Birnokta Dergisi Sayı 3

 

Embed or link this publication

Description

Birnokta Dergisi Sayı 3

Popular Pages


p. 1

‹STANBUL ‹ki Ayl›k Edebiyat Dergisi • Y›l: 1 • Say›: 3 • Fiyat›: 500.000.- TL • Temmuz 2001 AKI Mürsel Sönmez yatta ve sanatta. fiok, eroin edebiyat, giyotin, mezbaha, kan›n› israf et- meden kemi¤inden kürdan yapmak insan›n, kutsals›z, insans›z, belden afla¤›ya vuran, duvar, logar: Kabus organizasyon oh.fl. El de¤meden haz›rlanm›fl yaz›nsal ambalaj›nda tüm hipermarketlerde! Saf ve kat›fl›ks›z sanatsal varedifl bulanmad›¤› zaman aynada nak›fllar› görünür “güzel isimler”in. Görmeye k›yamaz göz. Dokuz: On: Senkronize yüzme. Kurba¤alama. S›rtüstü. Panter. Pars. Pire. Bunal›m›n / bunalt›n›n bayg›n bafldöndürücülü¤ünde imgeleme düflme olas›l›¤› yüksek olan gulyabani gölgelerinden sanatsal verim devflirme eylemi / ameliyesi içinde bulunularak m› en yetkin ürünler ortaya ç›kar, ya da bunal›m sanatsal varediflin olmazsa olmaz koflulu mudur, yoksa; tümüyle aç›lm›fl duyargalara soyut ve somut olandan / alandan gelenlerin hammaddesinden olabildikçe ay›k bilinç taraf›ndan yap›lan ay›klamalar ve kristalize edifllerden geçen ›fl›¤›n net veya alacal› renkler ve biçimler düflürmesi mi, ka¤›da, tuvale, tele, m›zraba, çekice, tufla, dile, sözcü¤e, tümceye? Maraton, ralli, slalom, uyuz it, za¤ar, bit torbas›. Elbette bilgi ve birikimden de yararlanarak ya da bu araçlar›n sa¤lad›¤› olanaklarla benlikteki irdeleme ayg›tlar›n› bulup kullan›ma sokarak hem benlik evreninde keflif serüvenine ç›kmak hem de d›fl evrendeki olaylar olufllar alan›n› tarassut ederek gözlemleyerek hakikat›n kap›lar›n› bu özgün / özgür / etkin yöntemle çalmak, sözcü¤ün kapsama alan›n› geniflleterek daraltarak tafl›nabilir ve görülebilir hakikati veya yalan hakikatini ortaya ç›karmak gömü’cülüktür. Tersi bir alg›lay›flla ve kas›tl› olarak herbir fleyi derleyip toparlay›p sözün büyüleyici etkisinden de yararlanarak hokus pokus edebiyat› ile nihilizm bata¤›na bat›rmak ise bir baflka gömücülüktür ki buradaki gömmek fiilini görmek gerekir özellikle modern ve post modern edebi- Kader ketumdur. Konuflsayd›, dökseydi sat›rlar›n› birbir ortayere, dayanabilir miydik katlanabilir miydik yaflamaya? “Meçhul mükemmel”di ve de¤iflmeyecek olan yaln›z dün de¤il ayn› zamanda yar›nd›. Kiraz a¤ac›n›n meyvesi her zaman kirazd›. O denli savrulup akarken bilmiyor muyduk umars›zl›¤›n duvar›na çarpaca¤›m›z›? Biliyorduk. Tam / tüm h›zla ilerliyorduk. Coflkuy- la. Varmak de¤ildi belki de yürümek ve koflmakt› hayat. Uzunca masan›n üzerinde bir çay kafl›¤›. “Emirgân’›n gümüflî flafa¤›”nda bu çay kafl›¤› yoktu. Onun için kalemin cebe tak›lmas› için üzerinde bulunan tutama¤› kurup da kar›flt›rm›flt›k çay›m›za flekerimizi. Evet, “Küçük Çaml›ca’n›n mavisi” ve “Kanl›ca’n›n kan renkli denizi” köpürüyordu bizimle. Kimbilir nerede ne cinayetler iflleniyordu. Ve o gözleri kan çana¤›, ayr›l›¤›n kurban› çocuk, “Beni yaratt›¤›na piflman olacaks›n” diye kafas›n› duvarlara vuruyordu. Kader ketum de¤ildi, belki: Tüm varl›k san›lar›n› yerin dibine bat›r›- yor üzerini örtüyordu zaman›n kal›n perdesiyle. Eylemleriyle konufluyor, dili susuyordu. Susuyor. Sürüyor çocu¤un o kap›da isyandan yap›lm›fl yakar›lar›. Salt o kap›da. “Baht›nla bar›fl›k olacaks›n”, “amor fati”, “Ne ki mütecellî güzeldir”, “Olanda hay›r vard›r”, “En büyük kahramanl›k hayat› oldu¤u gibi kabullenmektir” sözleri. Gelde sen?... Say›klamalar Reyhan Ç›nar Bir mum oldu¤umu düflün mütemadiyen yanmakta. Yand›kça erimekte ve eridikçe boflalacak, akacak bir mecra aramakta. Bulsa rahatlayacak, boflaltacak eriyen, ateflten geçen k›sm›n› ve canlanacak c›l›zlaflan, sönmeye yüz tutan alevi. Bir de pervanesi var bu alevin; ne söndüren, ne de dirilten bir pervanesi, t›pk› senin “ne bir noksan, ne de bir fazla geliflin” gibi. Sükût sessizli¤in lisan›, gri renksizli¤in rengidir. Art›k böyle iflitip, böyle görmeye bafllad›m hayat›, tabiat›, insanlar›, günefli ve geceyi, hattâ hislerim dahi grileflti. Doru¤unda duygular tatmaz oldum, mutedil, ayn› zamanda vasat sevinç ve üzüntüler yafl›yorum. Sonunda ölüm olduktan sonra göz aç›p kapamal›k bir hayatta bofl saadetler ve kederlerle h›rpalanmaktan daha ahmakça ne olabilir, hele ki asl›nda zaman diye bir mefhum yoksa, hele ki kainat›n sonsuzlu¤u karfl›s›nda saf gerçe¤in taht› önünde secde etmek gerekirse?.. Zira sonsuzluk karfl›s›ndaki acziyetin korkunç gerçe¤iyle ürperdi¤im günden beri, vasatlaflan ve körelen duygular›m› afl›lm›fl bir mertebe olarak görüyor, böylece avutuyorum gönlümü. Lakin sevinç, keder, nefret ve arzular›m törpülenirken âdeta aflka bileniyor yüre¤im; sana bileniyor ve ben bir nisana daha lanet ediyorum. U¤ursuz nisan karabasanlar›yla geldi, çöktü yüre¤ime. En mefl’um ilençleri diledi hep, en çok sevildi¤ini bilmesine inat. Kabuslarla, f›rt›nalarla, zelzeleler ve lanetlerle geldi. Dörtyüzelli y›ll›k bir miras› paramparça ederken, ne yang›ndaki gözleri gördü, ne dokuz atl›dan korktu, ne Ehrimen’› dinledi, ne Hürmüz’den çekindi. Ruhumdaki kainatta kas›rgalar kopup, nice velvelelerle küreler bin parçaya bölünürken, karfl›s›na dikilen bütün his kalelerini tarumar etti. Ard›nda toz duman içinde viraneler ve karanl›klar b›rakarak dehfletli bir gürültüyle ilerlerken hiçbir kuvvet durduram›yordu zalim nisan›. En gözüpek, en amans›z rakiplerini bile bir hamlede yok ediyordu; erdemi, kibiri, hikmeti, ihtiras›, hattâ inanc›. Derken ans›z›n durdu bütün alem, küreler dönmedi, zaman akmad›. En tiz 盤l›klar› bast›ran bir sessizlik kaplad› her yan›. Zifiri u¤ursuzluklar›n yegane rakibi görünmüfltü sonunda. O, bütün yarad›lm›fllar›n varl›k sebebi, karanl›klar› ayd›n eyleyen “aflk”›n ta kendisiydi. Bir mum suretinde flavk›yarak s›cak bir dinginlikle örttü evreni. Nihayet gazab›n devlefltirdi¤i nisan, aflk›n sükûnet ve ayd›nl›¤› karfl›s›nda küçülüp zavall›laflarak lanetleriyle çekilip gitti. ‹flte o günden beri akacak bir mecra aram›yorum kendime, aflk bana tafl›may› ö¤retti. Me¤er içimdeymifl, bana uzak sand›¤›m pervanem. Art›k beraber yan›yor, eriyor ve tafl›yoruz, sen fark›nda olmasan da. Süleyman Çelik Bir Sokak Çocu¤unun Cenaze Merasiminin Ard›ndan Aptik abimiz birtaneydi, abiler iyi bilirdik, dedik, hoca sordu¤unda, elbet iyi bilirdik, yufka yüre¤ini ve dinmeyen gözyafllar›n› ilerleyince gece. Aptik abimiz birtaneydi, abiler biz kaç çocuk, kollar›n›n alt›nda, buz gibi akflamlar› biz kaç çocuk, ekme¤ini bölüfltük iyi bilirdik dedik,hoca sordu¤unda, elbet. Aptik abimiz birtaneydi, abiler bir k›z› seviyordu, sevmek ne, ölür gibi trenler gelip geçen, evlerinin önünden her trende güller, dökülüp dökülüp giden. Aptik abimiz birtaneydi, abiler son kez aya övgüler düzdü¤ünü bilemezdik apayd›nl›k bir geceydi ve gözleri parl›yordu birazdan, ona en güzel gülü verece¤im, diyordu son giden trene kofltu¤unu bilemezdik. ‹yi bilirdik, dedik, hoca sordu¤unda elbette iyi bilirdik, kollar› halâ bir kanat gibiydi üzerimizde. fiemsettin Durmaz fiEMS M. Seçkin A¤abey’e düfltüm kuru sahraya avuçlar›m kevgir f›rat’a üleflir her yan›m› do¤an flahin akbaba küre-sel oklar saplan›r su k›rbama tan›k olsam tan›d›k olsam uzansam kum f›rt›nalar›na aba’na s›¤›n›p a¤lasam uyusam a¤lasam aya¤a kalk›lan günde uyansam f›rat’a taflsa f›rat’a ulaflsa yüre¤im aya¤›ma çar›k yüre¤im yürüyeyim yürüyeyim de bu yollar› sensiz nas›l yürüyeyim

