47. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

Sayı:47 “BU KUR’ÂN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET” Furkan / 52 Kur’ân’a İman Etmek Kur’ân Bize Yeter Diyen Peygamber İnkârcıları Sabır Kavramı Üzerine... Kıyâmet Sûresi Tefsiri Üç Ayda Bir Yayımlanır Nisan-Mayıs-Haziran 2016 Sayı:47

[close]

p. 2

Sayı 47 Nisan-Mayıs-Haziran 2016 Sâhibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/Ankara Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail kuranimucahede@hotmail.com Kapak~Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 1 Nisan 2016 1 BİSMİLLAH Kur’ân Nasıl Anlaşılır Kur’ân Anlaşılmaz Diyenlerin Durumu 12 KUR’ÂN’A DÂVET Kur’ân’a İman Etmek 26 YORUM Mealciler Kur’ân Bize Yeter Diyen Peygamber İnkarcıları 46 KAVRAM Sabır 64 TEFSİR Kıyâmet Sûresi 87 ŞİİR Sen Nasıl Müslümansın

[close]

p. 3

bismillah Kur’an Nasıl Anlaşılır Kur’an Anlaşılmaz Diyenlerin Durumu İnsan, akleden, karşılaştığı olay ve olguları, düşünce süzgecinden geçirdikten sonra değerlendiren; iyiye, güzele, doğru ve gerçeğe ulaşmaya çalışan, yaşadığı hayatın farkında olan, hayatı, hayvanlar gibi duygu ve hisleri ile değil aklıyla sorgulayan bir varlıktır. Bu özelliklere sahip olan kimseler, okuduğu bir eseri rahatlıkla anlayacağı gibi, karşılaştıkları olay ve olguları da sağlıklı bir şekilde değerlendirebilir. Herhangi bir kitabın, bir eserin ya da konunun anlaşılması, öncelikle insanın kendisinde başlar. Kişi, okuduğu bir esere ne oranda ilgi duyuyor, ne oranda onu benimsiyorsa, o oranda okuduğunu anlar. İçerisinde yaşanılan hayatın gerçeklerini düşünmeden alışkanlıklar doğrultusunda hareket etmek, olay ve olguları duygularla ya da başkalarının bakış açısıyla değerlendirmek akleden insanların vasfı değildir. Bu tür davranışlar, sahibini küçük düşürdüğü gibi onun, yaratılışta kendisine verilen özellikleri de yitirmesine neden olur. Tarihi süreçte, kendilerine gönderilen ilahi mesaja karşı çıkanların, Tevhidi esasları inkâr edenlerin ve onlara boyun büküp itaat edenlerin hemen tümü, düşünmekten yoksun olan ve müşrik atalarından devraldıkları tarihsel küfür doğrultusunda hareket eden kimselerdir. Yüce Allah (cc), insanların yeryüzündeki hayatlarını düzenlemeleri, kendisine karşı kulluk görev ve sorumluluklarını, kendi rızası doğrultusunda yerine getirmeleri için onlara, onların anlayacakları kolaylıkta Kitabı’nı göndermiş ve bunun anlaşılır olduğunu bildirmiştir. “Elif, lam, ra; bunlar, apaçık okunan Kitab’ın ayetleridir.” (Hicr, 1) “Andolsun Biz, öğüt için Bismillah Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 1

[close]

