Birnokta Dergisi Sayı 7

 

Embed or link this publication

Description

Birnokta Dergisi Sayı 7

Popular Pages


p. 1

‹STANBUL ‹ki Ayl›k Edebiyat Dergisi • Y›l: 2 • Say›: 7 • Fiyat›: 500.000.- TL (KDV Dahil) • Mart 2002 Yazar ve Tu¤ra Ali Görkem Userin Hallâc-› Mansur ÜÇLEMELER “Ve onlara, deniz k›y›s›ndaki kentin durumunu sor.” (7/163) 1984 y›l› bafllar›nda, bir grup dostunun gerçeklefltirdi¤i bir söyleflide, kendisine ‹stanbul’dan Ankara’ya yapt›¤› anî dönüflü soran Mustafa Mansur’a, “‹stanbul bir atlast›r. Biraz da böyle uzaktan seyredeyim istiyorum.” tümcelerinin de içinde bulundu¤u s›k› bir yan›tla karfl›l›k verir Nuri Pakdil. Daha önce de, Bir Yazar›n Notlar› II’de, ayn› atlas›n, “aç›lan ve kabaran” yap›s›na de¤inmiflti Usta. Malraux’nun, “Akvaryumu en iyi görmenin yolu, ona d›fl›ndan bakmakt›r” mealindeki sözüyle anlatmaya çal›flt›¤› durumun ta kendisidir, flehir konusundaki yan›t› yazar›n. Sonralar›, Arap Saati’nde bir de soruyla karfl›l›k verir benzer sorulara: “‹stanbul’un içinde olmam da illâ gerekir mi?” Ayn› söyleflideki sorulardan biri de, yaz›lar›ndaki ‹stanbul’a yöneliktir. Yan›t›ysa, insanda b›çak yaras› haline gelerek durmaks›z›n kanayan bir flehri anlat›r; ve bu kanamadan yola ç›karak, bugünden geçmifle do¤ru önemli bir sorguyu bafllat›r. Notlar’›n ikinci cildinde de ayn› duruma, “‹stanbul, kanayan sözcüklerdi.” tümcesiyle de¤iniyor. ‹stanbul’un, Pakdilce’deki anlamlar›na ulaflmak için elimizdeki tek araçsa, yap›tlar›. Bunlar aras›nda, flehrin arad›¤›m›z anlamlar›n› en çok bar›nd›ran ve sunansa, dört kitapl›k Bir Yazar›n Notlar› dizisi. Kudüs, Mekke, Medine gibi kutlu ve bereketli flehirlerin hemen ard›ndan, ilk s›rada yer al›r ‹stanbul, imgeleminde. Ve yine onu ç›k›fl noktas› al›r att›¤› ad›mlarda ço¤un. Çünkü, “çok sa¤lam bir noktadan ç›k›fl yapma”s› gerekmektedir bu ad›mlarda. An›lan üç flehirle birlikte ‹stanbul’u ç›k›fl noktas›, merkez ve ayn› zamanda baflflehir alan co¤rafya ve geçmifl bilincinin kökleri bugünle s›n›rland›r›lamayacak bir genifllikte uzanmaktad›r o dünlerde. Uygarl›¤a ba¤l›l›k ve onu yaflatma kayg›s›n›n do¤al bir sonucudur asl›nda bu anlay›fl, bu seçim. Usta’n›n bu ba¤l›l›k ve bilincinin, “üç yüz altm›fl dereceyi alg›lamadan” gerçekleflemeyecek bir eylemi gerektirdi¤i kesin. Ama, yap›lan bu alg›laman›n sonucunda, ‹stanbul’un, “Mekke’den, Medine’den, Kudüs’ten sonra”, “insan›n, yarad›l›fl›n› en iyi, en sa¤lam gerekçelendirdi¤i yer” olarak ç›kmas›, onu bambaflka bir noktaya yerlefltiriyor Kalem Kalesi’ndeki izlere göre. Güvercin ve mart›lar›yla -ki bu kufllar, do¤ay› kanatlar›nda geren “ilerici kufllar”›d›r flehrin-, cami, saray ve di¤er yap›lar›yla, denizi ve bo¤az›yla, gecesi ve sabah›yla, ezan› ve coflkusuyla, en önemlisi insan›yla, sürekli ayn› noktay› imliyor flehir: özce, yitmekte olan uygarl›k bilincini ve Mutlak Ö¤reti’yi. fiehri, bir göstergeler imparatorlu¤unun payitaht› olarak görür. Örne¤in, “Erenköy istasyonundaki görkemli ç›nar”, onun “insanc›l bir dikkafal›l›k” dedi¤i ve bireyler aras›ndaki iliflkilerin, Arap Saati’ndeki biçimde, yani “düzensiz atan nab›z gibi” olmad›¤› durumdaki s›k›l›¤›n› ve birbirini besleyen etkileflimini belirten bir göstergedir. Ya da bir pencereden el sallayan k›rm›z› saks›, Cezayir Savafl›’ndaki kan gölünü; Süleymaniye’nin dört minaresi de, “Önder’den sonraki ilk dört büyü¤ü” simgeleyebilir. ‹stanbul, 14 yüzy›ll›k bir anlay›fl ve yaklafl›m›n, yeryüzüne vurdu¤u tu¤rad›r. ‹lk bak›flta hemen ayr›m›na var›laca¤› gibi, ‹stanbul’un farkl› farkl› yerlerinde, birkaç temel duruflu gözlemlenir Usta’n›n okumalar s›ras›nda; Kanl›ca’dan Anadoluhisar›’na, Çengelköy’den Beylerbeyi’ne, Çaml›ca’dan Üsküdar’a, Sarayburnu’ndan Cankurtaran’a, Yenikap›’dan Yeflilköy’e, Fatih’ten Eminönü’ne, Lâleli’den Bostanc›’ya ve Erenköy’e. ‹stanbul’un tarihle, uygarl›k damarlar›yla olan ba¤›ndaki y›pranmay›, çürümeyi gözlemleyebilen özende bir bak›fl, içinin derinliklerinde duyumsamaya çal›flan ve yitenlerin izini süren duyarl›kta bir yürek ve özleyen, ac›s›n› çeken bir “insan” var karfl›m›zda. Yürümek. Ne denli yürüme tutkunu oldu¤u bilinir onun. Yürümek, yaflamakt›r, eyleme kat›lmakt›r sözlü¤ünde. Lâkin, Otel Gören Defterler’in ikinci kitab›ndaki flu tümce, yürümenin, söz konusu flehir ‹stanbul oldu¤unda bir kat daha vazgeçilmez bir düzeye yükseldi¤ini oldukça aç›klaflt›r›yor: “‹stanbul ancak yürüne yürüne sindirilir: bilincimize.” Durum böyle olunca, ‹stanbul, bir süre sonra üstünde gezilen s›radan bir flehir olman›n ötesinde, yan yana birlikte yürünülen ve söyleflilen bir dost olacakt›r. “Vezneciler’den yukar› do¤ru ç›karken”, “Lâleli’de yürürken” ya da “Yenikap›’dan Yeflilköy’e do¤ru” yürürken, hep flehirle söyleflmifltir