Birnokta Dergisi Sayı 5

 

Embed or link this publication

Description

Birnokta Dergisi Sayı 5

Popular Pages


p. 1

‹STANBUL ‹ki Ayl›k Edebiyat Dergisi • Y›l: 1 • Say›: 5 • Fiyat›: 500.000.- TL • Kas›m 2001 AKI geriye, yaln›z ve yaln›z iyi ad›mlar, ancak o özler sonsuzun uzam›nda ›fl›ldar. Ifl›ldard› gözleri hep kar ya¤arken. Onun gözleri ›fl›ldad›kça benim evrenim apayd›nl›k kesilirdi. Kar ya¤mad› henüz. Kimbilir belki bu y›l verimli tarlas›ndaki baflaklar› seyreden bir çiftçi gibi seyredece¤iz kar ya¤›fl›n›. Gece ayd›n olacak, kim bilir? Mürsel Sönmez Onbefl : Ondört : Kar ya¤mad› henüz. Hem, ya¤sa da seyrek ve az ya¤›yor son y›llarda ‹stanbul’a. Karya¤d› Hatun vard› bir de ve elbette Beykoz’un Akbaba köyünde Canfeda Hatun. Kabri orda de¤il ama, o orda. Akbaba ad›yla an›lan kifli uzaklardan gelmifl de kat›lm›fl ‹stanbul’un fethine. Fethe denk bir sözcük bulabilir miyiz, sanm›yorum. “‹flgal”i var kimilerinin, fetih, açmak, havaland›rmak, ar›laflt›rmak ve kurtarmak anlamlar›yla iflgalden uzak. Sözcüklerin gerçe¤i örtmek ve sapt›rmak için kullan›ld›¤›, ötüp duranlar›n insan onuru gibi dili de ayaklar alt›na ald›¤› bir zamanda kime neyi anlatabilirsin? Hani flu “sözün bitti¤i yer” dedikleri fley, durum. “Durum diye bir laf var, buyrunuz bize durum / Bu toprak çirfek oldu bu gökyüzü bodurum” (NFK). Vurmak, durmak, kudurmak. Kuduz olmak. fieytan›n bulaflt›rd›¤› mikrobun azg›nlaflt›rd›¤› vücudun salyalar salg›layarak sa¤a sola ç›lg›nca sald›r›fl›. fiimdi bana fleytan mikrop mu bulaflt›r›rm›fl demeyin. Bitmezmifl gibi görünen kuduz gücünün de elbet bir bitifli olur, her fleyin bitti¤i gibi. Bitmek tükenmek kimi zaman kötü olsa da kimi zaman iyi elbette. Bitmek bir bafllang›c›n ön aya¤›d›r ayn› zamanda. Ekilen de bitmiyor mu zaten? Bitek gönül, bitek ak›l, bitek toprak. Toprak, üzerinde olan biten bunca kötülü¤e art›k dayanamay›p bitekli¤ini yitirebilir mi yitirirse ne olur? Cömert toprak gökyüzü ve gönderdikleri ile buluflunca ne de güzel olur yerin yüzü, coflar taflar yeflillenir. Direnir elbette ana toprak kendini çirkeflefltirmeye çal›flanlara karfl›. bir gün vazgeçerse direniflinden iflte o zaman “saat” geldi filim koptu demektir. Fil’e Hindistan’dan söz ederseniz ipini zincirini k›rar, ortal›¤› y›k›p devirir kaçar gidermifl, Mesnevi’dedir öykünün kalan›. Kalan nedir ki insandan Sanat kendi oluflunu gerçeklefltirirken ayn› zamanda özgünlü¤ü ile al›fl›lm›fl› ve düzeni bozar. Bu, sanatç›n›n “ifltigal” alan›na boyun e¤erek baflkald›rmas› anlam›na gelir. Her ortaya konan ve elbette sanatsal niteli¤i tam yap›t tek tipçi siyasal ve kültürel çerçeveyi k›rar. Kütlenin oluflturdu¤u sürüden iç çekimle kopan sanatç› fark›nda olman›n ac›s›n› çekerken ortaya koydu¤u ürünlerle köleciyi kendi k›rbac›n›n önüne gönderir. Görünürde varl›¤›n›n ayr›m›na var›lmasa da o, alg›lay›fl› ve duyumsay›fl› alttan alta de¤ifltirip k›flk›rtarak kendini gösterir. Sanat›n› ben’ine kurban eden sanatç›n›n alev çemberinden kurtulamay›nca kendini zehirleyen akrepten fark› yoktur. Atefli se- rinli¤e dönüfltüren simya iç sese sad›k kalarak görünürlü¤e ç›kma ve böylelikle tabutun kapa¤›n› delmektir. Yaflam›, yap›t›, eylemi, ölümü hem sanat›n› içine yerlefltirdi¤i çerçeve, hem de, k›r›p döküp yeni olufllara zemin haz›rlamakt›r sanatç›n›n ifli- Derinlerde sars›nt› damarlar› oluflturarak yüzeydeki i¤retili¤i tek düzeli¤i, nesneye tap›c›l›ktan do¤an nesneleflmeyi usta bir ustur ile deflmektir. Keyfince yaflamak yani. Bir güzel paketleyip, fiyonklu kurdelalarla kurdelalay›p teker teker