p. 4

BİSMİLLAH Kur'an'ı kolaylaştırdık, yok mu hiç öğüt alan!” (Kamer, 17) İnsanın, Kur'an'dan sorumlu olabilmesi, ancak onu anlaması ile mümkündür. Bu nedenle yüce Allah (cc) Kur'an'ı, kullarının anlayabileceği kolaylıkta ve anlaşılabilir bir şekilde indirmiştir. Anlaşılmayan, anlaşılması zor olan bir kitaptan insanlar sorumlu tutulamazlar. “Gerçekten Biz onu, senin diline kolaylaştırdık ki, umulur ki düşünürler.” (Duhan, 58) Bismillah Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 2 Kur'an, akleden, düşünme özelliklerini kaybetmeyen, onur ve haysiyetini muhafaza eden her insan tarafından anlaşılabilecek kolaylıkta bir Kitab'tır. Yüce Allah (cc), kimseye gücü üzerinde bir sorumluluk yüklemez. “Allah, kimseyi güç yetireceğinden başka mükellef tutmaz…” (Bakara, 286) Kur’an, elbette her aklıselim kişinin anlayabileceği apaçık bir Kitap’tır; bunda kuşku yoktur. Yüce Allah (cc), gönderdiği Kitabın ayetleri açıklanmış, apaçık bir Kitap olduğunu bildirmiştir. “Elif, lam, ra; bunlar, apaçık Kitab’ın ayetleridir.” (Yusuf, 1) “Bilen bir kavim için Arapça okunan, ayetleri açıklanmış bir Kitap’tır.” (Fussilet, 3) Apaçık bir şekilde açıklanmış olan, bir kitap nasıl oluyor da anlaşılmaz! Şayet bir kitap, anlaşılmıyorsa bu durumda o kitap, açık değil demektir. Yüce Allah (cc), apaçık dediği halde –ki, Allah elbette doğru söylüyor– Kitabı’nın, anlaşılmamasının elbette ki nedenleri olmalıdır. Bu nedenleri iki başlık altında toplamak gerekir: Birincisi, bu nedenlerin ilki insanın kendisidir. İkincisi, Kur’an’da da belirtildiği üzere, Kur’an’a karşı olan kimselerin gayretleridir. Bir Kimse, Kur’an’ı Anlamadığını Söylüyorsa, Bunun Nedeni Bizzat Kendisidir 1- Kişinin zekâ sorunu vardır ki bu durumda zaten sorumlu değildir. Yüce Allah (cc), akıllı kimselere hitap ediyor ve iman etmeyenlere sürekli, “Akletmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz!” buyurarak akıllı kimseleri muhatap aldığını bildiriyor. Kur’an’ı okudukları, önyargıları, geleneksel din anlayışları ve kimi insanların etkisinde kalmadıkları halde Kur’an’ı anlamıyorlarsa, bu kişilerde zekâ sorunu vardır demektir ki bunlar, akıl nimetinden mahrum ya da eksik bulundukları

[close]

p. 5

için mazurdurlar. 2- Bu kimse, Kur’an’ı gereği gibi okumamıştır, doğal olarak gereği gibi anlayarak okumadığı bir kitabı da anlamayacaktır. Bu kimsenin durumu, bir öğrencinin durumuna benzer; ders çalışacağı kitabını eline alır, ancak gözü başka yerde, kulağı başka seste ve aklında başka şeyleri düşünüyor. Bu kimse, başka şeyleri, okuduğu Kur’an’dan ve dininden daha değerli gördüğü için onlarla meşgul olmuş, doğal olarak dersine çalışmamış, onu anlamamış ve nihayetinde gireceği sınavda başarısız olacaktır. Bu kimse, dinini önemsemeyen bir fasıktır. “De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler, size Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah, fasık kavmi hidayete iletmez.” (Tevbe, 24) “İşte, Rabb’inin, fasıklar hakkında söylediği: ‘Onlar iman etmezler’ sözü gerçekleşti.” (Yunus, 33) “Fasıklara gelince, onların barınakları ateştir, oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri çev- BİSMİLLAH rilirler ve onlara: ‘Ateş azabını tadın ki, onu yalanlıyordunuz’ denir.” (Secde, 20) 3- Kişi, kitabı okuyor, anlıyor, ancak hayatına uygulamakta sıkıntı çekiyor. Bu kimse, tıpkı hasta olan adam gibidir ki, hastalığını iyileştirecek ilacı eline alır, üzerini okur, ancak kullanmadan bir kenara koyar, hastalığı devam eder. Bu kimse, Kur’an’dan sıkıntı duyan bir münafıktır. “Şüphesiz münafıklar, Allah’ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onları aldatır; namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az düşünürler. Bu arada yalpalayıp dururlar, ne bunlara, ne de onlara; Allah’ın saptırttığı kimseye artık ona bir yol bulamazsın!” (Nisa, 142-143) “Şüphesiz münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar, asla onlar için bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa, 145) Bismillah Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 3 4- Kişi, kitabı okuyor, neler yazıldığını görüyor, ancak ön yargıları, geleneksel din anlayışı, takip ettiği hoca ve benzeri kişilerin görüşlerine uymadığı için okuduklarını anlamadığını iddia ederek bırakıyor. Bu kimse, atalarının dinine tabi olan, önder edindiği kişileri ilah edinen bir müşriktir.