asl›nda. “Yürünür mü?” diye soranlar varsa, iflte yan›t›: “Yürünür; istenirse, sizi kanatland›ran bir aflk varsa.” Bir de Yürüyen Geceler var Sükût Sûretinde içinde. Temel çabalar›ndan biri de, yaflam ve yaz› aras›ndaki engelleri k›rmak ve böylece gerçeklerden kaç›fl arac› yap›lan sözcükleri yaflam›n orta yerine getirerek, ikisi aras›ndaki kadim dostlu¤u yeniden diriltmek yönündedir. Notlar’›n ikinci cildindeki, “‹stanbul yerinde yok mu?” sorusuna verilen “Kalbin yerinde mi ki!” yan›t›ndaki yaflamsal önem göstergesi “kalp” ve tümcenin sonundaki ünlem de, flehre verilen de¤eri ve yüklenen anla- m› biraz daha netlefltiriyor; bunun yan› s›ra, “durgun sularda kokufl”ma tehlikesi olan yaz›ya bir Marmara ak›nt›s› kat›yor. Zaten oraya da olmazsa, “nereye yerlefltireceksiniz Marmara’y›?” fiehrin ayn› yaflamsal önemi, birinci ciltte de, çocukluktan kalma bir an›n›n etkisi sonucunda oluflan “flifa, ‹stanbul’du!” ile verilmiflti. ‹stanbul’dan kilometrelerce ötede, Paris’teyken, Bat› Notlar›’na ekledi¤i flu sat›rlar, flehrin cevherine ve bu cevheri oluflturan geçmifline dair bir ç›kma say›labilir. “‹stanbul’un, Fatih’ten beri gide gide ço¤alan ayd›nl›¤›, insan› Mutlak Ö¤reti’ye çeken ayd›nl›¤›, en güzel alçakgönüllü ve mâsum ayd›nl›¤›”d›r onun ay›r›c› özelli¤i. Bir Yazar›n Notlar› III’te flöyle anlat›yor: “A¤layan çocu¤un gülmeye bafllamas›yd› da 1453’ün Ayasofya’ya ekledi¤i hilâl”. Ayn› ay›r›c› özelli¤in vurgusuna, Notlar’›n ilk cildinde de rastlan›r: “‹stanbul, sa¤›, solu, önü, arkas›, alt›, üstü deri kapl› bir ‘mistik’tir. Bizim olmadan önce geyikten de¤ildi. 1453’de, buna, ola¤anüstü güzel, albenili, al›nteri bir ‘geyik’ eklenmifltir.” Üstelik, bu “mistik a¤›rl›k; ve Tarih o denli çok tan›kla birlikte”dir ki, bu birliktelikten Dervifl Hüneri do¤acakt›r. 1453’te bafllay›p geçti¤imiz yüzy›l›n ilk çeyre¤ine dek gelen ve “k›ç› damgal›” bir y›ldan sonra, insandan, onunla birlikteli¤inden ve ister istemez eylemden kopar›lan Ayasofya da alacakl› konumunda beklemektedir o günden bu yana. Bundan dolay›, 1453, “hem yan›bafl›n›zda, hem çok uza¤›n›zda”d›r. ‹stanbul’un di¤er kimi flehirlerle dostlu¤u da önemli noktalardan birini oluflturuyor. “Kudüs’ü düflünme saati” geldi¤inde, ayaklan›p güneye do¤ru yola koyulan, bir an önce kavuflma iste¤iyle ona do¤ru ilerleyen ve ayn› anda Kudüs’ün de kendisine do¤ru geldi¤i flehirdir ‹stanbul, Bir Yazar›n Notlar› III’te. Yine “‹stanbul: Viyana’ya bak›yor, Ba¤dat’a bak›yor” Dervifl Hüneri’nde. Ya da, “namaz tülbenti gibi, bafl›na ald›¤› mavi flal›yla” Paris’i denetleyen, s›nayan bir uzak akrabad›r ‹stanbul. Usta’n›n görmezden gelinemeyecek flâirlik yan› da dur durak bilmeksizin göz k›rpmaktad›r flehre. Ahid Kulesi’nde “hiç böyle ‹stanbul olamad› kimse” dedi¤i kadar vard›r flehrin ikiliklerdeki özge betimi. Dahas›, “reddediyoruz can›m yafllanmay›” ve “seninle daha s›k› karfl›koyanlar›z biz” naralar›yla flehri kucaklad›¤› k›y›d›r ikilikler. ‹lki Sükût Sûretinde’de, izleyen dördü Ahid Kulesi’nde ve (flimdilik) son üçü de Osmanl› Simitçiler Kasîdesi’nde yer alan ‹stanbul ikilikleri dizisi de ayr› bir özenle de¤erlendirilmesi gereken ipuçlar› tafl›r flehre de¤in. Yazd›klar› aras›ndan ‹stanbul üstüne olanlar› seçip, tümünü bir araya getirerek bakt›¤›m›zda, karfl›m›za, bir uygarl›k ve kültür atlas› ç›kacakt›r. ‹stanbul’da olmasa da, yüre¤inde diri tuttu¤u ‹stanbul heyecan› ve umudu ile ya(fl/z)›yor “caninin adresi” olan kentte. “D›fl›nda oldu”¤unda, “hep ‹stanbul’u kofluyor” oluflu da bununla ilgili. Suskunluk, sonra sessizlik, sonra dilsizlik Bilmek, sonra bulmak, sonra dalmak Balç›k, sonra atefl, sonra ›fl›k So¤uk, sonra gölge, sonra günefl Engebelik, sonra düzlük, sonra sahra Nehir, sonra deniz, sonra çorak Sarhoflluk, sonra ay›kl›k, sonra keyif Yak›nl›k, sonra ulaflma, sonra ünsiyet Daralma, sonra aç›lma, sonra mahviyet Kap›n›n ard›ndan gelen sesler bunlar flu dünyay› bir meteli¤e satanlarca dillendirilen Yan›bafl›ndaki insan konuflmaya gör birer f›s›lt›d›r duyulanlar Menzile vâs›l oldu¤unda kulun eline geçen hazd›r ve de ifltihâ befler ki zirâ hizmetkâr›d›r umudun Kutsanmas› da kutlu hakt›r oysa Hakk’›n Türkçesi: ‹lyas Aslan Süleyman Çelik ADI SEFA, SOYADI B‹L‹NM‹YOR “Kar ya¤›yor Sefa; o¤lum, üflüyeceksin.” Sular çok so¤uk amca beton çok so¤uk hele kar kar buz gibi amca. Biraz ›s›nsam, flurada bir kenarda biraz ›s›nsam kapanana dek dükkan›n›z kepenkler ininceye dek. Siz çekip gidersiniz amca, kediler de çekip gider bu park, sokaklar hep bana kal›r koflar›m, yürürüm, yorulurum sonra. Sefa, gel dese annem kar ya¤›yor o¤lum, üflüyeceksin babam meraklansa, saatine baksa akflam, akflam hiç gelmese amca. Sular çok so¤uk beton çok so¤uk hele kar buz gibi kar.

