44. Sayi

 

Embed or link this publication

Description

Kurani Mucahede

Popular Pages


p. 1

S a yı :4 4 “BU KUR’ÂN İLE ONLARA KARŞI BÜYÜK CİHAD ET” Furkan / 52 ERDOĞAN’IN, YENİ TEHLİKELİ OYUNU İman İle Küfrün Yol Ayrımında Demokratik Seçimler Tîn Sûresi T efsiri Üç Ayda Bir Yayımlanır Temmuz-Ağustos-Eylül 2015 Sayı:44

[close]

p. 2

Sayı 44 Temmuz-Ağustos-Eylül 2015 Sâhibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ramazan YILMAZ Posta Adresi P.K. 214 06047 Ulus/Ankara Telefon 0 (533) 277 53 17 İnternet Adresi www.mucahede.com e-mail mucahede@mucahede.com Kapak~Mizanpaj Murat EYİN Baskı Tarihi 1 Temmuz 2015 1 BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemliliktir 11 KUR’ÂN’A DÂVET Müslümanların, Akrabalarına Kur’âni Çağrıları 26 Tevhidi Mücadelenin Karşısında Batıl Ehlinin Çırpınışı 36 GÜNDEM İman İle Küfrün Yol Ayrımında Demokratik Seçimler 50 YORUM Erdoğan’ın, Yeni Tehlikeli Oyunu 55 TEFSİR Tîn Sûresi

[close]

p. 3

Düşünmek Bir Erdemliliktir Sorgulamak, yaşamın farkında olmak, kim ve ne olduğunun bilincine varmak, sorgusuz sualsiz dayatılan peşin fikirleri tartışmak ve bu tartışmalar neticesinde doğru olanı bulmak, doğru olana ulaşmaktır. Sorgulamayan kişiler, başkaları tarafından yönetilmeye, köleleştirilmeye mahkûmdurlar. Bir toplumu sürü haline getirmenin ve onu istenildiği gibi gütmenin yolu, o toplumu düşünme ve sorgulama yeteneğinden mahrum bırakmaktır. Sürüleşen toplum, kendisine dayatılanın en doğru olduğunu, her şeyi çobanlarının bildiğini zanneder ve çobanlarının sürdüğü yere giderler. Yüce Allah (cc) Kur’an’da, insanların, körükörüne itaat etmelerini yasaklamış, yüzlerce ayetin sonunda düşünüp akletmelerini, tefekkür edip araştırmalarını bildirmiş, akıl sahiplerini övmüş, cahilleri kınamıştır. Peygamber (as) döneminde iman eden insanlar, akıllarına yatmayan konularda Peygamber ile bile tartışmışlar, sormuş, soruşturmuşlar, cevaplarını almadan köşelerine çekilmemişlerdir. “Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti, Allah, ikinizin birbirinizle konuşmanızı işitir, çünkü Allah işitendir, görendir.” (Mücadele, 1) İman eden insanlar, Peygamber (as), her şeyi biliyor, ne derse doğrudur dememiş, akıllarına uymayan konuları sonuna kadar konuşmuş ve tartışmışlardır. Bedir Savaşının yeri konusunda Peygamber’in, dediği yerin uygun olmadığını ifade eden sahabe, daha iyi bir yer konusunda tavsiyelerde bulunmuşlar ve dediklerini Peygamber’e onaylatmışlardır. Rasulullah (as), kendisi ile tartışanlara kızmamış, onları azarlamamış, “Ben Peygambe- bismillah Düşünmek Bir Erdemlilikt ir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 1 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 4

BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 2 rim, her şeyi bilirim” dememiş, hatta tartışma sırasında kaba ve kırıcı konuşanlara karşı bile yumuşak davranmış, onlarla istişare etmiştir. “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın; eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç, onlar için mağfiret dile; işini onlara danış, karar verince de Allah'a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.” (Al-i İmran, 159) Kur’an terbiyesi almış Müslümanlar, Halifeler döneminde de halifelerle birçok konuyu konuşup tartışmışlardır. Kadınların mehri konusunda konuşan Halife Hz. Ömer’in sözünü kesip ona ayetleri hatırlatan kadına ve yanlış yapması halinde kendisini kılıçları ile düzelteceklerini söyleyen Mü’minlere kızmayan Hz. Ömer (r.anh), kendisine karşı bu hatırlatmaları yapanlara teşekkür etmiş, Rabb’ine, böyle insanlar nasip ettiği için şükretmiştir. İslâm tarihinde, Emeviler’den itibaren başlayan sindirme ve susturma çabaları, daha sonraki dönemlerde hız kazanmıştır. Bu durum, tüm diktatörlük, krallık, sultanlık ve imparatorluklarda uygulanmıştır. Öyle ki insanlar, kendilerini Allah’ın kulu olarak değil, sultanların kulu olarak tanıtmaya başlamışlardır. Böylece insanlar, hem dinden, hem de onur ve kişiliklerinden soyutlanarak köleleşmişlerdir. Toplumun Köleleştirilmesinde Belamların Rolü İnsanların, dinlerinden, Kur’ani gerçeklerden, Tevhidi esaslardan, kişilik, onur ve kendilerine şahsiyet kazandıran değerlerinden soyutlanarak uzaklaşmalarında en önemli etkenlerden biri ve başta geleni, toplum içerisinde faaliyet gösteren, yöneticilerin satın aldıkları belamlar, bir diğeri de topluma uygulanan mali, psikolojik ve fiziksel baskılardır. İnsanlık tarihi boyunca hemen her dönemde, kralların, diktatör ve sultanların yanında yer alan ve insanları yöneticilere itaat ettirmek için maddi güçleri ve fikirleri ile çalışan belamlar var olagelmiştir. Bunlar, aldıkları ücretler ve ayrıcalıklar karşılığında insanları yöneticilere itaat etmeleri için mali ve fikri olarak baskı altına almışlardır. İnsanları köleleştirme ve sultanlara kul yapma çabası, Osmanlı döneminde en sefil

[close]

p. 5

noktaya kadar alçaltılmış, sultanlar, kendilerini Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak insanlara kabul ettirmişler, insanlar da sultanın kulu olduklarını söyleyecek kadar onur ve haysiyetlerinden soyutlanabilmiş, alçalabilmişlerdir. Kendilerini yaratıp bir hayat bahşedene kul olup yücelme yerine yöneticilerine kul, köle olup alçalan kimseler, maalesef günümüzde de oldukça fazla bulunmaktadır. Bunlar, bulundukları konumu, içerisine düşürüldükleri durumu hiçbir şekilde düşünmeden, önder edindikleri kimselere zillet içerisinde kul olmuşlardır. Padişahım çok yaşa mantığı batı toplumlarında kısmen azalmışsa da, maalesef ülkemizdeki bu koyu cehalet körü körüne halen devam etmektedir. İşte bu durum, Türkiye'de, bugüne kadar hep yapılagelmiştir. Toplum fertleri arasındaki çoğunluğun düşünme yeteneklerini yitirmesi nedeniyle tarikatçıların, vakıf, dernek ve particilerin, yönetici ve siyasetçilerin ellerinde adeta pavlov’un köpeklerine dönmüşler, uzatılan her şeye karşı bilinçsizce refleks göstermişlerdir. Siyasetçiler, topluma maddi ve manevi vaatlerde bulunarak onları, istedikleri şekilde şartlandırmışlar, her istediklerini onlara yaptırmışlar, ancak hiçbir zaman vadettiklerini yerine getirmemişlerdir. Toplum, o kadar şartlanmıştır ki, kendilerini aldatanları hiçbir zaman ve hiçbir şekilde sorgulamamışlar, halen de sorgulamamaktadırlar. Sorgulamıyorlar, çünkü sorgulama mekanizması olan düşünme yeteneklerini kaybetmişlerdir. Bu nedenle de inançları başta olmak üzere, bütün değerlerine hakaret edildiği, kişilikleri ayaklar altına alındığı, ahmak yerine konuldukları halde bir kez olsun bu durumlarını düşünmemişler, içerisinde bulundukları zilletin farkına varmamışlardır. Toplum fertleri, tarikatlar, vakıflar, dernekler, particiler, yönetici ve siyasetçiler tarafından onca aşağılanmalarına, inanç değerlerine hakaret edilmesine, Kur’an’dan kendilerini uzaklaştırmalarına rağmen tepki göstermeyerek, Ömer Hayyam’ın “Celladına âşık ise bir millet, müstahaktır her türlü zillet” sözünde olduğu gibi müstahak olduğu zilleti BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 3 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 6

BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 4 yaşamaktadır. Toplum, kendilerini bu denli alçaltanlara karşı tavır takınacak, kendilerini bu aşağılık durumdan kurtaracak yerde daha beter bir şekilde kendilerini kullananları kutsamışlar, övgülerinde sınır tanımamış, onları aşırı şekilde övüp yücelterek ilah edinip tapınmışlardır. Kur’an’ın, Düşünmeyen Kimseleri Tanımlaması Yüce Allah (cc) Kur’an’da, üzerinde bulundukları değerlerin farkında olmayan, düşünme yeteneklerini kaybeden, kendilerine söylenen gerçekleri dinlemeyen, duygularının esiri olan, heva ve heveslerini her şeyin üstünde tutan, Haktan sapan kimseleri, çeşitli vasıflarla vasıflandırmaktadır. Kur’an’da, iman konusunda, söz ve davranışları ile sıkıntıları olanlar, kâfir, müşrik, münafık, fasık ve mürtetler şeklinde belirtilirken, bildikleri Tevhidi esasları değiştirip gizleyen, Hakka sırt dönen, bildikleri esaslara uygun hareket etmeyen, Allah’tan başkasına itaat eden, gerçekleri işitmeye tahammül etmeyip kaçan, kendilerini övüp böbürlenenler, çeşitli hayvanlara benzetilerek sıfatlandırılmaktadırlar. Düşünmeyen Kimseler, Hayvanlardan Daha Aşağılıktırlar Kur’an, Rabb’ine kulluk yapması için en güzel biçimde yaratılan insanın, bu amacına aykırı hareket etmesi durumunda, aşağıların aşağısına düşeceğini, ancak iman edip salih amel işleyenlerin böyle olmadıklarını, onlar için sonsuz bir mükâfatın olduğunu bildirmiştir. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik; ancak inanıp iyi işler yapanlar hariç, onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.” (Tin, 4-6) İnsanlara, yaratılış amaçlarını düşünmeleri konusunda uyarılarda bulunan, onlara yerin, göklerin ve kendi yaratılışlarını hatırlatarak akletmelerini isteyen yüce Allah (cc), düşünmeyen kimseleri hayvanlara benzetmiş, hatta hayvanlardan daha aşağı olduklarını bildirmiştir. “İşitmedikleri halde ‘İşittik’ diyenler gibi olmayın, Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal, 21-22) Bir konuyu araştırmadan, söylenenleri körü körüne dinleyen ve anlamadıkları halde