[close]

p. 6

BİSMİLLAH “Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yol üzerinde bulduk, bunu bize Allah emretti’ dediler; de ki, ‘Allah kötülüğü emretmez, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz!” (A’raf, 28) “Ne zaman ki Musa, apaçık ayetlerimizle onlara geldi, dediler ki: ‘Bu uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir, önceki atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” (Kasas, 36) Bismillah “Sonra onların dönüşleri, elbette cehennemdir, çünkü onlar, babalarını sapık kimseler buldular, işte kendileri de onların izleri üzerinde koşturuyorlar.” (Saffat, 68-70) Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 4 5- Kişi, okuduğunu anlıyor, ancak nefsi, çevresi, işi ve başka kimi düşünceleri nedeniyle okuduklarının hepsini kabul edip yaşamıyor. Bu kimse de bir müşriktir. “…Siz, Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz; sizden bunu yapan kimsenin cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka nedir, Kıyamet gününde de onlar, azabın en şiddetlisine itilirler. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 85) “Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyi Allah'a isnat ediyorlar, onların dilleri, en güzelin, kendilerinin olacak diye yalan söylüyor. Şüphe yok ki ateş gerçekten onlar içindir ve onlar, ona sürüleceklerdir!” (Nahl, 62) 6- Kişi, Kur’an’ı okuyor, içindekileri anlıyor, ancak kabul etmeyip bile bile inkâr ediyor. Bu kimse, bir kâfirdir. “…Ayetlerimizi, kâfirlerden başkası bilerek inkâr etmez.” (Ankebut, 47) “Muhakkak ki, kâfirleri, uyarman ya da uyarmaman, onlar için birdir; iman etmezler.” (Bakara, 6) Bilinçli bir şekilde inkâr ettikleri için kâfirler, hiçbir şekilde iman etmezler. Onlar, kıskançlık ve çekememezlik nedeniyle bilinçli olarak Hakkı inkâr edip küfre yöneldikleri için kendilerine ne anlatılırsa anlatılsın, iman etmezler. “Kendilerini sattıkları şey, ne kötüdür ki, Allah’ın, kullarından dilediği kimsenin üzerine lütfundan indirmesini kıskanarak, Allah’ın indirdiği şeyi inkâr ettiler; bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar; kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.” (Bakara, 90) Kur’an’ı bilmeden inkâr eden kâfirler, bilinçli inkâr edenlerden farklıdırlar. Bu tür inkârcılara Hak anlatıldığında, belli bir önyargıları, geleneksel din anlayışları ve etkisinde kalıp onun söylediklerine göre hareket edecekleri kimseler bulunmadığı için ve akıllarını

[close]

p. 7

kullanıyorlarsa iman edebilirler. 7- Kişi, Kur’an’ı okuyor, anlıyor, içindekileri kabul ediyor, bir müddet okudukları doğrultusunda hareket ediyor, ancak sonradan kimi nedenlerle terk ediyor. Bu kimse, mürtettir. Kur’an, bu kimseler hakkında apaçık hükümler ortaya koyar onların, imanla küfür arasında gidip geldiklerini, iman etmeyeceklerini, hepsinin kâfir olduklarını bildirir. Bu kimseler, İslâm noktai nazarında, yukarıda sayılanlar içinde en tehlikeli olanlarıdır. Çünkü bunlar, Hakkı bildikleri, gerçekleri gördükleri halde Haktan yüzçevirmiş, küfre yönelmişlerdir. Kâfirlerin, Hakkı kabul etmeden reddetmelerine karşılık mürtetler, bildikleri ve daha önce savunup bir müddet yaşadıkları Hakkı reddedip inkâr etmişlerdir. Bu nedenle kâfirlerden daha şedid İslâm’a zarar verirler, yüce Allah (cc) bunlara hidayet vermez ve varacakları yer cehennemdir. “Allah, nasıl hidayet verir; iman ettikten, Rasul'ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir topluma. Allah, zalim toplumu hidayet vermez.” (Al-i İmran, 86) BİSMİLLAH “Kim, kendisine hidayet açıklandıktan sonra Rasul’e karşı gelir ve Mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız; ne kötü bir dönüştür!” (Nisa, 115) Mürtetler, İslâm’dan dönmekle İslâm’ı yetersiz görmüşler ve yüce Allah’ın üzerine iftira atmışlardır. Kavmi, Hz. Şuayb (as)’a, kendi dinlerine dönmesini teklif ettiklerinde Hz. Şuayb (as)’ın onlara verdiği cevap, mürtetlerin Haktan yüzçevirmeleri durumunda yüce Allah (cc) üzerine nasıl iftira atmış olacaklarını açıklamaktadır. Bismillah “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah’ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabb’imiz Allah, dilemedikten sonra o(sizin di)ne dönmemiz, bizim için olur şey değildir. Rabb’imiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a dayanmışız. Rabb’imiz, bizimle kavmimizin arasını Hak ile aç; şüphesiz Sen, açanların en iyisisin!” (A’raf, 89) Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 5 “…Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara, 217) Buraya kadar sayılan ön