[close]

p. 2

Cemal K›l›nç Ya¤mura DairdirKaybolan Cenazenin Peflinde Sayfa 2 Salih, Murad ve Alpaslan birlikte, gölgesi gani bir ç›nar›n alt›nda has›r sedirlere kurulmufl çaylar›n› yudumluyor, geçmekte olan alemi seyrediyorlar. O anda oradan geçen bir flipflakç› “zevkine” bas›yor deklanflöre. Alem karta geçiyor. Cenaze, el arabas›n›n içinde dimdik duruyor. Araba flu inflaatlarda kullan›lan cinsten tek tekerlekli, iki kollu. Cenazenin kefeni kefen de¤il. Bütün vücudu (bafl ve ayaklar dahil) yekpare ve uzun beyaz bir kumafl parças›yla sar›l›. Mumyalanm›fl dikine bir ceset tafl›n›yor sokaklarda. Art›k böyledir. Ölüye karfl› son görevini bu cenaze arabas›yla yerine getiriyor adam. Sonra toprakla kucaklaflmas›na önayak oluyor. Adam flimdi ikinci merhumu almak üzere çok katl› bir yap›n›n asansöründe. Hangi katta ve hangi dairede oldu¤unu bilmiyor arad›¤n›n. Soracak kimse de yok. Sorsa da böyle yerleflimlerde kimsenin ölümle ve ölüyle “ifl”i olmayaca¤›n› biliyor. Karanl›k ve pis bir asansörle tek tek bütün katlar› dolafl›yor. Yok. Son ihtimal binan›n bodrum kat›. Kap›y› aç›nca yo¤un bir rutubet kokusu y›¤›l›veriyor üstüne. Bodrumda da cenazeye benzer bir fley görünmüyor. ‹n-cin top oynuyor. Karanl›k zifiri. Gözleri karanl›¤a al›flt›¤›nda bir köfleden s›zan ›fl›¤› farkediyor. Ifl›¤›n kayna¤›na do¤ru yürüyünce koridorun sonunda Cuma’y› ö¤reniyor. Tap›nak dubleks ve bir iç merdivenle üst kata ç›k›labiliyor. Cemaat yerleri hücre tipi ve tek kiflilik. Epeyce tan›d›¤› ç›k›yor adam›n. Sessizce selaml›yorlar, gözlerini hafifçe kapat›p açarak. Yüz ifadelerinden “Nerelerdesin, çoktand›r görünmüyorsun" sorular› okunuyor. Bir ikisi flad›rvana do¤ru el hareketiyle "buyur” yap›yor. Ama adam›n can› bugün hiç su istemiyor. Cenaze arabas› hâlâ elinde. Onu bir duldaya b›rak›yor. Ve ortadaki merdivenden üst kata ç›k›yor. Niye ç›k›yor? Bir ç›k›fl bulmak niyetiyle. Epey ter döküyor. Mekân, gizem dolu, lofl, zaman zaman karanl›klaflan uzun bir labirent. ‹çine ç›kt›¤› sar›mt›rak bir ayd›nl›kta elindekini fark ediyor. Arkadafllar›yla birlikte yay›nlad›klar› derginin son say›s›n›n art›k gere¤i kalmayan düzeltileri bulunuyor elinde. Eprimifl sar› bir zarf›n içinde karalamalar, ok iflaretleri, falan filan… Bunlar› atacak bir kova ar›yor, ama nafile. Cuma’n›n etraf› dikenli tellerle kuflat›lm›fl. Bu yapay ayd›nl›kta ucu görünmüyor. Tarihi çok eski de¤il. Ama dikenler haddinden fazla kirli. Kanl›… Halbuki elindekilei orada herhangi bir yere b›raksa kimsenin ruhu duymayacak. Ama b›rakm›yor iflte. Adam elinde art›k gere¤i kalmam›fl ka¤›tlarla dolan›p duruyor. Böylece dolan›rken çitin öbür taraf›ndan Baran, Hüseyin ve Ali toprak yoldan ifllerinin bafl›na dönüyorlar. Ö¤le tatili bitmek üzere. “Hangisinin evi bu mahallede? ‹flyerine bu kadar yak›n m›y›z?” diye düflünüyor adam. Geçenler mesai arkadafllar›. Onu orada görüyorlar. Ne var ki neden dikenli telin öte taraf›nda bulundu¤unu sormuyorlar bile. Ç›k›fl› aramak için mescide dönüyor. Hal›larda ayak izi, al›n izi, diz izi… Herkes cemaatle gerçeklefltirilenin farkl› bir noktas›n› gösteriyor bedeniyle. Karmafla art›yor. Labirentler ço¤al›yor. Nihayet tekrar ana binaya dönüyor. Karanl›k tünelden geçerken bafl›n›n üstünde ne ifle yarad›klar› anlafl›lmayan borular da adamla birlekte ilerliyor. Baz› ucu aç›k kablolar tavanda bafl›n›n üstünden y›lan bafl› gibi sark›yorlar. Bilahare çiti bir flekilde afl›yor. Bunun nas›l oldu¤unu kendisi de kestiremiyor. Göksel bir enerji sonucu olmal›. Gözleri günefle al›flt›¤›nda cenaze arac›n›n yine önünde t›ng›r m›ng›r gitmekte oldu¤unu fark ediyor. Olup bitenler afallat›yor. Damarlar›ndaki can suyunun deveran› art›yor. Varofllar›n yollar› çukur ve tümsek sever, malum. Mahallede in’ler ile cin’ler afla¤›daki oyunlar›n› sürdürüyorlar. Cenaze arabas›n›n teneke sesi y›rt›yor mahallenin bofllu¤unu. Adam mesai arkadafllar›n›n gitti¤i yoldan yürüyor. ‹kinci cenaze kay›p. Üzerinde, görevini hakk›yla getirememifl kiflilerin mahzunlu¤u. Birden akl›na sabah evden ç›karken kendisine bir flemsiye siparifl edildi¤i düflüyor. Bir flemsiye sat›c›s› bulmal›; ama nerede? Mevsim k›fla çal›yor. Ama burada kimin flemsiye gibi bir lükse ihtiyac› olabilir ki? Gökten ya¤an ne varsa oldu¤u gibi kabul eden toprakla hemfikir insanlar mekan›, varofllar… Nihayet bir yol ayr›m›na