hepsini atmazsak meydanda yanan atefle konfor sanat ve edebiyat›n›, yani, rahat koltuk olan fliiri, su yata¤› olan roman›, öykü kanapesini, deneme iskemlesini, müzik afyonunu, resim alkolünü, plastik olan sanat›, keyif sinemas›n› iflte o zaman daha da t›kanacak, dumana bo¤ulacak büyük insan›n önü / günü. Gözleri kan çana¤› adam›n sabah›n ilk ›fl›klar›yla var›p vurdu¤u bir nokta da buras›yd›, uyan›kt› ama kabus görmüfltü. Dört yandan üstüne abanan duvar, günün ilk bildirisiyle gerilemeye bafllam›fl, ka¤›t üzerindeki “direnç:erinç” sözcüklerinden ç›kan ›fl›lt›yla gün buluflmufltur. Kanat sanat›, ç›km›yorsa kan, kans›zd›r / cans›zd›r / ölüdür sanat. GÖRÜNTÜ M.Yasin fiAFAK Görüntülerin üzerine yaz›lanlar, çizilenler flüphesiz verilifl biçimleriyle, kullan›lan malzemelerle ve ard›ndan oluflan bütünün nas›l alg›lanmas› gerekti¤ini sal›k vermelerle do¤rudan ilintilidir. Bu noktada arkaik bir duvar kabartmas›, bir gravür, bir tablo nihayetinde bir foto¤raf insana yaln›z kendini göstermnekle kalm›yor; bilakis belli bir iletiflim -düflünüfl- reaksiyon dünyas› sunuyor. Burada Van Gogh’un bir mektubundaki ibare üzerinde düflünmekte fayda var: “Biz foto¤raf›n arkas›ndakileri de görebilenlerden olal›m” diye sal›k veriyor ressam. Foto¤raf›n arkas›n› görmekten kas›t ne olabilir? 11 Eylül’de atefllenen olaylarda foto¤rafa ba¤lanman›n / arkas›n› görebilmenin / görmek istememenin neler olaca¤›na dair baz› ipuçlar› yakalayabiliyoruz. Modern enformasyon ve iletiflim tekni¤in bir avantaj›, romanda hem bir dezavantaj hem de baflar›labilirse sonsuz bir ufuk manevras› olarak görülen kurgu imkan›n›n /zorunlulu¤unun, bir enstantane üzerinden verilebilir olmas›d›r. Özellikle ilk ç›k›fl y›llar›nda foto¤raf›n böylesi bir direkt kurgu imkan›na sahip olmas› sebebiyle çokça övülmesi, ve ard›ndan daha üst teknolojiler yoluyla bu imkan›n ziyadelefltirilmesi iletiflim dünyas›na yeni anlamlar katm›flt›r. Örne¤in gene ilk foto¤raf ç›k›fl›na dönersek bir tarihsel bio¤rafi noktas›nda, bir foto¤raf›n hummal› bir portre çal›flmas›n›n (yaz›l› ya da çizili) yerini alabilece¤i düflünülüyor. Fakat bu noktada önemli olan modern araç klasi¤in yerine ikame edildi¤i noktada do¤as›ndan kaynaklanan bir özelli¤i sebebiyle bir o kadar da ufuk daralt›c› olabiliyor. Kiflinin edilgenli¤i artt›¤› noktada, kurgunun üzerinden yap›lacak imgelem ve canland›rma neredeyse imkans›zlafl›yor ve bu noktada zihin zaafiyete u¤rayabiliyor. Tasavvurun, muhayyilenin yerini tamamen acil tüketim yollar›n›n tekniklerini kaplad›¤› vakit ise bahsi edilen tehlike vaki oluyor. Ve flimdilerde foto¤raf›n arkas›ndan görülmedi¤i / görülemedi¤i de ortada. Süleyman Çelik Assos’da Hüdâvendigâr Camii’nden Bakarken Hünkâr›m, sabah vaktini görmüflse burada bütün heybetiyle, hüdâvendigâr’dan kanatlan›p denize uçacak kartal gibi bakm›flsa Behramkale’nin mavi sular›na o zaman bat›ya do¤ru, daha bat›ya tutabilene aflk olsun onu. Akflamsa e¤er, hüzün ve günefl zeytin a¤açlar›n›n dallar›ndan s›zarak duru bir düflünceyle birleflmifltir mutlak, anm›flt›r bilge dan›flmanlar›yla sahih hristiyanlar›, geçti¤i yerleri görünce Aristo’nun mühre dönmüfl toz toprak. Sümmani Tu¤ SEN DE M‹ Koflarken Düflen Çocuk Sende mi Kald› Mutlulu¤um S›dd›k Ertafl S‹MURG ç›plak bir halk genifl arz›nda yarin daralm›fl yürekleri ölüm aralar›nda tebdil-i k›yafet dolaflmakta ç›plak bir halk toprak süzülür pazular›nda taht›na oturup gecenin bekler gündüzü gökkufla¤›n›n alt›ndan geçerek yüzlerini atefle çevirseler bir günefl onlar için do¤acak ay onlar için dönecek dünya

