45. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

S a yı :4 5 “BU KUR’ÂN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET” Furkan / 52 Diktatörlüğün Demokratçası: ERDOĞAN Tağuti Sistemi Destekleyen Samiri Soylu Bel’amlara Kur’an’i Çağrı Kureyş Sûresi T efsiri Üç Ayda Bir Yayımlanır Ekim-Kasım-Aralık 2015 Sayı:45

[close]

p. 2

Sayı 45 Ekim-Kasım-Aralık 2015 Sâhibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/Ankara Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Kapak~Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 1 Ekim 2015 1 BİSMİLLAH ... Müslümanların Ölçüsü Kur’an’dır 10 KUR’ÂN’A DÂVET ... Samiri Soylu Bel’amlara Kur’ani Çağrı 20 GÜNDEM Tevhid Dini Şirk Dini 34 YORUM Diktatörlüğün Demokratçası: Erdoğan 41 KAVRAM Nankörlük 54 TEFSİR Kureyş Sûresi

[close]

p. 3

Belli değer ölçülerine sahip olmayanların, sağlıklı bir kişiliğe, sağlam ve doğru bir bilgiye sahip olmaları, kendi hayatlarına ve topluma yön vermeleri mümkün değildir. Güven duyulan ve sahip olunan belli sabitelerden mahrum olan kimseler, kâinatı, hayatı ve insanı anlamakta zorlanır, hatta anlayamazlar. Böyle kimseler, başkalarının elinde adeta oyuncak haline gelir ve sürekli kullanılırlar. İslâm, iman edenlerin, öncelikle belli değerlere sahip olmalarını, düşünce, söz ve davranışlarını bu değerler doğrultusunda ortaya koymalarını, yapıp söyleyecekleri her şeyin, mutlaka bir delile dayalı olmasını ister, iman edenlerin ve insanların, yapıp söylediklerini, neye göre nasıl yaptıklarını sürekli sorgular. “Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz, yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı okuyorsu- Kıyaslama ve Değerlendirmede Müslümanların Ölçüsü Kur ’an’dır bismillah nuz; gerçekten sizin tercih ettiğiniz (her şey) var mı onda.” (Kalem, 36-38) “Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz! Hiç mi düşünmüyorsunuz! Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var; o halde getirin kitabınızı gerçekten doğrulardan iseniz.” (Saffat, 154-157) Yüce Allah (cc), iman edenleri ve doğal olarak tüm insanları, söyleyip yaptıklarını sürekli düşünmeye, delilsiz konuşmamaya davet eder. Çünkü delilsiz konuşmak, insanı hem Rabb’i katında sorumluluk altına sokar, hem de toplum içerisinde küçük düşürür. Günümüzde, bazı kimselerin, şimdiye kadar birçok örneği görüldüğü üzere, bilinçli bir şekilde Kur’ani kavramları, asıl anlamlarından saptırarak anlaşılmaz hale getirdikleri bir gerçektir. Bu kimseler, Kur’ani kavramları anlaşılmaz ve içi boşaltılmış bir hale getirip kav- Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 1 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 4

BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Kur’âni Mücâhede 2 ram kargaşası oluşturarak birçok emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Özellikle Samiri soylu bel’amların başını çektiği, Kur’ani kavramları anlamsızlaştırma ve asıl anlamları dışında manalandırmanın öncelikli nedeni insanların, Tevhidi esasları öğrenmelerini engelleme çabasıdır. Bunlar, insanları saptırmak ve yüce Allah’a yönelmekten alıkoymak için her türlü gayri İslâmi konu ve kavramları sloganlaştırmaktadırlar. İnsanları, Allah yolundan saptıranların öncüsü İblis’tir! İblis, insanlara sağdan da yanaşarak onları saptıracağına söz vermiştir. İblis’in bu görevini günümüzde, insan cinsinden yardımcıları olan bel’amlar devam ettirmektedirler. Bunlar, tıpkı öncüleri İblis gibi insanları süslü sözlerle, sloganik kavramlarla kandırarak Tevhidi esaslara iman etmekten ve yüce Allah’a yönelmekten alıkoymaya çalışmaktadırlar. “Dedi ki: ‘Rabb’im, sen beni azdırdığından, ben de onlar için yeryüzünde (günahı) güzelleştireceğim ve onların hepsini azdıracağım.” (Hicr, 39) “Onlara vadeder ve umut verir, şeytanın onlara vaadi, ancak bir aldatmacadır.” (Nisa, 120) Şeytan ve insan cinsinden yardımcıları, insanları saptırma konusunda bozmadık, anlamı değiştirmedik kavram neredeyse bırakmamışlar, saptırma faaliyetlerine yüce Allah’ı da alet etmeye kalkışmışlardır. Yüce Allah (cc), bu konuda insanları uyarmaktadır. “Ey insanlar, muhakkak ki Allah’ın vaadi gerçektir; o halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın. Şüphesiz şeytan, sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin; gerçekten o, hizbini alevli ateşin halkından olmaya çağırır.” (Fatır, 5-6) Şeytanın dostları, yüce Allah’ın adını, gönderdiği kitabını, tertemiz dinini ve en güzel örnek olarak verdiği Rasulü’nü kullanarak insanları, Rab’lerine değil, kendilerine ve bağlı bulundukları grup, parti, dernek, vakıf, tarikat gibi şirk ve küfür yuvalarına ya da içerisinde bulundukları sistemlere davet etmektedirler. Her Konunun En Doğrusu Kur’an’dadır Kur’an, iman eden takva sahiplerinin, şeytan ve onun insan cinsinden yardımcılarının her türlü vesvese ve saptırma vaatlerine, sloganik süslü

[close]

p. 5

söylemlerine karşı yüce Allah’a sığınmalarını istemekte; yani Kur’an’a bakarak gerçekleri göreceklerini bildirmektedir. “Ne zaman şeytandan bir vesvese seni dürterse, hemen Allah’a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir. Muhakkak ki sakınanlar, kendilerine şeytandan bir musibet dokunduğu zaman onlar o zaman hemen düşünür, bilirler.” (A’raf, 200201) Günlük hayatta insan, birçok konu ve durumla, birçok söylem ve iddia ile karşılaşır, öyle ki herkes, bir şey iddia etmekte ve adeta iddia ettiği şeyin en doğru olduğunu savunmakta, buna aykırı konuşanları kınamaktadır. Bunlar, mensup oldukları grupların yalanlarına sahip çıkan kimselerdir. Rasulullah (as), “kişinin, her duyduğunu söylemesi, ona günah olarak yeter” (Müslim) buyuruyor. Vahye dayanmayan her söz, hatalı, yanlış ve şeytandandır. Yüce Allah (cc), her türlü söylem ve iddiaya, her alınan haber ve duyuma karşı iman edenleri uyarmakta, her söylenene hemen inanılmamasını, önce araştırılmasını istemektedir. “Ey iman edenler, size bir fasık bir haberle gelirse, onu hemen araştırın, yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız, sonra yaptığınız şeyden pişman olursunuz.” (Hucurat, 6) Yüce Allah (cc), Mü’min kullarını, olur olmaz şeylere inanmamaları, ağızlarına geldiği gibi bilgisizce konuşmamaları konusunda da uyarmaktadır. Her konu ve durumda duyarlı olunması, kişinin hem başkalarına hem de Allah indinde kendi nefsine zulmetmemesi, zan ile hareketten kaçınması açısından elbette çok önemli bir husustur. Bu nedenle duyuma dayalı bilgilerle ya da olur olmaz söylemlerle değil, her şeyi kaynağından araştırarak bilgi sahibi olunması daha sağlıklıdır. Körü körüne başkasını taklit etmenin yanlışlığına dikkatleri çeken İmam Ebu Hanife (r.aleyh) şöyle diyor: “Bir kimse, birine bir konuda fetva sorduğunda, kendi okuma yazması yoksa bile kaynağını sorsun.” Mü’minler, her konuda bu duyarlılıkla hareket etmelidirler. Kur’an, en doğrunun kaynağı, en doğruya ulaştıran, gerçeklerin temeli olan bir Kitap’tır. İman edenlerin, kuşku duymadan, kayıtsız BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 3 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 6

BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Kur’âni Mücâhede 4 şartsız güvenip teslim oldukları Kur’an, tüm doğruları net bir şekilde açıklamakta, kendisine iman edenlere yol göstermekte, onları hidayete ve rahmete ulaştırmaktadır. Mü’minler, herhangi bir konuda bir kuşku duyduklarında, bir konuyu anlamadıklarında başvuracakları yegâne kaynak yalnızca Kur’an’dır. “Eğer sen, sana indirdiğimiz şeyden kuşku içinde olursan, o halde senden önce Kitabı okuyanlara sor; andolsun ki, sana Rabb’inden Hak geldi, sakın şüpheye düşenlerden olma!” (Yunus, 94) Kaynağı Kur’an’da olan bir bilgi iman edenler için kesindir ve hiçbir şekilde bundan şüpheye düşülmez. “Hak, Rabb’inden gelendir, öyleyse sakın kuşku duyanlardan olma.” (Bakara, 147) “Allah(tan) başka bir hakem mi arayayım! O ki size, Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, Onun, gerçekten Rabb’in tarafından indirildiğini bilirler; o halde sakın kuşkulananlardan olma.” (En’am, 114) Her Şeyin En İyi Uygulaması, Risalet Önderlerinin Örnek Yaşantılarındadır Kur’an’daki gerçeklerin, sosyal hayattaki en güzel ve en doğru uygulaması, hiç kuşkusuz Risalet önderlerinin ve son Rasul, Hz. Muhammed(as)’ın örnek yaşantılarındadır. Bu nedenle yüce Allah (cc), Rasullerini, Mü’minler için en güzel örnek olarak bizlere bildirmektedir. “Elbette İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; o zaman kavimlerine ‘muhakkak ki biz, sizden ve sizin Allah’tan başka itaat ettiklerinizden uzağız, sizi reddediyoruz. Siz, bir tek Allah’a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi…” (Mümtehine, 4) “Andolsun, sizin için Allah’ın Rasulü’nde, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) Kur’an ve Risalet önderlerinin uygulamaları, iman edenler için bağlayıcı ve uyulması farz metotlardır. İman iddiasında bulunan bir kimse, Kur’an dışında bir kaynak, Rasullerin uygulamaları dışında bir metot kabul edemez. Her rasul, mücadelesiyle, kendi döneminde Tevhidi esasların insanlara nasıl ulaştırıla-

[close]

p. 7

“Elbette onların kıssalarında akıl sâhipleri için ibret vardır; bu, uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden öncekinin doğrulaması, her şeyin açıklaması; iman edenler için bir kılavuz ve rahmettir.” (Yusuf, 111) Risalet önderleri, kendilerine gönderilen vahyin ilk muhatabı ve uygulayıcısıdırlar. Bu nedenle onlar, en doğruyu en güzel şekilde pratize etmişlerdir. Onların uygulama metotlarını esas alanlar, Rab’lerini razı etmiş, kurtuluşa ulaşmışlardır. İman edenler, yaşadıkları dönemin, hangi rasulün dönemiyle benzerlik gösterdiğini bilip mücadelelerini, o rasulün ortaya koyduğu gibi yapmalıdırlar. Günümüzde yaşanan sapmaların, şirke ve küfre düşmelerin, bel’amların, kâfir ve münafıkların peşlerinde gitmelerin en temel nedeni, Kur’ani bir kıyaslamadan mahrum olunması, Risalet önderlerinin davet metotlarının terk edilmesidir. Bunun sonucunda insan- cağını çok açık bir şekilde örneklendirmiş, yüce Allah (cc) da onların örnekliklerini iman edenlere örnek olarak vermiş, iman edenler için onlardan alınacak ibretler olduğunu bildirmiştir. lar, Hak yoldan sapmakta, şirke ve küfre düşerek Rab’lerine isyan etmektedirler. İman edenler için her bilginin kaynağı Kur’an’da, her hareketin en güzel örnekliği de Risalet önderlerinin mücadele metotlarındadır. Müslümanlar, bir örnek verirlerken ya da bir kıyaslama yaparlarken bunu mutlaka Kur’an’a dayandırmalı; vahye ve Risalet önderlerinin mücadele metotlarına uymayan hiçbir sözü söylememeli, hiçbir harekete kalkışmamalıdırlar. Aksi halde ağır bir sorumluluk altına girerler; hatta şirke düşebilir, küfre girebilirler. Bilgisizce yapılan her hareket, söylenen her söz, kişiyi şirke düşürebilir. Yüce Allah (cc), Rasulü’nün, davetini bir bilgi ile yaptığını belirtmekte; iman edenlerin de böyle yapmalarını istemekte, ancak müşriklerin bilgiye dayanmadan davet yapabileceklerini bildirmektedir. “De ki: ‘İşte benim yolum budur, Allah’a basiretle davet ederim, ben ve bana uyanlar da; Allah’ın şanı yücedir, ben müşriklerden değilim." (Yusuf, 108) Bir Delile Dayanmadan Konuşmak Şeytandandır Hiçbir bilgiye dayanma- BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 5 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 8

BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Kur’âni Mücâhede 6 dan, adeta sokakta elde edilen bilgi kırıntıları ile önemli konular hakkında konuşmanın, Kur’an dışı, olur olmaz iddialar ileri sürmenin, İslâm ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Böyle yapanlar, ancak cahil kimselerdir ki; bunlar, iddialarını ispatlamak adına Kur’an dışı deliller ve örnekler vermekte, kendilerince kıyaslamalar yapmaktadırlar. Bunlar, çok şeyler söyleyerek bilgili olduklarını kanıtlama adına, her konuda olur olmaz konuşur ve tartışırlar. Yüce Allah (cc), bilir bilmez konuşanları, Kur’ani edebe davet etmekte, onlara, bilinen konular hakkında konuşup tartışılmasını, bilinmeyen konularda bilgiçlik taslanmamasını bildirmektedir. “İşte siz böylesiniz; sizin bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; fakat bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz! Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Al-i İmran, 66) Yüce Allah (cc) insanları, edepli olmaya, bilir bilmez konuşmamaya davet etmekte, bir bilgiye dayanmayan bir konuda konuşulmamasını, bilgisiz tartışmaların doğru olmadığını ve şeytandan olduğunu bildirmektedir. “İnsanlardan kimi, Allah hak- kında bilgisi olmadan tartışır ve her azgın şeytana uyar.” (Hac, 3) “İnsanlardan kimi, Allah hakkında, ilmi olmadan, bir yol göstereni ve aydınlatıcı bir kitabı bulunmadan tartışır.” (Hac, 8) Aydınlatıcı, yol gösterici bir kitaba tabi olmadan, ellerinde Kur’ani delil bulunmadan kendi hevalarından konuşanlar, konu ve olaylar hakkında Kur’an dışı kıyaslama yapanlar ya da her duyduklarını gerçekmiş gibi söyleyenler, azgın şeytana tabi olmuş ve azgınlığı yol edinmişlerdir. Kaynağı Kur’an’a dayanmayan her düşünce, kıyaslama, söz ve hareket şeytandandır. Yüce Allah (cc), iman edenlerin, duydukları bir sözün doğruluğunu, mutlaka Kur’an’la test etmelerini istemekte, Kur’an’a dayanmayan her sözün şeytandan olduğunu, şeytani bir vesvesenin gelmesi durumunda ise Kur’an’a yönelerek gerçekleri görmelerini istemektedir. İman edenlerden, her söz ve hareketlerini, vahyi ölçüler içerisinde Risalet önderlerinin örnek metotlarına göre yapılmasını, alınan haberlerin mutlaka araştırılmasını isteyen yüce Allah (c), bunu yapmayanlara şeytanın musallat ola-

[close]

