Birnokta Dergisi Sayı 6

 

Embed or link this publication

Description

Birnokta Dergisi Sayı 6

Popular Pages


p. 1

‹STANBUL ‹ki Ayl›k Edebiyat Dergisi • Y›l: 2 • Say›: 6 • Fiyat›: 500.000.- TL • Ocak 2002 GÜNLER ‹brahim Yar›fl ../../.... Bugün yine gürbüz telkinlerle yaklafl›yorum okula. Fakat her kampüse giriflimde kendimi büyük bir cezaevinde buluyorum. Bu bölünmüfllük, bu buhran nereye oturuyor? Ç›ld›raca¤›m. Yok yok, ç›ld›rmamal›y›m? Peki, ya flu civelek k›za ne demeli? Sanki renkler cümbüflü. Eminim içi hüzün ve keder kumkumas›d›r. Yar›n eve telefon edeyim de para göndersinler. Not: Yaflam kendi ahengiyle kuflat›yorsa yeryüzünü, niçin birisi, karadüzen de olsa, flark›ma müdahale edince gariplefliyorum? Al›flkanl›klar›n çocu¤u insan. ../../.... Bakal›m flu s›navlar› verebilecek miyim? Yüzdüm yüzdüm kuyru¤una geldim. Bugün tart›ld›m tam 8 kilo vermiflim. Sigara ve çay bitirecek beni. Diflim kötü sinyaller veriyor. Sabah s›n›ftan d›flar› ç›karken yan›ma yaklaflt› ve kur dolu bak›fllar›n› yüzümde gezdirerek - hani inek ö¤renciyim ya- "Notlar›n›z› alabilir miyim?" dedi. Yanl›fl not vermiflim. Gülüfltük... Neyse flimdi fliir okuyay›m biraz. fiiir, hayat› durduran en önemli güç. Üff, yine konu kay›yor; çamafl›rlar›m birikti. ‹flte sorun burada, kirli çamafl›r ve fliir... Estetik, ruh ve kirli çamafl›r. Gece ile gündüz kadar farkl›. Fakat ikisi de hakikat. Ancak her biri kendi yerini çok iyi ayarl›yor. Ben, flaflk›nl›k abidesi... ‹flte meselem bu. fiiir ve y›kanmas› gereken çamafl›rlar› bir araya getirebilirsem, dü¤üm çözülecek! ../../.... fiöyle bir etrafa bakt›m da, de¤er denilen fley bizi terketmifl art›k. Kafede otururken, sesimi yükselttim: "Elinizdeki oyuncaklara güvenmeyin, gider bir gün" dedim, "Kuvvetli ve kal›c› kavramlara yaslan›n." Arkadafllardan biri, "Dedem gibi konufltun." dedi. Bir baflkas› da, "Fikirlerin iyi de ifade biçimin, üslûbun c›l›z." dedi. K›zlar hiç ilgilenmediler, ellerindeki telefonlarla mesaj yollamaya devam ettiler. Not: Bugün gitar çald›¤›ndan bahsetti. Benim müzik ilgimi biliyor olmal›. Korkmuyorum sizden güçlükler! Yatmal›y›m, yar›n s›nav›m var. ../../.... Ö¤leden sonraki havan›n güzelli¤i beni hiç ›rgalamad›. Kütüphaneye gittim ve beni alâkadar etmeyen konularla ilgili kitaplar istedim.1930’larda tar›m faaliyetleri, difl hekimleri kongresi, yüzücülük... Bilinçli bir tav›rd› bu. Kendimle niçin bu kadar savafl›yorum? ‹yi dostlar›m da var ama sürekli sorunlar›mla onlar› bo¤mak istemiyorum. Sonra hep keder yuma¤› olmak da hofl de¤il. Ama acemilikler beynimi ve kalbimi oymaya bafllay›nca bas›yorum feryad›. Bugün bir ara onu düflündüm. Epey heyecan verdi. Sonra türkülere kaçt›m. Akflam d›flar› ç›kt›¤›mda da kestane sat›c›s›yla sohbet ettim. Kendi dünyas›n› o kadar güzel anlatt› ki, imrendim. Peki ben niye yorgun ve karamsar›m? Kestanecinin yafl› çok büyüktü. Yok yok, problem benim bak›fllar›mda. Bolca güçsüzlük ve tezcanl›l›k da buna ilave olunca... Yatmal›y›m. Evham gölünde bo¤ulmazsam belki uyurum. ../../.... Difl a¤r›s›, illetlerin karargâh›. Gidip çektirece¤im fakat... Bu ac›dan haz m› al›yorum yoksa? Belki de vakitsizlik... ‹nsan zihni ne kadar büyük? Gün içinde o kadar çok fley düflünüyorsunuz ki... Beyninizin çal›flmas›na hiçbir engel yok, ücret de ödemiyorsunuz? Adem’den Napolyon’un yemek al›flkanl›¤›na kadar her fleyi düflünmek mümkün. Filanca yönetmenin rüyalar› ile toplumlar›n kent anlay›fl› da yer alabiliyor beyninizin s›n›rlar› içinde. Bazen bir ar› kovan›, bazen de cad› kazan›. Az önce y›llar sonras›n› düflündüm. Ben masada otururken çocu¤um etraf›mda dolafl›yor. Ama annesi kim? Zaman