geliyor adam. Üç yol. Hatta belki de dört!? Adam›n biri (bu Murad’d›r) pazarc› tezgah›n› and›r›r tekerlekli bir arabada ütülmüfl kelle paça (ateflle terbiye edilip ince a¤›zl› b›çaklarla derisi kazanm›fl koyun ve keçi bafllar›) sat›yor. Sat›c›ya sokulup nerede flemsiye bulabilece¤ini soruyor. Paçac› önce sa¤ eliyle yokufl yukar› dar bir soka¤› iflaret ederek tarife bafll›yor. Koluyla ikinci dönemeci gösterdikten sonra tarif etmekten vazgeçiyor. “Tarif etsem bile bulamazs›n›z. Siz flu tezgah›n yan›nda durun ben befl dakikada al›p gelivereyim” diyor ve cenaze aray›c›n›n itiraz›na f›rsat vermeden k›vr›ml› yokuflu t›rman›p gözden kayboluyor. Labirentlerin, dehlizlerin, kirli karantinalar›n karanl›klar›ndan kurtulan adam, ütülmüfl kellelerin yanmaktan bezmifl, ›fl›¤› sönmüfl ölgün gözlerine bakakal›yor. Sivri uçlu somçelik koca kasap b›ça¤› yanm›fl bir kafan›n üzerine uzanm›fl güz günefliyle parlarken kelleler s›r›t›yorlar yan›k diflleriyle, mor sinekler konuyor gözlerine. Adam, bir yandan o gölgesi ganî ç›nar›n alt›nda has›r sedirlere kurulu alemi düflünürken, di¤er yandan da kendini hep hafakanlardan kurtaran Göksel El’e imdad edip bekliyor. A. Görkem Userin Ya¤murun, hem özelde, hem de genel olarak di¤er do¤a olaylar›yla karfl›laflt›r›ld›¤›nda onlar›n aras›ndan nas›l bir etki ve h›zla s›yr›ld›¤› bilinen bir fley olmakla birlikte, konu, onun bu etki ve h›za nas›l sahip oldu¤unun, hangi özelliklerinin bu etkiyi sa¤lad›¤›n›n aç›klanmas›na geldi¤inde kalem h›fl›rt›lar›na hasret kald›¤›m›z bir sessizlik kapl›yor ortal›¤›. ‹flte bu yaz›n›n amac›, söz konusu sessizli¤i y›rtarak, onun anlafl›l›rl›¤›n› gösterebilmekten ve kötü imaj›n› sarsmaya çal›flmaktan baflka bir fley de¤ildir. I. Her fleyi yal›nlaflt›rmada, bir kal›ba sokarak tan›mlamada usta olan sözlükler, görevlerini ya¤mur üstünde yaparken de pek zorlanm›fla benzemiyorlar. "Atmosferdeki su bu¤usunun yo¤unlaflmas›yla oluflan ve yer yüzüne düflen ya¤›fl›n s›v› durumda olan›"d›r ya¤mur onlara göre yaln›zca. Bu kaba tan›mdan yola ç›kma gafletine düflenler, örne¤in, ya¤muru kardan ay›ran tek özelli¤in "s›v› durumda" olmas›n› savunanlar -gerçekten varsa öyle birileri yak›nlarda-, sözlüklerini koltuklar›n›n alt›na alarak bu yaz›n›n s›n›rlar›n›n d›fl›na ç›kmal›d›rlar hemen. Dilbilimcilerin düfltü¤ü en büyük yanl›fl, anlamlar›, tek bir sözcü¤ün içine s›¤d›rabileceklerini sanmalar›nda yat›yor. Çünkü anlamlar, hakikatin birer parças›d›rlar ve hakikate s›n›r koymak, kesinlefltirmek, yorum kabul etmeyen bir duruma sokmak, ona yap›lan büyük bir haks›zl›k olacakt›r. ‹flte bu aflamada dil-kültür, dil-uygarl›k iliflkilerinin de etkisiyle, toplumun -bilinçsizce de olsa- yapt›¤› bir "k›yak" do¤uyor kimi anlamlara. Bu k›yak, herhangi bir anlam›n birden fazla sözcükle ya da tamlamayla anlat›lmas›d›r. Elbette bu olay, s›radan sözcüklerde de¤il, toplumun gündelik yaflant›s›nda, insanlar›n yaflamlar›n› sürdürebilmelerine katk›da bulunan önemli etkenlerin kullan›m›nda ortaya ç›k›yor. Bizde, söz konusu olay› tadan say›l› anlamdan biri de ya¤murdur kuflkusuz. Onu anlatmak için kullan›lan olumsuz sözcük ve deyimleri d›flar›da b›rakarak bakt›¤›m›zda bile befli aflk›n sözcük kal›yor elimizde: "bârân", "matar", "gays" "rahmet", "çise", "çiskin" ve elbette "ya¤mur". Bunlar›n d›fl›nda, ya¤murun farkl› ya¤›fl biçimlerini anlatan sözcük ve tamlamalar da bulunmakta dilimizde: "bardaktan boflan›rcas›na", "sa¤anak" ve "çiseleme" gibi... Ayr›ca mevsimlerin kendilerine özgü ya¤murlar› oldu¤unu ve yine o ya¤murlar›n da kendine has ya¤›fl biçimleri bulundu¤unu unutmamal›y›z. Örne¤in, "yaz ya¤murlar›", "güz ya¤murlar›" ve "bahar ya¤murlar›" bunlardand›r. Üs- telik bir de ya¤mur için kulland›¤›m›z sözcüklerle yap›lan tamlama ve deyimlerimiz var bizim. Örne¤in "bârân"a, görmüfl, görülmüfl anlam›ndaki Farsça "-dîde" s›fat›n› ekledi¤imiz zaman, görmüfl, geçirmifl anlam›na ulafl›yoruz. Buradan ya¤murun deneyimlilikle ve piflmifl olmakla bir ilgisi oldu¤u sonucuna da ulaflabiliriz elbette. II. Kur’an, ya¤muru, dünya yaflam(›y)la tafl›d›¤› benzer özelliklerinden söz ederek an›yor Yunus sûresinin yirmi dördüncü ayetinde: yeryüzü, görkemli bir duruma gelinceye de¤in onunla beslenir tüm canl›lar; ve sonunda ona tümden egemen olduklar›na inand›klar› zaman b›çak gibi keskin hüküm, gelir güpegündüz. Böylece