lar›n›, insan›n savafl halinde yaflad›¤› dayan›lmaz ruhsal ve bedensel iflkenceleri resmetmeyi salt entellektüel verim olarak putuna kaide yapan deriüstü sivilceleri. Kutsal› olmayan›n, sözünün kutsal ya da do¤ru olmas› ne ifade edebilir? Baflkan’la Beylerbeyi’nden Üsküdar’a do¤ru yürüyorsunuz. Geceyi koyultan bir suskunluk. Ad›mlar›n›z uygun. Fethipafla Korusu’ndan a¤›tlar dökülüyor yolunuza. Sa¤ taraf›n›z; t›pk› sizin gibi bir suskunlu¤a bürünmüfl deniz, siyah bir çarflaf. Karfl› k›y›lardan sarkan ›fl›klar çarflaf›n desenini ve rengini hafifçe de¤ifltiriyorlar. Bir banka oturmay› geçiriyorsunuz içinizden, ama vaktiniz dar. ‹skeleye var›nca el s›k›fl›p ayr›l›yorsunuz. Vapurdan el sall›yor. Yine o e¤ik siluet. Sigaras›n›n duman›n› uzaklaflmas›na ra¤men görebiliyorsunuz. Ne de derin çekiyor sigaras›ndan? ‹çinden yükselen ah dumana bürünüyor ve bir gece vakti ‹stanbul’u sar›p sarmal›yor. O gidiyor, Sultanahmet’teki mekân›na oturacak, muhtemelen uyku tutmayacak, kap›s›na kadar gelip gelip geri dönen ses ç›karamayan Tezveren Dede’ye de bulaflacak bu gam yang›n›. Belki de bilinmez bir yerde elinde testeresi, çekici, keseri ve tahta çivileri ile üretime geçecek, üzerinde kirli ve insankarfl›t› hesaplar›n yap›lamayaca¤› masalardan. Baflkan anlafl›lmadan yaflan›lan dünyan›n siyasal durumu anlafl›labilir mi san›yorsunuz? M›s›r Çarfl›s›’n› görüp patlam›fl m›s›rdan baflka akl›na bir fley gelmeyen kutikafal›lar yazsa ne yazar? Baflkan’› anlayan insan›savunmahatt›nda duranlar sabaha do¤ru sisler içinde ço¤al›p büyüyor, büyüyüp yürüyorlar ve bir ses ç›k›yor gündo¤umuyla: BAfiKAN BURAYA, BAYRAK HAVAYA! Otuzüç: Parke tafl› döfleli sokak bu ikinci kattan ne de yak›n? Elinizi uzatsan›z, akflam›n bu ilerleyen vaktinde kola kutular› toplayan çocu¤un kirli ve da¤›n›k saçlar›n› tutacak gibisiniz. Soka¤›n karfl›s›ndaki büfede çal›flan sar›fl›n fliflmanca k›z›n befl y›l önceki hali? Evli galiba, birazdan eve gidecek, çünkü beyaz ifl önlü¤ünü ç›kar›yor. Befl y›l önce okuldan eve döndü¤ünde çantas›n› ve ceketini uluorta odaya savuruflu. Eve gidecek, ayakkab›lar›n› ç›kar›p, koltu¤un koluna uzatacak. Topuklar› akflama dek ayakta kalmaktan ve fazla kilolardan çatlam›flt›r herhalde. Nas›l olur da gün boyu kofluflturmas›na ra¤men yine de böyle kilolu olabilir? Lisedeyken giydi¤i giysiler geldi akl›na, flimdi onlar›n bir k›sm›n› saklad›¤› gardrop gözüne bakm›yor bile. Çocuk, üst kat›nda oturduklar› lokantan›n giriflinde, çal›flanlar›n ç›kard›¤› çöp kutular›n- dan kola kutusu ay›klamay› sürdürüyor. fiiflmanca k›z dinleniyor. Adam, bayan›n gözlerinin denizinden ç›k›p çocu¤un durdu¤u yerde nas›l kilitlenip kald›¤›n› an›ms›yor. "fiura psikolojisi". Bir mekân›n kifliyi kilitlemesi ya da tetiklemesi. Ça¤r›fl›mlar›n flizofrenik bir dü¤üme dönüflmesi, dünün yar›n›n ve bu an›n kilitlenmesi. fiiflmanca k›z, uzaktan kumandayla oynay›p duruyor. ‹fli biten çocuk halâ kap›n›n önünde ve rolünün bitmesini bekliyor. K›z öbür kanala geçiyor. ‹ki katl› bahçeli bir evin önünde duruyor. ‹çeri giriyor. Yine ceketini at›yor, ayakkab›lar›n› f›rlat›yor, kafas›n› so¤uk suya tutuyor, filmde yaz çünkü. Ayaklar›n› karn›na do¤ru çekiyor. Islak yüzünü siliyor, a¤lam›flt›r çünkü muslu¤un alt›nda. A¤lamak için oray› seçmifltir, kimsecikler anlamas›nlar diye a¤lad›¤›n›. Çocuk ne sevinçli ne de tasal›, yüzünde tam bir ifadesizlik. Oysa epeyce doldurdu torbas›n›. Adam nas›l oldu¤unu ç›karam›yor, nas›l oldu da flura psikolojisiyle hareket edip içeriye girmedi? Girmeyi bayan istemiflti oysa. Bayan›n istedi¤i fleyi yapmamak onun için kabil de¤ildi ama, o, o gün donup kalm›flt› bu parke tafllar›n›n üzerinde, kap›n›n önünde. Geçmiflin çelmesi de yoktu ki ona tak›l›p kals›n. Olmufltu