gösterecek. Ooo bak›yorum da akrep yelkovan› pefline takm›fl, 03’e do¤ru kulaç at›yor. Haydi iyi geceler! ../../.... Ah Bayaz›t! Bir ok gibi sapland›n kalbime! ‹stanbul senden oluflmuyor, bunu biliyorsun de¤il mi? Ö¤leden sonra, diflime dolgu yapt›rd›m. Yaflama ba¤land›m. ‹ki s›nav daha yonttu beni. Kepi ne zaman havaya f›rlataca¤›m? Akflam akl›ma geldi: Hayvanlar›n evcilleri, insanlara yak›nlaflt›¤› için sevimli. Her fleyin ölçüsü insan. ‹nsan da haddini bildi¤i oranda sevimli. Ya sen? Sen de bana yak›n oldu¤un oranda sevimlisin. Ben aflk denizinde bo¤ulmak istemeyen tatl› su bal›¤› m›y›m? Geceler insanlar›n örtüsü... Onu özlüyorum. ../../.... Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤er- sizim. Ben de¤ersizim. Ben de¤ersizim. ../../.... Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. Ben önemliyim. ../../.... Biraz savruk, k›r›lgan, serkefl ve coflkulu... Bende hepsinden bulunuyor galiba. Ay nas›l, gökyüzü de türlü haller ve biçimler içinde olabiliyorsa, ben de öyleyim. Oysa ki ay›n bir tane biçimi var... Keflke s›navlardan sonra olayd›. E¤er, keflke sözcüklerinin men edildi¤i gerçe¤i gün gibi ortadayken, bunlar› konuflmak, ›st›rab›n bayra¤›n› burçlara dikmekle eflde¤erdir art›k. Not: Art›k öyle bir haldeyim ki, bir çember içinde edilgence bekliyorum. Dairenin içine do¤ru h›zla çekiliyorum. Ç›kmak mümkün de ç›kam›yorsunuz. Buran›n kendi yasalar› var. Art›k onlar yürürlükte. O da benim gibi. ../../.... Kantinde bir masal okudum. Ç›kard›¤›m önerme: Hayata karfl› mücadele etmek yerine sorunu onunla birlikte çözmeye çal›flmal›y›z. Kapsaml› bir mutabakat... Uzun bir süre günlük yazmayaca¤›m. Anahtar kavram: ‹lâhi ak›l... ../../.... Hayat› getirdikleriyle kabullenmek ne hofl olurdu. ‹nsan bunu yapabilir mi acaba? Belki de yapabilir/ yapmal›. Ama ne kadar zor. Hayat›n, bu sert kayas›n› biçimlendirmek için gayret ediyorum. Önemli olan ân’› hareket ettirebilmek. Hocam hakl›ym›fl. Ve içmek sabr›n flarab›n›... Sab›r flarab›, âb-› hayattan tatl›d›r. Yataca¤›m, ertesi gün yeni bir dünya kurulacak. Ben de kendimi yeniden kuraca¤›m. Her yeni gün filizleriyle geliyor, bu h›za ayak uyduraca¤›m. Tanr›m! Bana h›z›na intibak etme gücü ver! Ben, kah›rlar senfonisini çalan adam! O k›z, hayat›mda yeri olmayan geri s›n›f neferi. Kim için yafl›yor, hangi rüzgârda, saçlar›n› kim için savuruyor, bilmiyorum. Ben onu özlüyordum. Hepsi buymufl, duydu¤uma göre, bir özel okulda ö¤retmenlik yapan ve iki çocu¤una bakmak zorunda olan çilekefl anne karakterini oynuyormufl. Yani sönmüfl gamzelerinin ›fl›¤›. Ali Barskanmay AfiKA UYARLIYORUM mektuplarla ölümsüzleflen aflklarda bir mutluluk kur sevgilim bahar›n damar›ndan aç›lan da¤› aflka uyarl›yorum düflünde akdeniz görmüfl aflklara ›¤d›r› denizin ortas›na al›yorum yaflad›¤›n flehrin ortas›na onun gözlerinden bir daha geçiriyorum denizi gözlerin kadar taze ve yeflil ›¤d›r ulafl›lmaz bir sevgili gibi uzuyor Yakup Zübeyr Bülbül ONB‹R geceyle dolu dizgin ikircikler içindeyim ellerime uzan gözlerimle yüzümün ellerine flehirler içinden bilinmez bir flehir içinden gö¤sümde ince bir k›srak denizler içindeyim dünnereyesaklan›rneredebekleryar›n yorgun ad›mlar›yla omuzlar›ma nakfledip geceyi uyutmaz yaln›zl›k k›rbac›md›r denizleri içinde bilinmezbirgemi deniz içimden yol mudur geçen yolcu mu yolculuk mu Resul Tamgüç BEN‹ BEN‹ GÖR BEN‹ kazanda kaynat›p arza döktü¤ünde ‹sa’n›n yana¤›ndan süzüldü¤ümde bu¤day›n içine yürüdü¤ümde görmeliydin tenime de¤en nefesle onulmaz bir huylan›fla tutulup derimi kaz›d›¤›m› ‹¤nenin deli¤inden geçirip bir ülkeye s›¤d›rd›¤›n› beni bu koltu¤a kar›ncalar›n y›¤d›¤›n› görmeliydin o zaman anlard›n