[close]

p. 2

Arif Dülger ÖLÜMÜNE SEVD ‹maj Üretim A.fi. Sayfa 2 Aflk›n bahard›r; bir günefl gibi üstüme do¤uyor! Hicran›m sen oluyorsun, sonra gündüzüm soluyor. Hayallerimi delip geçiyor hasret yüklü gemiler, Zaman›n a¤›na tak›l›nca konu¤um serçeler. Beni ya¤murdan çok sever y›ld›zlar›n, hep özlersin! Akflam›n gümüfl koynuna kimin ateflin üflersin? Hüzündür sararm›fl yapraklar› aln›ma düflüren, Sonbaharda durmay›p girdap a¤z›ndaki lekeden. Mâziye dalma, unut gitsin; sevdâ çokça ölümdür! Önünde bahar var, ölüm olsa da sevdâ gülümdür. H. Ziya Taflkent MASDAR ‘sen’in ‘sin’i sinene insin sen enis isen ins’e senin sesin ins’e esin sen ‘ene’sin enis’e enîse sinse Cihat Ar›nç BAL SOFRASINDA B‹R GENÇ ‹Ç‹N SÖYLEV Ayn’a Bir akflam vakti flirin kalabal›k evde Yeni bir adam var iyi bir sükût defterinde Takvime bak›p sorgulayan Ve konumlayan oturuflunu Bir muvakkit efendinin tafla yonttu¤u o ilkel Ama bir o kadar kullan›fll› ve flafl›l›yor her nas›lsa Ballar›n bal› bir âh özünde Kesik bafllar ile can sofras›nda A¤z›m›zda cümleler Mevlâna’dan Ve aç›l›mlar: «Be cân-› cumle-i mestân ki mestem Bigîr iy dilber-i ayyâr destem» Gece aflk›n bir geometri sunarak Afl›nd›r›r + yontar + alçalt›r Ve uyarak kurallar›na hassas kavisli ince Daraltarak geniflleterek kalp e¤risini Kalbimizi e¤riltme hayat karfl›s›nda Yolunu verdin ki e¤riltme Gevflek bir ten u¤runda Üçgenler dikdörtgenler dolusu Bir garip geometridir aflk Ama bu de¤il hem bilirim çünkü Bu esrik ak›l katman›nda Bu sofran›n erleri ar namus bilmez olur Bak›r› gümüfl gümüflü alt›n olur kafl›¤›nda Sana ma¤lûp olan ki ne büyük galiptir ey Atefline düflenin akl› bir saman olur ota¤›nda A¤aç konuflur tafl konuflur Ve bazen insan da Bu sözler diri durur o gence ki Sor onun gö¤sündeki flerhi açandan da Cihat sözü coflkun söyleme sak›n Can a¤r›s› çekmez bu âh’› tende Muammer Öztürk TV’lerin yayg›nlaflmas›yla birlikte ‘görüntü aptal›’ tabiri duyulur olmufltu, TV’ye ba¤›ml› olman›n mahzurlar›n› ifade etmek için. Teknik ilerlemelerle maharetleri durmadan zenginleflen televizyon -bu arada sinema ve gazete- etkinli¤ini ve yayg›nl›¤›n›, art›k günlük hayat›n ayr›lmaz bir parças› olacak derecede artt›rm›flt›r. Günümüzde onun haber verdiklerinden, görmemizi istediklerinden bigâne kalmak mümkün olmad›¤› gibi caiz de de¤ildir. Art›k çok mahirâne haz›rlanm›fl görüntülerin seri üretimi söz konusudur. Görüntü üretiminin boyutlar›n›n artmas›n›n neticesinde, görüntü üretimi endüstrileflmifl ve ‘görüntü aptall›¤›’n›n boyutlar› da oldukça artm›flt›r. fiimdi daha ince hesaplanm›fl görüntülerin, yani imajlar›n aptall›¤› devri bafllam›flt›r. ‘‹maj Endüstrisi’nin üretti¤i pazar›n bafltan ç›kar›c› unsurlar›n› havî görüntü ve na¤melerle yumuflak kar›nlar›ndan vurulan kitleler, kendilerine ne verilirse, onu almakta; kendilerinden nas›l olmalar› istenirse, öyle olmakta; nas›l olmalar› caiz de¤ilse, öyle de olmamaktad›rlar. Kitleler art›k iflah olmaz bir ‘imaj müptelal›¤›’na tutulmufltur. Çok ustal›kl› oluflturulmufl ve birden fazla kanaldan pompalanan imajlar›n etkisinden kurtulmak, onlar› ay›klay›p, deflifre etmek, ‘gece görüfl dürbünü’ türü bir vasf› elzem k›lmaktad›r. Çünkü iflin asl› fludur ki, ne bunca görüntü bizim köyünkilere benzemektedir, ne de çal›nan bunca na¤me bizdendir; onlar, ‘global köy’ diye bir yerdendir. Global köy, yani ‹maj Üretim A.fi.’nin mahsulü olan ve onun, bizim için uygun oldu¤unu düflündü¤ü ve benzememizi istedi¤i köy, çünkü Jeremy Tunsdal’›n dedi¤i üzere, “o üretir, dünya (da) al›r”. ‹maj üretiminin boyutlar›, gören gözlere iflin flakas›n›n olmad›¤›n› anlatmaktad›r. Bunca imaj üretimi mühim bir vazifenin ifâs› içindir; ‘global köy’ün kurallar›na tâbi k›lmak ve onun düzenine boyun e¤dirmek, onun al›flkanl›klar›yla uyumlulaflt›rmak ve böylelikle adam etmek vazifesinin. ‹maj Üretim A.fi.’nin acenteleri, daha do¤rusu ‘sihirli flüt’leri televizyonlar, bu vazife için her yerde ko- numlanm›flt›r. ‘Sihirli flüt’ na¤meyi çalmakta ve kitleler istenilen figürü flekillendirmektedirler. Art›k her memleket, ‹maj Üretim A.fi’nin bir sirkine dönmüfltür ve sirk ehli, onlara belletilen figürleri yapmaktad›r. ‹stenilen figürü beceremeyenlerin, yani ‘figüratif bozukluk’ sahiplerinin ise nas›l uygunsuz ve utan›las› bir durum arz ettikleri bir çok kanaldan pompalanmaktad›r. Sirk figürlerini beceremeyenler ya da figürlerin aksini icra ederek ‘figürsel benzeflmezlik’ arz edenler, ‘ça¤d›fl›’ yaftas›n› yemeye müstahak olmaktad›rlar. Çünkü, bu durumun, ‹maj Üretim A.fi.’nin lügatindeki karfl›l›¤› ‘ça¤dan, günden kopmakt›r’. ‹maj Üretim A.fi.’nin önemli taktiklerinden olan utand›rarak boyun e¤dirmede, hizaya getirmede; sürekli utan›las› imajlar›n, görüntülerin bombard›man›na tabi tutmak, sonuç veren yöntemdir. “Eskinin tarih yapan topluluklar›n› baflkalar›n›n tarih malzemesi yapmak” bu usulle mümkün olabilmektedir. Bunca yo¤un belletme ameliyesine ra¤men, ço¤unlu¤un belledi¤i, kabul gören figürleri becerememek yine de taraftarlar› önemli bir yekûn tutan bir tav›rd›r. Bu tavr› gösterenler, yine utan›las› bir durum olan figürlerden ikmale kalma sonucuyla karfl› karfl›ya