iflte ve bay flimdiye tafl›m›flt› o vakti. Üzülüyor. Ama bu akflam flura psikolojisi yenilecekti, yenilmiflti hatta. fiimdi oturuyorlar yemeklerini yemifller, kahvelerini yudumluyorlar. Bayan baya bak›yor sabit gözlerle. Bayan›n yüzünün oturdu¤u zemine bak›yor, bayan›n sürekli de¤iflen görüntüsüyle bafldönmesi ve hayranl›¤› yafl›yor. Binlerce güvercin gelmifl bayan›n atk›s›n›n uçlar›na konmufllar, yine binlerce renkten oluflan bir gökkufla¤› saçlar›n›n içinden f›flk›r›yor, y›ld›zlar aln›nda oynafl›yor, yüzünde papatyalar yaseminler aç›yor, bayan›n verdi¤i nefesi bay al›yor içine çekip geri veriyor. Ba- yan›n gözleri bir çift siyah nur. ‹kisi de bu siyah gece nuruyla apayd›n oturuyor. Hem dün, hem yar›n her fley bir oluyor. Kap›daki çocuk gitmifl, karfl› kafedeki fliflmanca sar›fl›n bayan kapat›lm›fl bir iflyerinin keyfini sürüyor oturdu¤u masada. Son çay da bitiyor. Bay ve bayan güvercinleriyle, gökkuflaklar›yla, y›ld›zlar›yla, papatyalar›yla, bir olman›n erinciyle aya¤a kalk›yor. Bafllar› gö¤e de¤iyor, ayaklar› yere. Otuzdört: ‹nsanl›k tarihinin bafl›ndan beri savafl olageldi. ‹nsan›n benli¤inde cereyan eden savafltan tutun; insanlar aras›ndaki çat›flmalara, toplumlar aras›ndaki so¤uk ve s›cak çat›flmalara kadar giden bir olufllar zinciri. Kültürel savafltan sinir savafl›na kadar soyut kanaldan giden, k›l›çtan atom bombas›na kadar öldürmenin çeflitlerinin boy gösterdi¤i somutlaflan kanl› bir meydan. ‹nsan›n ve insanl›¤›n kan kaybetmesi, ac›n›n ve ›st›rab›n her renginin sergilenmesi. Savafl bu durumuyla onaylanabilir mi? "Harbe gönülle gidilmez, emirle gidilir" demez mi bir yüce gönüllü? Bu yeterli bir izah de¤il midir? Ya bar›fl? Onun da çok sevdal›s› var ve bunlara savaflanlar da dahil. Herkes bar›fl söylevleri veriyor, serapa insansever kesiliyor. ‹nsan›n kendisi ile, do¤a ile, kutsal ile iliflkisine ve ba¤l›l›¤›na ket vuran; insan› hayvan düzeyinde gören bir zihniyetin savafl karfl›tl›¤› ve bar›flseverli¤i ne denli inand›r›c› olabilir? Büyük Osmanl› Devleti’nin da¤›t›lmas›, Baflkan Abdülhamid’in halli ile gelece¤in talan›n› sa¤layanlar› alk›fllayanlar›n, güncel Irak savafl›na karfl› tav›r ve tutumlar› ne derece gerçekçi ve tutarl› olabilir? Yine de insanca reflekslerini iyiye yorabiliriz belki. Bu noktadan; yani, vicdan rahats›zl›¤› ve merhamet k›r›nt›lar›ndan ileriye bir geliflme / olma yaflamalar›na neden olabilece¤ini karfl›tl›¤›n umabilir, diyebiliriz elbette. Yaflan›lan zor ve ac›l› günlere im koyuyoruz, yoksa; biliyoruz ki kader yeni ve güzel yar›nlar› hep zor zamanlardan sonra resmetmifltir. Tarihin belki de en saçma ve gerekçeleri en çürük savafl› da geçecek. Zulmün payidar olamayaca¤› ve mutlak kudretin hesab›n›n hep insanl›¤›n iyili¤i oldu¤u kesin. ‹nsan› –insan olman›n asgari düzeyine sahip Tanr› belgesi insan›- savunmaya devam edecek sözcükleri helâl, ruhlar› Tanr› merhametinin damar› olan yazarlar. Ne gam! Adem Turan GECE DUASI 1. Bir saati niçin severiz ans›z›n, Ve karamuk gözlerimizi.. bak›p da aynalara! Çünkü, düflünce aln›m›za tonlarca keder Geçip gider binlerce adam, umars›z Biz kap›lardan ve atlardan geçeriz S›¤›n›r›z zifirî ç›kmazlara 2. Yolunda gitmeyen fley nedir öyleyse? Ç›k›p soral›m bunu, öfkeli olal›m! fiu h›rkam›z diyelim, flunlar da çocuklar›m›z! Daha diyelim ama! Israrla! Diyelim! Takla at›p güvercin uçural›m çat›larda Bu saati niçin seviyoruz, onu da diyelim. 3. fiimdi bu karamuk gözlerle Allah›m, bu kederle! Bu zifiri ç›kmazlarda! Üstelik savafl da var kap›m›zda! Allah›m! Çocuklar! Allah›m! Said Yavuz fi‹‹R Yarasa... yanan parmakuçlar›na yuva Yapmaya haz/›rlan›yor Verdi¤i tad› kullanarak Sütü alarak ve vererek karanl›¤› Veremin ci¤eri yemesi Sonra kendini yemesi gibi bir bofllu¤un Ölece¤i yeri kaz›yor insan burda K⤛tta En iyi mezar en iyi fliir En kötü mezar en iyi düz yaz› ya Sanc›d›m Yeri emeklemekten b›kt› parmaklar›m Gök sana diyorum ey gülüm Gülüm sana diyorum ey gök T›ls›m› bile¤inde tafl›yan Bir müntehir gibi fliir dedi¤imiz Sonradan okununca öncesini reddeden Yosunlu k⤛t Elimin dalgalar›n›n vurdu¤u kad›n Ve bittikten sonra patlamas› Her okurun gözünden bir gümleme alan May›n Hadi gel dedi¤ime flaflma Sürmeye bir göz sürelim Çeflmeye bir a¤›z yapal›m Küçük abla