[close]

p. 2

Mustafa Özçelik ERGUVAN Bahar delisi mahmur erguvan Madem hayret burcundad›r aflk Bir çift nisan olup Yâr kokusu biriktir saçlar›nda Âflikar bir bahçede Bekleyenim ol sar beni Çünkü yoruldu küheylan Yolunu flafl›rd› göçebe Hiçbir söz benim dengim de¤il Bu da¤ yolunda Yaln›zl›¤›m› flerh edip Merhem ol yaralar›ma Köpürdükçe ›rmaklar Sesinle uyand›r beni bak›fl›nla Tutuflsun içimin rengi Tutundu¤um rüya burçlar›ndan Efendim varl›¤›m›n ahengi Gel kurtar beni Yemin olsun ki seni sevdim Bu masmavi gökyüzünün alt›nda Ba¤›n› talan varmufl bir bahç›van›m Ac›lar›ma tuz serpen rüzigar Ço¤alt›p hasretimi Att› beni senin çölüne Avc› gördüm z›pk›n yedim Nice a¤ular içip nelerden geçtim Her fleyi b›rak›p sana geldim Tufan bitti yand› çera¤ Uyand›m güzelli¤inin ülkesinde Döne döne bir semazen aflk›yla fiemsettin Durmaz TEfiNE tafllar› ezmeden tafllar› üzmeden yürüdüler hu huu huuu yâ huuu uyurken biz s›rt›m›zda dimdik günefller iflitmiflti bahçede kufllar hafî yakar›fllar› k u fl l u k telâfllar› telâfl ya-kar›fllar› insanlar›n belâ yar›flt›ran ça¤r›flt›ran kar›fllar› topra¤a vermiyor elektri¤ini hiçbir zâlim seyredebilseydik taif tafllar›na lânet etmeyen kimdi tafllar› tafl kalpleri tafl taif’in canl› ve cans›z kimin sevgisine teflne önceyi ve sonray› temâfla eden gece yolculu¤unda diri dipdiri selâm al›r bizden bildirilmese bilmese yumruk kadar kalbime dünya girer tafllar› tafl görme gözüm ikinci gözüm Kanada Mektubu (G)i(ö)zlenimler Sayfa 2 Nuh Y›lmaz Kanada hakk›ndaki kanaatlerim asl›nda bu yaz›n›n konusunu oluflturacakt›r. Bir süre burada yaflamaya devam edece¤im için öncelikle kafam› kurcalayan bir soruya yan›t bulmaya çal›flt›m: Nedir izlenim sahibi olmak? Kanada hakk›nda izlenimlerimi yazmam için nas›l bir hâlet-i ruhiyeye sahip olmam gerekir. Öncelikle bir ilk yaz› olmas› hasebiyle kendimi Kanada konusunda yazmaya çal›flmakla s›nayaca¤›m. Yaz›m›n bafll›¤› bir nebze olsun eleveriyor galibi sorunumun ne oldu¤unu. O yüzden burada nas›l izlenim sahibi oldu¤umu, benim için hangi meflruiyet süreçlerinin iflledi¤ini paylaflmak istedim. ‹zlenim sahibi olmak için “izlemek” gerekir. Lacan ilk defa “bak›fl” (gaze) diye bir fleyi fark etmesine yol açan bir olaydan bahsederken, bir sandalda aç›k denizde, kay›kç›lardan birinin “Sardalya kutusuna bak, görüyor musun, iyi, o seni görmüyor.” sözünü farketti¤ini aktar›r. ‹lk defa o zaman Lacan, nesnelerin de bakt›¤›n› düflünmüfltür. Bak›fl›n gerçekleflmesi için izledi¤imiz fley öncelikle bizim d›fl›m›zda olmal›d›r. Yani s›n›rlar› çizilmifl bir “özne” ve ayn› flekilde s›n›rlar› çizilmifl bir “nesne”. Bu karfl›laflma an›nda öznenin hakimiyetini tesisi, hep kendisinin bakan, yani nesnelefltiren oldu¤u sanr›s›na dayan›r. Oysa bak›fl›n gizi tam da buradad›r. E¤er bir fleye bak›yorsam, bak›fl›m ondan bana geri dönmektedir. Bakt›¤›m nesne de bana bakmaktad›r. Bak›fl hep geri dönüflümlüdür. Örne¤i asayifl mant›¤› üzerinden düflünürsek ben birisini görebiliyorsam, o da beni görebiliyordur ve görüldü¤üm anda tehdit alt›nday›md›r. Popüler bir örnek, bilumum filmlerde dürbünlü tüfekle atefl edenlerin, tam hedefe niflan ald›klar›nda baflka bir dürbünlü tüfek arkas›ndaki gözü görmeleri ve bu görmenin ölümle sonuçlanmas›. Evet, gören göz görüldü¤ünde ölümü de getirir. Görmenin iktidar›n›n sonu, güvenli¤in sonu, özneli¤inin sonu. Buraya kadar izlemekle ilgili konufltuk, bir de izlenim olmas› için izlenmek gerekir. Ben Kanada’y› izledi¤imde, o da beni izliyor. Ben izlenimlerimi yazd›¤›mda ayn› zamanda izlendi¤imi de bilerek izliyorum ve bu deneyim asla izle-mek kadar basite indirgenemeyecek bir kayg› yükü bar›nd›r›r. ‹zlen-mek ayn› zamanda “giz-le-n-mek” i de ça¤›ran bir eylemdir. Hem de kelimenin her anlam›yla (bu kadar tire koydu¤umuza göre herhalde gerçekten çok anlam› olsa gerekir). ‹zledi¤inden emin olmak için öncelikle gizlenmeye çal›fl›rs›n. Ötekinin bak›fl›na yakaland›¤›nda kaybolacak olan iktidar›n yaratt›¤› gerilim, gizlenmeyi koflutlar. Gizlenmekse paradoksal bir imkâns›z kaç›fl›n çifte anlam›yla mümkündür ancak. Gerçekten gizlenecek kadar gizlendi¤inde art›k gizlenmene gerek yoktur, zaten izle-nemeyeceksindir de. O halde gizlenmek, her zaman bir gizlenmemekle, mecburi bir izle-n-mekle mümkündür. Bunun çifte anlam› ise gizlendi¤imiz yerden izlerken, izlediklerimizi asla oldu¤u gibi aktar-a-may›z. Bu hem dilsel bir dolay›m›n imkans›l›ndan kaynaklanmakta, hem de gizlenmenin gizlenmek olarak kalabilmesi için, belli fleyleri gizle-mek gerekti¤inden. E¤er