[close]

p. 8

BİSMİLLAH edinimleri ile hareket eden, çıkarlarını ve dünyevi değerlerini önceleyen, akıllarını başkalarının hizmetine veren kimseler, kendi iradeleri ile vahyi anlamak istememiş, kabul etmemiş ve kâfir olarak ölmüşlerdir. Bunlar için ebedi bir azap vardır. Bismillah Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 6 Kişinin kendisinden kaynaklanan Kur’an’ı anlamamasını, kişi kendisi iradi olarak değiştirmedikçe, dışarıdan bir çaba ile gidermek hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu durumda olan kişiler, kendi elleriyle kendileri ve Kur’an arasına bir duvar ördüklerinden, kafalarına ördükleri duvarı, ancak kendileri yıkarak Kur’an’ı anlama şansını elde edebilirler. Kur’an’a Karşı Olan Kimselerin Gayretleri Kişinin kendi dışındaki kişiler tarafından Kur’an’la arasına, Kur’an’ı anlamamaları için örülen duvarların yıkılması elbette mümkündür. Bunun için yapılması gereken şey, o duvarların örülmesine neden olan fikri yapıyı yıkmaktır. Risalet tarihi boyunca Tevhidi esaslara karşı çıkanların birçoğu, açık bir şekilde elçileri durduramayınca, önce elçileri kötüleyerek insanları ondan uzak tutmaya çalışmışlardır. Kafirlerin, elçilere karşı düşmanlıkları, onları kötülemeleri, Hz. Nuh (as)’dan, Hz. Muhammed (as)’a kadar devam etmiştir. “Andolsun Nuh’u kavmine gönderdik, dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, şüphesiz ben, üzerinize büyük bir günün azabından korkuyorum.’ Kavminden ileri gelenler: ‘Gerçekten biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz’ dediler!" (A’raf, 5960) “Ve o kâfirler, Zikri işittiklerinde, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi ve ‘Mutlaka o, mecnundur’ diyorlardı.” (Kalem, 51) Günümüzde bu durum aynen devam etmekte, Tevhidi esaslara karşı olanlar, Müslüman davetçileri çeşitli şekillerde karalamaya çalışmaktadırlar. Müslümanların çağırdıkları Tevhidi esaslardan rahatsızlık duyan küfür, şirk, nifak ve fısk cephesi, Tevhidi esaslara karşı apaçık bir şekilde çıkamayınca, bunun yerine bu gerçekleri ortaya koyan Müslümanları hedef tahtasına koymuşlar, onlara saldırarak Tevhidi mesajı etkisiz kılma gayretine düşmüşlerdir. Elçilere karşı çıkmakta başarısız olan küfür ve şirk cephesi bunun yerine elçiler-

[close]

p. 9

den etkilenen kişileri, önce kınamaya, sonra iman ettikleri Tevhidi esaslardan kimi zaman fikirleri ile kimi zaman da baskı ve zorbalıkla döndürmeye çalışmışlardır. “Nihayet kavminden, inkâr eden ileri gelenler dediler ki: ‘Seni, bizim gibi bir insandan başka görmüyoruz ve kendileri bizim aşağılıklarımızdan peşin görüşlü olanlardan başkasının sana tabi olduğunu da görmüyoruz; sizin, bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz, aksine sizleri yalancılardan zannediyoruz.” (Hud, 27) “Sana düşük olanlar tabi olmuşken biz sana iman eder miyiz!’ dediler.” (Şuara, 111) “Onun kavminden, büyüklük taslayan ileri gelen kimseler, mustazaf/kendilerinden zayıf düşürülmüş iman eden kimselere dediler ki: ‘Siz Salih’in, gerçekten Rabb’i tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?’ dediler ki: ‘Şüphesiz biz, onunla gönderilene iman edenleriz. Müstekbirler/büyüklük taslayanlar dediler ki: ‘Gerçekten biz, kendisine iman ettiğinizi inkâr ediyoruz.” (A’raf, 75-76) Risalet önderi elçileri ve onlara tabi olanları yollarından döndüremeyen küfür ve şirk cephesi, bu sefer direkt olarak mesajı anlaşılmaz kılmak için çaba sarf BİSMİLLAH etmişlerdir. Amaç, Hakkı anlaşılmaz hale getirip insanların ona yönelmelerini, onu kabul etmelerini engellemektir. Tevhid şirk mücadelesinin her döneminde ortaya çıkan bu şeytani mantık taraftarları, birbirlerini birebir tanısın ya da tanımasınlar, anlaştıkları ve yapmaya çalıştıkları şey, vahyin, insanlar tarafından anlaşılmasını zorlaştırmak, böylece insanların onu kabullenmelerinin önünü kapatmaktır. “Kâfirler dediler ki: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin, boş şeyler söyleyin, umulur ki ona galip gelirsiniz.” (Fussilet, 26) Bismillah Kur’an’ın, insanlar tarafından açıklanmasından, insanların Tevhidi esaslara yönelmelerinden rahatsızlık duyan Allah düşmanları, Kur’an’ın anlaşılmaması için, hemen her dönemde çeşitli oyunlar oynamışlar, yalanlar ortaya atarak bu yüce Kelamın insanlar tarafından anlaşılmasını engellemişlerdir. Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 7 Hak Olmayan Şeyler İleri Sürerek Hakkı Bulandırmaya Çalışırlar Risalet önderlerini ve davetçileri engellemekten, insanları Tevhidi esaslara yönelmekten alıkoyamayan şirk ve küfür cephesi, batıl şey-