[close]

p. 2

Nurettin Durman HAYD‹ CANIM Sayfa 2 Mütevaz›l›¤›n Zararlar› gidince; haydi can›m gidince bir ›fl›k halesine tutunup geceden ›rmaklar›n akt›¤› rüyân›n içinden kitab›na eyvallah. gidince; afl›lmaz gibi bir da¤ sevinciyle meçhul rengârenk saray›nda mutlak kitab›na eyvallah. gidince; haydi can›m gidince kanay›nca yüre¤imdeki sanc› al›p götürünce beni kitab›na eyvallah. Yakup Zübeyr Bülbül fiARKI Horon vaktidir servi h›râman sal›n ey ki endam›nla yasemenlik rehgüzârd›r Senle elaman diler kemençeden sâl-› ney ve senle dikenlikler bile gülizârd›r. geceyi ayla kand›r, ay konmaz bir ah m› bilirim Rum k›z›na güzel demek günah m› dudaklar›n saç›lan atefl midir segah m› kanmaz gönlüm atefle konmaz bi karard›r Osman R. Sezgin SESS‹Z Y›ld›zlardan bir sandal Ve içinde güneflin en lofl hali Bir seher vakti evinden ç›k›p yola koyulan genç gibi Sessizli¤in sesini dinlerken deryada Musiki havuzundan hissettim kendimi Yapraklar›n aras›nda gizlenerek c›v›ldayan kufllar› duyunca Gülistan Güller aras›nda güzel bir insan Yaflaman›n rengi Yüre¤inde gizli olan Hani var ya ebemkufla¤› alt›ndan geçme sevdas› Hani derler ya gökyüzünün incileri Çöldeki mahrum insan›n su iste¤i gibi ‹çimde hayk›r›yorum seni Ç›¤l›k 盤l›¤a suskunluk içinde Hep biryerlerde derinlerde Sahte hayat gülüfllerinden uzak Yüre¤imin ta dibinde Yine özledim seni be Yüre¤im dillense de seslense Ay gibi denize düflüp Lav gibi topraktan f›rlasa Anlatsa sana sevgi çemberini anlatsa Hani ufka bakarken akflam vakti Gün bat›m›n› huzurla u¤urlarken Ateflkürenin a¤›r a¤›r insanl›¤› terkediflini izlemek Adalar›n aras›ndan bir nehir gibi süzülüp giden denize itiyor insan› Sanki günefli yakalayacakm›flcas›na Yol çiziyor insana Gün bat›yor K›z›ll›k gidiyor Ama Gelece¤im diyor A. Görkem Userin Hiç, gösteriflli sözcüklerle dolu bir girizgâha baflvurmadan, do¤rudan kald›ral›m kabu¤unu yaran›n, aks›n için içindeki irin: Bugün, özellikle Müslüman ayd›n ve sanatç›n›n -iki tire aras›nda söz konusu kitlenin "Müslüman"l›¤›n›n da bafll› bafl›na ayr› bir tart›flma konusu oluflturabilece¤ini belirtmeliyiz- önündeki en büyük sorun, mütevaz›l›k ç›kmaz›d›r. Bu duruma daha bir y›k›c›l›k katansa, bu ç›kmaz›, kendi eliyle kendi önüne dikmesidir ayd›n ve sanatç›lar›m›z›n. Yanl›fl anlafl›lmas›n, sorun mütevaz›l›¤›n varl›¤›nda de¤il, s›n›rlar›n›n ve ölçüsünün ayarlanmamas›nda yatmakta. Yani mütevaz› olmak ya da olmamaktan çok, mütevaz›l›¤›n ölçüsünü belirle(ye)memektir, sorun olarak gördü¤ümüz nokta. Düflünen, üreten ve bunlar› yaz› arac›l›¤›yla toplumun ilgisine sunan, onunla paylaflan insan, mütevaz›l›¤›n›n s›n›rlar›n› belirlemelidir ilkin. Çünkü yazmak, üretmek ifli, bir tür yi¤itli¤e gereksinim duyar. Ve s›n›rland›r›larak anlamland›r›lmam›fl mütevaz›l›k, gereksinilen bu yi¤itli¤in yaflamas›na izin vermeyerek, bir anlamda kendi kuyusunu kendisine kazd›r›r kiflinin. Söz konusu yi¤itlikten yoksun olanlar, ürettiklerini yay›nlatmaktan geçelim, kalemi ellerine almaktan bile korkan, çekinen bir k›s›r döngüde döner dururlar bir süre. Bu döngünün ard›ndan da kimi sonuçlarla bo¤uflmaktan kurtulamazlar. Üreten kifli, serüveni boyunca ilerlerken, belli bir noktadan sonra, mütevaz›l›¤›n›n de¤il, üretkenli¤inin s›n›rlar›n› geniflletmek için çaba harcamal›d›r. Do¤rusu, bu yönde çaba harcamayan kiflinin ilerledi¤i de söylenemez pek; yerinde saymaktan öte bir fley de¤ildir onun yapt›¤›. Mütevaz›l›¤›n s›n›rlar›n› götürebildi¤i yere dek ilerletmeye çal›flan kiflinin yapt›¤›, üretkenlik s›n›rlar›n› daraltmak ve kendisine dürbünün tersiyle bak›lmas›n› istemekten öte bir fley de¤ildir. Hiçbir fley, bir ayd›ndan, bir sanatç›dan kendi yolunu t›kamas›n› isteyemez; tâ ki o, bunu bilinçle ve bast›ramad›¤› bir yücelme duygusu içinde yapmad›kça. Ne yaz›k ki, bizde, bunu bilinçli bir biçimde yapanlar›n say›s› hiç de az say›lmaz. Bu bilinçli yanl›fl›n, bir erdem gibi gösterilmesi ve öyleymiflçesine gönül rahatl›¤›yla benimsenmesi de, durumun zorlu¤unu art›ran ve onu içinden ç›k›lmaz bir konuma sokan di¤er bir