49. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

Sayı:49 “BU KUR’ÂN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET” Furkan / 52 Darbecik’in Şeytan Üçgeni Üç Ayda Bir Yayımlanır Ekim-Kasım-Aralık 2016 Sayı:49

[close]

p. 2

Sayı 49 Ekim-Kasım-Aralık 2016 Sâhibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/Ankara Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail kuranimucahede@hotmail.com Kapak~Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 1 Ekim 2016 1 BİSMİLLAH İman Bir Hassasiyettir 8 KUR’ÂN’A DÂVET Temel İlkeler-1 Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı 18 YORUM Darbecik’in Şeytan Üçgeni 31 KAVRAM Sünnetullah (Allah’ın Yasası) 44 TEFSİR Murselât Sûresi 65 ŞİİR İmtihan Dünyası

[close]

p. 3

bismillah İman Bir Hassasiyettir Hamdolsun, bizleri şirk ve küfürden kurtarıp hidayeti nasip eden, bize tabi olacağımız Kur’an’ı gönderen, onu en güzel şekilde anlayıp yaşamamız için rasullerini ve son Rasul’ü Hz. Muhammed (as)’ı en güzel örnek olarak almamızı bildiren âlemlerin Rabb’i yüce Allah’a! Selam olsun, hayatlarını Tevhidi mücadele uğruna ortaya koyup ilahi mesajı, en güzel şekilde yaşayıp bize örneklik teşkil eden, Tevhidi esasları hayatları pahasına bizlere ulaştıran tüm Risalet önderlerine, onlarla beraber olup onlara destek olan Müslümanlara, en güzel örneğimiz Hz. Muhammed (as)’a, aline ve ashabına, onlardan sonra gelen Tevhid erlerine! İnsan için dünyada iki hayat tarzı vardır; yaratılış gayesine uygun yaşayarak Rabb’ine kulluk yapma ve arzularına göre bir hayat sürerek nefsini ilah edinme! Kişi, dünyada bu iki hayattan birini önceler, tüm hassasiyetini ona hasreder, onun için çalışır. Kişinin, tercih ettiği hayat tarzına ne oranda hassasiyet gösteriyorsa, ona o oranda iman etmiştir. İnsanın hayatta önemsediği, değer verdiği, elde etmeye çalıştığı, peşinden koştuğu değerler, onun düşünce, söz ve davranışlarını, yaşam biçimini şekillendirir. Böyle kimseler, düşüncelerini, değer verdikleri şeyi elde etmeye hasreder, zamanlarını, daha çok değer verdikleri şey için harcarlar, ondan başka bir şey düşünmez olurlar. İnsanın yaşamını belirleyen gaye edindiği şey, aynı zamanda onun kimliğini, kişiliğini ve geleceğini belirler. Böylece ya Rabb’ini ilah edinerek O’nu razı etmeye ya da hevasına kul olmuş bir halde onu tatmin etmeye çalışır. Kur'an, insanları, hayatlarında hassasiyet gösterip önceledikleri gayeye göre vasıflandırarak iki sınıfa ayırır. Bunlar, Rab’lerini razı etmeye çalışanlar ve hevalarını ilah edinip dünya hayatını gaye edinenlerdir. Yüce Allah (cc), insanları, yaşadıkları hayatta değer verdikleri şeyler hususunda uyarmış, nasıl hareket edecekleri konu- Bismillah Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 1

[close]