[close]

p. 10

BİSMİLLAH ler ileri sürüp Hakkı bulandırmaya çalışmışlardır. “Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonraki gruplar da yalanladı; her ümmet, Rasulü’nü yakalamağa yeltendi; batıl şeyler ileri sürdüler ve onunla Hakkı gidermek için tartıştılar; bu yüzden onları yakaladım; bak azabım nasıl oldu!” (Mü’min, 5) Bismillah Küfür cephesinin, Tevhidi esaslara karşı öne sürdükleri şeylerin başında, ayetleri kendi hevalarına göre yorumlayarak Kur’an’da açıkça bildirilen Tevhid ve yüce Allah’a ibadet konularını tartışmaktır. Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 8 “Onlar ki, kendilerine gelmiş bir delil olmadan Allah’ın ayetleri hakkında mücadele ederler. Allah yanında ve iman edenler yanında ne büyük bir kızgınlıktır! İşte Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini böyle mühürler." (Mü’min, 35) “Ayetlerimiz hakkında âciz bırakmağa çalışanlar, işte onlar için pislikten acıklı bir azap vardır.” (Sebe, 5) Daha önceki toplumların ve Mekke müşriklerinin, kendilerince oluşturdukları inanç ve ibadet konularındaki anlayış günümüzde neredeyse aynı şekilde devam etmekte, günümüz müşrikleri, Kur’an’ı kabul ettiklerini iddia etmelerine rağ- men Tevhid ve ibadet konusunda Kur’ani hükümlere aykırı hareket etmektedirler. Sapık fikirleri ile Kur’ani hükümleri etkisiz bırakmaya çalışan müşrikler, “namaz, salattır, salat destek olmaktır” diyerek namazı terk ederlerken, Kur’an’daki tesettür hükmünü inkâr ederek kadınlarını adeta yarı çıplak bir halde giydirmektedirler. Kur’an’ın Anlaşılırlığı Konusunda Kuşku Uyandırmaya Çalışırlar Her dönem müşriklerinin ve belamlarının, vahye karşı ileri sürdükleri bir başka fitne de, Kur’an’ın, herkes tarafından anlaşılmayacağını, birçok anlamının bulunduğunu, bu nedenle onu ancak âlimlerin anlayacağını iddia etmeleridir. Yüce Allah’ın, Kur’an’ın apaçık olduğunu ve kolaylaştırdığını tekzip edercesine ortaya atılan bu sapık düşünce, Kur’an’a ters bir görüştür. “Andolsun Biz, öğüt için Kur'an'ı kolaylaştırdık, yok mu hiç öğüt alan!” (Kamer, 17) Kur’an’ın apaçık olduğunu inkâra dayanan bu anlayış, insanların Kur’an’a yaklaşmalarına ve onu okuyup anlamalarına engel olmuştur. Böylece insanlar, belamlara yönelmiş,