gizlenerek elde etti¤iniz fleyleri, gizlenmenin kendisine borçluysan›z, bunun tekrar› ve bilginin meflruiyeti için baz› fleyleri gizlemek gerekmektedir. O halde her izle-n-me eyleminde gizle-nmeden de bahsetmek durumunday›z. ‹zlemeye yak›n bir baflka kelimemiz ise gözle-n-mek. ‹zlemek hep gözlemekle mümkün oldu¤undan, izlemek ayn› zamanda gözlemek ve tabiî ki bak›fl›n geri dönüflüyle gözlenmek anlam›na gelir. Oysa gözü bedende yerine oturttu¤umuzda flunu anlar›z ki gözle-n-me sadece bir organa indirgenebilecek bir eylem de¤il, tam tersine bütün bedenin kat›ld›¤› bir eylemdir. En Yeni Kadîm Hikâye Ali Yavuz Yi¤it Arayacakt›... Tam bir arama de¤ildi yapt›¤›, belki de bir ödevdi. Bilinçli bir karar de¤ildi bir kere. So¤uk mevsimlerden s›cak mevsimlere yol al›fl› gibi içsel bir fleydi bu. Rüzgâr›n sürüklemesiyle de bulamazd› sevgilisini. Duyduklar›, gördükleri, bildikleri yönlendirecekti onu. Karfl›s›na ç›kan herkesten, her fleyden özsu dam›t›p adresini bulacakt› sevgilisinin. Kolay da de¤ildi bütün bunlar. Üzerinde büyük bir sorumluluk vard›. Gözünden, kula¤›ndan hiçbir fley kaçmamal›yd›. Sabah mahmurlu¤unu, gece yorgunlu¤unu bir kenara atmal›, bütün zamanlar›n en verimli an›na çevirmeliydi. Tümüyle yolun bafl›nda da de¤ildi. Sevgilisi hakk›nda bildikleri de vard›. O güzeldi, güzeller güzeliydi, biricikti, narindi, can feda edilesiydi... Kendisi ise küçücüktü, minicik bir can› vard›, hâs›l› bülbüldü. Can›n küçü¤ü büyü¤ü mü olurdu hem. Sevgilisi bildi¤ine göre küçücük can›n› kabul edecek kadar büyüktü. Kabul edilmesini dileyecekti, bekleyecekti. Kabul edilmese ne olurdu ki? Bülbül, bulmak istiyordu sadece. Günlerce, haftalarca, aylarca, y›llarca, yaflam›nca beklerdi. Bildiklerine göre afl›k olmak, can feda etmek kabule tâbi de¤ildi. Bülbül tan›d›klar›na derdini açmaya karar verdi. Tan›d›klar›na, dostlar›na bir bir sordu sevgilisini, belki birinin haberi olur, yol gösterirdi. Y›llarca sürdü soruflturmalar›, bülbül tan›d›klar›na soruyor, onlar da kendi tan›d›klar›na soruyordu ama nafileydi. Bülbülün umudu gitgide azal›yordu. Bir ar›ya sormaya karar verdi. Daha önceleri ar›lara sormay› düflünmemiflti çünkü afl›k olmufl bir ar›, ne görmüfl ne duymufltu. Son bir çareydi bu, onlar çok bilgiliydi, her çiçekten bal al›r her meyvenin tad›n› bilirlerdi. Yafll› bir ar›ya gidip sevgilisi hakk›nda bütün bildiklerini anlatt›. Ar› dikkatle bülbülün sözlerini dinledi ve söylediklerine uygun binlerce canl›n›n oldu¤unu söyledi. Ar› iflin zorlu¤unu görünce vazgeçece¤ini umdu bülbülün. Aksine bülbülü bir heyecan sarm›flt›, kalbi yerinden ç›ka- cak gibiydi, ar›dan bildiklerini tek tek anlatmas›n› istedi. Ar›n›n anlatmalar› günlerce, haftalarca sürdü. Bülbül hiçbir ayr›nt›y› kaç›rmadan dinliyordu ar›y›. Sonunda sevgilisinin oldu¤u yeri ö¤renmiflti. Karfl› da¤›n ard›ndaki vadide idi. Ad› Gül’dü. Bülbül da¤› aflmak için günlerce yol ald›. Çok uçuyor, az dinleniyordu, vücudu k›sa sürede bu kadar mesafe katetmeye uygun de¤ildi, yorgun düflüyordu ama olsundu. Hastalanmaktan korkmuyordu da ya yolda ölürse, kahrolurdu. Sonunda bülbül vadiye vard›. Uzaklarda kollar›n› açm›fl bekleyen sevgilisini gördü. “O da ar›yormufl dedi.” Karfl›l›ks›z kalmayacakt› sevgisi. Kabul edilecekti kolayca. Gülün yan›na vard›, dallar›ndan birine konmak için ilerledi, tam kavuflacakt› ki ac›yla irkilerek gözyüzüne yükseldi. Gülün dikenleri can›n› yakm›flt›. “Ne yapt›m?” dedi utançla. Bu kadar yolu bir dikenin ac›s›na m› de¤iflecektim? Gül bu yapt›¤›ndan dolay› kendisine küser miydi sonra? Yan›na al›r m›yd› onu? Can›n› feda etmeyi göze alan bir damla kandan korkar m›yd›? Hem kan› sevgilisine feda olsundu, can› yans›nd›, kan› aks›nd› sevgilisinin topra¤›na düflsündü de can›nda can olsundu. Yapt›¤› hatadan çok utanm›flt›, kendini affettirmeliydi. Sevgilisi de onu affederdi herhalde, ifl iflten geçmifl de olabilirdi, art›k kabul edilmeyebilirdi ama olsundu kabul edilmese bile ömrünce beklerdi sevgilisinin yan›nda. Ayr› kalaca¤›na ölsün daha iyiydi. Ani bir manevrayla sevgilisine do¤ru ilerledi, dikenlerine ald›rmadan dallar›ndan birine kondu. Sevgilisi ne kadar iyiyidi, o büyük hatadan sonra bile yüzünü ekflitmemifl, k›zmam›flt›. ‹lk defas›ndaki gibi karfl›lam›flt› onu. Bülbül güle flark›lar söyleyerek sevgisini anlatmaya bafllad› sonra, saatlerce devam etti serenat. Gül de onu cevaps›z b›rakmad›, goncalar›n› açt› güzel kokusunu cömertçe sundu. Bülbül kendinden geçti, sarhofl oldu, bir daha ay›lmad›. Ar›lar m›? Hâlâ yol tarif etmekteler.