p. 4

BİSMİLLAH sunda onlara bir yol çizmiş, belirlediği bu yola uygun yaşamaları ya da aykırı hareket etmeleri halinde karşılaşılacak durumları apaçık bir şekilde bildirmiş, seçimlerini ona göre yapmalarını kendi iradelerine bırakmıştır. “Elbette bu bir öğüttür; dileyen kimse, Rabb’ine varan bir yol tutar.” (Müzzemmil, 19) Bismillah Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 2 Kur’an, Rab’lerini razı etmeye çalışanları, Müslümanlar olarak sıfatlandırmış, onlar için büyük bir mükâfatın bulunduğunu müjdelemiştir. Kendi arzularını ilah edinip onu razı etmeyi gaye edinenleri, içerisinde bulundukları duruma göre kâfir, fasık, müşrik, münafık ve zalimler olarak vasıflandıran Kur’an, onlar için de büyük bir azabın olduğunu bildirmiştir. İnsan, hassasiyetini ya iman ettiği Rabb’ini razı etmek, ahiret saadetini ve mükâfatını kazanmak için harcar ya da tüm hassasiyetini nefsini ve kendi üzerinde etkili olan başkalarını, (anne baba, eş, çocuk, yakın uzak arkadaşlarını, içerisinde yaşadığı sistemi) razı etmek için harcar; böylece zillet içinde cehennemde yanmayı hak eder. İman ile küfrün ortak bir noktası yoktur; iman ile küfür, Tevhid ile şirk, ak ile kara gibi apayrı iki farklı durumdur; orta- sı, geri tonları yoktur. Kur’an, her ikisini kesin çizgilerle birbirinden ayırmıştır. Kur’an’da açıklandığı üzere insan, aynı anda hem yüce Allah’ı, hem de nefsini razı etmeye çalışamaz. Rab’lerinin rızası ile dünyevi değerlerini denk tutanlar, Rab’lerine eş koşmuş, şirke düşmüşlerdir. Yüce Allah (cc) İnsanları Yaptıklarına Göre Vasıflandırır İman, bir hassasiyettir; kişi, Rabb'ine karşı ibadetlerinde gösterdiği hassasiyet oranında O’na iman etmiştir. Yüce Allah (cc) insanları, yaptıklarına göre vasıflandırır, onlara sıfatlar verir ve ayetlerin emrettiği hususların bir kısmını yapıp bir kısmını yapmayanları, dünyevi değerlerini, Rab’lerini razı etmeye denk tutanları müşrikler olarak vasıflandırır. “İnsanlardan kimi, başkasını Allah’a denk tutar, onları, Allah’ı sever gibi severler; iman edenler ise daha çok Allah’ı severler…” (Bakara, 165) Kur’an, kendilerine ayetler okunduğu halde iman ettiklerini söylemelerine rağmen bu ayetlerin gereğini yapmayanların, o ayetleri hiç duymamış gibi hareket edenlerin kör sapıklar, ruhları ölü kimseler olduklarını, bunların, hidayet bulamayacaklarını bildirir. Müslümanların yanında dinden, imandan söz edip iman

[close]

p. 5

ettiklerini ima eden, yalnız başlarına kaldıklarında, özel hayatlarında iman ettikleri ayetlerin gereğini yapmayanlar, eski cahiliye çevresi ile beraber olup onlarla günlerini gün edinenler, Allah için yapacakları ibadetlerinden sıkıntı duyanlar, ikiyüzlü münafıklardır. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman; ‘İman ettik’ derler, fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında; ‘Şüphesiz biz sizinle beraberiz, biz sadece alay edicileriz’ derler.” (Bakara, 14) “İnfak ettiklerinin kabul edilmesine engel olan ancak onların, Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr etmeleri ve namaza tembel tembel gelmeleri ve istekleri dışında sadaka vermeleridir.” (Tevbe, 54) Yüce Allah’ın rızası konusunda ve ibadetlerinde hassasiyet göstermeyenler, Kur’ani gerçekleri önemsemeyip dünyevi değerlerini, Rab’lerinin rızasına tercih edenler, Haktan sapmış, kendilerine zulmetmiş fasıklardır. İnsan, Önce Kendi Nefsine Karşı Dürüst Olmalı Bütün bu Kur’ani uyarı ve tespitlerden sonra iman ettikleri iddiasında olanlar, Rab’lerine ve O’nun indirdiği hükümlere karşı gösterdikleri hassasiyet ve yaptıkları amellerle kim ve ne olduklarını, Kur’an’ın hangi sıfatları kendilerine uygun gördüğünü BİSMİLLAH çok açık bir şekilde görebilirler. Bundan sonra ya ona göre kendilerine çeki düzen verir, gereğince iman ederler ya da hak ettikleri sıfatları ile acıklı bir azabın kendilerini kuşatacağını bilsinler. Yüce Allah (cc), iman edenleri, emrolundukları gibi dosdoğru olmaları konusunda uyarmakta ve onların ne yaptıklarını da zaten Kendisinin gördüğünü bildirmektedir. “Öyleyse emrolunduğun gibi doğru ol; seninle beraber tevbe edenlerle haddi aşmayın, zira O, yaptıklarınızı görmektedir.” (Hud, 112) Kur'an'ı anlayarak gereği gibi okuyanlar, Allah'ı (hâşâ) kandıramayacaklarını bilirler. Müslüman olduklarını söyleyip kendi hevalarına uyanlar, sadece kendilerini kandırmaya çalışıyorlar! Yüce Allah (cc) onların Mü’minlerden olmadıklarını bildirmektedir. Bismillah Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 3 “İnsanlardan kimi, ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler, onlar, Mü’minlerden değildir. Allah’ı ve iman edenleri aldatmağa çalışırlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar, şuurunda değiller.” (Bakara, 8-9) Unutulmasın ki, kullarını gözetleyen, her düşünce, söz ve hareketlerinden haberdar olan, her şeyi bilen, yalnızca yüce Allah’tır. O, kalplerin sırrına vakıf olandır.