[close]

p. 11

onların görüşlerine mahkûm olmuş, din adına bastırdıkları kitapları satın alarak onları zenginleştirmişlerdir. Samiri soylu belamlar ve onların takipçileri, Kur’ani gerçeklerden uzaklaştırdıkları insanları kendilerine tabi kılmışlar, kendilerinin her şeyi en iyi bildiği konusunda bir algı oluşturarak, onları maddi ve manevi olarak sömürmüşler ve kendilerini onlar üzerinde adeta bir ilah olarak göstermeye çalışmışlardır. İnsanları Kur’an’dan Şüpheye Düşürmeye Çalıştılar Tağuti sistemler ve onların destekçileri Samiri soylu belamlar, Kur’an’da, bir devlet modeli belirtilmediğini iddia ederek Kur’an’ın, devlet yapısı ile ilgili hükümlerini ve Rasulullah (as)’ın İslâm Devleti başkanı olduğu gerçeğini inkâr etmişlerdir. Tağuti sistem tarafından beslenen Samiri soylu belamların, daha önce iddia ettikleri Tevhidi kavramları, şirk ve küfür ile ilgili söylemlerini terk edip tağuti sistemi benimsemeleri, insanlarda İslâmi bir devlet modelinin olmayacağı kanaatini oluşturmaya neden olmuş, böylece insanları İslâm düşmanı sistemle bütünleştirmiştir. Samiri soylu belamların, BİSMİLLAH önce İslâmi kavramları kullanıp sonra bunun zıddına hareket etmeleri, onları ayette belirtildiği konuma düşürmüştür. “Kitap ehlinden bir grup dedi ki: ‘İman edenlere indirilene, günün önünde inanın, sonunda inkâr edin; belki (onlar da) dönerler.” (Al-i İmran, 72) Kâfirlerin ve belamların gayretleri, fitne üreterek insanları şüpheye düşürüp Kur’an’dan uzaklaştırmaları, onların, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürme gayretinden başka bir şey değildir. Ancak kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Bismillah “Ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, Allah, kâfirler hoşlanmasa bile nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8) Elbette ki, ne tağuti sistemlerin baskı ve zorbalıkları, ne Samiri soylu belamların, Haktan batıla dönmeleri, yüce Allah’ın nurunu söndüremeyecektir. Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 9 Hakkı Batılla Bulayıp Gerçekleri Gizlemeye Çalıştılar İnsanları, Hakka yönelmekten ve Tevhidi esaslara iman etmekten alıkoyan şeylerden biri de, hiç kuşkusuzdur ki, günümüzde en çok yapılagelen Hakkı batılla gizleme çalışmalarıdır. Özellikle vakıf ve dernek gibi şirk ve küfür yuvalarında yuvalanan

[close]

p. 12

BİSMİLLAH Samiri soylu belamlar ve tasavvuf denilen cahili şirk bataklığında debelenen şeyhler tarafından yapılan bu küfür ameliyesi, insanları, Kur’an’ı anlamaz bir duruma düşürmüştür. Yüce Allah (cc) bunlara lanet etmektedir. “Muhakkak ki, açık delillerden indirdiğimiz hidayeti, biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte Allah onlara lanet eder ve bütün lanet edebilenler onlara lanet eder.” (Bakara, 159) Bismillah Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 10 İnsanların kendilerinden uzaklaşmamaları ve onları, maddi ve manevi olarak daha rahat sömürebilmeleri için Hakkı batılla gizleyen belamlara yüce Allah (cc), lanet etmekte ve onların, sapık kimseler olduklarını ve ateşe atılacaklarını bildirmektedir. “Şüphesiz, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şey gizleyen ve onu az bir değere satanlar, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acıklı bir azap vardır. İşte onlar, hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın alan kimselerdir; ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara, 174-175) Kur’ani Kavramları Anlaşılmaz Hale Getirmeye Çalıştılar Kur’an’ın anlaşılması önü- ne konulan engellerden biri de, Kur’ani kavramların anlamlarını değiştirmek, onları anlaşıl- maz hale getirmektir. Günümüzde belamların bu çabaları sonucunda birçok kimse, Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen Tevhidin ne olduğunu, şirk ve küfre nasıl düşüldüğünü bilmez hale gel- mişlerdir. Günümüzde birçok kimse, boğazlarına kadar şirk ve küfür içerisinde bulunmalarına rağmen kendilerinin Müslüman olduklarını iddia edebilmekte, Allah düşmanı tağuti sistemi destekleyebilmektedirler. Hemen her dönemde kâfir ve müşriklerin yaptıkları bu kelimeleri yerlerinden kaydırma işini günümüzde cahili şirk yuvaları tasavvuf ehli ve tağuti sisteme bağlı vakıf ve derneklerde yuvalanan Samiri soylu belamlar yapmaktadırlar. “Şüphesiz onlardan bir grup var ki, dillerini Kitapla eğip bükerler, siz Kitap’tan sanasınız diye, oysa o Kitaptan değildir ve derler ki: ‘O, Allah katındandır’ oysa o, Allah katından değildir. Allah’a karşı onlar, bilerek yalan söylerler.” (Al-i İmran, 78) İslâm düşmanlarının, Kur’ani gerçekleri ve kavram- ları, asıl manaları dışında