onu kökünden biçilmifle çevirir hükmü Tanr›’n›n. Ve daha da önemlisi bu, O’nun aç›k ve ayr›nt›l› bir âyetidir anlayana, düflünene. Ya¤murun de¤erini anlayan kiflinin yapmas› gerekense, do¤al olarak, ondan beklendi¤i biçimde, ya¤muru gönderene teflekkür etmesi, flükranlar›n› sunmas›d›r. Kutsal Kitab›m›z› izlemeyi sürdürdü¤ümüz zaman görüyoruz ki, Rum sûresinin de yine ayn› say›l› âyetinde ya¤mura dair bir uyar› ve aç›klama yer almakta: korku ve ümit verici flimfleklerin çak›fl›, ard›ndan gökten ya¤an ya¤mur ve sonras›nda bu ya¤an›n ölü topra¤› diriltmesi de O’nun mucizevî iflaretlerinden biri olarak say›lmakta söz konusu bölümde. Elbette bunlar da, ak›llar›n› kullananlar için dersler bar›nd›rmaktad›r. Ya¤murun, rengârenk ekinlerin yetiflmesini sa¤lamak gibi hesaps›z ve say›s›z göksel nimeti bize sunmas›, umutlar›n› yitirenleri sevince bo¤mas›n›n kimi yollar›ndand›r yaln›zca; bunlar› da ö¤reniyoruz Kur’an’dan. Ya¤mur ki, O’nun rahmetini sergileme yollar›ndan biridir ve O ki, ya¤murun tek koruyucusudur. Bundan dolay› severiz ya¤muru; ve biliriz hamd onun koruyucusuna özgüdür. Ya¤mur denince, akla ilk gelen ça¤r›fl›mlardan biri de ya¤mur duas›d›r Müslüman bilinci için. Bu, ya¤murlar›n kesilip, kurakl›¤›n egemen olmaya bafllad›¤› zamanlarda Müslümanlar›n, Tanr›’ya ya¤mur ya¤d›rmas› için yapt›klar› yakar›d›r; ama, salt bir dua olarak anlafl›lmamal›d›r. Çünkü insanlar, bu yakar›dan önce, günahlara tövbe etmek, haks›z yere al›nm›fl mallar› geri vermek, yoksullara sadaka da¤›tmak gibi bir dizi güzel eylemi de gerçeklefltirirler. Bundaki amaçsa, yukardan gelmesi istenen, beklenen ya¤mura uygun bir ortam haz›rlaman›n yan› s›ra, onu hak edebilme çabas›d›r. (Devam edecek) Bir Kadim Tutku Hükümfermâ Saliha Uysal H. Ziya Taflkent Bir gün adam›n biri, kentin en yeflil ve en sessiz park›na atm›fl kendini. Soluklanmakm›fl dile¤i. Sükûnetin 盤l›klar› çalm›fl kap›s›n›. A¤açlar›n kahkahalar›, çiçeklerden masumiyet derleyen ar›lar›n seslerine kar›flm›fl. Saçlar›n› okflayan rüzgar, bulutlardan selam getirmifl. Geçtiklerini ve geçmiflini düflünmeden göle do¤ru ilerlemifl adam. Kimsecikler yokmufl etrafta, en çok buna sevinmifl. Derken bir çift iliflmifl gözüne göl kenar›nda. Bir prens ile prensesmifl bu. Prens oldukça yak›fl›kl›, prenses de güzelli¤i dillere destan Nymphea’ym›fl. Sevinçle karfl›lam›fl adam› prens ve kendisine yard›m etmesini istemifl ondan. ‹ste¤i ise, kimseciklerin olmad›¤› bu ›ss›z park köflesinde prensese bir süre göz-kulak olmas›ym›fl. Ona kardefli gibi bakaca¤›na dair söz vermifl adam. Ama olan olmufl, adam büyülenmifl k›z›n güzelli¤i karfl›s›nda. Her geçen dakika hayranl›¤› tutkuya dönüflmüfl. Ve sözünü unutup bu güzel k›z› uzaklara kaç›rmak dilemifl. K›z da ondan yanaym›fl. Ama tam kaçmak üzereyken adam ile k›z, prens ç›kagelmifl. Prensesin ihaneti, adam›n sözünü unutmas› ç›lg›na çevirmifl prensi ve ikisini de cezaland›rm›fl. Tutkunun bedeli olarak adam çirkin bir kurba¤aya, Nymphea da güzelli¤i bütün insanlara hediye olsun diye Nilüfer çiçe¤ine dönüflmüfl. O gün bugündür, kurba¤alar nilüferlerin etraf›nda dolan›r, nilüferler de sularda sal›n›r. Ama hiç kimse kurba¤alar›n sözüne, nilüferlerin güzelli¤ine inanmaz. Plastik biçimler aras›ndan süzülerek yüzüne gülümseyen çiçekten, onun selam›n› alman, düzene¤in harekete geçmesi için beklenen ve dahî aranan bahanedir. Menzil bilmeden uçuflan, muhabbetle geçiflen, husûmetle itiflen imgeler aras›ndan gönlüne hofl gelenleri buyur etmenin, hizaya getirmenin fâili olmaya azmin tamd›r. Ancak davetlilerin, zapt›n alt›ndaki kavramlar›, sözcükten kumafllar biçilirken örtünmemek üzere ayak diremeye, oyunbozanl›k edip bildiklerini okumaya ayart›rlar. Ka¤›d›n belini k›r›p yere sermekle, refîki kalemi parmaklar›n›n aras›na k›st›r›p bafl afla¤› sark›tmakla, bu ikiliyi kendi lehine tan›kl›¤a zorlars›n. Oysa ka¤›t, derisinin yüzülmesinin; kalem, sat›r sat›r tükenmesinin intikam›n› almaya öteden beri yeminlidir. Fâil olma vehmine râm olmaktansa, sözcüklere hizmet etmeyi ye¤lerler. Hiçbir tutama¤›n›n kalmad›¤›n› korkuyla fark etmen ve çaresizlikle kabul etmen, neferlerini donatt›kça güçlenen hükümdar›n, sözcükler örgütlendikçe gürbüzleflen yaz›n›n zindan›na t›k›lmaktan art›k seni koruyamaz. Koydu¤un son nokta, infaza götürülürken boynuna ilifltirilen idam yaftand›r.