[close]

p. 2

fiemsettin Durmaz CEMRE ne bir bardak su içmekti niyetim ne de bir dilim ekmek yemek s›r›ls›klam karanl›k dehlizden düfltüm göynümüfl sevdalara ahvalime a¤lad›m a¤lamay› bilmeden yer açsan›z bir k›y›c›kta s›k›flsam az›c›k ben de hem kal›c› de¤ilim inanmasan›z bile alan bulsam beni benden kurtulsam meflakkatten “gel dese gelsem git dese gitsem” bir damla ›fl›k olsam düflflem elinize düflmesem Resul Tamgüç fiARAPNEL PARÇALARI Guernica dona kalan gürültü Neydi görünen Meydanlarda kan izi erbain ç›kar›lan a¤açlar yok art›k yatak bilmez ça¤›lday›fllar gecece mormenekfleler k›rm›z›lar giyinip geç Ba¤dat sokaklar›ndan lime lime çocuk gözler ana teni kopan a¤›t derinlerde uyanan volkan küçük k›z baban›n elini tutuyorum o da bir baflkas›n›n elini tutuyor büyütüyoruz oyuncaklar›n› ellerinle gelen her sokakta büyüyen gizil tütsü umut Hale Güneler OYUN bir ad›m gerin iki ad›m önün befl saklan bir görün h›zl› köfle kapmaca uzun saklambaç garip oyun flu ölüm AfiKOLDU Sayfa 2 Said Yavuz 1. Geldim, bakt›m. Dayan›lmazd›. Sevilebilir miydi? Nefesimi sayd›m. Eksik ç›kt›. Ne yapt›n dediler, verdiklerimiz nerdeler? Yeflerttin. Otlar› terlememifl bir bahçe verdiydik sana. Ona bütün bunlar ekilir miydi? Bunlar. Yokluk bulufllar›. Her gece yeni, kimsesiz, fliiri ve nesri özgün bir yokluk. Her kap›s› vurulmufl. Her aln› yaz›lm›fl. Her kalbi k›r›lm›fl. Her k›r›¤› kalp olmufl. Biz sana bu tarlay› gö¤e savuras›n diye mi?.. Biz bu tarlay› ara s›ra nadasa?.. Biz bu tarlada hasattan sonra kufllara kalacak?.. Biz bu tarlan›n içinden geçip kendi tarlan› kuras›n diye neler neler yeflertmedik? Anlasana! Dayan›lmazd›. Sorgulamalar›, suyun topraktan ç›k›nca kapkara bir çamura dönüfltü¤ü ve ateflin buluta de¤ince damlalara ayr›ld›¤› bir yerin alt›nda yap›yorlard›. Yerin alt›. 2. Aflk. Bedenden ayr› bir fley. Sidre’de Cebrail o. Bir aya¤›n di¤erinin üzerinde yol yapt›¤› yerden önce. Aflk: Belki gecenin ortas›ndan biraz sonra ac›yla zorlanan gö¤sün yar›lmas›yla... ‹flte o ses. Kütürdeyerek gelen. Ya¤muru haber veren gök gürültüsü. Belki vahyi haber veren bir titreme. Belki tufan› haber veren bir damlad›r. O ses. Kendisinin önüne at›lm›fl bir kilimdir ki Anadolu k›zlar›n›n al yanaklar› ve aflklar›na haz›r zehirler olan zülüfleriyle örülmüfl... fiiirden önce gelen... ‹ki duda¤›n birleflmesinden önce gelen f›s›lt›. Aflk. Yürüyüp gecede -yürü, meydan senindir bu gece- mübarek bir peçeyi aflt›. Kendi elleriyle ellerinden kurtuldu. Ve y›ld›zlara basmay› b›rakt› art›k. ‹ma ›rmaklar›ndan geçip iman denizine s›zd›. Denizde sarhofl uçsuz bir umman istedi ve bafl›na bir ok geldi, beyni yand› usunu kaybetti: Okyanus oldu. Aflk yürüyüp gecede, emir k⤛tlar›n› yakt›. Emirleri y›kt›. Yasa¤› incitmek için de¤il. Belki. Önüne bir yar geldi. At›n› geri çekmek istedi. Bir h›zlanma için. Atak için. Geçmek gerekti çünkü. Aflk: Geçmek fiilinin peygamberi. Bu yasak meyli, yunmak s›n›p parlamak üzere. Evet gerilmesi yay›n: En büyük risktir. ‹çindeki masumiyet o oku hiç geri teptirmedi. Aflk ürüyüp f›s›ldayan dudaklar›n ne söyledi¤ine bakmad›. Kalemin ne yazd›¤›na... Suyun kendine sar›l›rken ç›kard›¤› sese... Aflk sevgilinin elindeki güle, gülün rengine, rengin hangisi