[close]

p. 13

manalandırma çalışmaları, yalnızca geçmişle sınırlı kalmamış, değişik isimler ve yöntemler altında günümüze kadar devam edegelmiştir. Bunlar, değişik yöntemlerle Kur’an’ın anlaşılmasını engellemeye, Kur’ani kavramların anlamlarını değiştirmeye çalışıyorlar. Kur’ani kavramların, asıl anlamlarına uygun biçimde anlaşılması ve Tevhidi esasların, Sünnetullahta cari olduğu şekliyle insanlara ulaştırılması halinde, dini kullanarak insanlar üzerinde kendilerine bir konum sağlayan Samiri soylu belamlar ile cahili şirk ve küfür içerisindeki tasavvufçular, durumları ortaya çıkmasın diye kelimeleri yerlerinden kaydırarak Kur’ani kavramların anlamlarını değiştirmişlerdir. Kur’an’ın anlaşılmasını istemeyen unsurların en tehlikelisi, hiç kuşkusuzdur ki, Kur’an’ı öncelediklerini iddia ederek Kur’ani kavramların anlamlarını ve mesajını çarpıtan, Hakkı batılla bulayıp Tevhidi gerçekleri gizleyen şirk ve küfür yuvalarında kümelenen Samiri soylu belamlardır. Bunlar, içerisinde bulundukları şirk ve küfür, anlaşılmasın diye Kur’an’ı kılıf olarak kullanan tağuti sistemin ve şeytanın BİSMİLLAH insanlara sağdan yaklaşan temsilcileridirler. Tevhid-şirk, Hak-batıl mücadelesi her dönemde olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Bu, Sünnetullahın değişmez bir gerçeğidir! Bu nedenle Tevhidi esasların düşmanı küfür ve şirk cephesi, küfürlerini icra ederlerken, Hakkın temsilcileri olan Tevhid erleri de, insanları Tevhidi esaslara davet etmeye, onları tağuti sistemi reddetmeye, Samiri soylu belamların çarpıtmalarından kaçınmaya davet görevlerini sürdüreceklerdir. Bismillah “O adamlar ki, onları, Allah’ı anmaktan, namaz kılmak ve zekât vermekten ticaret ve alışveriş alıkoymaz; onlar, yüreklerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.” (Nur, 37) Küfür ve şirk cephesinin, Kur’an ile insanlar arasında ördükleri ve insanların, Rab’lerine yönelmesine engel teşkil eden batıl duvarlar, Tevhidi esasları ortaya koyan, Tevhid eri Müslümanlar tarafından tek tek yıkılmaktadır. Bu süreç, biiznillah, kıyamete dek devam edecek, Hak, batılın beynini parçalayarak ortaya konulacaktır. Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 11

[close]

p. 14

kur’ân’a dâvet Kur’an’a İman Etmek Kur’an’a İman Etmek Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 12 İman etmek, insanın, bulunduğu halden başka bir hale, içerisinde bulunduğu konumdan başka bir konuma geçmesi, sahip olduğu değer yargılarını yeniden sorgulayarak yeni değer yargılarına sahip olmasıdır. İman etmek, tıpkı ölmek üzere bulunan, bitkisel hayat yaşayan birinin, yeniden dirilmesi, hayatı, çevresini, toplumu ve kendisini başka bir bakış açısıyla değerlendirmesi gibidir. İman etmek, yepyeni bir kimlik kazanmak, kişilik kuşanmak, geçmişe ait her şeyi yeni iman edilen, sahip olunan değer yargısı süzgecinden geçirerek yeni kimlik ve kişilikle değerlendirmek, yeni konuma uymayan her şeyi, hiçbir sıkıntı duymadan terk etmektir. Kur’an’la ilgili önceki yazılarımız, Kur’an’ın anlaşıldığı, kolaylaştırılmış bir kitap, tek kaynak, adalet ve eşitliğin kaynağı olduğu, yol göstericiliği, doğru yolu gösterdiği, onun anlamanın nasıl olacağı gibi Kur’an’ın özellikleri üzerinde idi. Bu yazımız, Kur’an’a iman etmenin ne olduğu ile ilgilidir. Kur’an’a iman etmek, yalnızca onun, yüce Allah’tan gel- diğini kabul edip varlığını tasdik etmek, Müslümanların Kitabı olduğunu ifade edip yüzünden ve mealen okumak değildir. Kur’an’a iman etmek, bunlarla beraber onun, kendisine iman edip hükümlerine tabi olmak, hayatı düzenleyen hükümlerine, hiçbir sıkıntı duymadan teslim olup o hükümlere uygun hareket etmek, her türlü sorunu onda çözmek, Kur’an’ın, iman edenlere onurlu, huzurlu ve mutlu bir hayat verdiğine iman etmektir. Kur'an'a iman, sözel olarak "bütün ayetleri kabul ediyorum" demek ya da ayetleri ona buna okumak, ayetlerle konuşmak değildir; hayatın her safhasında, onun belirlediği ölçülere uygun hareket etmek, onu hayatın şaşmaz kılavuzu olarak almaktır. İslâm, düşünce ile sınırlı olan bir din, bir sistem değil, düşünce ile beraber hayata da yön veren, yaşamı baştan sona değiştiren bir sistem, bir yaşama biçimidir. Bu nedenle hayatın tümü Kur’an ile düzenlenmediği sürece Kur’an’a iman, sözel bir iddiadan öte bir anlam ifade etmez. Kur’an’a iman etmek, şahsi