[close]

p. 3

Sayfa 3 ‹sviçre Mektubu Traktör Fetiflizmi Lütfi Bayer BAB‹L DÜfiLER‹ M. Güven Ak›nc› ‹ntikam sald›r›s› emri alm›fl bölü¤ün, en kararl› askerinin görev sorumlulu¤u hâlet-i ruhiyesiyle acenteye gidip, y›llard›r biriktirdi¤i parac›klar›n› masaya koymufl, boy boy, model model, renk renk on befl adet traktör alm›flt› Hüseyin Efendi. Bunlar› babadan kalma arazisinin üzerine de¤iflik flekillerde konuflland›r›yor, traktörler k›raç topraklar üzerinde adeta yerden f›flk›rm›fl makine parçalar› izlenimi veriyordu. Bazen geometrik flekiller ç›k›yor ortaya, bazen kargalar›n k›fl›n yemek maksad›yla topra¤a gömdü¤ü ancak hiçbir zaman yiyemedikleri cevizlerden filizlenen alelâde serpifltirilmifl ceviz a¤açlar› gibi karmafl›k bir görüntü ç›k›yordu. Köylünün kendisi hakk›ndaki “bu delirdi” hükmüne ald›rmay›p, maaflla çal›flt›rd›¤› iflçisine bofl arazideki traktörlerin bak›m, onar›m ve en önemlisi her gün tarla üzerinde traktör tekerle¤inin temas etmeyece¤i yer kalmamacas›na yerlerinin de¤ifltirilmesi görevini vererek, izin süresince bulundu¤u köyünden ayr›l›p Avrupa’ya, mecburi ikametgâh›na dönüyordu. Günefl seyrek görülür Zürih’te. Bu güneflsiz kentte bulunan klini¤in en günefl alan odas›na yat›rm›fllard› Hüseyin Efendiyi. Klinik psikiyatristleri “Ausländer” (yabanc› oturumlu)’lerin ruhsal problemleriyle s›k s›k karfl›lafl›yorlard›. Ancak bu vaka öncekilere hiç benzemiyordu. Hastan›n, bütün iletiflim kurma çabalar›na verdi¤i tepki “traktör” demekten ibaretti. Zaman zaman gözlerindeki yar› h›nç dolu bak›fllar› hastane odas›n›n beyaz duvar›na dikerek (Massey Ferguson, John Deere, Hürrliman...” diye bilinen traktör markalar›n› m›r›ldansa da psikiyatristlerin teflhis ve tedavisi için yeterli de¤ildi. Onlar için tipik bir madde ba¤›ml›l›¤› ya da “traktör fetiflizmi” deyip geçmekten baflka çare yoktu. Altm›fll› y›llar Türkiye’si; gurbetçi iflçi, memleket, gelenek, görenek, hasret, anne, baba, çocuklar, karasaban, köylü, a¤a, Demokrat Parti ve Anadolu köylüsünün Marshall Plan›’yla rüyalar›na düflen Traktör sevdas› ile özetlenebilir. Bütün bunlar› bilmediklerinden Hüseyin Efendi vakas› üstünkörü bir “madde ba¤›ml›l›¤›” ya da “traktör fetiflizmi”ydi Avrupa’n›n en donan›ml› psikiyatri klini¤inin yetkin uzmanlar›nca.... Kapkara bulutlar›n gün ortas› vaktini geceye çevirdi¤i saatlerde, klinik odas›n›n penceresinden d›flar›y› gözleyen Hüseyin Efendi, baflrolünü oynad›¤› filmi bafla sarm›fl tekrar izliyor gibiydi. 1975 y›l›n›n güz aylar›yd›, yoklu¤un insanlar› çaresizlefltirdi¤i zamanlard›. K›br›s ç›karmas›n› henüz yapm›fl›z. Ard›ndan geliflmifl dünya ülkelerinin sars›c› ambargosuna maruz kal›fl›m›z. O y›l tarladan istenilen verimin ya¤›flla- r›n azl›¤›ndan dolay› elde edilememifl olmas› bir yana, rahmetli babas›n›n “hanemizin direkleri” dedi¤i öküzlerden bir tanesi de aniden ölmüfltü. Son birkaç y›ld›r hayal ettikleri bir traktörü almak için gerekli paray› artt›ramasalar da, o zamana kadar aile olarak tarladan tapandan elde ettikleriyle kimseye muhtaç olmaks›z›n geçinip gidiyorlard›. Hiç bu kadar umutsuz, y›lg›n görmemiflti babas›n› Hüseyin. Rahmetli, k›fl› nas›l geçirece¤inin s›k›nt›s›ndan otuz günde on yafl birden yafllanm›flt›... Film bu noktada biraz flulafl›yor, sanki haf›zada yer etmesini engelleyen gayri iradi bir güç taraf›ndan siliniyordu. Hüseyin Efendi ne olup bitti¤ini anlamadan kendini gurbetçi iflçi s›fat›yla, bir traktör paras› kazanma u¤runa Avrupa’da buluyordu. Diline, dinine, topra¤›na, havas›na, suyuna, caddesine, a¤ac›na, insan›na yabanc› oldu¤u bu memlekette sa- dece traktör paras› kazanacak bir süre için vard›. Alt› ay, bilemedin bir y›l... Sar›kam›fl’ta vatani görevi için kald›¤› yirmi iki ay› saymasa hiç köyünden ayr›lmam›flt›. Yoksa bütün gelecek hayallerinin vazgeçilmez mekân› köyünden nas›l ayr›ls›nd›. Alt› ay, bilemedin bir y›l...Bir traktör paras›... Gurbet ellerde yaln›zl›k pek zordu. Avrupa’ya geliflinin birinci y›l›nda evlenmeye karar vermifl, çoktand›r gözüne kestirdi¤i teyze k›z›n› istemiflti. Dü¤ün dernek masraflar›, Avrupa’daki serüvenini biraz daha uzatmay› zorunlu k›l›yordu... Alp Da¤lar›’n›n eteklerinde etrafa hakim bir tepenin üzerine ç›k›p, bütün öfkesini, yenilmiflli¤ini, yok oluflunu, içinde biriktirdi¤i en galiz küfürlerle, hançeresini y›rtarcas›na hayk›rd›¤› gün polisler al›p, k›sa bir sorgulamadan sonra bu lanet olas› klini¤e t›kt›klar› gün; Avrupa’da oluflunun tam yirmi beflinci y›l›yd›. Yirmi befl y›l; içinde olmad›¤›, d›fl›nda kalamad›¤›, yok sayamad›¤›, kavrayamad›¤› ancak içine çekti¤i hava kadar gerçek, yaflanm›fl, var olmufl yirmi befl y›l. H›z›na yetiflemedi¤i, önünde duramad›¤›, müdahale edemedi¤i bu zaman diliminde biricik o¤lunu uyuflturucuya kurban vermifl, büyük k›z›n›n da kendinden yirmi yafl büyük bir yabanc›yla yaflama