etken. Dahas›, olay›n öznesi durumunda olan kiflilere di¤er ayd›n ve sanatç›lar›n ve bunun da ötesinde okurun bak›fl›ysa, mal bulmufl Ma¤ribî deyimini yetersiz k›lacak derecede bir büyülenmifllik içermekte. Yukar›da söylediklerimizin anlafl›l›rl›¤›n› art›rmak için, biraz da sözcü¤ün üzerinde dural›m. Salt, mütevaz› sözcü¤ünün içerdi¤i anlamlar› gösteren sözcükleri elden geçirmekle bile, ilk paragrafta yapt›¤›m›z ölçü ve s›n›r vurgusuna bir netlik kazand›rabiliriz. Mütevaz› sözcü¤ü; alçakgönüllü, gösteriflsiz, iddias›z, kendi halinde, kibir- siz, ve yal›n gibi anlamlar›n tümünü, s›rt›na yüklenen gariban bir sözcük. Ayd›n ve sanatç›lar›m›z›n bir bölümü de, bu sözcük gibi, tafl›yabileceklerini san›yorlar bu anlamlar›n tümünü s›rtlar›nda. Ama, daha önce de belirtti¤imiz gibi, yazan, üreten kifli, iddias›z ve kendi halinde olamaz, olmamal›d›r. Tamam, yal›n, kibirsiz, gösteriflsiz ve alçakgönüllü olmal›d›r; ama ölçüyü belirlemeyen kifli, bir süre sonra iddias›z olmay› da bir erdemmiflçesine kutsayarak benimseyecektir. Sat›rlar, kimsenin çöplü¤ü de¤ildir. Ve yaz›n ülkesi, ortak insanl›k miras›n›n bir parças› olarak, üstünde gezenlerden pasaport istemez. Günümüzde, yaz›n›n k›s›r ve yoz bir duruma düflmesinin sorumlular›, gerekli yeterlili¤e sahip olmas›na karfl›n, afl›r› mütevaz›l›¤› nedeniyle k›y›da köflede kalmay› ye¤leyerek ortal›¤› bofl b›rakanlard›r. Öte yandan, bu boflluktan yüz bulan ve ellerine kalemi almakla, yazd›klar›n› sanan densizlerin say›s› da az de¤il. Bunun sonucu olarak da, dergilerin ço¤u, dedikodu yaparcas›na yaz›lan yaz›larla ve yaln›zca adam kay›rmak için bir araya gelerek yazanlarla (do¤rudur, yaln›zca yazan) doldu. Yazd›klar›, okuduklar›n›n katlar›n› geçen bu sözde yazarlar›n kokuflmufl ürünleriyle, konuflan ama bir fley anlatmayan talk showcular›n söyledikleri aras›nda pek bir fark yok. Yaz›n›n yaflayan, süren ve ak›c› bir niteli¤e sahip olmas› gerekti¤i konusunda, okur-yazar herkesin ayn› düflüncede oldu¤unu varsayarsak ifli bilen kalem uzmanlar›n› alana ça¤›rmam›z gerekiyor bir kez daha. Çünkü, artlar›ndan gelecek olanlarla birikim ve deneyimlerini paylaflarak, onlara ilkin edebiyat›n kökünü, edep’i ö¤retmek, yükümlülükten öte bir zorunluluk durumundad›r bugün onlar için. Geçmiflte, kendilerinin de benzeri bir e¤itimden geçtiklerini an›msamam›z yeterlidir, bunun öneminin kavranmas› için. Rahle-i tedristen yoksun bir biçimde eline kalem almak, ehliyetsiz araba kullanman›n toplum genelinde zarara yol açmas›ndan farks›zd›r. Son olarak, yüzy›llar önce matbaan›n ülkemizde kullan›lmaya bafllan›fl› s›ras›nda, hattatlar›m›z›n, sergiledi¤i yi¤it karfl› duruflu getirelim gözlerimizin önüne. Onlar, gerekli gereksiz birçok metni, bir anda binlerce basacak düzene¤in karfl›s›nda dururken, kendi ç›karlar›n› düflünmekten çok, önüne gelenin yazmas›ndan ve kolayl›kla yay›nlatmas›ndan kaynaklanacak olas› bir karmaflaya dikkat çekmek istiyor olamazlar m›yd›? Bugün, geçmiflin olas› karmaflas› yerini çoktan büyük ve gerçek kaoslara b›rakt›. Üstelik, flimdiki zamanda, gerçekd›fl›n› seslendirenlerin sesinin, gerçekleri söyleyenlerden daha yüksek ç›k›yor olmas›, hakikati yayg›nlaflt›rmaya çal›flanlar›n iflini bir kat daha güçlefltiriyor. Ama unutmamal› ki, kaos bitifl de¤il. Ötesiniyse bugünün çabalar› belirleyecek. Resul Tamgüç Ali Barskanmay YAKLAfiAN VAK‹T KELEBEK GÜZELL‹⁄‹YLE IfiILDAR ad›ndan bir harf düfler de ka¤›da gök y›rt›l›r, sesler düfler yaklafl›yor yald›zl› tanr›lar›n y›k›l›fl› ve gönlün asitik sular›nda eriyifli yaklafl›yor Davudtan kalma ses tüyleri ürpertmeye yaklafl›yor akreple, yelkovan›n vakte de¤ip bitimsiz uçufllar› bafllat›fl›. da¤ sal›n›fll› rüzgar sevilmedik bir anda f›rt›naya verir ortal›¤› ve bafllar minik canl›larda s›¤›nma telafl› kimi bir duvarda donuk bulur kendini kimi de aral›klardan s›zmaya bakar tanr›n›n renk cünbüflü evrenin omurgas›z güzelli¤i kelebekler de nabz›n› yoklar rüzgar›n ve kelebek güzelli¤iyle ›fl›ldayan evde örümcek a¤›n› kurar dolaflmaya ç›kar u¤ur böce¤i küflü tahtalar›n aras›nda