kalmaktad›rlar. Bereket versin, ‹maj Üretim A.fi’nin sirki durumundaki her memlekette, figüratif bozukluk arz edenlere ‘kabul gören’ figürleri tekrar tekrar belleterek onlar› adam etmek ve böylece ‘utan›las› görüntülerden’ kurtarmaya çal›flmay› vazife edinmifl yerli ‘terbiyeciler’ mevcuttur. Bu, ‹maj Üretim A.fi.’nin gözüne girmenin ve kariyer yapman›n da yoludur. Ayr›ca figür bozukluklar›n›n utan›las› memleketinde, figüratif baflar›s›zlar›n aras›nda ‘ayr›cal›kl›’ bir konum elde etmek, onlarla ayn› kefeye konulmamak da baflat taraf›n yan›nda yer almay›, baflat tarafa herhangi bir flekilde illiyet sergilemeyi gerektirmektedir. Ve ‹maj Üretim A.fi.’nin sirkleri durumuna dönüfltürülen memleketlerde, baflat tarafa illiyetle rolünü severek kabul edenlerin sahip olabilece¤i en iyi mevki de sirk e¤iticili¤idir. KURT ‹brahim Yar›fl Nerede, nas›l yakalam›fllard› onu, bilen yoktu. Ama herkes bir efsane uyduruyordu. Kimilerine göre köyün giriflindeki koyunlara sald›ran köpekler, kurtlar›n yuvalar›na kadar gidip getirmifllerdi yavruyu. Baz›lar›na göre de muhtar ve köylüler kurt av›na gidince, erkek ve difli kurtlar› öldürüp al›p gelmifllerdi. Onun kurt olmad›¤›n›, bir kurt ile kangal›n çiftleflmesinden meydana gelen bir köpek oldu¤u bile söyleniyordu. Yafll›lar da bir kurdun koyunlarla beraber yaflamas›n›n k›yamet alameti oldu¤unu söylüyordu. Aylar geçtikçe kurt de¤iflmeye bafllam›flt›. Minikli¤in verdi¤i sevimlilik gitmifl, diflleri sivri ve keskin, bö¤rü çökük, kuyru¤u tüylü ve sark›k, aln› yat›k, gözleri e¤ik ve kulaklar› dik bir hale gelmiflti. Hiç ç›kmayan sesi, art›k iyice kartlaflm›fl, h›r›lt›lar› onu besleyip büyütenleri bile korkutur hale gelmiflti. Sahibi, olay›n ciddi boyutlara ulaflmad›¤›n› düflünüyordu, ama içinde endifle tohumlar› da uç vermiyor de¤ildi. Al›flm›fllard› da ona. Kopmak kolay olmazd›. Bir gün onu koyunlara sald›r› yapmak üzereyken yakalad› ve o gün boynuna kal›nca bir zincir vurdu. Bu ceza onu iyice huysuzlaflt›rd›. K›fl olunca, bir kurdun gelip kendisini kurtarmas›n› bekledi uzun süre. Kapal› mekân, önüne koyulan yiyecekler, etraf›ndaki yarat›klar›n uyumlu halleri onu bir hayli rahats›z etti, gururunu zedeledi. Çünkü o tabiat›n koynunda kendi kurallar›n› kendi koyan bir tarihin uzant›s›yd›. Da¤lara do¤ru gitmek zorundayd›. Nefesi daral›yor, vücudundaki tüylerin kederden döküldü¤ü bile oluyordu. Yeme¤ini insanlar uzaklaflt›ktan sonra yiyordu. ‹nsanlar›n denetiminde yemek yemek ayk›r›yd› yarad›l›fl›na. Bir kez daha bakt› etraf›na isteksizce. Ah›r›n kap›s›na yak›n bir yerde yatan miskin köpek çok çelimsiz ve zavall› geldi ona. Kulaklar› dik bir halde, burnunu yukar› kald›rarak havay› koklad›. Bu hava, ona art›k gitmesi gerekti¤ini söy- lüyordu. Bulundu¤u kulübeden, da¤lara, k›rlara do¤ru koflmak; kendini topra¤›n ve havan›n iradesine b›rakmak istedi, yekindi, ancak bo¤az›n› öldürürcesine s›kan ba¤dan kurtulamad›. ‹lkbahar›n yaza döndü¤ü vakit getirmifllerdi onu köye. Uzunca ve sevimli yüzü, flaflk›n gözleri, yumuflak tüyleriyle, atalar›n›n yüzünde bulunan as›rlar›n vahfli çehresi yoktu kendinde. Ne verirlerse onu yiyor, kucaktan kuca¤a dolafl›p duruyordu. So¤uk bir bozk›r gecesinde,uzaktan gelen bir uluma sesiyle irkilmiflti. Bir fley vard› bu seste. Aidiyet duygusu ile koflmak istedi sese do¤ru. Boynundaki zincir izin vermedi. Bu zincir, bu evcil ve vahfli hayat kar›fl›m› yaflam, içindeki duygular›n kendini göstermesini engelliyordu. K›sa bir zaman sonra, civar köylerden merak edenler gelip onu görüyor, difli köpe¤ine güvenenler, flimdiden onu çiftlefltirip cins bir kurt köpe¤i meydana getirmenin ince plan›n› kuruyordu. Onu, baz› günler boynuna tasma tak›p köyün içinde dolaflt›rd›lar bile. Küçükken bile hofllanmam›flt› bundan. Olup bitenleri anlamad›¤› için günlerin tad›n› ç›kard›, ama bu mutlu günler k›sa sürdü. Güdüleri ona yaln›z ve onurlu yaflamas› gerekti¤ini telkin ediyordu. Onu görmeye gelenlerin bafl›n› okflamas›ndan, koyunlar›n melemesinden, insanlar›n flaflk›n bak›fllar›ndan g›na gelmiflti art›k. Okflanma duygusunu da kabullenememiflti bir türlü. Çünkü bu duyguda onu do¤all›¤›ndan koparan bir k›v›lc›m vard›. Bu k›v›lc›m›n flûlesi onu eritecekti. Günden güne iyici huysuzlafl›p h›rç›nlaflt›. Son olarak bir yavru köpe¤i köfleye s›k›flt›rd›¤› için daha kal›n bir zincire ba¤lad›lar. Yan› bafl›nda duran köpek, özellikle ezan okundu¤u vakit, doya doya ulurken; kurt özüne ait bu eylemi bile beceremiyordu. “Buraya kadar” dedi yine içindeki ses ve dalga dalga büyüdü. Uzun sivri burnu, art›k kokuyu almaz olmufl, gözleri iyice k›s›lm›fl, kulaklar›n›n dikli¤i kaybolmufl, yorgun ve mutsuz bir kedi gibi miyavlayacak hale gelmiflti. Bir müddet daha sabretti, hiç görmedi¤i s›k ormanlar›n, telâflla dolaflaca¤› serin bozk›rlar›n hayalini kurdu. Zincirinin izin verdi¤i oranda volta att›. ‹ki seçenek vard› önünde. Ya benli¤ini inkâr etmek ya da önüne konan yaflam› kabul etmek... Ancak birincisinin gölgesi iyice üzerine düflmüfltü bile. Sahipleri yeniden onu gezdirmeyi denediler, gitmedi, gidemedi. Son olarak, önüne konan yemekleri de yemedi. Boynunu o kal›n zincire dolayarak intihar etti.