[close]

p. 6

BİSMİLLAH İnsanlar, Yüce Allah’ın Rızası ya da Arzularını Tatmin Konusunda Tercih Yapmalı Kullarının, Kendisini nasıl razı edeceklerini ve neden razı olduğunu Kur’an’da açık bir şekilde bildiren yüce Allah (cc), bunun dışındaki her söz ve hareketin, haddi aşmak ve hevayı ilah edinmek olduğunu bildirmiştir. İman edenlere düşen sorumluluk, bu bildirilen esaslar doğrultusunda hareket etmektir. Bismillah Yüce Allah (cc), iman edenleri, yapacakları tercih konusunda açıkça uyarmış, buna göre seçimlerini yapmalarını, seçimleri sonucunda durumlarının ne olacağını bildirmiştir. Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 4 “De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler, size Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah, fasıklar topluluğuna hidayete vermez.” (Tevbe, 24) Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen iman ettikleri esaslar üzerinde hassasiyet göstermeyen, zamanlarını, Rab’lerini razı edecek işlere ayırmayan, yüce Allah’ın rızasını kazanmak için Müslümanlarla beraber olmak yerine iman etmeden önce içerisinde bulundukları çevreyi tercih edenler, yüce Allah’ın rızasını ve uyarısını önemsememiş, Rab’lerinin rızasını ikinci plana atmışlardır. Böylelerinin durumu, Müddessir suresinde belirtilen kişinin durumu gibidir. “Şüphesiz o, düşündü, ölçtü, biçti, canı çıkası nasıl da ölçtü, biçti; yine canı çıkası nasıl ölçtü, biçti. Sonra baktı, sonra surat astı, kaşlarını çattı, sonra arkasını döndü, böbürlendi: ‘Bu, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir; elbette bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir’ dedi.” (Müddessir, 18-25) İman eden kimse, herhangi bir iş yapmadan önce bu yapacağı iş ya da tercihin ne anlama geldiğini, kendisine ne kazandırıp ne kaybettireceğini çok iyi düşünmeli, buna göre hareket etmelidir. Surede örneği verilen kimse gibi olanlar, yüce Allah’ın rızasını, insanların rızası gibi ya da daha önemsiz görmüş, bu nedenle önemsemeyerek sırt dönmüşlerdir. Müslümanlarla bulunmak yerine, küfrü imana tercih eden yakınları ile beraber olmayı, babalarını, oğullarını, kardeşlerini, eşlerini, akrabalarını, kazandıkları malları, hoşlandıkları evleri tercih edenler, sözel olarak ifade etmeseler de, yaptıkları ile

[close]

p. 7

onları Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha önemli görmüşlerdir. Yüce Allah (cc) onları, zalimler ve fasıklar olarak sıfatlandırmaktadır. Onlar için öngörülen ceza ise! “Onu Sekar’a sokacağım; Vahyi ikinci plana iterek kendi isteklerini önplana çıkaranların karşılaşacakları azap budur. Hayatı dünyadan ibaret zannedenler, dünyada daha rahat bir hayat sürmek, insanlar içerisinde itibar sahibi olmak, çoluk çocuğuna dünyevi bir gelecek sağlamak için mal ve servet peşinde koşarlar, bu koşturmaca hayatlarını kuşatır. Onlar, dünya hayatına iman etmiş, Rab’lerinin rızasını önemsemeyip ikinci plana atarak sapıklığı yol edinmişlerdir. “Onlar ki, ahirete karşılık dünya hayatını severler, Allah yolundan alıkoyarlar ve onda azgınlık edip saparlar; işte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.” (İbrahim, 3) İnsana, dünya hayatı cazip gelir ve o, bu cazibeye kapılarak kendisini ona kaptırır, kazandıkça daha fazla kazanır, çevresinden göreceğini düşündüğü tepkilerden kaçınarak iman ettiği esaslara hakkıyla yönelmez, dünyada bocalayıp durur, işte bu kimsenin sonu hüsrandır. “Şüphesiz ahirete iman etme- BİSMİLLAH yenlerin amellerini onlara süsledik, o yüzden onlar, bocalayıp dururlar. İşte onlar, en kötü azap onlar içindir ve onlar ahirette de hüsrana uğrayanlardır.” (Neml, 4-5) Kişi, hassasiyetini dünya ve içindekilerden yana koymuş, Rabb’ine karşı görev ve sorumluluğunu ikinci plana atmış ya da terk etmiştir. İman, bir hassasiyet olduğuna göre böyle bir kimse, hassasiyetini dünya hayatından yana koymuş, ona yönelmiş, ona iman etmiş, tercihini o yönde kullanmıştır. İman Bir İddia Değil, Bismillah Düşünce, Söz ve Davranışlarla Yepyeni Bir Yaşamdır Yüce Allah’a iman, insanın, tüm değer verdiği dünyevi şeyleri terk ederek, düşünce, söz ve davranışları ile Rabb’inin buyruklarına kesin ve kayıtsız, şartsız teslim olması, yeni bir kişiliğe, yeni bir kimliğe kavuşması, yepyeni bir hayata yönelmesidir. Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 5 Yüce Allah’a gerçekten iman eden kimse, düşünsel ve fiziksel olarak eskiye ait her şeyini terk ederek yepyeni bir kişilik ve kimlik kuşanıp hayatını, çevresini, yeni iman ettiği esaslara göre baştanbaşa düzenlemesi gerekir. Aksi halde iman ettiği iddiası, kuru bir iddiadan öte bir anlam ifade etmez. Bu nedenle iman eden kimse, neye iman ettiğini bu