oldu¤una, hangisinin niçinli¤ine. Bakmad› bunlar›n hiç birine. Ç›k›p sevgilinin sözcüsü y›ld›zlar›n birinin yan›nda konufltu dedi ki; güle günde üç kez dudaklar›n›z› gösteriniz. Ve aflk yürüyerek gecede iflin hikmetine ya¤an ya¤murlardan kendini koruyarak güle dudaklar›n› haz›rlad›. Ve sormad› bu ya¤murlar ne anlatt›. Uyarmad› susun. Sustu. Neye bakt› aflk? Gökten indikten sonra gö¤e bakt›. Yerden ç›kt›ktan sonra yere. Kendinden ç›kt›ktan sonra kendine bakt› aflk. Ya¤murdu yere inene dek, a¤açt› kuruyana, göktü as›rlard›r öpmek üzere duran dudaklar›n› h›fl›mla yeryüzüne geçirinceye dek, kard› mele¤in ellerine son bir veda diye dokunana kadar; gözlerini yumdu. Ve bir insanda fark olununcaya kadar elleriyle bütün aç›k gözlerine onun körlük çald›, yüzü unutturdu, gamzeye giden yollar›n önünden çekildi böylece... Kendisine giden yolun üzerine oturdu. Konufltu: Bütün sözleri yolu daraltt›. Sustu; susmas›yla sözlerinden ç›kan kömür karalar›, yüzünden silindikçe o çukuru; gamzeyi doldurdu. Böylece duda¤›na dökülen iki nehir olan gözleri, yüzünden eflsiz sözleri oldu¤unu; aflk›n, sadece aflk›n konufltu¤u yerin neresi oldu¤unu söyledi. Niçin duda¤› sözlerinin de¤il aflk›n? Ve sözleri duda¤›n›n de¤il. Çünkü bu yang›n yeri kül ediyor sözcükleri. Tek kolu yok nas›l sar›ls›n cümleye? Bir kula¤› iflitmiyor, t›n›y› fark edemez. Çünkü m›zm›z. Omuzlar›n› olmaz diyerek k›v›rt›yor. Çünkü k›l›c› ne yi¤it tan›yor, ne taze gelin. Kana boyuyor kan› bile. Aflk ona susmay› verdi. Bir de hiç konuflmaz, kufl konmaz o kurumufl k›vama ki hiçbir imge, teflbih; kimse taraf›ndan bilinemez sevgilinin duda¤›n›n ufukta görünmesi... 3. Aflk, oldu. Hayat›n seyrini omuzlayan CÜMLELER N. Halil Atl›han Yaz›n›n hemen her türüne göz k›rpan; an›, deneme, günlük, oyun..., belli bir kal›ba ve kaba s›¤mayan hepsinden de özellikler tafl›yan metinlerden olufluyor Nuri Pakdil’in yeni kitab›. Atefl Hatt›nda Harf Müfrezeleri. "Lifli Renkler Kanallar›" olarak isimlendirilmifl, hayat›n renklerine dair bölümlerden olufluyor. Hayat›n en uç noktalar›na sinir uçlar›na de¤in ilgiyi, dikkati görmekteyiz bu metinlerde. Özenle seçilmifl kelimeler, cümleler, yepyeni isimlendirmeler duyarl›klar› canl› tutma eylemidir. Kolay nitelemelere, alelacele okunup geçiliveren okumalara hiç prim vermez bir yap›dad›r Nuri Pakdil’in metinleri. Çapraz koflu ister, kale a¤z›nda rakibi flafl›rtan ataklar gerektirir. Arkaplan, sat›raras› okuma ve hiç eksik olmayacak olan pürdikkat gere¤i ayr›ca "yeryüzünün atan nabz›nda kula¤› olanlardan" olmaya ça¤›r›r okuyan›. Her cümle; coflkun akan bir ›rmakt›r, içinde hayat›n k›lcal damarlar›n›n ça¤›ldad›¤›. Argo bile yerinde kullan›l›nca apayr› bir tat veriyor metinlere; "dalga dubara yok", "haydaaa", "insan buraya, yumruk havaya!" gibi. Okuma dümdüz akan durgun bir ›rmak de¤ildir Nuri Pakdil’de. F›rt›nalar koparan flelâlelerin ça¤›ldad›¤› bir nehirdir. Yaz›, s›çramalar yaparak, göndermelerde bulunarak devam eder. Eylem, flakas› olmayan ciddi okuma iflidir, her iflte oldu¤u gibi. ‹nsanmerkezli sokak, nesneler, hayvanlar, co¤rafya ile kaz›lar yap›l›r mütemadiyen; yaz› çifte su verilmifl bir çeliktir art›k. Okuyucuya "benimle birlikte ayn› ad›mlar› atabilecek misiniz?" sorusunu sorar, cevab›n tereddütlü olmas› halinde bile hiç gözünün yafl›na bakmaz koflar ad›m uzaklafl›verir. Ça¤dafl insan›n kala kala yeniden üretebilece¤i bir vicdan› kalm›flt›r, onu da mutlaka harekete geçirmek gerek. Egemen verilere karfl› koyarak var›labilecek bir sahildir o da. "Otel Gören Defterler"dir. "hayat›n seyrini omuzlayan" ve "insan›n özünden kopufl trajedisini yank›land›ran" ›fl›kl› bir yön levhas›d›r bu serinin beflinci kitab› olan "Atefl Hatt›nda Harf Müfrezeleri".