[close]

p. 7

anladık görüntüsü vermek için “İşittik” diyen kimseleri, yüce Allah (cc), canlıların en kötüsüne benzetmekte ve bunların, iman etmeyen kâfirler olduklarını açıklamaktadır. “Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun! Kesinlikle onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır.” (Furkan, 44) Günümüz insanlarını en güzel tarif eden iki ayet; tarikat, parti, dernek ve vakıflarda nice kalabalık gruplar vardır ki, o toplulukları oluşturan insanların tümünde, kendilerine ait tek bir fikir yoktur. Her grupta bulunan bireyler, kendi şeyhinin, hocasının, lider ya da başkanının sözünü dinler, ondan başka bir şey bilmez, kendilerine söylenenleri araştırma gereği bile duymazlar. Tıpkı yukarıdaki ayetlerde belirtildiği gibi, hayvan sürüleri gibidirler, hatta hayvan sürülerinden de beterdirler. Çünkü hayvan sürüleri içinde bulunan bazı hayvanlar, çoğu zaman çobanının sürdüğü yere gitmemekte, sağa sola kaçışabilmektedirler. Ancak tarikat, parti, dernek ve vakıflarda bulunanlar, zerre kadar şeyh, hoca ve liderinin sözünden dışarı çık- mamaktadırlar. Kur’an’da, aklını çalıştırmayıp Rab’lerine düşman olan tağuti sistemlere, Rab’lerinin emirleri dışında hareket ederek, isyan eden şirk ve küfür yuvaları tarikat, parti, dernek ve vakıflarda bulunan, bunlara destek veren kimselerin, maymunlar ve domuzlar seviyesinde olduğu bildirilmiştir. “De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kime lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide, 60) Düşünmek, kişinin öncelikle, kendisini ilgilendiren konu ve olayların, kendisi ile ilişkisi bulunan kişi ve grupların durumlarını araştırıp bilgi sahibi olması, içerisinde bulunduğu bu durumu düşünmesi, bir erdemlilik, insan olmanın, insanca yaşamanın gereğidir. Düşünmek, erdem sahibi, kişilikli kimselerde bulunan bir haslet, bir erdemliliktir. Düşünmeyenler, kalpleri, gözleri, kulakları olmasına rağmen bunları gereği gibi kullanmayan kimselerdir ki bunlar, Kur’an’ın ifadesi ile hayvanlardan daha aşağıda bulunan BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 5 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 8

BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 6 kimselerdir. Bunlar, Rab’lerinin hükümlerinden uzak durdukları ya da yeterince uymadıkları için aşağılık kimseler olarak cehennemdedirler. Kur’ani gerçeklerden, Tevhidi esaslardan uzaklaşan insanlar, düşünüp akletme yeteneklerini de yitirdikleri için kendilerini idare edenlerin önünde en zelil hallerini yaşamakta, Esfele Safilin derekesinde, aşağılık bir duygu içerisinde yöneticilerine kul, köle olmaktadırlar. İnkâr Edenler, Hayvanlardan Daha Aşağı Bir Durumdadırlar İnkâr edenler ve hevalarını ilah edinip ona uyanların durumunun çok kötü olduğunu bildiren yüce Allah (cc), o kimseleri hayvanlara benzetmekte, hatta hayvanlardan daha kötü bir durumda olduklarını bildirmektedir. “Andolsun, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık ki kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapık ve işte gafiller onlardır!” (A’raf, 179) Yüce Allah (cc), insanları, akıl ve iradelerini kullanma özelliği ile en güzel bir biçimde yaratmıştır. Bu nedenle akıl ve iradelerini kullanan kimseler, yaratılış fıtratları doğrultusunda hareket ettikleri için Rab’lerinin yanında yükseleceklerdir. Hayvanlarda, akıl ve irade yoktur; yüce Yaratıcı onları, içgüdüleri ile hareket eden varlıklar olarak yaratmıştır. Bu nedenle hayvanlar, düşünerek hareket edemezler, ancak içgüdüleri ile hareket ederler. Hayvanlar, yaratılış fıtratları doğrultusunda hareket ederek, kendilerine takdir edilen hayat tarzlarını sürdürürler. Ancak en güzel özelliklere sahip kılınarak yaratılan insanlardan bazıları, kendilerine verilen hasletleri kullanmadıkları gibi, kendilerine önerilen hayat tarzını da kabul etmedikleri için, hayvanlardan daha aşağı bir konuma düşerler. Nitekim yüce Allah (cc), iman etmeyenleri şöyle vasıflandırmaktadır. “Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal, 22) “Allah'a göre canlıların en kötüsü, kâfirlerdir; artık onlar inanmazlar.” (Enfal, 55) Akletme, düşünme, işitme ve konuşma özellikleri hepsi bir arada insanlara verilmiş hasletlerdir. Aklederek, yaratı-