[close]

p. 3

Sayfa 3 fiimdi ve Buradan Ahmet M. Bülbül fiimdi ve burada, bu kentte, Üsküdar'da, her sabah elinde gü¤üm, yüre¤inde menk›beleriyle bir k›z inermifl Sultan Ahmet Çeflmesi'ne. K›z her sabah, zaman ilk ça¤r›ya doludizgin sürerken çifte koflumlar›n›, akrep ve yelkovan bilmedikleri bilmemkaç›nc›günseviflmesine henüz bafllam›flken, günefl bo¤az sular›na dil ç›karmam›fl, daha nanik yapmam›flken, yakar›lar›n onanmas›na dair eylemler henüz sürülecekken namluya; dinç, bükülmeden, sapasa¤lam bir yar›n için Üsküdar'da Üçüncü Ahmet Çeflmesi'nden her sabah birtekbiricikbirk›z bir avuç su al›r, su da¤›t›rm›fl; belinde gü¤üm k›z›n elinde; da¤lanm›fllara, a¤lanm›fllara, billur kaseli sakilere, bir içim sulara, susam›fllara, sulaklara bir avuç su... K›z›n elinde gönlünden gizli ifl bilmez bir damla su, bir derya su, k›z›n elinde bir zerre su, bir kürre su, k›z›n elinde bafl›n› urup tafltan tafla gezen avare su, k›z›n elinde merhaba su, su merhaba! K›z her sabah su doldururmufl çeflmeden, bir elinde ay bir elinde günefl, Mihrimah Sultan camiinin güneflsaati gün yüzü görmezden. "yollarda kandiller ah ile yanarm›fl" Her sabah, sabah olmadan daha k›z›n elinde gü¤üm, çeflmenin gözünde su, kurnan›n dilinde ol hikaye ki bilinir: "Padiflah üçüncü Ahmet haber salm›fl Hazine i Evrak Emini Ahmet Bican’a "Sultan Velet elyazmas› Mesnevi okumak dilerim." Adettenmifl hem k›ymetten rehin al›n›rm›fl karfl›l›¤›nda her bir kitab›n. Hazine i Evraktan kaybolan her harf omuz üstünde olmayan bir bafl demekmifl çünkü. "Hünkar›m" demifl, Ahmet Bican "hünkars›n›z bilirim lakin her harf bir bedel ister.Hele harfler ki Mesnevi olmufltur, bedeli padiflahl›¤›n›z sorgucudur. Sorguç ki padiflahl›¤›n›za niflan." "Ah! " demifl sultan, "Mesnevi talebeli¤ine padiflahl›k sorgucu hA!" Padiflah›n içindeki teba ayaklanm›fl kah, kah bast›r›r olmufl padiflah. Sonunda bakm›fl ki padiflah, sorgucun padiflahl›¤› de¤il padiflahl›k. Sorgucu al›p aln›n›n ortas›ndan Hazine-i Evrak’a göndermifl emanet yerine. Sultan Veled’in gözlerinin de¤di¤i mürekkep renginde görmüfl padiflahl›¤›. Padiflah›n ellerinde her bir harf mesnevi olup yaz›lm›fl yeniden Üsküdar meydan›nda. Çeflme ney olmufl a¤lam›fl ayr›ld›¤›na kam›fll›ktan ... ...padiflah, sorgucunu alm›fl edebince; k›z gü¤ümünü: elinde avuç dolusu su: Her sabah k›z›n elinde gü¤üm,k›z›n elinde bir avuç su... K›z›n elinde Tanr›n›n eli ... Su doldurur su da¤›t›rm›fl erenler... K›z her sabah bir avuç su sunarm›fl, ac› hayat atlas›n›n suskun ve derin çizgilerine bir çift kul gözü dilenen yafll› kad›na. "Anneci¤im" dermifl k›z, "Ah ! bu benim deli suyum, aln›ndaki s›r çizgisine ermek için." "ah evlad›m"m›fl söyledi¤i kad›n›n "ah! evlad›m." Herkes donuk, yafll› bir yüz der geçermifl. Bilmezmifl bir avuç sudan baflkas› kad›n›n gözlerinin ne denli siyah, ne denli a¤lamakl› oldu¤unu. Bilmezmifl bir avuç sudan baflkas› kentin içköflesinde ne büyük adresler verilecek dostlar arand›¤›n›. "isyan ile kemal deryas› aras›nda ç›rp›nmakm›fl kaderi küçük sandal›m›n. Tayfam terketti. Gönlümün se¤irifliydi pusulam, flaflt›." Bir avuç su da sanad›r dermifl k›z her sabah, burnunu koluna silen çocu¤a: "karasiyasay› yirmiüç k›r›lma noktas›ndan silip süpüren usta ifli kor demire çelik yüre¤inin has suyudur bu. Sapasa¤lam ve dikine yürüyen omirli¤inin aflk›na". Sonra k›z kent meydan›nda ki ç›nara... Dallar›nda ya¤l› urgan, gövdesinde taze fidan, çatlad›¤› yerde : bir avuç su, duda¤›ndan öpüyormufl devleti. "—aflk benim" K›z her sabah, bir avuç su elinde gü¤üm Salacak sahi- linde denizle kucak kuca¤a , kendini intihar eden aflk›n son bir gayretle iki kelimeden ibaret feryad›ndaki kutsall›¤›n bilinciyle, derin bir okuyuflu duya duya hep ihtimamla geçermifl o iki kelimenin yan›bafl›ndan:"Sensiz olmad›": bir avuç su... "köprünün