[close]

p. 8

BİSMİLLAH imanın kendisinden ne istediğini iyi bilmeli, düşünce, söz ve davranışıyla bunu ortaya koymalıdır. İman eden bireyde, geçmişe ait en küçük bir ayrıntının kalması halinde bu, kişinin düşüncesinde zamanla büyür ve kişiyi, gerisin geriye eski haline, eski dinine dönmesine neden olur ki o durumuna kişi, iman ettikten sonra eski yaşantısına dönmüş, bu tavrı ile yüce Allah’ın dinini beğenmemiş demektir. Bismillah “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah’ın üzerine yalan atmış oluruz…” (A’raf, 89) Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 6 Yüce Allah’a gerçekten iman eden kimse, hayatını, iman ettiği esaslara, yenidünya görüşüne göre düzenlemeli, düzenlemek için çalışmalıdır. O kimse, bunun için yeni kimlik ve kişiliğini, hiçbir şeyden ve kimseden korkmadan açıkça ortaya koymalı, kendisine eski yaşantısını hatırlatan kişi ve çevreden uzak durmalıdır. “Rabb’inizden size indirilene tabi olun ve O'ndan başka velilere tabi olmayın, ne kadar da az düşünüyorsunuz!” (A’raf, 3) Yüce Allah’a iman eden kimse, kendisi için yeni bir hayatın başladığını bilmeli, bütün güç ve kuvveti, ihlas ve samimiyeti ile iman ettiği esaslara göre yaşamaya çalışmalıdır. İşte gerçek iman ancak budur, böyle iman edenler, artık hiçbir şekilde eskiye ait bir düşünce taşıyamaz, eski hayatını özleyemez ve eski alışkanlıklarını devam ettiremez. Gerçekten İman Edenler, Kur’an’a Uymakla Huzur Bulurlar Rab’lerine iman edenler, huzuru ancak iman ettikleri esaslarda ve Mü’minlerin yanında bulurlar, eski çevrelerinde huzur arayanlar, Rab’lerine gerçekten iman etmemişlerdir. “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır, iyi bilin ki kalpler, Allah’ın zikri ile mutmain olur.” (Rad, 28) Kalpleri, Kur’an’la huzura kavuşanlar, tüm samimiyetlerini iman ettikleri hükümlere hasrederler ve Allah anıldığında kalplerinde bir sevgi ve coşku dalgaları oluşur, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda, hemen o ayetlerin gereğini yaparak imanlarını artırırlar. “Şüphesiz Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir ve O’nun ayetleri onlara okunduğunda imanlarını artırır ve onlar, Rab’lerine tevekkül ederler.” (Enfal, 2) Kur’an, dünyevi tüm sıkıntıları gideren, insanların her türlü sorunlarını çözerek onlara huzur veren, iman eden Mü’minler için

[close]