[close]

p. 15

düşünce, söz ve davranışlardan başlayarak, aile, akraba, arkadaş, içerisinde yaşanılan toplum ve siyasi hayatı, kurulmuş ya da kurulacak dostlukları, eski dost ve düşmanlık durumlarını iman edilen Kur’an ile yeniden tasarımlamak, yeniden oluşturmak, yeni oluşumları meydana getirmektir. Yüce Allah'ın kulundan, kulun da Rabb’inden razı olmasının temel şartı, Kur'ani esaslara tabi olmaktır. Geleneksel kültürün, İslâmi esasların yerini alarak din haline gel-diği, toplumun, Allah'ın Kitabından çok bu geleneksel kültüre göre yaşadığı günümüzde Mü’minler için Kur'an yegâne bir kılavuz, şaşmaz bir yol göstericidir. Kur’an’a iman, teslimiyeti esas alır ve hiçbir şekilde iman edilen esaslar dışında bir arayışı kabul etmez. Buna göre Mü’minler, Rab’lerine karşı kulluk görevlerinden tebliğ ve irşat çalışmalarına, bireysel hareketlerinden toplumsal sorumluluklarına, kendi nefisleri ile ilgili konulardan diğer insanlarla ilişkilerine, siyasi, hukuki, sosyal ve bireysel davranışlarına varıncaya kadar her konu ve durumda Kur’an’ın belirlediği esaslara göre hareket ederler. Kişi, Gerçekten İman Edip Etmediğini, Kur’an Süzgecin- KUR’ÂN’A DÂVET den Geçerek Görebilir İnsan, Kur’an’a gerçekten iman edip etmediğini, kendisini Kur’an süzgecinden geçirerek çok açık olarak bilebilir. Bu, kişinin aynaya bakıp yüzündeki durumunu görmesi gibidir. Kişi kendi durumunu Kur’an ile çok net bir şekilde görebilir. Akleden bir kimseye, bir başkasının kim olduğunu söylemesine gerek yoktur; o kimse, zaten üzerinde bulunduğu konumu çok net bir şekilde bilip görüyor. Yüce Allah’a iman eden, yoktan var edildiğini bilen, yaşadığı hayatın sonunda öleceğine inanan bir kimse, elbette yaşadığı hayatta ne yapması gerektiğini de iman ettiği Kur’an’ı okuyarak bilebilir. Yüce Allah (cc), Kur’an’a gerçekten nasıl iman edileceğini, ona iman edenlerin kimler olduklarını, bunlara verilecek mükâfatları; ona iman etmeyenlerin kimler olduklarını, bunları nasıl bir sonun beklediğini çok açık bir şekilde bildirmiştir. Kur’an’a İman Etmek Nisan-Mayıs Haziran 2016 Sayý: 47 Kur’âni Mücâhede 13 Kur’an’ okuyan bir kimse, neler yapması gerektiğini, bunları yapması ya da yapmaması durumunda kendisini nasıl bir akıbetin beklediğini de bilir. Gerçekten iman eden bir kimse, şayet geri zekâlı, aptal ya da bilinçli bir İslâm düşmanı değil-

[close]

Comments

no comments yet