tafllar›ndan birine tak›lm›fl kad›nla erke¤in gözü bu tafl demifl erkek güneflin ›fl›¤›n› her iki yakas›na da ulaflt›r›yor ›rma¤›n, iki yakas› bir oluyor bu taflta kentin demifl kad›n bu tafl demifl erkek kalendermeflrep ifli benim gibi demifl kad›n bu tafl demifl erkek ikimizin bir oldu¤unu hayk›rs›n güneflten yana demifl kad›n... tafl üstünde erkekle kad›n, tafl üstünde sa¤dan sola k›vranan: "Abestir intihab-› çay buse vech-i dilberde Derun-i kabede tayin-i mihrab olmaz " k›z her sabah Kurflunlu Medrese merdivenlerini henüz yar›lay›nca, ahflap evlerin çat› aralar›ndan, aflk bo¤az›n›n ayaklar›na kapand›¤› ‹stanbul flehrine bir avuç su... - merdiven bafl›nda- Pazartesi, ateflle döllenen bir gönlün- bir kad›n taraf›ndan bir erkek gö¤sünde döllenen bir gönlün- ad›d›r, sal›: onbirnisan, bir elihu bir elisu agelin! Her sabah elinde gü¤üm elinde bir avuç su kenti ar›nd›ran k›z bir sabah bir köprü görmüfl merdiven merdiven. K›z, bir damla suda kad›n› görmüfl gencecik, körpe fidan› kuru ç›nar› görmüfl ¤ö¤ermifl. K›z köprüde günefl saatini görmüfl, k›z köprüde kurnay›, aynal› tafl›... K›z köprüde Yahya Efendiyi Amifl Sultan›... K›z köprüde çocu¤u görmüfl elinde bir avuç: bir su... O gün bu gündür - kimsecikler bilmez – iki el bir avuç dolarm›fl her sabah Sultan Ahmet çeflmesinden. Bir do¤udan yol al›rm›fl bir bat›dan; bir kuzeyden yol verirmifl bir güneyden. O gün bu gündür –kimsecikler bilmez- iki elden bir avuç su sunulurmufl yar› senden yar› benden. Yâ Evvel, Yâ Ahir ten fark› ne olabilir? O demin fark›, belki de idrak noktas›nda en canl› imkan sunmas›, zemin olarak mukaddes bir azaba, ümitvar bir hayale yatakl›k etmesidir. “Dem bu demdir dem bu dem” diyerek ilahi tecelliyi nice haz›r k›ta beklemelere… M. Yasin fiafak Yâ evvel, yâ ahir… ‹nsan›n, bir darl›k an›nda, daha bir idrakine vard›¤› bir gerçeklik fludur diye düflünüyorum: S. Kierkegart’›n ifadelendirdi¤i flekliyle “geçmifle bakarak elefltiririz ama yar›na bakarak yaflamak zorunlulu¤u içerisindeyiz.” ‹flte biz o geçmifl-gelecek aras›ndaki anda neyiz, neyi temsil ediyoruz? Herfleyden önce o an› temsil ediyoruz. Çünkü geçmifl örgüsü üzerine yap›lan elefltiri geçmifli nicelik olarak de¤ifltiremiyor, ayn› gelece¤e yönelik isteklerin gelece¤i de¤ifltiremeyece¤i gibi. fiüphesiz dilemedikten sonra Mutlak Dileyici, biz hiç dileyemiyoruz. Peki bu s›k›flm›fll›k halinden bir ç›k›fl var m›, mümkün mü? Dem bu dem denilenin, an’›n, geçmiflten ve gelecek- NUR‹ PAKD‹L Tüm yap›tlar› Seçkin kitabevlerinde... Tel: 0312 384 3120 Alaaddin Soykan HÜZNÜN ENGEREK SIRTLARI Hüznün engerek s›rtlar› Ard›n›za akan akflamlar› Dalarken dikkatli olun Zira o dalanan benim Bak bak akflaml›y›m çünkü Tanyerili olsam dahi ‹çin için gurubumsu Bir hal oluflur içimde Yiti¤imi a¤armakta S›r›ls›klam bulsam dahi Biline ki akflamlar›n Tanyerili bir dostuyum Hüznün engerek s›rtlar› Taraf›ndan dalansam da Akflamlarla yâr yand›m dost O denli flavk ve mutluyum Ali Barskanmay GECEDE aflk›n t›kand›¤› kentte çarfl›lara bahar tazeli¤i veren üzümün all› morlu yeflilli salk›mlar› alt›nda suskun geceleri doyumsuz k›lan kahvenin karanl›¤›nda karanl›k bir kedinin gözleri parlayan haydarpaflan›n ayy›ld›zl› kalbi karfl›s›nda kamaflt› napolyon silahlar›yla frans›zlar oradayd›lar yitirilmifl akdeniz yanlar›yla italyanlar ve sevimli flapkalar›yla meksikal›lar asmalara uzans›n çocuklar dünya dilleri konuflulan gecede ayr› göklerin kufllar› olup havaland›lar M. S›dd›k Ertafl BERF‹N SUDE I devinip duruyor tarih ne bir çeflnicibafl›n olacak ne k›rp›k akçen döviz cinsinden yoksullu¤u saymazsak duyun-› umumiyyeden pay›na düflen ben seni uçurtma bilip rengarenk uçuramam göklerde II hayata ›zmarit tüküren baban yüre¤ini dayam›fl annenin omuzuna bekliyor seni çocuklar çünkü anne babalar›n gül bahçesi