[close]

p. 3

Sayfa 3 Yolda Yoldafl Cemal K›l›nç Bu akflam dört arkadafl›z, atlad›¤›m›z gibi arabaya ver elini kentin gürültüsünden azade bir köfleydi hedefimiz. Anadolu haritas›nda rastgele bir nokta Mesela Bursa. Yolda ani bir karar de¤iflikli¤iyle sinemaya gidelim deyiverdik. fioförümüz mü bilerek yapt›, yoksa araba m› kendili¤inden gitti bilmiyorum. Kendimizi bir da¤ bafl›nda sayfiyede bulduk. Her birimiz ayr› ayr› a¤aç gölgelerine uzanm›fl, bahar bahar çi¤ düflmüfl çimenlerle bütünleflmenin tad›n› ç›kar›yoruz. Say›n Bay M. üçümüzden biraz daha yüksekçede bulunan dallar› yemifle durmufl büyükçe bir ard›c›n gölgesine uzanm›fl ard›çkufllar›n›n eflli¤inde kitap okuyor. Gece boyunca yolculuk mu etmifltik, günefl ne zaman do¤mufltu, ne yemifl ne içmifltik. Hiçbirini an›msam›yoruz. Bir aral›k etraf› kolaçanla ve ne var ne yoku, neredeyizi ö¤renebilmek niyetiyle gölgemden ç›kt›¤›mda kendimi bembeyaz ›fl›klarla ayd›nlat›lm›fl bir ayakyolunda buluyorum. ‹htiyaç görüldükten hemen sonra ani bir gürültüyle irkiliyorum. Bulundu¤um yerin kap›s› gümbür gümbür vurulmaya bafllamaz m›?! Kap›n›n arkas›ndaki her kimse ya bana inad›ndan yap›yor ya da çok s›k›flt›¤›ndan di¤er kap›y› gözü görmemifl olmal›. Çünkü içeri girerken gördü¤ümü iyi hat›rl›yorum; yan tarafta da bir kap› vard› ve üstelik meflgul de de¤ildi... Gümbürtü h›z ve fliddetinin dozunu artt›r›nca; içeride birisinin oldu¤unu gösterir "nazik" t›klatmalar›n kifayet etmeyece¤ine kanaat getirdim ve d›flar›dakinin memleketine (baflka de¤il) okkal› bir sinkaf savurdum. Sonuç tam istedi¤im gibi; gürültü b›çakla kesilmifl gibi. Ç›t yok. Kim idiyse aya¤›n› sürüyerek gitti¤ini duyuyorum. Kolaçan bitti ancak nas›l bir mekânda oldu¤umuzu anlamam mümkün olmad›. Do¤rusunu söylemek gerekirse da¤ bafl›nda oldu¤umuz kesindi. Ama bu ayd›nl›k ayakyolu, meflguliyeti aflikâr oldu¤u halde kap›lar› ›srarla gümbürdeten garip kaba varl›klar, d›flar› ç›kt›¤›mda karfl›laflt›¤›m eski bir uçak. Uça¤›n etraf›nda çal›flan ve sadece iflleriyle meflgul olan mavi ifl elbiseli iflçiler. Teknisyenler. Anlafl›lan uça¤›n motoru ar›zal›yd›. Motor kapa¤› aç›lm›flt›. Y›llard›r kapa¤› aç›k kalm›fl bir uçak motoru izlenimi çok netti. Teknisyenler umutlu umutlu çal›fl›yorlard›. Uça¤›n tamir edilebilece¤i bana pek mümkünmüfl gibi gelmese de yüzlerinde bir y›lg›nl›k ibaresi okunmuyordu. Uçak motorlar›ndan hiç anlamad›¤›m› itiraf ediyorum. Arkadafllar›m›n yan›na döndü¤ümde üçü de otomobile binmifl beni bekliyorlard›. Koltuklar› dörtledik. Ver elini sinema yollar›. Niyetlerimiz ve düflüncelerimizi hayata geçirme konusunda elimizden geleni yapacakt›k. Meflakkatli bir yolculuktu. Bu defa araba da floför de kaybolmufltu. Yolumuzu kaybetmifltik. Otobanda ters fleritler, k›raç arazilerde tozu dumana katmalar, yeni sürülmüfl bu¤day tarlalar›ndan geçerek deprem y›k›nt›lar› aras›nda yol aramalar, moloz y›¤›nlar›, canavar sesli sirenler... Yol yoktu. Dört ya da befl katl› beyaz boyal› bir yap›n›n önündeyiz nihayet. Sinemaya benzer bir taraf› yok do¤rusu. Buraya nas›l geldi¤imiz gene meçhul. Binan›n etraf› hal›larla kapl›. Ayaklar›ma bak›yorum, ç›plak ve ›slak. Arkadafllar›m›nkiler de. Kifliyi sarhofl eden bir koku yay›l›yor yap›dan. T›rafl› üç gün kadar eskimifl gençten biri ba¤›r›veriyor kulaklar›m›z›n dibinde: "Laikaya benzemeyin! Emperyalizme geçit vermeyin!". Bedenimi bir ürperti, bir s›tma nöbeti kas›p kavuruyor. Bütün sa¤ kollar havada ve iflaret parmaklar› bulutlar› gösteriyor. Turnalar›, Güvercinleri. Yap›n›n yüzeyi p›r›l p›r›l gürbüz bir delikanl›y› ça¤r›flt›r›yor. Temiz. Dört duvar›n köflelerini büyük bir kubbenin birlefltirdi¤i izlenimi. ‹zlenimi diyorum, çünkü bulundu¤umuz yerden sadece dört duvar›n yükseltisi görünüyor. Boya kokusuna benzemeyen buhur a¤›r a¤›r kendine çekiyor bizi. Gün kutsal. Mekân da öyle. Ak›n ak›n. Arkadafllarla birbirimizi kaybediyoruz izdihamdan. Herkes bir an önce yetiflmek istiyor. Yan›mda bulunan son arkadafl›n kalabal›ktan s›yr›l›p yap›n›n sol taraf›nda bulunan tafl merdivenlere do¤ru kofltu¤unu fark ediyorum. Ben de peflinden. Merdiven karanl›k. Üstelik