p. 9

hidayet ve rahmet olan bir kitaptır. Mü’minler, Kur’an’ın belirlediği esaslara samimiyetle yönelerek huzura kavuşur, bu hükümlerin gereklerini yaparak hidayet bulur ve böylece Rab’lerinin rahmetine ulaşırlar. “Ey insanlar, gerçekten size Rabb’inizden bir öğüt, göğüslerde olana şifa ve Mü’minler için hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57) Kur’an’ın, kalplerdeki sıkıntılara şifa olabilmesi için onun hayattaki sorunlara uygulanması gerekir. Tıpkı bir ilaç gibi, ilaç ne kadar etkili olursa olsun, hastalığa uygulanmadığı sürece nasıl şifa vermiyorsa, insan da Kur’an’ı hayatına uygulamadığı, hayatını Kur’an’la düzenlemediği, düşünce, söz ve davranışlarını Kur’an’a uygun yaşamadığı zaman hiçbir şekilde şifa bulmaz, hiçbir zaman hidayete ve rahmete ulaşmaz. Kişinin, Kur’an’la şifa bulması, hidayet ve rahmete ulaşması için, dünyevi bütün değer yargılarını terk edip Kur’an’ın hükümlerine sarılması gerekir. Hidayet rehberi olan Kur’an’a, ihlas ve samimiyetle yönelmeyen, Kur’an’la kalpleri yumuşayıp huzur bulamayanlar, sapıklık içerisinde kalmış kimselerdir. Artık böyle kimseler için yapılacak bir şey yoktur. İnsanın, iman etmesi de, BİSMİLLAH iman ettiği esaslara yönelip teslim olması da ancak iradi olarak isteyerek vahye teslim olması ile mümkündür. Sonuç olarak, iman eden kimse, bütün söz ve davranışlarını, iman ettiği Tevhidi esaslara göre düzenlemekle mükelleftir. Bu, imani bir zorunluluktur ve iman eden kimse, hiçbir şekilde bunun dışında hareket edemez. İman etmek, düşünce planında başlayan bir değişimin, duygu, söz ve davranışları da içine alacak şekilde hayatı tümüyle kapsamasıdır. “İşte gerçek Mü’minler onlardır; onlar için Rab’leri yanında dereceler, mağfiret ve değerli rızık vardır.” (Enfal, 4) Bismillah Kur’an, kendisine nasıl teslim olunacağı konusunda hükümlerini apaçık bir şekilde ortaya koymuş, insanlara bunu bildirmiştir. Artık bundan sonra insanların kendi bilecekleri bir iştir; isterlerse hidayeti tercih eder, ona yönelirler, isterse içerisinde bulundukları sapıklığı, değişik mazeretler ve kılıflar uydurarak devam ettirebilirler, tabiiki sonuçlarına da katlanırlar. Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 7 Rabb’imiz, hepimizi, vahye teslim olan, vahyin gerekleri doğrultusunda hareket eden, vahyi önceleyen, ahireti düşünerek hareket eden Mü’minlerden eylesin.

[close]

p. 10

kur’ân’a dâvet Temel İlkeler-1 Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 8 Bu çağrı, yalnızca o Müslümanlaradır ki itikaden onlar: “Dinde zorlama yoktur, doğruluk, sapıklıktan elbette seçilip belli olmuştur; kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmış…” (Bakara, 256) olarak sağlam bir Tevhid kulpuna yapışıp şeriksiz bir şekilde iman eden, “Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Rasulü’ne çağırıldıkları zaman Mü’minlerin sözü ancak: ‘İşittik ve itaat ettik…’ (Nur, 51) diyerek vahyi çağrıya icabet eden, “Andolsun, sizin için Allah’ın Rasulü’nde, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) hükmünce Rasulullah (as)’ı en güzel örnek edinen, “Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, Mü’min erkek ve kadın için o işi kendilerine göre seçme hakkı yoktur…” (Ahzab, 36) hükmü gereğince Allah’ın hükmüne ve Rasulullah (as)’ın Sünnetine tabi olup “Gördün mü o hevasını ilah edinen kimseyi, şimdi sen mi ona vekil olacaksın!” (Furkan, 43) hükmü- nün bilincinde hareket edip hevalarına tabi olmayan, “Mü’minlerden, Allah’a verdikleri ahde sadık kalan adamlar, onlardan kimi adağını yerine getirdi, onlardan kimi de gözetlemektedir, (ahitlerinde) asla değişiklik yapmadılar.” (Ahzab, 23) müjdesine ve “Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse, işte yakında Allah bir toplum getirecektir ki, onları sever, onlar da O’nu severler; Mü’minlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı izzetlidirler; Allah yolunda cihad ederler, kınayanların kınanmasından korkmazlar. Bu, Allah’ın lütfudur, onu dilediği kimseye verir; Allah, büyüktür, bilendir.” (Maide, 54) övgüsüne mazhar olmuş kimseler olarak, “Yalnız yüce Rabb’inin yüzünü/rızasını arzu ederler,” (Leyl, 20) buyruğunca Rab’lerinin rızasını kazanmak için hayatlarını ona göre düzenleyendir ki, “Onlar, Rab’lerinin yüzünü arzu ederek sabrederler, namazlarını kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infak ederler, kötülüğü güzellikle savarlar. İşte onlar, dünya akıbetleri onlarındır.” (Rad, 22) “Geceleri çok az uyurlardı ve