p. 9

cağını bildirmiştir. “Kim Rahman’ın zikrinden gafil olursa ona bir şeytanı sardırırız; artık o, ona yakın dost olur.” (Zuhruf, 36) Kur’ani Delillerden Uzaklaştırılan Kimseler, Başkalarının Kulu, Kölesi Olurlar Kur’ani kavramların, içlerinin boşaltılarak anlamsızlaştırılması, toplum bireylerinin, Kur’ani mesajdan uzaklaşmalarına, din istismarcılarının tuzaklarına düşmelerine neden olmuştur. Kur’ani gerçekleri bilmedikleri için Kur’an’dan uzaklaşan kimseler, hoca, âlim, şeyh bildikleri kişilerin söylemlerini doğru kabul ederek onlara uymuş, onların peşlerinden gitmişlerdir. Bu ise, toplumun, o kimseleri yüceltmelerine, onlara kul köle olmalarına neden olmuştur. Yüce Allah (cc), kullarını uyararak indirdiği vahye tabi olmalarını istemektedir. “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın! Bu size bir tavsiyedir, umulur ki onunla korunursunuz.” (En’am, 153) “Rabb’inizden size indirilene tabi olun ve O'ndan başka velilere tabi olmayın, ne kadar da az düşünüyorsunuz!” (A’raf, 3) Bu ilahi çağrı, iman edenleri vahye yöneltmekte, onlara, her konu ve durumda Kur’an’a uymalarını tavsiye etmektedir. Kur’an’ın anlaşılması halinde, cehaletlerinin ortaya çıkacağını, insanların kendilerini terk edeceklerini, böylece maddi ve manevi sömürülerinin biteceğini bilen şeyh, hoca ve ağabey takımı, öncelikle Kur’ani kavramların anlamları üzerinde oynamışlar, daha sonra insanların Kur’an’ı anlayamayacaklarını iddia ederek onları Kur’an’dan uzak tutmuşlardır. İnsanları bilinçli bir şekilde Kur’an’dan uzaklaştıranlar, onları birer kul-köle haline getirip kendilerine tabi kılmışlar, her istediklerini onlara yaptırmışlardır. Rabb’ine iman etmiş bilinçli Müslüman bir şahsiyet, Kur’an’dan delillendirilmeyen hiçbir şeye inanmaz, Allah’tan başkasına kulluk yapmaz, beşerden kimseyi, hatasız kabul ederek ona körü körüne bağlanmaz. Çünkü o, yalnız Rabb’ine iman etmiş, değer yargılarını Kur’ani esaslara göre belirlemiştir. İslâm, Körü Körüne Teslimiyeti Değil, Aklederek Bilinçli İman Edilmesini İstiyor Yüce Allah (cc), kendisine iman etme konusunda bile BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 7 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 10

BİSMİLLAH Müslüman ların Ölçüsü Kur’andır Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Kur’âni Mücâhede 8 körü körüne ve baskı ile yapılan bir imanı değil, Hak ile batıl arasında kıyas yaparak bilinçli bir şekilde iman edilmesini istemektedir. “Dinde zorlama yoktur, doğruluk, sapıklıktan elbette seçilip belli olmuştur; kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256) Bilinçli bir şekilde, mutmain olunmuş bir halde kendisine iman edilmesini isteyen yüce Allah (cc), bu konuda bizlere Hz. İbrahim (as)’ı hatırlatmakta; onun, ölülerin diriltilmesi konusundaki sorusunu, bilinçli iman edilmesi konusunda güzel bir örnek olarak vermektedir. “İbrahim bir zaman: ‘Rabb’im, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!’ demişti. (Rabb’i) dedi ki, ‘İnanmadın mı?’ (İbrahim): ‘Bilakis (inandım), lakin kalbim tatmin olsun’ dedi. (Rabb’i),‘O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine alıştır, sonra her dağın başına onlardan bir parça koy, sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler; bil ki, Allah üstündür, hâkimdir’ dedi.” (Bakara, 260) Mutmain olunmuş halde yapılan bir iman, şirk ve küfür- den her zaman beridir ve ancak böyle bir iman sonucunda Tevhidi mücadele gereği gibi yapılabilir. Yüce Allah (cc), bilinçli iman edilmesi hususunda Duha suresinde, Hz. Muhammed (as)’a, önceki durumu ile yeni durumunu kıyaslamasını istemekte, ondan sonra yapılması gerekenleri bildirmektedir. “Andolsun kuşluk vaktine, sakinleştiği zaman geceye; Rabb’in seni terk etmedi ve sana darılmadı. Ahiretin, senin için öncenden hayırlıdır ve yakında Rabb’in sana verecek, böylece sen razı olacaksın. O, seni yetim bulup barındırmadı mı, seni şaşkınlık içerisinde bulup hidayet verdi, seni fakir bulup zengin etti. Öyleyse sakın öksüzü incitme, soru soranı azarlama ve Rabb’inin nimetini anlat.” (Duha, 1-11) Bütün bu ilahi uyarılardan da anlaşılacağı üzere bir kimse, şu an üzerinde bulunduğu durumunun farkında olmalı, Rabb’ine iman etmeli, Tevhidi esasların insanlara duyurulması hususunda önceki durumunu şimdiki durumu ile kıyaslamalıdır. İman eden bir kimse, söyleyip yapacaklarını, toplumsal çevreden esinlenerek, geleneksel din anlayışından etkilene-