iki duvar aras›nda s›k›flm›fl ve yukar› do¤ru ç›kt›kça daral›yor. Arkadafl›m önde ben arkada. O, darala darala tafl kapakl› bir delik haline gelen ç›k›fl noktas›nda kapa¤› kald›r›p ç›k›p gidiyor. Kapak kapand›¤› için günefl ›fl›¤›n›n ayd›nl›¤› yitiyor. Ben karanl›¤›n ortas›nda s›k›fl›p kal›veriyorum. Darac›k bir yerdeyim. geri dönmek imkâns›z. Üstelik bu kadar geldikten sonra… Gözlerim karanl›¤a al›flt›¤›nda el yordam›yla buldu¤um kapa¤› tafl bir anahtarla aç›p ç›k›yorum ayd›nl›¤a. Günefl çok- tan tepeye yükselmifl. Karanl›kta çok zaman geçirdi¤imi anl›yorum. Buras› beyaz yap›n›n arka cephesi olmal›. Dev çöp varillerinin yan›nday›m. Ayaklar›m hâlâ ç›plak. A¤z› kapakl› bir flifleden ç›km›fl gibiyim. Nefes nefese. Kirlenmemeye özen göstererek geçtim çöplü¤ün yan›ndan. fiimdi bir üzüm asmas›n›n önündeyim. Asman›n alt›nda bir oda biçiminde çardak. Dört kifli yönleri yap›ya dönük oturuyor. Tafl kapa¤› üzerime kapat›p giden arkadafl›m da orada. Taraçay› çevreleyen ahflap korkulu¤un üzerine tünüyorum. Geliflimi hisseden dört kifliden en önde oturan› geri do¤ru dönünce, onun bir kad›n oldu¤unu anl›yorum. Dua için haz›rlanm›fl bir topluluk ve önünde bafl› aç›k genç bir han›m. Hayret ve flaflk›nl›¤›m henüz geçmemiflti ki, "orada öyle durmay›n flu kap›dan binan›n içine girin" diye iflaret ediyor bana. ‹tiraz yok. Yolun geri kalan k›sm›n› diz üstü emekleyerek tamamlamak flart›yla iflaret edilen kap›ya do¤ru ilerliyorum. Girdi¤im yerde de duan›n bafllamas›n› bekleyen iki genç bayan. Sessizce bir bafl selâm› ve bir köflede bafllayan bekleyifl. Hayret yok: Y›llard›r, ‘hayatta her an her fley olabilir’ diye konuflan ben de¤il miyim diye düflünüyorum. Sessizli¤i yine onlardan biri bozuyor ad›m› ö¤renmek isteyen sorusuyla. "Celâl" diyorum. A¤z›mdan ikinci bir kelime ç›kmas›na f›rsat vermeden Celâl isminin ö¤retisel kültür ve tarihimizdeki yeri ve önemi hakk›nda uzun ve içerikli bir söyleve bafll›yor k›z. Tarihte iz b›rakan "Celâller"i s›ral›yor tek tek. Dili o kadar tatl› ki; ad›m›n "Cemal" oldu¤unu söylemekten vazgeçiyorum. Y. Zübeyr Bülbül KIRIKKANATLIKUfiLARÜLKES‹N‹N HÂNIM SULTÂNIM fi‹‹R‹ bir kufl çizdi çocuk gözleriyle tavana içine do¤urdu ve yaflatt› içinde k›r›ld› kanad›. çocuk tavana çizdi¤in kufl kanad›n› sa¤altt›n uçuverdi. gök yüksek kufllar kanatl› çocu¤um! N. Halil Atl›han YEN‹ CO⁄RAFYA DERSLER‹ II Bir uzun nehirdir ac› Ortado¤u’da Kara bir baht oldu renkten öte Tümör suratl› baflçekenler elinden Ses titrek kufl Her gün do¤umu Çocuklar flaflk›n Ters yüz edilmifl resim Korku dolu bak›fllarsa yap›fl›k yüze Hangi masal bitirir flehrazat bu uzun geceyi bulutlar›n yükü a¤›r Sabahsa yenilenen karanl›k Gözlerin ne renk ihanet tüm co¤rafyalarda Atar damar Hüseynî Bilenen bilir Her gün okunan dersi Joyce Kilmer A⁄AÇ ÜNLEMLER lu, sevgi dolu dembedem. Bir an›lma ister gibi, has›l› illâ da ister de ister gün yüzüyle... II. Kelimeler Yasin fiafak I. Cümleler Nemli bir iklimin ikindi vakti ray tak›rt›lar›n›n üstünde ve gün sonu s›k›nt›lar›n›n aras›nda gözü ile yanan iddia sahibi var ya; can sahibi, kalp-ak›l gitgeli sahibi hiç flüphesiz... gelip giden dalgalarla teni bir kuma, bir suya de¤en insan misali; eve giden yolu arayan, bildi¤i yolu unutan çocuk misali hep kendi gibi olan› arayan genç gibi, bir sesin özlemini günboyu çekiyor da sessizliksizlikte dertli ve yaln›z; muhakkak özlem do- Siyah ceketin içine en iyi hangi gömlek gider? Yakal›, yakas›z, tek renk yoksa çizgili mi? Bir giyim kurgusu ar›yoruz hayallerimizin bir parças› olarak. Pantolonlar›n kesimleri, gömle¤in çizgileri ve o çizgilerin yan›ndaki ifllemeler ve o siyah ceket. Böyle olursa m› cümleler daha güzel, gözlerin feri daha bir parlak olacak? Kimbilir... Elefltiri yap›yoruz estetik olma üzerine fakat öyle bir flekilde ki hayalde kurdu¤umuzu elde etsek bu sefer bir baflka elde olmayana yönelece¤iz: Tonu hiç görülmedik bir gömlek gibi. Bu tavr›n cümleler noktas›ndaki izdüflümünü yaflayabilirim, yaflayabilirsiniz. "En iyi cümle hiç kurulmayand›r" vehmiyle süregider günler. "En iyi cümle henüz kurulmayand›r" diyebiliriz pekalâ ki hep