[close]

p. 4

Sayfa 4 ELMA te katil bu’ diyerek huzura götürmeyi hemen akl›ndan kovdu. Art›k en ufak bir kötülü¤e bile bulaflmak istemiyordu. Küçükken köy hocas›n›n dedi¤i do¤ruydu, ‘yaflam bir nefes’ti. Nihayet evine gelip çoluk çocu¤u ile vedalaflt›. Masalc›: ‹brahim Yar›fl Halife Harun Reflit s›k›nt›l›yd›. Üç gecedir rüyas›nda 盤l›klar içinde yard›m isteyen bir kad›n görüp, irkilerek uyan›yor, sabaha kadar bu olay› çözebilmek için dualar ediyordu. Üst üste üç gün ayn› rüyay› gördü¤ünde, o rüyan›n önemli bir olay›n habercisi oldu¤una daha önceleri flahit olmufltu. Çözemedi¤i rüyalar da oluyordu: Bir araya gelmifl onlarca millet taraf›ndan, havada uçuflan baz› nesneler arac›l›¤›yla Ba¤dat’a atefl b›rak›ld›¤›n› ve ma¤dur Ba¤dat halk›n›n bu atefller neticesinde periflan oldu¤unu ve uzun y›llar sefalet içinde yaflad›¤›n› görmüfl, özellikle çocuklar›n ölümlerine dayanamam›flt›. Neydi bu rüyan›n esrar›? Bilginlerden görüfl ald›. Ancak bu görüfllerden tatmin olmad›. Bir fleylerin ters gitti¤ine iyice inand› ve Ba¤dat uykudayken Vezir Cafer ve Cellat Mansur’u huzura ça¤›rtt›: Gidiyoruz Nelere gebe oldu¤u beli olmayan ›ss›z Ba¤dat sokaklar›nda, hurma a¤açlar›n›n h›fl›rt›s› ve çok uzaklardan gelen birkaç uyufluk köpe¤in ulumas›ndan baflka bir ses duyulmuyordu. Halife t›pk› rüyada yürür gibi ad›mlar›n› yavaflça at›yor, ayak sesleri y›ld›zl› gecenin sessizli¤ine kar›fl›yordu. Yürümekten dermans›z düfltükleri bir anda tahta bir kulübe gördüler. Bak›fllar›n› kirli camdan içeri do¤ru uzatt›klar›nda, titrek bir mum ›fl›¤›nda önündeki bal›k a¤›n› temizleyen yafll› bir adam gördüler. ‹htiyar bal›kç› çatall› sesiyle flunlar› söylüyordu: “Bana diyorlar ki sen bilginle dünyam›z› parlatan y›ld›zlara eflsin. Gülüyorum bu sözlere. Çünkü daha hiçbir sorumun cevab›n› bulamad›m. Her cevap birçok yeni soruyu getiriyor beraberinde. Evet, kaderden baflka bir ilim yok. Bu yafl›ma kadar bilgi ve kader konusunda kafa patlatt›m. Bir sonuca ulaflamad›m. Denge kurmay› beceremedim bir türlü. Bir de buna fakirlik eklenince... Yaflamak için ne çok ac›ya katlanmak zorunda kal›yor insan. Bazen mezarda olmak, hayatta olmaktan daha iyi geliyor…” Yafll› bal›kç›, gelenler oldu¤unu farkederek, neredeyse bir dünya haritas› halini alan yüzünden dökülen yafllar› sildi. Halife Harun Reflit, vakur ama yüre¤i paramparça bir halde adama yaklaflt›: “Ey yafll› kifli! Sözlerin çok tesir etti bana. Benimle ›rma¤a gel ve a¤›n› benim için Dicle’ye at. Sana yüz dinar verece¤im. Ç›kan her ne olursa olsun benimdir.” ‹htiyar Bal›kç›’n›n yüz çizgileri birden gerildi ve gözleri Ba¤dat gecelerini ayd›nlatacak gibi ›fl›d›. Beraberce ›rma¤›n kenar›na gittiler. Bal›kç› besmele çekip a¤›n› att› ve bekledi. Az sonra a¤› çekmek için yard›m istedi. Irmaktan a¤›r nesneyi güçlükle ç›karabildiler. Daha sonra Halife önde, Cafer ile Mansur arkada yüklerinin a¤›rl›¤›ndan belleri bükülmüfl halde saray›n yolunu tutarken, ihtiyar bal›kç› da mutlu, uzaktan gelen birkaç eyyamc›n›n dinledi¤i tefin k›vrak na¤melerinin eflli¤inde evinden içeri süzülmüfltü bile. Saraya vard›klar›nda Halife hemen meflalelerin yak›lmas›n› emredip merak içindeki han›mlar›na yatmalar›n› söyledi. Irmaktan ç›kan büyük sand›¤› açt›lar ve palmiye yapraklar›na sar›lm›fl bir hal›n›n içinde parça parça edilmifl bir kad›n cesedi buldular. Halife, büyük günah ifllemiflcesine kahrolarak secdeye kapand›. Ve gözyafl› döküp Tanr›’dan ba¤›fllanmas›n› istedi. Sonra h›fl›mla aya¤a kalkarak öfkeyle k›l›c›n› çekti ve Vezir Cafer’in bo¤az›na dayad›: “Ey vezir! Allah’a yemin ederim ki, bu cinayeti ayd›nlat›p kad›n›n katilini bulmazsan seni ve soyundan gelen k›rk ye¤enini saray›m›n önünde asaca¤›m. Be adam! Benim ülkemde cinayetler ifllenecek ve ben bunu bilmeyece¤im. Bunun hesab›n› Allah’a nas›l veririm.” Cafer ölümün kendisine ne kadar yaklaflt›¤›n› anlam›fl ve son nefeslerini veren hastalar gibi h›rlamaya bafllam›flt›. Ancak cesaretini toplayarak, “Bana üç gün süre ver Emir’ül-Müminîn. Söz katili bulaca¤›m” dedi. Halife hayk›rd›: “Defol!” Cafer böyle bir sözü inanmadan verdi¤inin fark›ndayd›. Ne yapaca¤›n› bilmez bir halde üç gün boyunca dolaflt›. Tüm iflledi¤i günahlara tövbe etti. Kendinin ifle yaramaz bir adam oldu¤unu düflündü. Gözünün önünden hayaller ukalâ bir kelebek gibi uçarken, hayat›nda ilk kez söyleyecek bir tek kelime bulamad›. At›na binip da¤ tepe dolaflt›, tüm kutsallar› devreye soktu. Ancak en ufak bir ümit k›v›lc›m› yakalayamad›. Suçsuz birini, ‘ifl- Tellallar›n büyük propogandas›yla Ba¤dat halk› saray›n önüne toplanm›fl, Cafer ve ye¤enlerinin idam›n› izlemek için bekliyordu. Kentte kulaktan kula¤a Cafer ve ye¤enlerinin halifeyi devirmeyi planlad›klar› için idam edilecekleri konufluluyordu. Harun Reflit ve di¤er vezirler de saray›n balkonundaki yerlerini alm›flt›. ‹dam sehpalar› kuruldu. Cafer ve k›rk ye¤eni, ipin geçirilmesi için ümitsizce boyunlar›n› uzatt›lar. Tam bu s›rada sanki kader perdesini y›rtarcas›na bir adam f›rlad› ve Halife Harun Reflit’e do¤ru ba¤›rarak, kendini Cafer’in ayaklar›n›n dibine b›rakt›: “Katil benim. Ne olur beni öldürün bu adam suçsuzdur.” Orta yafll›, bitkin bir adama çevrildi tüm gözler. Adam ›srarla ayn› fleyi söylüyordu. Cafer içinden hangi iyili¤i iflledi¤ini düflündü. Çünkü bu gerçekten Tanr›’n›n bir lûtfuydu. Harun Reflit ne oldu¤unu anlamaya çal›fl›yor ve bir yandan da olay mahallinden gelen saray görevlisiyle konufluyordu. U¤ultulu kalabal›k içinden baflka bir ses duyuldu: “Durun as›l katil benim...” Ba¤dat’ta zaman