[close]

p. 11

rek değil, iman ettiği esaslardan, Risalet önderlerinin örnek mücadelelerinden esinlenerek yapmalı, içerisinde bulunduğu şartların etkisinde kalmamalıdır. Gerçekten iman edip yüce Allah’ı razı edebilmek için olması gereken budur. Bunun dışındaki her kıyaslama, her örnek, Haktan sapma, şirke ve küfre girme, yüce Allah’a isyan etmedir. Günümüzde insanlar, vahyi öncelemedikleri, içerisinde bulundukları toplumsal şartlardan etkilendikleri, şahsi bazı çıkarlar peşinde oldukları, kimi korku ve çıkarları için, söyleyip yaptıklarını, kıyas ve değerlendirmelerini, içerisinde bulundukları, idaresi altında yaşadıkları küfür ve şirk sistemlerinin kurallarını gözönünde bulundurarak yapmaktadırlar. Bu ise sapmak, yüce Allah’a isyan etmek, vahiyden yüzçevirmek, şeytani düzenlere tabi olmak, şirke ve küfre girmektir. "Kendisine Rabbinin ayetleriyle öğüt verildikten sonra onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz, suçlulardan öç alıcıyız." (Secde, Müslüman ların 22) Ölçüsü Kur’andır BİSMİLLAH Kur’âni Mücâhede ile internet üzerinden canlı olarak interaktif iletişim e geçebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey PALTALK adlı programı indirip ilgili servise kayıt olmak. Ayrıntılı bilgi için lütfen web sitemizi ziyaret ediniz. Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 9 Kur’âni Mücâhede www.mucahede.com

[close]

p. 12

kur’ân’a dâvet Türkiye'de, İslâm adına ortaya çıkmış ya da çıkartılmış yazar, çizer ve aydın kesimi, Kur’âni ve kişilik olarak Mücâhede kimlik 10 İslâm'dan oldukça uzaktırlar. Bunlardan kimileri tağuti sistemin borazanlığını yaparlarken, bir kısmı Demokratik dinin bir mezhebinin (partisinin), bir kısmı Şamanist kültürden neşet eden tasavvuf dininin tellallığına soyunmuş, bir kısmı yazılarında memleket hatıralarını canlandırıp oyalanmakta, bir kısmı, siyasetçilerin mantığıyla 'benim tasavvufçum, particim, vakıfçım, Şamanist’im, şövenistim', felsefesini, bir kısmı ise, Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Samiri Soylu Bel’amlara Kur’ani Çağrı Toplumsal bunalımların, sıkıntıların, hatta kargaşa ve terörün temelinde, hiç şüphesiz ki, topluma yön veren aydın kesimin sorumsuzluğu, ihmali, vurdumduymazlığı ve kendisini tanımlayamaması yatmaktadır. İçerisinde bulunduğumuz toplumda yaşayan aydınların hali, bütün çağlarda ortaya çıkan aydın bunalımdan daha fazla içler acısı bir durum arz etmektedir. Ta ğ u t i S i s t e m i D e s t e k l e y e n Samiri Soylu Bel’amlara Ku r ’ a n i Ç a ğ r ı ancak İslâm'ın edebiyatını yapmaktadırlar. Bunlar, Kur’ani ifade ile belamlardır. Bugün, insanların İslâm'dan uzaklaşmasına neden olanlar, toplumun önünde bulunan Samiri soylu belamlardır. Bunlar, söz ve yazılarında topluma İslâm'ı anlatacak, toplumu Kur'an'la aydınlatacak, en güzel örnek olan Rasulullah (as)'ın hareket metodunu esas alacak yerde her biri ayrı bir telden çalmaktadırlar. Belamlar, ya tağuti sistemin suni gündemi içerisinde boğulup gitmekte, ya birbirlerine övgüler sıralamakta, ya taraftarı oldukları bir partinin sorunlarına çözüm aramaktadırlar. İşin en acı ve üzücü yanı, Samiri soylu belamların, söyleyip yazdıklarını İslâm’a mal etmeleridir. Oysa yazdıklarının, İslâm ile İslâmi değerlerle ve Kur'ani davet metoduyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, söyleyip yazdıklarıyla yüce Allah'ı değil ancak kendilerini razı ediyor-