daha kâmil olana cehd etmek için. Bunun yolu da bugünkü ibda’dan; yar›n›n kurgusu bugünün mimarisinden, çünkü, budur sorabilmek "yar›n n’ola?", diye, tersi demek de¤il midir "yar›n yok". Bana öyle geliyor ki asla görmeyece¤im A¤aç kadar görkemli bir fliir Bir a¤aç ki çatlak dudaklar›n› Münbit topra¤›n gö¤süne dayam›fl Bir a¤aç ki Tanr›’ya adam›fl kendini Yeflil dallar› duaya aç›lm›fl Bir a¤aç ki yaz giysilerine bürünmüfl Saçlar›nda kufl yuvalar›ndan tokalarla Bir a¤aç ki gö¤sünde kar sükûn Ya¤mur huzur bulmufl fiiirler benim gibi budalalarca yaz›l›r Ama bir a¤ac›, ancak Tanr› yarat›r. ‹ngilizce’den çeviren Pertev Aflk›n

[close]

p. 4

K‹M Mürsel Sönmez O BAHÇEDEN Sayfa 4 Mustafa Y›ld›z Hay›r; ben olamazd›m zili çalan. Ayr›ca yat›yordum. Hafta sonu oldu¤u için kalkmaya da niyetim yoktu. Bu da demek ki, halâ uykudayd›m. Rüya bile görmüfltüm. Rüya görmüfltüm demek hafif kal›r; seri rüyalardan s›yr›lam›yordum. Hat›rlad›¤›m bir kesitte; pencereden karfl›y› izliyordum. Oldukça dik, kaygan zeminli yamac›n sol taraf›nda bir enik, kaybolmuflças›na dolan›yor ve sa¤›ndan ise sahibi oldu¤unu sand›¤›m bir adam, onu aramaya ç›km›fl izlenimi veriyordu. Elimle sola do¤ru gitmesini iflaret ediyordum. Zira akflam›n karanl›¤› basmak üzereydi ve adam yanl›fl tarafa gidiyordu. Ayr›ca önünde az›msanmayacak bir uçurum bulunuyordu. Dikkatini, kaybetti¤i eni¤ine verdi¤i her halinden belliydi. Bu haldeyken uçuruma düflmesi olmayacak fley de¤ildi. Ben hem uçurumdan korumak hem de arad›¤› it yavrusunun solunda bir tafl›n kovu¤una sindi¤ini iflaret etmek için çabal›yordum. Oysa iflaret faydas›zd›. Arkas› bana dönüktü ve ayr›ca sevdi¤i bir fleyi yitirmifl olman›n dalg›nl›¤› vard› üstünde. Neden bilmiyorum pencereyi aç›p ba¤›rmak gelmedi akl›ma. Sesin ulaflamayaca¤› bir uzakl›kta oldu¤unu düflündü¤ümdendir belki de. Ben pencerenin arkas›ndan iflaret etmekle adam› yanl›fl yerden döndürmeye çabalarken birden dereden afla¤›ya hafif bir akflam meltemi ç›kt› ve adam›n kokusunu eni¤ine kadar götürdü. Enik, sahibinin kokusunun geldi¤i yöne do¤ru havlayarak koflmaya bafllad›¤›nda adam da döndü ve sevinçten o da koflmaya çal›flt›. Çal›flt› diyorum zira koflmas›na f›rsat kalmadan aya¤›n›n alt›ndan kayan tafllar ve nazarl›k otlar›n›n kayganl›¤›n›n kurban› oldu. Epeyce s›rtüstü kayd›. Tam an›msam›yorum: acaba rüyan›n bu tehlikeli sahnesinde mi uyand›m yoksa zil sesiyle rüyam m› yar›da kald›. Ama flimdi kap›n›n zilinin avaz avaz çald›¤›n› ve zihnimde anlatt›¤›m kesitin hala tazeli¤ini korudu¤u bir s›rada bafltan da söyledi¤im gibi zili çalan ben olamazd›m. Ben de¤ilsem kimdi o zaman zili çalan? Kim? Ben içerdeydim. D›flar›dan zil çal›yordu. Ve benim akl›ma zili çalan›n ben olmad›¤›mdan baflka bir fikir gelmiyordu. Ve kap›y› içerde benden baflka açacak kimse de yoktu. Yaln›z yafl›yordum. Demek ki d›flar›da oldu¤umda da zil çalmam› gerektirecek bir durum yoktu ortada. Çünkü o zaman da kap›y› açacak biri olmazd› içerde. Böyleyken neden flimdi akl›ma zili çalan›n ben olmad›¤›m düflüncesinden baflka bir fley gelmiyordu? Neden? Yorgan› çektim. Pencereden tarafa döndüm. Perdeler kapal› olmas›na karfl›n saatin epeyce ilerledi¤i, içeri vuran ayd›nl›ktan ve karfl› balkondan gelen kilim silkeleme seslerinden anlafl›l›yordu. Zilse halâ çal›yordu. Kalk›p "Kim o?" demeye üfleniyordum. Dahas› çalan›n ben olmad›¤›m fikriyle bo¤ufluyordum. Oysa birçok seçenek vard›. De¤il mi ki, zili olan bir evde yafl›yordum. Demek ki da¤ bafl› bir yer de¤ildi buras›. Ve karfl› binan›n balkonundan sesler iflitiyordum. Öy- leyse baflka binalar ve daha baflka insanlar da vard›. fiimdi koskoca bir flehrin bir semtinde, bir apartman dairesinde yaflad›¤›m› s›rf zilim çald›¤› ve çalan zili kendimin çalmad›¤› için unutacak de¤ildim. Kap›y› açmamak için daha iyi bir bahane bulmam gerekiyordu. Hem zaten kendi çald›¤›m bir kap›y› ben nas›l açard›m ki? Akl›ma gelen düflüncelerin hiç birisi çalan zilin ›srar›na dayanam›yordu: Dilenci olsa bu kadar ›srar etmez, flans›n› baflka kap›da denerdi. So¤an ya da salça istemek için gelmifl bir komflu da olamazd›. Dedim ya