[close]

p. 11

seherlerde onlar, istiğfar ederlerdi, mallarında düşkün ve yoksul için bir hak vardı.” (Zariyat, 17-19) bilincinde hareket ederek “Gecenin bir bölümünde senin için fazladan teheccüd et/kalk; umulur ki Rabb'in seni, övülmüş bir makama ulaştırır.” (İsra, 79) lütfuna mazhar olmak için geceleri teheccüd (vitir) namazlarını, hiçbir sıkıntı duymadan, en güzel örnek olarak aldıkları Rasulullah (as) gibi eda eden, “Ey örtüsüne bürünen! Kalk, yalnız gecenin birazında, yarısında yahut ondan biraz eksilt veya bunu artır ve tane tane Kur’an oku. Muhakkak biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.” (Müzzemmil, 1-5) emrine gönülden uyarak gecenin bir vaktinde uykularını bölerek kalkıp emredileni yapan ve yüklenecekleri ağır Tevhidi mücadele için kendilerini hazırlayan Müslümanlardır. Ey Müslümanlar, tefrika, ayrılık şeytandandır ve sonu ateştir, bu nedenle yüce Allah (cc), bizleri Kendi Tevhid ipi olan Kitabı’na sarılmamızı bizden istiyor. “Ve topluca Allah’ın ipine yapışın, tefrikaya düşmeyin...” (Al-i İmran, 103) Müslümanlar, Tevhidi esaslara iman ettikten sonra Kur’an’ın belirlediği esaslara uygun hareket etmeden, vahdeti KUR’ÂN’A DÂVET oluşturmadan birebir tek başlarına hareket etmeleri durumunda daha önce cahiliye döneminde kenarında durulan ateşe her an girebilirler. Yüce Allah’ın ebedi azabından kurtulmanın yolu, topluca Allah’ın ipine sarılmaktır, aksi halde: “O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır; yüzleri kararanlara: ‘İman etmenizden sonra inkâr ettiniz ha! Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın.” (Al-i İmran, 106) uyarısınca imandan sonra inkâr etmiş, böylece yüzleri kararmış halde azabı tadacaklardır. O halde yapılacak şey, Müslüman olarak yaşamak, Kur’an’a sarılarak Müslüman olarak ölmektir. “Ey iman edenler, Allah’tan hakkıyla korkun, sakının ve siz, Müslümanlar dışında ölmeyin.” (Al-i İmran, 102) Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 9 Müslümanca ölmenin yolu, Rabb’imizin buyruğuna kulak verip Kur’an’da bildirilen esaslara göre hareket etmektir. Buna göre, Müslüman Bir Kimse, Birey Olarak Yaşayamaz İman ettikten, Müslüman olduktan sonra birey olarak yaşamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah (cc), Müslümanların, mutlaka birleşerek cemaat olmalarını, velayet ve sırdaşlık hukukunu oluşturmaları-

[close]

p. 12

KUR’ÂN’A DÂVET nı istemekte, tefrikanın kötülüğünü bildirmektedir. İslâmi esasları insanlara ulaştırmak durumunda olan Müslümanların, tek başlarına hareket etmeleri mümkün değildir. İslâm, bir devlet nizamı olduğuna göre Halife’li bir Devlete ulaşmanın ilk basamağı Müslümanların, öncelikle kendi aralarında bir birliktelik oluşturmalarıdır. Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Rasulullah (as): “Kim, Allah’a itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde hakkında hiçbir delil bulunmaksızın Allah ile karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.” Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 10 Rasulullah (as), Müslümanların birlikteliğine, tek sesliliğine çok önem vermiş, bu nedenle üç kişi de olsa, aralarından birini sözü dinlenen emir olarak seçmelerini bildirmiştir. “Üç kişi sefere çıktığında içlerinden birini emir seçsinler.” İmam Ahmed “Müsned’inde Abdullah bin Amr’dan, “Yolculukta olan üç kişinin, kendilerinden birini emir tayin etmemeleri helal değildir” hadisini rivayet etmiştir. Müslümanlar, iman ettikleri esaslar gereğince ferdi ibadetlerini yaptıktan, hayatlarını vahyin belirlediği ölçülere uygun düzenledikten, İslâmi bir kişilik kuşandıktan sonra vahyin belirlediği esaslara uyarak iman eden diğer Müslümanlarla birliktelik oluşturmaları gerekir. “Herkesin yöneldiği bir yönü vardır, öyleyse hayırda yarışın; nerede olsanız, Allah sizi bir araya getirir, kuşkusuz Allah, her şeye kadirdir.” (Bakara, 148) Yüce Allah (cc), iman edenlerin, bulundukları yerlerde, Hakkı anlatarak hayırda yarışmaları durumunda bir araya getireceğini bildiriyor. Bu nedenle Müslümanların, mutlaka bir araya gelmeleri, imani bir zorunluluktur. Müslümanlar, ancak vahyin belirlediği esaslar doğrultusunda bir araya gelmeleri durumunda yüce Allah’ın hitabına, rahmet ve yardımına mazhar olabilirler. Yüce Allah (cc) Kur’an’da, “Ey iman edenler, Mü’minler, Müslümanlar, Muttakiler, muhlisler” gibi toplu olarak seslenmekte, rahmet ve yardımını ancak bunlara yapacağını, kardeşlik, velayet ve sırdaşlık hukukunu gerçekleştirenlere rahmet edeceğini bildirmektedir. Yüce Allah’ın o kutlu hitabına, rahmet ve yardımına mazhar olmak isteyen, Rab’lerine şeriksiz bir şekilde iman eden Müslümanların, bundan sonra yapma-