[close]

p. 3

Sayfa 3 Rastgele Cemal KILINÇ Genç bal›kç› içine dönük bir yolculuktayd›. Nicedir d›fl dünyaya kapatm›flt› kap›lar›n›. Elindeki befl i¤neli çapariyi at›p at›p çekiyordu. Duda¤›nda nefleli bir ›sl›k. Denizle muhabbeti koyulaflt›rm›flt›.Nefle ve ›sl›k birdenbire neden donar bir bal›kç›n›n duda¤›nda? fiu iki patavat› k›t konu¤un gelmesiyle olabilir mi? K›y› boyuna dökülmüfl bulunan kayalar›n üstünde iki kifli bal›kç›ya do¤ru yürüyordu. ‹çeri¤i mideye indirilmifl, sonra belli bir h›rsla tafllara çarp›larak parçalanm›fl onlarca flifle art›¤›ndan sak›narak geliyorlard›. Oysa yaln›z ç›k›lan yolculaklarda yanda-yörede zihne dolaflacak kimse istenmez. Bu uçsuz bucaks›zl›kta sadece kendin olmal›s›nd›r. Yalana gerek yok, bal›kç›, içtenliksiz bir “hofl geldiniz”den sonra denizle muhabbetine devam ediyor. Akflam esintisinin azalmas›yla bereket de düfler denizde. Keflke candan bir “rast gele!” Ve bitimsiz bir rast gelifl olsayd›... Davetsiz konuklar merakla etraf› kolaçana bafllad›lar. Neflesi kaçan ›sl›¤›n sebebini ö¤renmektir amaç. Nihayet “tabiat›n erkek nesnesi”ni geniflletmek, difli olana barikat amac›yla dökülmüfl bulunan tafllardan birinin kuytusunda gördüler; yüzünü denize dönmüfl, uzand›¤› yerden gün bat›m›n›n portakal kabu¤u yakamozlar›na kar›flm›fl olan k›z›! O iri tafl›n üzerine ç›k›p afla¤› do¤ru e¤ilmeseler görülmesinin mümkünü yoktur. ‹flte böyle inceliksiz merak s›r tan›maz. Isl›k susmakta, nefle gölgelenmekte hakl›d›r. K›z, keflfedilmekten s›k›lm›fll›¤›n› gösterir bir edayla bafl›n› çevirip tafl›n üstündekilere hafifçe gülümserken gözlerinde keyfi kaçm›fl insanlar›n o bildik ifadesi vard›. Bal›kç› ile kaçamakl› ba¤› her halinden belliydi. Patavats›zlar›n merak›nda s›n›r yoktur. Bir türlü doymak bilmezler. fiimdi de denizin bal›kç›ya yönelik günlük rast gelifl oran› ile mütecessis... Bal›kç› bütün bu olup biten kefliflere ald›r›fl etmeden oltay› ustal›kla savurduktan hemen sonra makaray› özenle çevirmeyi sürdürüyor. Bu defa saedce bir graçi vurmufl. Onu i¤neden ay›rmaya u¤rafl›yor. Bal›k bafl parmak büyüklü¤ünde var yok. Oltan›n ucundaki i¤neler k›y›n›n yap›flkan yeflil yosunlar›ndan görünmüyor. ‹nsanda c›v›k, bulafl›k bir duygu meydana getiren bu salyalardan temizlenip ay›klanmas› flart. Aksi halde bal›klar›n i¤neyi ve yemi görmesi olanaks›z. Çapariye dolaflt›rmay› da ifli kotar›r bu s›vafl›k. Graçi düfltü¤ü sert zeminde z›p z›p vuruyor kendini yere. Pullar› çamura bulan›yor. A¤z› can havliyle aç›l›p aç›l›p kapan›yor. Hareketleri göz aç›p kapay›ncaya kadar bir sürede durgunlafl›veriyor. Önce s›çramas› yavafll›yor, sonra sadece kuyruk k›sm› oynuyor, daha sonra a¤z›, nihayet belli belirsiz bir titreme. ‹flte malûm final; art›k o, ölü bir bal›kt›r. Küçük bal›¤›n dünyay› terk ediflini izleyen misafirlerin denizin bereketi konusundaki ilgileri bir kez daha kamç›lan›yor. Gözleri f›ld›r f›ld›r oynuyor. Sonunda afla¤›da, k›z›n ayak ucuna yak›n düzlü¤e yerlefltirilmifl olan kovay› fark ediyorlar. Kova a¤z›na kadar bal›k dolu. En küçü¤ü yirmi befl santim. Bal›klar hantal bir k›p›rt› içinde kovadaki suyun yetersizli¤inden muzdarip, kafalar›n› suyun üzerine ç›kard›ktan hemen sonra tekrar tabana do¤ru a¤›r hareketlerle kaymaya çal›fl›yorlar. Kovadaki bal›klar› seyre dalanlar› uyand›ran inan›lmaz bir baflkalafl›m gerçeklefliyor o an; tafl›n kuytusunda yatan ve az önce hafif hoflnutsuz da olsa “hofl geldiniz” diyen k›z; boynundan itibaren ta arka ayaklar›na kadar derisi yüzülmüfl ve s›rt etleri lime lime kesilmifl bir keçiye dönüflüveriyor. Saniyelerle say›labilecek bu ola¤an d›fl›l›k karfl›s›nda gözleri fal tafl› gibi aç›lm›fl, hayretler içinde bakakal›yorlar. Gerçekten inan›lmas› zor olay›n sanki bir tek bal›kç› fark›nda de¤il. Ya da; “m›fl gibi” yapmak ifline geliyor. Keçinin s›rt› arka ayaklar›na kadar k›pk›rm›z› kan. Yer yer görünen deri kal›nt›lar›, “hayvan›n” bir defada de¤il, ete ihtiyaç duyuldukça(!) kesildi¤inin izlerini tafl›yor. Baz› bölgeler tamamen kurumufl. Kan p›ht›laflm›fl. Yer yer pembeleflmeler görülürken, kaba etlerin yo¤unlaflt›¤› alanlarda s›z›nt› devam ediyor. B›çaklar kaburgalar›n aras›na özensizce girip ç›km›fl; yamru yumru. Bak›n bak›n! fiu iki kaburga kemi¤i aras›ndan b›çak fazla derine dald›¤›ndan delikten iç organlar görünüyor. Bu ani dönüflümden do¤an garip yarat›k arka ayaklar›n› sürüye sürüye gidip az ileride baflka bir tafl›n kuytusuna k›vr›l›veriyor. fiaflk›nl›k ile hayret tam g›rtlakta dü¤ümleniyor... Sokulup soruyorlar hakikaten merak› mucip hadisenin hakikatini. Bal›kç› gayet sakin; “bal›klar taze keçi etine solucandan daha çok ilgi duyuyor” diye cevap veriyor. Sanki ola¤anüstü hiçbir fley olmam›fl gibi malum yolculu¤una devam ediyor! Oysa hayvanca¤›z (k›zca¤›z m› demeli) gerçekten ac›nacak halde. Kan revan içinde, gitti gidecek. Karanl›k bast›¤›nda suda bir tek yakamoz kalm›yor. Uzak yollardan gelen yolcu gemilerinin yan›p sönen ›fl›klar›, flehrin mutena evlerinden akseden birkaç s›z›nt›, gündüzün cümbüflünü an›msatm›yor bile. fiehir de ola¤an›n d›fl›nda bugün, deniz de.. K›zkulesi’nin köflesinde bir deniz feneri. Fenerin yan›p sönen k›rm›z› lambas›. Onun suyun yüzeyine çekip durdu¤u k›rm›z› çizgi; sanki yalanc› yaflamaklar›n üzerine gidip gidip geliyor. Her defas›nda derinlefliyor. Befle kadar say›nca bir daha. Bal›kç›, malzemelerini toplamaya bafllad›. Mahir, k›vrak hareketlerle dönüfle haz›rlan›yor. Olta tak›mlar›n› çantaya koydu. Kovadaki bal›¤›, hemen yan taraftaki tatl› su havuzuna boflaltt›. -Buras› Salacak’taki bal›kç› bar›na¤›na ne kadar çok benziyor?