karar›na sayg› duymak zorunda kalm›flt›. Önceleri s›kl›kla dile getirdi¤i “Türkiye’ye dönelim.” teklifine, han›m› art›k “Ama bey, çocuklar›n gelece¤i...” gerekçesini ileri sürmüyordu. Gelecek de, çocuklar da yitirilmiflti... (Bu öykü, Avrupa’ya gelifllerinin bu günlerde k›rk›nc› y›ldönümü olan yitik insan›m›za ithaf olunur. Baflta devlet olmak üzere, cemiyetimizin, döviz a¤ac› olarak and›¤›, asl›nda unutulmufl olan emekçilerimizin sergüzeflti, hâl-i pür melâlidir.) MAHZ H. Ziya Taflkent Emzikli bebekliklerini, k›sa pantolonlu sabîliklerini, sivilceli yeniyetmeliklerini, briyantinli delikanl›l›klar›n›, flakaklara tak›lan ak muskal› orta yafll›l›klar›n›; lütfu kahr›n meddü cezîri sürelgesince ifflâyi râz ve ihfâyi meflhûd marjlar› aras›na serpifltirilmifl zuhurât ve taayyünât ile berkiterek; ununu eleyip ele¤ini duvara asma olgunlu¤una ve doygunlu¤una eriflmesine ra¤men henüz kûfleyi uzlete çekilmek vaktine varmam›fl; âna dek kesintisizce süren ve ilânihaye sürecek oldu¤u duygusunu yaflatan devingenli¤i, yata¤›na s›rtüstü uzand›¤›nda gözlerinin ›fl›lt›s› soyundan yans›s›, tam aln›n›n çat›na düflecek biçimde karfl› Yeni Orleans mavisi duvara m›hlad›¤›, yüzyirmiye yüzelli siyasî dünya haritas›n›n, boyas›, yatt›¤› uzakl›ktan bile seçebildi¤i oda¤›ndan, ‹stanbul’dan f›flk›ran genifl su yeflili alana en uzun çevre hatt› çekmeye yeminli b›çk›n›n utkuya dek diri tuttu¤u tutkuyu ve fiâh› Velâyet’in kör kuyuya f›s›ldad›klar›na tahammül edemeyip cûfla gelip taflan su canlar›ndan meydana gelen ka- m›fll›ktan kesilen, erbab›n›n elinde ölçülen, yontulan, ifllenen ve ba¤r›na yedi delik aç›lan, Nebî Olmay›p Kitâb’› Olan’›n dilinden hikâyet ve ayr›l›klardan flikâyet eden neyin feryâd› figân›ndaki cezbeyi; leyleyi israyi mirac misâli özel bir gece için tasarlanan, biçilen, dikilen ve giyilen façan›n, tafl›y›c›s›na kiflilik katan boyunba¤›n›n bo¤umunu kucaklayarak adem elmas›n›n dizi dibine toparlayan gergin, ciddi, vakur ve beyaz bir gömlek yakas› gibi tafl›yan erlerin doldurdu¤u panay›r meydan›nda; ayak alt›nda bacaks›z sevimlili¤i, haylaz savruklu¤u ve afacan uçar›l›¤› ile kofluflturmak yerine, gözden ve atl›kar›ncadan uzak bir köflede; annesinin elini b›rakt›¤› gündüz gezmesinin gecesinde uykusunu gulyabanilerin basaca¤› korkusunu, babas›n›n tayin edilifliyle gittikleri her yeni flehirde tafl›nd›klar› daireye komflu i¤neci bir acûzenin yaflad›¤› inanc›n› ve ö¤retmeninin sordu¤u her soruya parmak kald›r›p, yapt›¤› ödevlerden ve girdi¤i s›navlardan y›ld›zl› pekiyiler alarak geçirdi¤i ders y›l›n›n sonunda, karnesine ilifltirilmifl takdirname ile eve se¤irtti¤inde, babas›n›n, söz verdi¤i bisikleti çoktan haz›r etti¤ini görüp bir an önce binebilme heyecan›yla koflarken tökezleyip yere kapakland›¤›nda beton pütürlerinin diz kapaklar›n› sabunsuz sürülmüfl ustura gibi yakarak kanatmas›ndan, yara kabuk ba¤lay›ncaya dek beklemek zorunda kal›fl›n›n hüznünü, burnundan akarken kuruyup kalm›fl sümük olu¤u do¤all›¤›nda tafl›yan silik ve sinik çocu¤un paylaflmadan yaflad›¤› yabanc›l›k duygusuydu demeye getirdi¤im. Sonu geldi hepimizin, Art›k kalem oynam›yor. Ayr›fl›yor ›fl›kla karanl›k sonsuza dek. Bütün durufllar üstüne yollanan bak›fllar, Tüm-bak›fl zaman›nda eriyip gidecek. Sadece bir ses duyulacak: yuvarlanman›n sesi. Orada bütün kad›nlar›n do¤um sanc›lar› kök sal›yor; ‹dam mahkûmlar›n›n tamam›n›n son nefeslerini verirken Ç›kard›klar› özgürlük naralar›n›n toplam› var. Balkonumdaki bisiklet beceriksizce bekliyor, Bak›n iflte orada, Gözlerimin önünde nas›l da eriyor, Hiçbir kayg›s› yok gibi duruyor. Bakmay›n siz onun bu haline; Düfllerinden kurdu¤u bir yolda, Tahayyül çölünün kumlar›n›n bilefltirdi¤i, Binicisi üzerinde, Ç›lg›nlar gibi ilerliyor sona. Tekerleklerinin bulutlarda b›rakt›¤› izleri görebiliyorum. Neflesi o kadar yerinde ki Kanatlar›n› uzay›n sonsuz enginli¤ine b›rakm›fl san›rs›n›z. Binlerce y›l sürecek bir yolculu¤a haz›rlan›r her gece, Durdu¤u yer, dünyan›n tam tepesi, Baflla iflaretiyle coflacak, Bekliyor sonu. K›vr›m k›vr›m kumsalda hiç iz b›rakm›yor, Mavi sular›n derinlikleriyle u¤raflm›yor henüz. Üzüm ba¤lar›ndan geçerken Tanr›lar›n oynad›klar› asmalardan haberi yok, Öylece bekliyor. Necmettin H. Atl›han UMUTLA DÜfiLER Kelimeler, Ya¤mur taneleri Bereketli... Bütün kötü ruhlara inat Özgürlü¤ün koruna¤› düfllerle Dünyay› de¤ifltirecek Kelimeler; K›m›lt›l›, diri, dinç... “Kalbi ay kadar ›fl›kl›” Günefl gözlüler ülkesinde Herbiri kuflevi gözlerle Topra¤a bak›p, gö¤e yönelen; Kuflatan, artt›ran... Ifl›kl› gözleriyle sonsuzlu¤un “‹ki gövdeli bir güz a¤ac›” Gülümsüyor, orta yerinde Umudun Bakt›kça ço¤alan bak›fllarla... S›dd›k Ertafl TRUVA truva at› yorgun tahtadan bir kent dikilmifl savafllara tan›k cehennem yeryüzünde art›k siyah bulutlar siyah ölümler getirir beyaz olur kefenler