[close]

p. 13

ları gereken şey, diğer Müslümanlarla bir araya gelmeleri, kendi kurtuluşlarını sağlayacak imani bir gerekliliktir. Diğer Müslümanlarla bir araya gelmek, iman edenler açısından kurtuluşları için hayati bir durum, imani bir zorunluluk olması yanında, yüce Allah’ın dinini diğer insanlara ulaştırmak açısından da önemlidir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran, 104) Yüce Allah (cc), Müslümanca ölmenin yolunun ancak topluca, cemaatleşerek Allah’ın ipine sarılmakta olduğunu bildirdikten, aksine hareketin, ateşin kenarında bir yerde bulunmakla eş anlamlı olduğu konusunda uyardıktan sonra Al-i İmran, 104. ayette Müslümanlara kurtuluşun yolunu göstermektedir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir” hitabı, Müslüman bir cemaat içindir. Buna göre cemaatleşemeyen kimseler, kurtuluşa ermeyenler olacaklardır. Bu ise, kişi açısından Al-i İmran, 103. ayette bildirildiği üzere, tefrikaya düşmek ve sonuç olarak ateş çukurunun kenarında bulunmaktır ki, tefrikalarında ısrar KUR’ÂN’A DÂVET etmeleri durumunda her an o ateşe düşerek helak olabilirler. Birey Olarak Yaşayanlar, Allah’ın Hitabına ve Rahmetine Mazhar Olamazlar İman ettiklerini iddia etmelerine, Kur’an’da, Müslümanların birleşmeleri, cemaat olmaları, kardeşlik ve velayet hukukunu oluşturmaları ile ilgili onlarca ayete rağmen diğer Müslümanlarla bir araya gelmeyenler, yüce Allah’ın, Mü’minler, Müslümanlar, Muttakiler hitabına mazhar olamazlar, O’nun rahmetini umamazlar. Bu kimselerin durumu, tıpkı iman etmeyenlerin durumu gibidir, hatta iman edip ondan yüzçevirmeleri nedeniyle durumları, iman etmeyenlerden daha kötüdür. “Kim, kendisine hidayet açıklandıktan sonra Rasul’e karşı gelir ve Mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız; ne kötü bir dönüştür!” (Nisa, 115) Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 11 Kur’an, iman edenlerin ne yapacaklarını açıklamış, Rasulullah (as) da hayatında bunları açıkça ortaya koymuş ve iman edenlere tavsiye etmiştir. Bu tavsiyeler içerisinde Mü’minlerin, bir araya gelmeleri, üç kişi de olsa aralarında bir emir seçmeleri de bulunmaktadır. Hevalarını tercih edenler, Allah’ın ve Rasu-

[close]