[close]

p. 13

lar. Onların, söyleyip yazdıklarının hiçbiri, ne yüce Allah (cc) indinde bir mazeret olacak yazılardır, ne de bunlarla kendilerini kurtarabilir. Bir toplumda aydınlar bozulmuşsa o toplum bozulmaya mahkûmdur. "Balık baştan kokar" sözü bunun için söylenmiş olsa gerek. Bugün yazar, çizer ve aydın kesiminin, sapıp bozulması, toplumun bozulmasına neden olmuştur. Toplum, İslâm’a iman ettiğini zannediyor, ancak Tevhidi esaslardan habersiz, şirk ve küfür içerisinde yüzmektedir. Tevhid dini olan, hâkimiyetin yalnızca yüce Allah’a ait olduğunu bildiren İslâm, toplumun gündeminden tamamen çıkartılmış, hoşgörü, hümanistlik, ortak değerler, karşılıklı sevgi ve saygı gibi düşünce ve söylemler, din adına gündeme alınmış, İslâm dini, adeta içerisinde her türlü pisliği, küfür, şirk ve zulmü barındıran bir anlayışla tanıtılmıştır. Müslümanlar olarak elbette inanç esaslarımızla çatışmadığı sürece insanların haklarına saygılı ve hoşgörülü oluruz. Ancak inanç değerlerimize yapılan her türlü saldırıya karşı sessiz kalmamız, hiçbir şekilde ve şartta mümkün değildir. İnanç esaslarımıza karşı sürdürülen her türlü fitne ve fesada, Kur’ani kavramların değiştirilmesine, Tevhidi esasların gizlenmesine karşı bütün gücümüzle mücadele etmek, Müslüman olarak en öncelikli görevimizdir. Küfür ve şirk unsurlarına karşı sürdürdüğümüz mücadelemizle kronikleşmiş anlayışları eleştiriyor, hatta eleştiriden öte bu fitne ve fücurun ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu mücadelemizin ana hedefi de hiç kuşkusuzdur ki, Tevhidi gerçekleri gizleyip insanları Rab’lerine yönelmekten alıkoyan Samiri soylu belamlar oluşturmaktadır. Kemalistlerle, hoşgörü adı altında kol kola gezip programlar yapan, bütün sapık fırkaları bağırlarına basan, putların önünde durup ibadet yapanları alkışlayan, demokratik düzeni tek çıkar yol bilen, günlerini gün edinen, elde ettikleri çıkarları uğruna gerçekleri gizleyen belamlar, elbette yazdıklarımızdan hoşlanmayacak, bizi eleştiri yağmuruna tutacaklardır. Belamlara karşı mücadelemizin temel amacı, öncelikle yüce Allah'a bir mazeret beyan edebilmek, Hakkı batılla bula- KUR’ÂN’A DÂVET Samiri Soylu Bel’amlara Kur’ani Çağrı Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 11 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 14

KUR’ÂN’A DÂVET Samiri Soylu Bel’amlara Kur’ani Çağrı Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 Kur’âni Mücâhede 12 yan belamları, Kur'ani gerçeklerle yüzyüze getirip kendilerini düzeltmelerine yardımcı olabilmek, toplumun, bu belamları daha yakından tanımasını sağlayabilmektir. Belamları, Kur'ani gerçeklere davet edeceğiz, ta ki, saflar ayrılıncaya, herkes bulunduğu konumu ve durumu net olarak görünceye kadar mücadelemiz sürecektir inşaAllah. İslâmi kişilikle kuşanmayan belamlara bakıldığında bunların, İslâm'a kin ve düşmanlık duyan, Müslüman kelimesine tahammül etmeyen ve İslâmi olan tüm değerlere küfretmeyi dinin amentüsü olarak gören kâfir, ateist ve Kemalistlerin yanında küçüldükleri, İslâmi gerçekleri gizledikleri çok net bir şekilde görülebilir. TV stüdyoları ve gazete sayfaları bunların örnekleriyle doludur. Kimi TV programlarında belamların, sorulan sorular, yapılan röportajlar karşısında nasıl renkten renge, şekilden şekle girdikleri, gerçekleri, dillerini eğip bükerek değiştirdikleri herkes tarafından görülmektedir. Bunlar, Hakkı ortaya koyup gerçekleri anlatmaları gerekirken, zillet içerisinde gerçekleri tahrif ediyor, tahrif edenlere karşı çıkmıyor, aynı suça ortak oluyorlar. Oysa ya onlara onurlu bir tavırla cevap vermeleri ya da orada bulunmamaları gerekir. “Muhakkak ki O, size Kitap’ta indirmişti ki, eğer Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar, başka bir söze dalınca¬ya kadar onlarla beraber durmayın; o zaman siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, bütün münafık ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 140) "Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenlerden ve kâfirlerden, dininizi eğlence ve oyun edinenleri dostlar edinmeyin; şayet Mü’minlerden iseniz Allah'tan korkun." (Maide, 57) Belamlar, yukarıdaki iki ayetin tam tersine hareket ederek kâfirleri dost edinmekte, kâfirlerin, bütün kin ve düşmanlıkları ile İslâm'a, İslâmi değerlere açık gizli saldırmalarına karşı sessiz kalmakta, kelimeleri eğip bükerek küfür cephesi karşısında küçüldükçe küçülmektedirler. Samiri soylu belamların, küfür cephesi karşında eziklik duymalarının nedeni onların, İslâmi bir kimliğe, onurlu bir kişiliğe sahip olmamalarıdır. Bu nedenle onların kalplerini