- Bal›klar yüksekçe bir tafl duvar›n ard›nda kurulmufl bulunan su motoru marifetiyle harekt ettirilen siyah kay›fl›n üzerinden kayarak iniyor havuza. Darac›k kovadaki k›s›tl› miktar sudan kurtulman›n sevinciyle doyas›ya oynamaya bafll›yorlar. Yeniden bal›k oluyorlar yani. Bal›klar›n denize kaçm›s›n› engelleyen; deniz ile havuz aras›ndaki kanal›n içine yerlefltirilmifl bulunan mazgal›n yan›-bafl›nda birdenbire bir adam bitiveriyor. Daha az önce yaflad›klar› “dönüflüme” inanmakta zorlanan merakl› misafirler mazgal›n bafl›nda beliren adam›n b›y›k alt› gülüflünden az sonra olacaklar› tahmin etmenin telafl›yla se¤irtifliyorlar. Ama yetiflmek ne mümkün? Olacak olan mutlaka oluyor. ‹nsan ç›rp›nd›¤›yla kal›yor. Kapak aç›l›yor. Bal›klar güle oynaya ak›yor denize. Bal›kç› da yok ortalarda. Bal›klar›n temiz suda y›kan›p ar›nmalar›na izin vermek ve av mahallini son bir kolaçan için gitmifl olmal›... Hayy Allah! Adamlar denize do¤ru can havliyle... kaçan bal›klar› yakalamak için u¤rafl›p dururlarken bal›kç› da nihayet geliyor. Kanal boyunca bir elinde çanta ve kova, di¤er eliyle tafllara tutunarak ilerliyor. Olanlar› görür görmez o da atl›yor suya. Çanta bir yana, kova bir yana gidiyor. Önce gö¤süne kadar bir bat›p ç›k›yor. Ölümüne önüne geçmeye çal›fl›yorlar olup bitenin. Ba¤›r›p ça¤›r›yorlar. Sesler birbirine kar›fl›yor. “Tut, yakala, kaç›rma, kim yapt› bunu, niye yapt›, dikkat et, kaç›rma, kaçmas›n...” Bin hengâme ki görmeyin. S›r›ls›klam oluyorlar. Elbiseler kurflun gibi a¤›r. Zamanla daha bir hantallafl›yor. Bal›klar›n hele bu flartlarda tutulmalar› o kadar zor ki. Tutulabilenler de kay› kay›veriyor ellerinden. Tam “yakalad›m” dedi¤inde bile bir f›rsat›n› bulup parmaklar›n aras›ndan, omuzlar›n üstünden z›play›p yoluna devam ediyor. Hepsi suyun içinde, umars›z bakakal›yor. Denize kavuflanlar bin sevinç içinde. Mazgal› açan adam› fark ediyorlar neden sonra. O da gö¤süne kadar s›r›ls›klam. Yaral› bir keçiye dönüflen genç k›z çoktan unutuldu. Gece iyice hissettirmekte art›k kendini. Mehtapla birleflen flehrin ›fl›klar› gündüzlü aratmaz bir ayd›nl›¤a bo¤uyor denizi ve da¤›. ‹stanbul yeniden canlan›veriyor. Mâhîlerin rahme kavuflmas›n› selaml›yor Aydede. Ak saçl› dalgalar›yla deniz ana bar›na¤a do¤ru süzülüyor.Karankl›k bas›nca çevrede bulunan tüm karalt›lar her fleye benzemeye bafll›yor. Dördü birden bafllar› önlerinde sudan ç›k›p; vaktin hesab›-kitab›yla evlerinin yolunu tutuyor. Ay›n ayd›nl›¤›na ev ipildeyen yakamozlara, özgürlü¤üne kavuflan bal›klara, arkalar›ndan hasretle ve flefkatle bakan imaparatorlu¤un ›fl›klar›na ra¤men hafif bir hüzün var gene de içlerinde. Olmas› muhtemel bir sonraki an›n hangi mucizelere gebe oldu¤unu, olan’›n mutlaka “olmas› gereken” oldu¤unu, bütünüyle müsterih olunmas› gerekti¤ini mi düflünüyorlar?... Said Yavuz H‹Ç B‹R‹ DE⁄‹L‹M ›slak bahçelerde bir a¤ac›n kaderi kadar güzel gölgesi vurmufl yol kadar ›fl›kl› kendisinde fliir bulan kadar nasibe düflmüfl gölgelenmek istemeden gövdesine yaslanm›fl kadar kendisinden olanla hiçbir de¤ilim hepsi kendine has biricik, sade, mutena temas biricik hepsi oysa ben hiçbir de¤ilim yanafl›r kavgas› ›rma¤›n kat› topra¤›n inad›na insanl›¤›n› emzirir, çiçekten gökten afl›k insanlar›n ellerinden toplad›¤› s›rmalar›, lensleri de¤il sürer dili bozuk kayaya yanafl›r kavgas› ›rma¤›n bana / hiçbir de¤ilim a¤ac›n iki annesi olmaz biriciktir, gökte birfley aramas›na bakmay›n, toprak içindir hem yaln›zd›r her ya¤mur tanesi biri solunca yerinden bir baflkas› ç›kmaz her bir melekte ben hiçbir de¤ilim yanafl›r nilüferin feri bana aflk› üreten kaosudur ki hem çiçektir u¤rafl›r yar›lmaya sesini arar suyun flehvetle dolmufl goncas›na yanafl›r nilüferin feri bana / hiçbir de¤ilim koca bir ok koca bir yan koca bir us var arkamda Arif Dülger ATEfi‹N KOYNUNDA Yüre¤imle gecenin k›y›s›nda bekliyorum seni, Kutup y›ld›z›ndan düflen 盤l›klar eflli¤inde. Umudum koyu karanl›k, umudum korkak yakamoz Hayal kufllar›m s›r›ls›klam ya¤murun ete¤inde sakl›. Gittin, bir daha gelmedin! Sevgilim, ayflafa¤›nda elimi tut! Korkuyorum; hayallerim cin a¤z›nda y›lan ›sl›¤› Arkamda b›rakt›¤›m an›lar hicran yuvas› Biliyorum, a¤lasan da dinmeyecek Ac›lar kat kat büküldü¤ünde, bafl›n› dik tut! Yaln›zl›k al›nyaz›m deyip ah ile iflle gecenin gergefine Ay›fl›¤› ile dans eden benim ateflin koynunda. Gökkufla¤›na kofltum, ifritten bir vakitti; ac›lar›m söndü Anneci¤im diye bir köflede büzülmüfl sar› saçl› küçük k›za döndüm Kuca¤›nda k›sa günden oyun cak bebe¤i A¤lamak m›, hay›r, deniz ufkunda sonsuzu içime gömdüm. Sevgilim, sevgilim gecenin k›y›s›nda bekliyorum seni, Yitik aflk›m kefliflleme, dalga boyu otuzüç kulaç.