durmufltu. Ölüm sessizli¤ini halk›n yorumlar›yla oluflan gürültü takip etti. ‹dam olay›n›n gerçekleflemeyece¤i anlafl›ld›. Halife Harun Reflit, halk›n da¤›t›lmas›n› emretti. Ortal›k sakinleflti ve Halife saray›n genifl salonunda bilginlerle birlikte san›klar› dinlemeye bafllad›. Halife Harun Reflit bir yandan hayretler içinde anlat›lanlar› dinliyor bir yandan da beyazlamaya bafllayan sakallar›n› s›vazl›yordu. Genç adam anlatmaya bafllad›: “Ey Halifemiz, bu adam benim kay›npederimdir. Biliyorum, ben ölürsem çocuklar›ma bakacak kimse yok diye böyle davran›yor. O suçu üstlenip zaten sonuna geldi¤i ömrünün bitmesini istiyor. Bunu k›z›ndan yadigar kalan torunlar› için yap›yor.” Harun Reflit genç adama ba¤›rd›: “Konuyu eksiksiz anlat.” “Efendim, cesedini buldu¤unuz kad›n benim kar›md›. Onu ben öldürdüm. Kar›m› çok severdim. Hastayd› ve benden elma istedi. Ben de onu almak için birçok yer dolaflt›m ve istedi¤i elmay› ta Basra’da bulabildim. Al›p getirdim, ancak hastayd› ve elmalarla hiç ilgilenemedi. Ben de dükkan›ma dönüp çal›flmaya koyuldum. Ö¤le üzeriydi. Bir zencinin geçti¤ini gördüm, elinde elma vard›. ‹çimden ‘Allah Allah, elma buralarda bulunmuyor. Bu acaba nerede bulabilmifl? Yoksa vard› da ben mi bilmiyordum? Bir soray›m’ dedim ve sordum. Zenci bana, ‘Onu bana sevgilim verdi. Salak kocam Basra’dan getirdi, ama al sen ye’ dedi’ diye cevap verince kan beynime s›çrad›. Eve gelip kar›m› paramparça ettim. Sonra bir sand›¤a koyup Dicle’nin sular›na b›rakt›m. Sessiz sedas›z Dicle’nin kenar›nda dolafl›p bu iflledi¤im suçun cezas›n› öbür dünyada nas›l verece¤imi düflünürken, birden o¤lumla karfl›laflt›m. Ci¤erparem a¤l›yordu. Niçin a¤lad›¤›n› sordum: Elmam› çald›lar. Annem uyurken baflucunda duran elmalardan birini al›p soka¤a ç›kt›¤›mda bir zenci geldi ve elimden elmay› kap›p gitti.” Harun Reflit, Vezir Cafer’e o zenciyi 3 gün içinde bulup getirmesini, aksi takdirde k›rk ye¤eniyle birlikte malum ak›bete haz›r olmas›n› istedi. Cafer, bu sefer evine kapand›. “Çünkü” diyordu içinden Cafer, “Bunu bulmaya çal›flmak beyhude bir çabadan öteye gitmeyecek. Ben nereden bulabilirim koskoca flehirde suçluyu? Bir sürü zenci var.” Cafer üçüncü günün sonunda ailesiyle tekrar vedalaflt›. Bu ikinci yas kar›s›n› yata¤a düflürmüfltü. Tam kap›ya do¤ru giderken küçük k›z› koflarak babas›na at›ld›. Cafer hasretle çocu¤una sar›ld›. Hayat›n kendisine verdi¤i en taze hediyeyi kuca¤›na alarak, gözyafllar› içinde koklamaya bafllad›. Bu esnada çocu¤un cebinden bir elma yere düflüverdi. Cafer merakla sordu: “K›z›m bunu nereden ald›n.” Küçük k›z: “Babac›¤›m, zenci kölemiz Reyhan’dan sat›n ald›m.” Cafer kaderin kendisine neler yapt›¤›n› anlamaya çabalayarak, “Ça¤›r›n onu” diye ba¤›rd›. Reyhan, bir cinayete sebep oldu¤unu asla bilmeden beyaz difllerini tüm parlakl›¤›yla göstererek anlatmaya bafllad›: “Çocuklar oyun oynarken içlerinden birinin elinde elma gördüm, çok can›m çekti. Ba¤datl›lar›n elmaya olan düflkünlü¤ünü bilirsiniz. Ben de hemen onu kapt›m. Çocuk, ‘O annemindir. Annem hasta. Babam onun için Basra’dan getirdi’ dedi, ancak ben dinlemedim ve elmay› kap›p eve geldim. Küçük k›z›n›z elimde elmay› gördü ve istedi, ben de iki dinara satt›m.” Selçuk Yay›nc›l›k Matbaac›l›k Ltd.fiti. ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü ‹brahim YARIfi Yay›n Dan›flman› Selami UZUN, Yay›n Yönetmeni Mürsel SÖNMEZ, Görsel Yönetmen ‹smail fiEN, Sayfa Sekreteri Murat ARSLAN Yaz›flma Adresi: Örnek Mah. 35. Cad. No: 26, Üsküdar, 81190 ‹stanbul ‹rtibat Tel: (0216) 324 36 05 Posta Çeki: ‹brahim Yar›fl - 1652014 Faks: (0212) 272 61 69 Bask›: ‹nceler Ofset Said Yavuz KARfiISI ‹fiTE TAM/BURA 1. sûzidil a¤›r semaî çal›ns›n demifl Ali Efendi cemaat da¤›l›nca kabrimin bafl›ndan bir kez yarin gözüne de¤mifl -kalbini göstermiflusta. eski. tam/burdan 2. bir rüya flehri fetheylemek gibi kollar›mla kuflat›yorum seni talan eder diye sevgimin askerleri ba¤r›ma bast›¤›mda çeflmeleri susar sokaklar› gö¤e havalanan gözlerimden korkar diye kap›s›nda bekleyip duruyorum sevgilinin o, tenha ayak izleri b›rak›yor o, ceylangibi, o suyun üstünde serçe o, tenha ayak izleri b›rak›yor bast›¤› yerde ben bir da¤ gibi onu seyrediyorum 3. terk-i diyar edilmifl her beldenin buna sebep olan güzelinin buklelerinde bir sûzidil bestesi vard›r Tanbûrî Ali Efendi’nin "gül ya¤›n› eller sürünür, çatlasa bülbül" toplar tezgah›n› hayat›n çarfl›s› sesin de saz›n da teli kopar, asl› budur yoktur aflk denen bu denizin karfl›s› Alpaslan Durmufl ‹fiTE HAYAT serkefl kurflunlar›n duldas› gümbürdeyen ›rma¤› kan›n omuzverdi dosyalardan kurulu dünyaya soru: "quid est veritas" olal› aflk tenha bir par›lt› gözlerde bir gizi çözer gibi hep bir nal sesi çalkand› yata¤›mda hep ad›mlar›n burnu sürttü yollara raksetti y›llar y›l› ak›lda binbir kavga duman çok ama kav alev almad› ›rmaklar›n serinli¤i de¤medi bir türlü harl› sineye uzak iklimler çekse de ihanetin vatan› yok bulur köhne bir kurflun bir asiyi her yerde… Christina Rossetti HATIRLA Beni hat›rla, sürüldü¤ümde uzaklara, Çok uzaklara, sessiz bir ülkeye; Art›k elimi tutamad›¤›nda, Kalmaya mütemayil gidiflimde. Beni hat›rla, gün be gün Düflledi¤in gelece¤imizi anlatamad›¤›nda: Beni sadece hat›rla; biliyorsun Konuflmak ya da yakarmak için vakit çok geç. Yine de beni bir an unutur Ve sonra hat›rlarsan, sak›n üzülme: Bu karanl›k, bu yokolufl b›rak›rsa e¤er, Benden bir iz, Elbette daha iyidir unutup mutlu olman Hat›rlay›p mustarip olmandan. Çeviri: Pertev Aflk›n

[close]

Comments

no comments yet