[close]

p. 3

Sayfa 3 Çobanaldatan N. Halil At›lgan YANKILAR V Cemal K›l›nç Epeydir içine düfltü¤ü k›st›r›lm›fll›¤›n meydana getirdi¤i düflünce kumkumas›yla kald›r›m tafllar›n› sayarak yürüyordu. Bafl› hafifçe öne düflmüfl. Ceketinin yakas› esen rüzgâra karfl› korumuyor boynunu. A¤arm›fl ve omuzlar›n› okflayacak kadar uzam›fl saçlar›n› kar›flt›r›yor rüzgâr. Biricik yarat›lm›fl olan insan teki ile her biri baflka baflka olan yaflant›lar üzerine düflünüyordu. O anda korna çala çala yan›ndan geçen bir gelin arabas›, bir dü¤ün alay›, düflüncelerinden s›y›r›p ald›. Sokak birden arabalardan ç›kan seslerle hareketlenivermiflti. Dü¤üncülerin ba¤r›flmalar› ald› götürdü mahalleyi. Bir küçük bahflifl kopartmak ad›na dü¤ün konvoyunun önünü kesmek için trafi¤e ald›rmadan asfalta sald›ran gözü kara çocuklar, dü¤üncülerin sevinç 盤l›klar›, derinden derine bir davul sesi... Araban›n ön taraf›ndaki çiçe¤in yan›na hemen ne zaman tüneyiverdiniz!? fioförün yan›nda oturan adam cam›n› bir el s›¤acak kadar aralam›fl, çocuklara a¤z› mühürlü bembeyaz zarflar uzat›yor. Zarf› ilk kapanla di¤erleri aras›nda bafllayan tatl›-sert bir itifl kak›fl. Bir sevinç ki görülmeye de¤er. Her fley bir anda olup bitiyor. Ve birden yo¤un bir çocuk olma arzusu bütün benli¤ini sar›p sarmal›yor adam›n. fiu çocuklardan biri olup zarf kapmaca olay›na kat›labilse... Ayn› anda “art›k hiç çocuk olamayaca¤›m” gerçe¤iyle bu tatl› hayale son verifl. Bir hayali bile bir mutlu sonla bitiremeyifline hay›flan›yor. Çocuklar› olan bir çocuk olabilir mi? Zaten gerçekten çocuk oldu¤u günlerde bile bir kez olsun gelin alay› önüne atlamam›fl, bu tür olaylar› gördü¤ünde gülüp geçmifl ve “çocukça” bulmufltur. Yani bir yan›yla hep çocuk, di¤er yan›yla tam manâs›yla hiç çocuk olamay›fl. Çiçek ve fleritlerle süslenmifl gelin arabas›n›n ön plakas›n›n üzerini kapatan yald›zl› k⤛da alt›n yald›zl› harflerle “evleniyoruz” yazm›fllar. Arka plakada ise yine ayn› türden k⤛t. Ancak burada ifade “yand›k” olarak de¤iflmifl. Ça¤r›fl›mlar ç›n ç›n ç›nl›yor. “Yand›n›z” diyor adam. Oysa bu adam bir zamanlar M›s›rca sanc›lar, Cezayirce do¤umlara flahit olmufl. ‹lk Kudüs’te açm›fl gözünü. Bütün bir Ortado¤u yata¤› olmufl. Hindikufllarda kendi kendine yenilmiflti ne çabuk. Delikanl›l›¤› Kafkaslarda yaflam›fl. ‹stanbul için güleç bir yüz, yüz sürmek için Harameyn’di. Bütün emekçiler kardefli, özgürlük savaflç›lar› can yoldafl›yd›. O zamanlar hep uçuyordu. Ayaklar› toprak yüzü görmüyordu. Turnalardan hep bir mufltu bekler, kartallarla arkadafll›k ederdi. Esen yel, en az kavaklar›n bafl›n› döndürdü¤ü kadar döndürürdü bafl›n›. Bindi¤i rüzgâr gibi atlar› bile ha bire mahmuzlard›. H›zl›yd›. Hop oturup hop kalkard› yüre¤i. Sonra olanlar oldu. K›r›ld›. Erken kuruyan dal gibi. Mihrican vurmufl da topra¤a vakitsiz düflmüfl ham meyve gibi... Gerçekti bu ve ac›yd›. Baflka tat tan›m›yordu sanki hayat. Ac›larla yüzleflecek yüreklilikte yetifltirilmemifl miydi? Neden? Gün geldi; “Hayat ayk›r› bir düfl kurmak art›k benim için” diye bir söz döküldü gönlünden dudaklar›na. Sonra k›r›kl›klar›n›n say›s› ço¤ald›kça ço¤ald›; “Hayat ayk›r› bir düfl kurmak bile de¤il art›k benim için” dedi. ‹flte flimdi al sana yeryüzü, al sana gerçek. Bast›¤›n topra¤› zerrelerine kadar hisset. Say kald›r›m tafllar›n› tek tek, say. Toprak çamurlaflt›. Adam debelendi durdu. Önce boynu, sonra bedeni e¤ildi. Gökyüzünün güler yüzlü k›z› hilal gibi iki bük oldu. Bir geri çekilmeydi evet. Ah o büyük yan›lg›! Çok da mesafe katetmemifl olman›n fark›na geç var›fl. Y›k›nt›lar içinde. ‹çinde