yaln›z yafl›yordum. Bir yak›n›m desem, habersiz gelmezdi. Ev sahibi... Kiray› daha dün verdim. Kimseye taksidim yok. H›rs›z olsa çoktan anlam›fl olurdu içeride kimsenin olmad›¤›n›. Böyleyken kim olabilirdi ki ›srarla çalan zili? Kulaklar›m› kabart›p, merdivenden inen ayak seslerini iflitmek istiyordum. Nafile vazgeçece¤i yok. Her türden çal›yor. Uzun uzun kesik kesik... Art›k uyuyamazd›m. Dahas› zaten halihaz›rda zil devam ediyordu. Olmas› muhtemel bütün seçenekleri de tek tek eliyordu bu ›srarl› çal›n›fl›yla. fiimdi art›k "Kim o?" demek durumu kurtaramayacakt› biliyordum. Israrla çalan zil ve tuhaf bir biçimde kafama tak›lan çalan›n ben olmad›¤›m düflüncesi karfl›s›nda ne yapaca¤›m› flafl›r›yor- dum. Bir ara kalkmadan "Kim o?" diye seslenmek geldi. Sonra vazgeçtim. Hem kim olursa olsun bu halde kimseye kap›y› açamazd›m. Posam kalm›flt› geriye yaln›zca. O da bütün hafta sonunu yatarak geçirmeyi adet edindi¤imden iyice sersemlemifl bir posayd›. Ya kap›dakini içeri almak gerekirse ne olacakt›? Bu yüzden bir an önce zilin susmas›n› ve onun gitmesini istiyordum. ‹ste¤imin olmamas› karfl›s›nda iyice tedirgin olmaya bafllam›flt›m. ‹tiraf etmeliyim ki; art›k korkuyordum. Kalk›p, çabucak bir dufl ald›ktan sonra halâ çalmay› sürdürürse kap›y› açmay› tasarlad›m. Ama sonra bu fikrimden de so¤udum. Neden ve kimin için haz›rlanacakt›m ki? Olacak fley de¤il; sanki, zili çalan d›flar›da unuttu¤um kendimdi ve ben içerdeki kendimi yani flimdi yatmakta olan ve d›flardaki kendimin zil sesiyle uyanan sersem posay› ona haz›rlayacakt›m. Güldüm. Aradan geçen zamanla sese de al›flm›flt›m. Art›k eskisi gibi rahats›zl›k vermiyordu. Sonra epeyce yorulmufltum. Yeniden sersemlikle uyku kar›fl›m› bir hal çöktü üzerime. Kafam› yorgan›n alt›na soktum. fiimdi zilin sesini neredeyse iflitmiyordum. Uyumuflum. Sonra ne zaman uyand›¤›m› ancak mutfakta bi’fleyler at›flt›r›rken gözüme iliflen saati görünce anlad›m. Gece yar›s›n› geçmiflti. Saatin tik taklar›ndan baflka ses yoktu. Gidip kap›y› açt›m. Karanl›k ve rutubet kokan merdivenler karfl›lad› beni. Emin olmak için koridor ayd›nlatmas›na bast›m. Kimsecikler yoktu. Zilime dokundum. Ç›kan sesi ilk kez duyuyordum. ‹çeri girip kap›y› kilitledim. Koridorda ilerlerken birden arkama dönüp "Kim o?" diye seslenmek geldi içimden. ENDÜLÜS fi‹‹R‹’NDEN dalgalan›n dalgalanan bayraklar bayrak de¤il dalgalanan o rüzgâr ar› o¤ulu gibi u¤ulday›n çarfl›lar görünmezden görünüre çok yol var elbette kaynas›n dursun kazanlar atefl içinde nice flark›lar var befliklerde kaymak tutsun uykular bekliyorlar geceleri çocuklar üflümesin eldivenler tak›ls›nlar ellere el sözcü¤ü büyüsün bir el kadar bir de hediye etti¤in flu kalem mürekkepsiz gör ne yaz›lar yazar yoklu¤a övgün as›rlar tutar bak o bahçeden bafll›yor tüm baharlar kah›r sular› birikip durulsun iç burkulmas›ndan kan›yor tablolar dün nas›ld› an›msayamam flimdi bu günlerde bu flehirde tek o var elleri tüm ellerin üstündedir aydand›r y›ld›z›n par›lt›s› Sâre Çermik busgaünvafl... Ali ibn Musa ibn Sa’id UYAN VE KALK ERKENDEN fiAFAK B‹R C‹MR‹N‹N ÖNÜNDE fiARABINI DOLDUR BANA KEND‹M‹ KÜÇÜLTMEM aheflrugrüan, sabah›n söküflü flarap gibidir y›ld›r›mlar›n çakmas› k›l›çt›r, bulutlar ordu, ya¤mur oklar ve gökgürültüsü savafl kösleridir nehirler ba¤›fllanabilir z›rhlar›n› giydikleri için ve dallar itaatkar e¤ildikleri için ayr›l›k arefesinden daha ac›l› dolunay›n bile yüzünde çizikler vard›r güneflten ›fl›k dilenirken ‹ngilizce’den çeviren Mevlüt Ceylan ‹stanbul Bir Nokta Ayl›k Edebiyat Dergisi - ISSN: 1303-4316 Selçuk Yay›nc›l›k, Matbaac›l›k Ltd. fiti. ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü ‹brahim YARIfi, Yay›n Yönetmeni Mürsel SÖNMEZ, Görsel Yönetmen ‹smail fiEN, Sayfa Sekreteri Murat ARSLAN ‹dare Merkezi: Büyükdere Cd. Atakan Sk. Petek Ap. B Blok No:7/11, Mecidiyeköy, 80310 ‹stanbul Yaz›flma Adresi: Örnek Mah. 35. Cd. No: 26, Üsküdar, 81190 ‹stanbul ‹rtibat Tel.: (0216) 324 36 05 Posta Çeki Hesab›: ‹brahim Yar›fl - 1652014 Y›ll›k Abone Bedeli: 12.000.000.-TL Bask›: Kurtifl Matbaac›l›k kheerrbyeelrâ

[close]

Comments

no comments yet