[close]

p. 15

Kur'ani mesajın bize yüklediği sorumluluk gereği, daha önce ifade ettiğimiz üzere, açık davet görevimizi yüce Allah'ın izin verdiği ölçüde sürdüreceğiz inşaAllah. Bu sorumluluğumuz gereği, tüm Samiri soylu belamlara, İslâmcı yazar, çizer ve aydınlara açıkça sesleniyor, onları Kur'ani mesaja tam tes- tağutun korkusu, cahili halkın kınaması kaplamış, çıkar düşüncesi ile küfür ve şirke karşı net İslâmi bir tavır takınmaktan kaçınıyorlar. Onlar, Kur'ani mesajı net olarak kavramadıklarından, Kur'an'ın kendilerine kazandırdığı onurla hareket etmemekte, şahsiyetli bir tavır takınmamaktadırlar. Samiri soylu belamlar, Kur’an okumakta, insanlara bazı ayetleri açıklamakta, ancak Kur’an’ın öncelikli emri olan Tevhidi gündemlerine almamakta, şirki, putperestliği tanımlamamakta, yüce Allah’a imanın ilk şartı olan tağutu reddetmemektedirler. Onlar, hiçbir zaman Kur’an’ın bütününü açıklamazlar, Kur’ani kavramların anlamlarını çarpıtarak verirler ve yüce Allah’a meydan okurcasına tağuta destek vererek puta tapan putperestlerin Müslüman olduklarını iddia etmektedirler. lim (Müslüman) olmaya davet ediyor ve onlara diyoruz ki: "Ey toplumun önünde görünen, topluma söz ve yazılarıyla yön veren yazar, çizer ve aydın olarak tanımlanan belamlar, öncelikle sizi yüce Allah'tan korkmaya davet ediyoruz. Fir’avn’ın sihirbazlarından örnek alarak en az onlar kadar onurlu olunuz. Unutmayınız ki, korkulması gereken yegâne güç yalnızca yüce Allah'tır. Sizler, yüce Allah’ın reddedilmesini emrettiği tağuti sistemi, reddetmeyip her vesile ile destekliyor, her seçim döneminde, avanenizi toplayarak onlara tağuti sistemi desteklemeleri konusunda talimatlar veriyorsunuz. Sığındığınız mazeret, ehveni şer mantığıdır; bu nedenle puta tapan putperestleri, diğer kâfir ve müşrik gördüğünüz putperestlere tercih ederek “Kerhen” desteklediğinizi söylüyordunuz; oysa küfür ve şirk arasında tercih olmaz. Sizler, yandaşlarınıza “Müslümanlar bir yerlere gelmiş, şimdi tağuttan söz etmenin zamanı mı!” diyerek onlara, puta tapan putperestleri desteklemelerini, onların, Müslüman olduklarını vurguluyor, KUR’ÂN’A DÂVET Samiri Soylu Bel’amlara Kur’ani Çağrı Ekim-Kasım Aralık 2015 Sayý: 45 13 Kur’âni Mücâhede

[close]

Comments

no comments yet