p. 14

KUR’ÂN’A DÂVET lü’nün hükmünü tanımamış, apaçık bir sapıklık içerisine düşmüşlerdir. “Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, Mü’min erkek ve kadın için o işi kendilerine göre seçme hakkı yoktur, kim Allah'a ve Rasulü’ne karşı gelirse, muhakkak apaçık bir sapıklığa düşer.” (Ahzab, 36) Tefrikada Olanlar, Şeytanın Adımlarını Takip Edenlerdir Müslümanlara Vahdet ve Kurtuluş Çağrısı Yüce Allah (cc), iman edenlere, kurtuluşları için Kendi ipine sarılmaları gerektiğini bildirmiş, doğru yolu göstermiş, aksine hareket edenlerin saptıkları, ateşe girecekleri konusunda Müslümanları uyarmıştır. Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede 12 Rab’leri doğru yolu gösterdikten sonra bu yola tabi olmayanlar, şeytana tabi olmuşlardır. Şeytan, Müslümanların apaçık düşmanıdır, onlara, enaniyet, bencillik ve duygularının esiri olma gibi değişik dürtülerle vesvese verir, bir araya gelmelerini engellemek için aralarına fitne sokar. “Şüphesiz, Hidayet kendilerine belli olduktan sonra arkalarına dönenlere şeytan, onları sürüklemiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.” (Muhammed, 25) İnsan ve cin şeytanlar, Müslümanları, değişik duygularla kışkırtarak kendisine tabi kılar, onlar arasına kin ve düşmanlık sokar, onları tefrikaya düşürerek parçalar. “Kullarıma de ki, o en güzel olanı söylesinler, çünkü şeytan aralarına girer; doğrusu şeytan, insan için apaçık düşmandır.” (İsra, 53) Şeytan, sıradan insanları kimi zaman içki vb. gayri meşru yollarla Müslüman olduklarını söyleyenlerin de enaniyetlerini körükleyerek aralarına kin ve düşmanlık sokar, onlara Rab’lerini anmayı ve buyruklarına teslim olmalarını engeller. Yüce Allah’ın buyrukları dışındaki her istek, her emel, insanın düşmanı olan şeytanın adımlarını takip etmektir. Yüce Allah (cc), bu konuda Müslümanları uyarmaktadır. “Ey iman edenler, hepiniz birlikte kurtuluşa erin, ancak şeytanın adımlarını izlemeyin, muhakkak ki o size apaçık düşmandır.” (Bakara, 208) Yüce Allah (cc), iman edenlerin ancak birlikte hareket etmeleri durumunda kurtuluşa erecekleri, aksine hareketleri halinde şeytana tabi olacakları konusunda uyarmaktadır. Şeytani tağuti düzenlerin, Müslümanları, değişik nedenlerle, baskı ve zorbalıkla bireyselleştirme çabalarına karşılık Müslümanlar, mutlaka bir araya gelerek cemaatleşmeli, velayet ve sırdaşlık hukukunu oluşturmalıdırlar. Bu, onların kurtuluşları ve

[close]

p. 15

Rab’lerini razı etmeleri için tek çıkar yoldur. Müslümanlar Arasında Vahdetin İlk Aşaması Müslümanlar, Rab’lerinin uyarısı doğrultusunda hareket edip ilk aşama olarak bulundukları il ve ilçelerde bulunan ve ayetlerle belirtilen özelliklere sahip olan Müslümanlarla ön şartsız olarak bir araya gelmelidirler. Bu, onlar açısından kurtuluşları için ilk adım olacaktır. Birliktelik, İslâmi hassasiyeti bilinen, çok iyi tanınan kimselerle yapılmalı, sonradan katılacak kimseler, ferasetli bir şekilde çok iyi araştırılmalı, iman ettikleri bilinse bile kişiliği oluşmamış, karakteri zayıf, insani değerlerden nasiplenmemiş kişiler, bu çalışma içerisine alınmamalı, öyleleri ile ilişkiler birebir sürdürülmelidir. Bulundukları il ve ilçelerde Tevhidi bilince sahip olan kimselerin bulunmaması durumunda Müslüman birey, en yakın il ve ilçelerde bulunan Müslümanlarla bu birlikteliği sağlamalıdır. Bir araya gelen Müslümanlar, iki kişi de olsalar, öncelikle aralarında birini sözcü olarak belirlemelidirler. Sözcü belirlendikten sonra artık o kişi ya da kişiler, yapacakları, davet çalışmaları da dâhil, yapmak istedik- KUR’ÂN’A DÂVET leri iş ve eylemleri, mutlaka sözcü kardeşleri ile istişare etmeli, yapacakları şeyi kararlaştırmalı, ondan sonra verilecek görev ve sorumluluk yerine getirilmelidir. Müslümanların sözcüsü, aynı zamanda onların lideridir. Müslümanlar, istişare edil- meyen ve liderlerinin izni olma- yan hiçbir konuda kendi başları- na hareket etmemelidirler. Üç kişiden oluşan küçük bir grup da olsalar, seçtikleri emire –vahye uygun olan emirlerine- itaat etmekle mükelleftirler. Müslüman- “Ey iman edenler, Allah’a itaat lara Vahdet edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahibine de; şayet bir şey ve Kurtuluş Çağrısı hakkında anlaşmazlığa düşerseniz artık onu, Allah’a ve Rasulü’ne döndürün. Gerçekten Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha Ekim-Kasım Aralık 2016 Sayý: 49 Kur’âni Mücâhede güzeldir.” (Nisa, 59) 13 Sağlam Bir Karaktere, Onurlu bir Kişiliğe Sahip Olmalı ve Dürüst Olmalıdır Vahdet sağlanacak kimseler, sağlam bir karaktere, onurlu bir kişiliğe ve dürüst bir ahlaka sahip olmalıdır. Herkesle iyi geçinme adına elastiki bir karaktere sahip olanlar, vakıf ve dernek gibi şirk ve küfür yuvalarına gidenler, bel’amlardan bazılarının iyi olduklarını iddia edenler, Müslüman olduklarını iddia

[close]

Comments

no comments yet