y›k›nt›lar. Zarftan zafer bayraklar› sallayan fatihler araçlar›n aras›ndan ç›k›yorlar. Otuz iki difllerini göstere göstere gülümsemeleriyle kuytu köflelere çekilip itinayla aç›yorlar. A¤›zlar kulaklar- da. fiimdi renkli k⤛tlard›r havalara uçuflan. Gelsin flekerlemeler, gelsin hayatta tatl› ad›na ne varsa. Derin hülyalar içinde gidip gelen adam. fiaflk›n flaflk›n bak›yor olup bitene. “Çobanaldatan” diyor. Arnavut kald›r›mlar›n› ad›mlamaya devam... Hayat çobanaldatand›. Adam, aldanm›fl... Derin denizlerin bal›¤›yken, bir kafl›k suda alabora. ‹flte böyledir. H›rç›n, hazin, hezimet. Hüzzam, hüzün. Hüs(ü)n. Karg›fl. Dip not: Nice sonra ö¤rendi, uzaktan gördü¤ü zarflar›n büyük bir k›sm›n›n bofl ç›kabilece¤ini. Gerçe¤in bu kadar›na da tahammül!? ELEfiT‹R‹ M. Yasin fiafak Sanat elefltirilerinde, biçem-içerik iliflkisi üzerinden yap›lan de¤erlendirmeler ço¤u zaman merkezî bir konuma sahip oluyor. Sanat eseri topluma nüfuz etme, kalk›fl noktas› olma, epik karakter tafl›ma durumundaysa, biçem-öz iliflkisi daha da bir önem kazan›yor. ‹letiflim ve türevi say›labilecek alanlar›n geliflimi, nüfuzlar›n›n büyümesi, -en genel tâbirle klasik biçimler olarak s›n›fland›r›lan- formlar›, dilleri ve bunlar üzerinden oluflturulagelen bilme ve yaflant› pratiklerini sekteye u¤ratt›. Buradan yola ç›karak elefltiri okullar›nca sözün anlams›zlaflmas›ndan, her fleyin yaln›zca form haliyle mutlaklaflmas›ndan ve bunun önüne geçilmesinin, neredeyse, imkâns›zl›k derecesinde zor oldu¤undan söz edildi. Böylesi bir s›k›flm›fll›k halinde sanat›n, özellikle de bir “aya¤a kalk›fl”› amaçlayan edebiyat›n, her halükârda biçem üzerine derinlikli bir planla özümsenmesi, içeri¤ini harekete geçirmesi mümkün olabilir. ‹lk elde akla gelecek olan, dil kullan›m›ndan hareketle, dil; biçem üzerinden oluflturdu¤u sanatla, sadece bir bilgiyi de¤il, o bilginin hayatî oldu¤unun/oluflunun/olaca¤›n›n ifadecisidir. Dostluk Üzerine Fethi Gemuhluo¤lu Tütün Küfesi Mürsel Sönmez ve Orta Sayfa Konuflmalar› ‹brahim Yar›fl ‹steme Adresi: Büyükdere Cad. Atakan Sok. Petek Ap. B Blok No:7 D:11 Mecidiyeköy - ‹stanbul Tel: (0212) 216 51 44 (pbx) Fax: (0212) 212 21 63 OKUDUKÇA, ÇO⁄ALAN BAKIfiLAR YOK EDER ÇOK KIfiLAR Tutundukça gözlerine, gözlerim Oradan çok fley bekler, düfllerim. NE RENK, AYRILIK? Her gün kanayan sözcük, sensizlik... bozbulan›k. ‹ÇACILARININ* TOPLAMI KAÇ EDER? Kendini kayalara savurup vuran›n, dalga yerine. “ADI AfiK” Bir ad› “yorulmamak” olan›n Bir ad› da USANMAMAKTIR. ACI Tarihi belirsiz, tarifi de çal›m, çal›m, çal›m... ve gol, kendi kalemize KAN YA⁄IYOR, KAR YER‹NE “AY DOLU fiEHRE” Gözlerinden akan ihanet mi, yafl yerine...? ey fiehir... * evet içac›lar›n›n Said Yavuz TOYNAKLAR arzulad›m insand›m ete etim de¤ince kan yarat›ld› kalbim flehvetsiz atmazd› insand›m gözüm se¤irdi, atlar se¤irdi yeri sarsan toynaklar çekildi gö¤ (üslerimizden) bir perde gibi melekler göründü / insand›m yamac›mda kan yüzerdi suyunda ne ona kar›fl›rd› / kat›flmazd› sözleri nesir ve manzum gibi apayr› / analar› da ayr›yd› sonra ne olduysa eksi¤imizden oldu çeldi akl›n›, iblis de¤ildir insana özenen bir melek olsa olsa ve tanr›n›n sevmesine bakt› hepsine / aflk, m›s›ra dadanmas› gibi domuzlar›n insana dadand› yamac›mda tenim yüzerdi ruhumla ne ona kar›fl›rd› / kat›flmazd› sözleri kur’an ve fliir gibi apayr› / analar› da ayr›yd› aflk›n müstahkem surlar› oldu insan suya yak›n oldukça yamac›mda karla / kar›flt› / kan suya bilevlendi ve tenim flehvetiyle da¤da ruhumun yolunu kesti gözümdeki kara, fleytan ve allah gözümdeki beyazda