[close]

p. 4

AKI Onalt›: Mürsel Sönmez yerek bu bak›fl/oluflu, görüflü, kabullenifli, ba¤lan›fl› “kirifli k›r›fl›”, adan›fl›, sahicili¤i gerçekli¤in her zerresine zerkederek -imgeleme de elbette- abanmak da abanmak “duvar”a. - Ne? - Edebiyat yapm›yoruz abicim? Kalkt› kald›r›mdan öfkelice, yaz› makinesinin kapa¤›n› kapatt›, a¤›zl›¤›na bir sigara takt›, yürüdü iskeleye do¤ru. Bitirimdi do¤rusu. S›rt›nda “Ne san›yorsunuz?” yaz›l›yd›. Herkes gibi ama bambaflka yürüyerek “tayy-› mekan” ediyordum. Ola¤anüstülüklere yaslanmayan ola¤anl›¤›n›n üstünlü¤ü, s›rr›n› tafl›yan ayna gibi, güneflten sökün etmifl bahar renkleri yans›t›rd›. Her insan gibi “kendinde kendinden daha büyü¤ünü tafl›yan”d›n, ve onu her ediminde, her eyleminde zuhûr ettiren görünür k›land›n. Her sözcük, dilinden ilk kez söyleniflin bâkir t›n›s›yla ç›k›yordu. “Baflka”s›na ulaflan köprülerdi sözcüklerin, kelimelerin, kelimeciklerin. ‹çleri içtenlikle doluydu a¤z›na dek t›ka basa, iffetliydi. “Önce söz vard›” ve hep olacakt›, olmal›yd›, yoksa, söz bitti¤inde anlam da yaflam da bitmifl olacakt›, bunu bir iyice, iyicene, adamak›ll›, tastamam biliyordun. (Bu “söz” hangi sözdü, herkesin bildi¤i söz müydü, kelam-› küfür müydü bunlar› da.) ‹nsan kelimeydi, varl›k olay ve olufl kelimeydi: Bilgi ve Belge idi: Göstergeydi, iflaret olunan/edilen/edendi, kan›tt›, delildi, âyetti: Kutsald›. Bunu böyle belirliyor belletiyordu tüm ça¤lar›n kutsall› bilgeleri. Asileri, yaramazlar›, haflar›lar›, “olkarfl›” “durkarfl›” deyiverenleri. Kimi anlat›yorum ben, kime? Yüce da¤lar›n gözyafllar› gibi akan ilkbahar selleri -flu karlar›n eriyerek enginlere do¤ru k›vr›l›fl› su su, günefli gören karlar›n-, “Da¤dan kestiler hezenim/Bozuldu türlü düzenim” de dendi¤i gibi. Seni anlatarak yar›nlar› da elbette olan varl›¤›na yeni boyutlar m› eklemek istiyorum? Herhalde. “Alâim-i semâ” kuflat›c›l›¤›yla ve çetin çelik bir direnti damar›yla besle- Onyedi: Zühal y›ld›zd›r. Çok gençyafll›. Ka¤›tta yaz›l› olana m› inan›yorsun bana m›? Zaman› ka¤›tta çentiklemek mi ak›fl› gösterir hep? De¤il tabii. Bir, dört, iki, iki , hepsi bira- rada. Tamam. Ay incecik: Baflla! Ay dolun: Bitir! Ay sultan: Elinde “Büyük Sorgu”. Ve öncesi: Sükût Sûretinde, Dervifl Hüneri, Bat› Notlar›, Arap Saati, Umut, Ahit Kulesi, Korku, Klas Durufl, Arap fiiiri, Arap fiiiri (iki kere, evet), Kalem Kalesi, Bir Yazar›n Notlar› 1, Osmanl› Simitçiler Kasidesi, Otel Gören Defterler 1: Çarp›flan Sesler, Otel Gören Defterler II: Yaz›n›n Epik Resmi Çekildi¤i S›rada (hani flu kendi özeyleminin alemi), Büyük Sorgu da Otel Gören Defterler’den. Öncenin Öncesi ise Ba¤lanma’dan Edebiyat Kulesi’ne, Biat’lardan baflkalar›na Bir Yazar›n Notlar›’n›n. ‹srafil sûrunun ça¤dafl tasar›m›, yank›mas›. Her yerinden okunabilir, hiçbir yerinden tutulamaz metinler. Yerleflik sanat ve edebiyat alg›s›n›n tepetaklak edildi¤i yeni ve ilerici soluk. Uzun süredir süren “Edebiyat Klonlamas›”n›n k›r›c›s›. Soyutun somutla, tasar›m›n tasa ile, düflüncenin eylem ile, duyman›n “dur”ma ile