[close]

p. 4

Sam Yeli Saliha Uysal Sam’›n en büyük zevki, her sabah bahçedeki çiçekleri sulamakt›. B›k›p usanmadan konuflur, dertleflirdi onlarla. Nedendir bilinmez, bahçedeki onca çiçek aras›ndan birine karfl› özel bir ilgisi vard›. Onun yan›na yaklaflt›¤›nda kalbi ç›kacakm›fl gibi olurdu yerinden. Sam, bu çiçe¤i bahçenin tek süsü diye severdi. Bir süre sonra da "Teksüs" diye ça¤›r›r oldu. ‹tiraf etmek gerekir ki, çiçek de ona kay›ts›z de¤ildi. Sam, her gün o çiçe¤i düflünürdü. Çok sevgili dostu Rüzgar’la ziyaretine gittiklerinde bile tedirgin olur, rüzgar›n normal d›fl› bir esintisi yüzünden Teksüs’ün dal›ndan kopmas›ndan endifle ederdi. Her an›n› neredeyse onunla geçirecek bahaneler bulur ve sürekli onunla meflgul olurdu. Çiçek bu sevgi ve ilgi sayesinde büyüyüp serpildi. Di¤er çiçeklerin aras›nda hemen göze bat›yor, adeta bir kraliçe gibi yükseliyordu. Günlerden bir gün Sam hastaland›, art›k bahçeye ç›kam›yor ve biricik çiçe¤ini göremiyordu. Ona sadece minik serçeyle selam yollayabiliyordu. Serçe çiçe¤in halini de Sam’a bildiriyordu. Rüzgarl› bir gündü. Sam hastal›¤›n kollar›nda ac› çekerken bile çiçe¤i ne kadar özledi¤ini anlat›yordu serçeye. Serçe bir yandan Sam’› dinliyor, di¤er yandan da pencereye vuran Rüzgar’› izliyordu hayranl›kla. Sam’dan izin isteyip d›flar› ç›kt› bir ara. Bir anda cazibesine kap›ld›¤› Rüzgar’la ta- n›flmak istiyor, onunla birlikte uçman›n hayalini kuruyordu. Ancak bahçeye ç›kt›¤›nda Rüzgar’›n bafl›n›n döndü¤ünü gördü. Rüzgar bu durumdan oldukça memnundu, çünkü bafl›n› döndüren bahçedeki en al›ml› çiçekti: Teksüs. Çiçekle rüzgar aras›ndaki büyülü muhabbeti gören serçe, oldukça üzülmüfltü. Kendisi için de¤il, Teksüs’ün Sam’› bir anda unutmas›na içerlemiflti. ‹çeri girdi. Sam gizleyemedi¤i hüznünün sebebini sordu. Serçe, gördüklerini bir bir anlatt›. Sam kahrolmufltu. Ne diyece¤ini bilmiyor ve devaml› a¤l›yordu. Sam günler sonra iyileflti, ancak gözyafllar› dinmedi. Teksüs’le art›k hiç konuflmuyor, onun yan›na gitti¤inde gözyafllar›n› gizleyemiyordu. Gözyafl›yla suluyordu Teksüs’ü. Teksüs bu yafllar›n› dallar› alt›nda biriktirdi. O da üzgün ve a¤lamakl›yd›. Sam’›n ona neden böyle davrand›¤›na bir anlam veremiyordu. Oysa Sam hastayken neler yapmam›flt› ki. Rüzgardan fazla eserek, Sam’›n üflütme- mesini bile rica etmiflti. Hatas›n› bulmaya çal›fl›yordu hep. Art›k a¤lamaktan ve Sam’›n gözyafllar›ndan derisi iyice kal›nlaflm›fl, kendi suyunu kendi içer hale gelmiflti. Derdini paylaflmak istedi¤i serçeye Sam için yapt›klar›n› bir bir anlatt› Teksüs, a¤layarak. Serçe ne yapaca¤›n› flafl›rd›; çok piflman ve üzgündü. Sam’a gerçekleri anlatmak istedi. Bir kaktüsle konuflurken buldu onu. Sam bir kaktüsün sert ama gururlu yap›s›na afl›k olmufltu demek! fiaflk›nd› serçe. fiaflk›nl›¤› Rüzgar’la karfl›lafl›ncaya kadar sürdü. Rüzgar’dan ö¤rendi Teksüs’ün Kaktüs oldu¤unu… Sam, ac›lardan ve yanl›fl anlamalardan uzaklaflmak istiyordu art›k. Çünkü Teksüs’ü bir daha kaybetmek istemiyordu. Tuttu¤u gibi aflk›n›n›n elinden kimsesiz diyarlar›n, çöllerin yolunu tuttu. O gün bu gündür Sam ve Kaktüs baflbafla ve mutlu yaflarlar. Sam yeli gider gelir, ama kaktüs bir yere ayr›lmaz, kimselere yer vermez hayat›nda. Sam’› bekler sadakatle ›ss›z çöllerde. N. Halil At›lgan YANKILAR IV Sayfa 4 EYLEM, EYLEME DÖNÜfiÜNCE OLUR EYLEM Att›kça nabz› yazman›n, Kalkar perdesi, koyu karanl›¤› AfiK Aflk›nsa, Aflkt›r AfiK KAYITLARA GEÇMEYEN B‹R SA⁄ANAK TUTANA⁄I Bir damla yetiyor ‹STANBUL gö¤ünü coflturmaya Kald› ki; bardaktan boflan›rcas›na ... GÖZYAfiI; ÇÖZÜLEN B‹R DÜ⁄ÜM Giden mi unutulan Kalan m›? BAfiKADIR ‹LK AfiK D‹YENLERE Bafl› da sonu da yoktur Hep bir bütün ki; Tecrübesi yoktur Lord Alfred Tennyson Lütfi Bayer AFR‹KA fi‹‹R‹’NDEN Gözyafllar›, Beyhude Gözyafllar› DANS ve ÖLÜM H›ma ‘Gözyafllar›,beyhude gözyafllar›, anlam›n› bilmedi¤im, Tanr›sal ›st›rab› tafl›yan gözyafllar› Kalpte do¤ar ve toplan›r gözlerde, Mutlu sonbahar ufuklar›n› izlerken, Ve o günler yok art›k diye inlerken. ‘Yelkene vuran ilk ›fl›k gibi canl›, Dostlar›m›z› getirir ötelerden bize, Onda k›z›llaflan son ›fl›k gibi kah›rl› Batar o yelkenli sevdiklerimizle; Çok kah›rl›, çok canl›, o günler yok art›k. ‘Ah, kah›rl› ve yabanc›, koyu yaz flafaklar›nda Mahmur kufllar›n ilk na¤mesi gibi Dingin kulaklara, bayg›n gözlere Usulca ayd›nl›¤a aç›l›r pencere; Çok kah›rl›, çok yabanc›, o günler yok art›k. ‘Ölümden sonra hat›rlanan buseler kadar aziz Ve ümitsiz arzuyu tafl›yan öpüfller kadar tatl› Baflkalar›n›n dudaklar›nda; aflk gibi derin ‹lk aflk gibi derin ve delicesine nâdim Ey hayat içindeki ölüm, o günler yok art›k. Ruhum mu kar›ncalan›yor Bu gördü¤üm düflten binlerce cesed kanatlanm›fllar bir bayram sabah› çiçeklere konan çocuklar gibi binlerce kanat ruhlara cesed tafl›yorlar tiksintiyle kaç›yorlar kendilerine can üfleyen ruhlardan binlerce cesed, yar›m aralanm›fl a¤›zlar›ndan kan s›z›yor, ruhlara kilitlenmifl çenelerinden Murat Eser DA‹MA Çeviri: Pertev Aflk›n Tennyson, Viktorya dönemi edebiyat›n›n öndegelen ‹ngiliz flairlerinden biridir. Yap›tlar› melankoliktir, ça¤›n›n ahlaki ve düflünsel de¤erlerini yans›t›r. ‹lk fliirlerini küçük yaflta Lord Byron’›n etkisinde yazm›flt›r. Cambridge Trinity College’de okurken ‘The Apostles’ adl› yaz›n kulübüne girdi. ‹lk fliirlerini 1830’da yay›nlad›. T. S. Eliot, onu “melankolinin büyük ustas›” olarak tan›mlar ve Milton’dan bu yana hiçbir ‹ngiliz flairin onun kadar iyi bir kula¤a sahip olmad›¤›n› söyler. Yan›n›zda bir gün Dünden dünyadan Tatl› yemifllerimle uzan›rsam Tutun yapboz ellerimden Orta halliceysem Görün yalanc›ktan da olsa Kab›na s›¤maz gençli¤imi Selçuk Yay›nc›l›k, Matbaac›l›k Ltd.fiti. ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü ‹brahim YARIfi Yay›n Dan›flman› Selami UZUN, Yay›n Yönetmeni Mürsel SÖNMEZ, Görsel Yönetmen ‹smail fiEN, Sayfa Sekreteri Murat ARSLAN Yaz›flma Adresi: Örnek Mah. 35. Cad. No: 26, Üsküdar, 81190 ‹stanbul ‹rtibat Tel: (0216) 324 36 05 Posta Çeki: ‹brahim Yar›fl - 1652014 Abone Bedeli : 3.000.000.-T.L. Faks: (0212) 212 21 63 Bask›: ‹nceler Ofset TÜRKÜ A¤an›n gözdesi olmak Su ayg›r›yla Arkadafll›k kurmaya benzer Her zaman ifle yaramayabilir Oupa Thando Mth›mkulu B‹R TEKERLEK G‹B‹ Bu fley bir tekerlek gibidir Döner Bugün o benim Yar›n sensin Bugün ben aç›m yar›n sen Bugün ben aç›m Yar›n sen Bugün ben evsizim Yar›n sen Bugün ben içerdeyim Yar›n sen Bu fley bir tekerlek gibidir Çeviri: Mevlüt Ceylan

[close]

Comments

no comments yet