[close]

p. 4

AKI Mürsel Sönmez Onsekiz: Kimse, siz, tren, tünel, pas, is, say›n, may›n, v›n. ‹nsan›n, bu yang›ndan ilk kurtarmas› gereken -fley mi desemkendisi. Bilgi, tuzak. Çünkü, sadece belirleme / adland›rma, tahdit etme / tahsis etme, s›n›rlama ile malül. Bir de topyekûn varolufl anlam›yla iliflkilendirilmez, bir at gözlü¤ü zaviyesi / bak›flaç›s›na iner / indirgenirse -ki öyle oluyor- neye yarar bilmek? Yarar elbette insan› tek boyutlu ve mekanik bir nesneye dönüfltürmeye çal›flan dizgenin ifline. Bütünde parçay›, parçada bütünü, dirimde ölümü, ölümde hayat› görmek, bilmek. ‹nsan›n do¤as›na ayk›r› oluflan hiçbir dizge dayanamaz hakikatin karfl›s›nda, çürür, çünkü; yalan ya do¤urur yenilerini do¤uramay›ncaya dek -orada biter-, ya da; pek buna gelemez ya- gö¤üs gö¤üse bir mücadelede iniverir ayaklar alt›na. Gerçek / hakikat insanda vücut bulur, var olur. ‹nsan bu yang›ndan kurtulabilirse -salt bedensel yap›s›yla de¤il, ruhuyla ve ruhunun çok sesli karmaflas›yla ve ruhunu çeken as›l yurt ve varolufl kayna¤› hatt› ile tan›mlanan insan- gökyüzü ve yeryüzü ve bu ikisinin aras›ndakiler ve içindekiler de kurtulacakt›r. Çok mu soyut? Kara bir ilencin, yokedici bir yang›n›n, için için ilerleyen güve kemirmelerinin, çürümelerinin, kokuflmalar›n, çözülmelerin bozulmalar›n, k›r›lmalar›n, y›k›lmalar›n karabasan karart›lar› üzerimizdeyken soyut / somut uyaran her imâ ve sese kulak verip anlamal› alg›lamal› ve sabah› bu sis verimlerinden tutup ç›karmal› de¤il miyiz? Yar›na bir tek insan bile kalsa, yar›n kesinlikle olacakt›r. Bilgi vicdanla iliflkilendirilir, s›n›rs›z aç›l›mlar› sonsuzlu¤u imlerse bir insan / bir evren düflünsel gerçeklikten yeni olufllar için ad›m at›p ilerlemeye bafllar. ‹nsan cenneti de yan›nda tafl›yand›r. Gül a¤ac›ndan a¤›zl›k, kehribar tesbih, kahve, Yemen, kaç milyon metrekare idi topraklar›m›zn yüzölçümü? Tuna hem nehirdir, hem de, “o a¤ac›n alt›”. Carl Sandburg Ondokuz: Bay›lm›fls›n›z. Hemen orac›ktaki koltu¤a uzat›verdik sizi. ‹lk kez böyle bir fley oluyor san›r›m. fiafl›rm›flt›k do¤rusu sizin gibi hastal›k, yorgunluk gibi ar›zalar›n semtine bile u¤ramad›¤› birisinin vücudunu terketmesine. Kimsenin zay›f anlar›n› kollay›p bir bulgu, bir sonuç peflinde olmad›m bugüne dek, ama, sizin gibi dirilik örne¤i birisinin o bayg›n halde a¤z›ndan ç›kanlar› da -nas›l karfl›lars›n›z bilmem ama- es geçemezdim. Özel bir çaba harcamad›m, akflam belle¤imden ka¤›da döküldü söyledikleriniz. Ben de yazd›m. Her nakil gibi biraz de¤ifltirme olmufl olabilir. ‹ftira atmam›fl›md›r, yaln›z, sözcükleri düzene sokmuflumdur akl›mca. ‹ste onlar: (Bir sözcü¤ü sürekli söylediniz, önce anlamad›m, kula¤›m› a¤z›n›za yaklaflt›rd›m ve düflündü¤üm gibi bir isim oldu¤unu gördüm / duydum ama yazm›yorum bak›n. Gizliyorum ismi. Yak›n›n›zdakiler -ben de- bu ismi çok de¤iflik sunufllar, metinler içinde -hatta flark›lar- and›¤›n›z› biliyorduk. fiafl›rmad›k yani. Geçiyorum.) “Papatya baharda en güzel Küçükçaml›ca’da açar.” “Eyüp Sultan” “Emirsultan” Sultanahmet” “Sana ne mutlu efem” “Ayr›l›kk›ran nerede?” “Merhaba Kanl›ca denizi” “Usta tut elimden, düflüyorum” “Bekle orada, ben seni al›r›m” “Ne oldu birden, tam ümîdi kesti¤im bir zamanda?” “Birimiz uyan›k kalal›m.” “Kesebilirseniz kartonla pasta de¤il, demir