bulufltu¤u flölen. Uçurumda ‹spanyola! Bir dizi kufl gidip geliyor ufukta, görüyor musun? Gecenin içinde yay›lan söylentiye göre gündüz aram›zdad›r (böyle yaz›ld›, bile isteye). AFR‹KA fi‹‹R‹’NDEN Dennis Brutus ‹DAMA ‹LG‹S‹Z O’nu ast›lar dedim, ilgisizce ‹zah etmeden neden öldü¤ünü Ya da aziz bir dost oldu¤unu hat›rlamadan Ya da arzular›m›z›, heveslerimizi Ö¤üttü¤ünü bir potada O yok art›k: düflünemem fiimdi hayal edemem bile O’nu oldu¤u yerlere sürükleyen nedenleri Ya da çektiklerini onlar›n ellerinde Ya da hüzünlerimizin o’nu ne denli y›kt›¤›n› fiimdi söylemesi kolay, ilgisizce as›ld›¤›n› Çeviri: Mevlüt Ceylan ÇIKTI Dostluk Üzerine Fethi Gemuhluo¤lu Orta Sayfa Konuflmalar› ‹brahim Yar›fl ve Tütün Küfesi Mürsel Sönmez Brutus, Zimbabve’de 1924’te do¤du. Ö¤renimini Güney Afrika’da tamalad›. Kitaplar›: Sirens, Knuckles and Boots, Letters to Martha, Poems from Algiers, A Simple Lust, Stubborn Hope. ‹steme Adresi: Büyükdere Cad. Atakan Sok. Petek Ap. B Blok No:7 D:11 Mecidiyeköy - ‹stanbul Tel: (0212) 216 51 44 (pbx) Fax: (0212) 212 21 63 Selçuk Yay›nc›l›k, Matbaac›l›k Ltd.fiti. ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü ‹brahim YARIfi Yay›n Dan›flman› Selami UZUN, Yay›n Yönetmeni Mürsel SÖNMEZ, Görsel Yönetmen ‹smail fiEN, Sayfa Sekreteri Murat ARSLAN Yaz›flma Adresi: Örnek Mah. 35. Cad. No: 26, Üsküdar, 81190 ‹stanbul ‹rtibat Tel: (0216) 324 36 05 Posta Çeki: ‹brahim Yar›fl - 1652014 Abone Bedeli : 3.000.000.-T.L. Faks: (0212) 212 21 63 Bask›: ‹nceler Ofset Murat Soyak MUHASEBE Sayfa 4 yaflamak diyorsun gözlerin gülüyor bir an flen flark›l› unuttu¤umuz bir fley var gün içinde eksik kalan yaflanan bunca ac› yazmak diyorsun k›r›k dökük kelimeler sonra da¤larca yük halden anlamaz gibi okununca kanayan k›r›lgan, üzgün yaz› yar›n diyorsun güzel olacakm›fl bu gün güzel yaflad›k m›? Hannâ Salfa’ UVERTUR I Berlin’de Prusya kral› II. Friedrich Wilhelm’e pastoral bir sa¤›rl›¤›n bast›rd›¤› gün aram›za ald›k kenti. Bütün Dorya, Frigya ve Lidya krallar› peflimizde Leon anl›yor musun? Gözlerin dolup tafl›yor, dilin difllerini kemiriyor. Yasaklanm›fl bir kente, önce gözlerini dikiyor sonra, kentin kalesine t›rman›p özgürlük diye ba¤›rmak geçiyor içinden biliyorum. Bastille uzaklarda kald›. Açt›lar cezaevini bizlere, açt›lar Leon. Paskalya günlerindeki oratoryoyu hat›rla ve K›z›lderili lisan›nda on’a kadar sayman›n güçlü¤ünü Evet, hürriyet ondört temmuz Leon. Leon, sen üflüyorsun, titriyorsun, uyurken hep say›kl›yorsun, elin buzlafl›yor Leon. UVERTUR II Otuzdan fazla kadavra parçalad›k Leon. Ellerin yine titriyor, yine üflüyorsun. Yine çoksesli bir a¤lay›fl›n oluyor. Sainte-Chapelle’deki Orgcu Davut’a benziyorsun a¤larken. Beni ise bir gülme tutuyor k›zaran yanaklar›m› kapama telafl›ndayken, Bastille’deki uzun, so¤uk ve bitmeyen geceler gözlerinde Leon. Sahne ›fl›kland›r›l›rken, gömle¤inin yenini indirirken koro yerini al›rken, farz et ki: o kentin kalesinden sesin Davut’un sesi, dilinde ‘Ode an die Freude’.

[close]

Comments

no comments yet