bile kesilir.” “Demek döndün, ne iyi!” “Yürüyelim, düflünelim, karar verelim.” “Koflma bu kadar yorulursun.” “Annenle görüfltüm, sevindi.” “Yeter art›k, a¤lama. ‹flimiz çok.” “Ölümden sonra dirilifl bu iflte, anlad›n m›?” “Karn›m›z› doyurup öyle ç›kal›m yola.” “Asl›nda çok da flafl›rmad›m, biliyordum.” “Duymam›fl olamazd›.” “Bu denizi özlemiflim.” “Bak yeflil yeflil.” “H›z›r” “Bütünlemeyi bütünleyelim.” “Kald›r bafl›n› art›k, ileriye bak.” “El ele, el Hakk’a.” Resul Tamgüç Ali Barskanmay YUKARDAN BAKMAYI SEV‹YORUM kentlere yukardan bakmay› seviyorum yukardan bak›nca geceleri kentlerin karanl›¤›na her fleyin kendisine akt›¤› her fleyi kendinde toplayan sonsuz ve bafls›z bir y›lan gerilir ak›nt›larda etraf›m› ayd›nlatan varl›¤›n Haydarpafla’n›n zamans›z ötüflleriyle gitti¤inde kentlerin labirentlerine dalar›m uzakta beliren minarelerin ayd›nl›¤›nda buluyorum kentlerin güzelli¤ini ve onlar tutuyor bu dünyada beni Yakub Zübeyr Bülbül ONYED‹ I bendim. körçömez. delikanl› ça¤›m büyük cürümlere tahammül nedir bilmeyen. önce al›fl›lmad›k sesiyle tellal›n – denizi yamam›fllar! denizi yamam›fllar en sert bak›fl›mla alabildi¤ine muhalif uzun saçlar›m toprak kokar aln›m en çok da sevdi¤im k›zla Tanr›m! tuttu¤um el senin kentin bu yakas›nda söyleyece¤im.güngörmemifl. düfllerimdesin ve benim kadar sonsuz Y‹T‹K AYARTI Metruk ve yaln›zd›r Bütün gece gölde Sisin sürükledi¤i, pusun ilerledi¤i yerde, Bir sandal›n f›s›lt›s› Hayk›r›r mütemadiyen göz yafllar› içinde, T›pk› yitik çocuklar gibi Gözleri nemli, kalbi elemli Bir liman kuca¤› arar Bir liman gözleri. haydi! Bafltan ç›k ve ç›kar geride b›rakal›m harften fiilleri da¤ eteklerini kald›rman›n yolunu bulal›m koflal›m ac›n›n teninde mosmor olsun kalemin de¤emedi¤i yerler Çeviri: Pertev Aflk›n Carl A. Sandburg, ‹sveç göçmeni bir ailenin 7 çocu¤unun ikincisi olarak 1878’de Galesburg’da do¤du. Sekizinci s›n›ftan sonra okula devam etmedi ve süt da¤›t›c›l›¤›ndan ameleli¤e kadar birçok iflte çal›flt›. Çal›flmalar› ve yolculuk tecrübeleri edebî ve siyasî çal›flmalar›n› etkiledi. Lombard’da Yoksul Yazarlar Kulübü’ne kat›ld›. fiiirleri bir ulusal dergide 1914’te yay›mlanana kadar hiç tan›nmad›. ‹ki y›l sonra yay›mlanan Chicago fiiirleri’yle ünlendi. kuyuda durgun bir sudur Hallaç susal›m Pamuk gibi savurmas›n gizledi¤imiz çocu¤un gülüfllerini genzini yatak bilip yeniden döllenelim elele do¤up o gövdeyi yurt bilelim bir y›ld›za s›¤ar bütün geceler. II – fiAH! bu: bir. oyunsa. Ça¤r› Gürel SULUSEPKEN Al›p bafl›n› gidiyor Çerçinin bir solukta Köyden geçmesi gibi Uzanarak bir sarkaca ‹ki a¤r› kesicinin s›rt›nda gidiyor Dursa duram›yor Ölse... Sanki çocuk sevindiriyor yalanc›ktan Selçuk Yay›nc›l›k, Matbaac›l›k Ltd. fiti. ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü ‹brahim YARIfi Yay›n Dan›flman› Selami UZUN, Yay›n Yönetmeni Mürsel SÖNMEZ, Görsel Yönetmen ‹smail fiEN, Sayfa Sekreteri Murat ARSLAN Yaz›flma Adresi: Örnek Mah. 35. Cad. No: 26, Üsküdar, 81190 ‹stanbul ‹rtibat Tel: (0216) 324 36 05 Posta Çeki: ‹brahim Yar›fl - 1652014 Abone Bedeli : 3.000.000.-T.L. Faks: (0212) 212 21 63 Bask›: Kurtifl Matbaac›l›k Hep azal›yor Kuyudaki okunmufl su Çekilince kendine Karar veriyor yine gökyüzü Ya¤mur doluyor güne Sayfa 4

[close]

Comments

no comments yet