[close]

p. 9

“Onlara şu adamın haberini de oku; kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu; dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur; işte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur, bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf, lış gayelerini düşünüp kendilerini yaratana iman edenler, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği ilahi gerçekleri işitip o doğrultuda hareket edenler ve bu gerçekleri, tahrif etmeden diğer insanlara ulaştıranlar, hidayete ulaşmış kimselerdir. Bunlar, Rab’lerinden gelen hidayet üzerindedirler. Ancak aklını kullanıp düşünmeyenler, iman etmezler ve iman etmedikleri için de, tıpkı hayvanlar gibi içgüdüleri ile hareket eden ve doğru yoldan sapan kimselerdir. Tevhidi Esaslardan Yüz Çevirenlerin Durumu Yüce Allah (cc), bildikleri Tevhidi gerçeklere göre yaşamayan, bu gerçekleri gizleyen kimseleri, dilini sarkıtıp soluyan köpeklere benzetmektedir. 175-176) Köpekler, belli bir içgüdü ile yaratılmış, yaratıldığı fıtrat doğrultusunda hareket etmesi halinde insanlar yanında değerlidir. Köpeklik görevini yapmayan, üzerine giden insanlara saldırmayan, uyuz köpekler, bir kenarda dillerini sarkıtıp solurlar. Kendisinde bulunan ayetlerin gereğini yerine getirmeyen, insanlara bu ayetleri ulaştırmayan, kendisine sorulduğunda, sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen kimseler, tıpkı böyle uyuz köpekler gibidirler. Kur’an’da, Ashab-ı Kehf gençlerinin, mağarada bulundukları sırada sahibini korumak içgüdüsüyle mağaranın kapısında bekleyen köpeğin örnekliği de verilir. Ancak bu köpek kınanmayarak, sahibine olan sadakati örnek verilir. Rab’lerine kulluk yapmaları için yaratılan, Rab’lerinin ayetlerinden haberdar bulundukları halde kulluk ve davet sorumluluğunu yerine getirmeyen kimseler, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzetilerek aşağılanmaktadır. Yüklendikleri Gerçeklere Göre Yaşamayan ve Gerçeklerden Kaçanlar Kur’an, kişilerin, ilahi ger- BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 7 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 10

BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 8 çeklere karşı gösterdikleri tepkilerine göre kişileri vasıflandırırken, bildikleri gerçeklerin gereğini yapmayanları, kitap yüklü merkeplere benzetmekte ve Kitab’ı bilmelerine rağmen, yaşama ve topluma ulaştırma konularında sorumluluklarını yerine getirmedikleri için ayetleri yalanladıklarını bildirmektedir. “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir; Allah’ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Cuma, 5) Bu kimseler, Kitab’ı bilirler, ancak onun içindeki gerçekleri hiçbir şekilde kabul ederek hayatlarına aktarmazlar. Kendilerine taşıdıkları gerçekler hatırlatıldığında da tıpkı aslan görmüş merkepler gibi, kendilerine hatırlatmalarda bulunan kimselerden kaçmaktadırlar. “Böyle iken onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar; yaban eşekleri gibi aslandan ürkmüş.” (Müddessir, 49-51) İfade oldukça düşündürücüdür; “aslandan ürkmüş yaban eşekleri” aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri, korku içerisinde sesleri çıktığı kadar anırarak kaçarlar. Bu ifade, kendilerine Tevhidi esaslar hatırlatıldığında, sesleri çıktığı kadar bağırıp davetçilere hakaret eden kimseleri ifade etmektedir. Müşrikler, Tevhidi esasları kabul etmedikleri gibi, en şirret şekilde, ellerindeki bürün imkânları kullanarak davetçilere saldırmakta, sesleriyle daveti durduracaklarını ve davetçileri susturacaklarını zannetmektedirler. “Kâfirler dediler ki: "Bu Kur’an’ı dinlemeyin, o(okunduğu)nda gürültü edin (ki anlaşılmasın), belki ona galip gelirsiniz." (Fussilet, 26) “Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen kollar da yalanladı; her millet, elçisini yakalamağa yeltendi; hakkı gidermek için boş şeyler ileri sürerek tartıştılar, bu yüzden onları yakaladım. Azabım nasıl oldu!” (Mü’min, 5) Tevhidi daveti durdurmak ve davetçileri susturmak adına bağırıp çağırarak boş şeyler ileri sürenler, sesleri ile ortalığı velveleye veren eşeklerin durumu gibidir. Bunlar, akıllarını kullanmayan, akıllarını kullanmak yerine şirretle ve şiddetle hareket eden düşüncesiz kimselerdir. Kur’ani gerçekleri kabul etmiş görünüp bu gerçeklere

[close]

p. 11

aykırı hareket edenler Kendilerine hatırlatılan Kur’ani gerçekleri kabul ettiklerini iddia etmelerine rağmen, her türlü sahtekârlık ve laf kalabalığı ile gerçeklere aykırı hareket edenleri Kur’an, şaklabanlık yapan, şahsiyetsiz maymunlara benzetmektedir. “Onlara, deniz kıyısında bulunan kentin durumunu sor, hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı; çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi, Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları yoldan çıkmalarından ötürü böyle sınıyorduk. İçlerinden bir topluluk: ‘Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dedi, dediler ki: ‘Rabb’inize mazeret için, bir de belki korunurlar diye! Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azap ile yakaladık. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ dedik.” (A’raf, 163166) Şahsiyetsiz bir kişiliğe sahip olmaları, Kur’an’a karşı umursamaz tavır takınmaları, kabul etmiş, inanmış görünüp aykırı hareket etmeleri, ikiyüzlü davranmaları nedeniyle haddi aşanlar, maymunlara benzetilmektedir. “De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kime lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır. (Onlar) size geldiklerinde ‘inandık’ derler, oysa küfürle (yanınıza) girmişler, yine onunla çıkmışlardır. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir. Onlardan çoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün, yaptıkları şey ne kötüdür!” (Maide, 60-62) Bunların, maymunlar ve domuzlarla anılmaları, inanmış göründükleri halde her türlü haramı, işleyen, yalanı söyleyen, hak hukuk gözetmeden insanların mallarını yiyen kimselerdir. Domuzlar, kendi pislikleri de dâhil, ne bulursa yiyen, maymunlar da her türlü şaklabanlıkla bildiklerini yapan hayvanlardır. BİSMİLLAH Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 9 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 12

BİSMİLLAH Tağuta itaat edenler de, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği Tevhidi esasları bırakıp kendi cinslerinden olan kimselerin kurallarına uyan bu nedenle şirke düşüp imanlarına pislik bulaştıran kimselerdir. Sonuç itibarı ile düşünme yeteneğinden yoksun, erdemsiz kimseler, hayvanlardan beter kimselerdir. Düşünmek, insanı onurlandırıp yüceltirken, düşünmeyen, kendilerine söylenen her sözü araştırıp soruşturmadan inanan kimseler, tıpkı önüne ne konulursa yiyen hayvanlar gibidirler. Düşünmek Bir Erdemlilik tir Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 10 Kur’âni Mücâhede ile internet üzerinden canlı olarak interaktif iletişim e geçebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey PALTALK adlı programı indirip ilgili servise kayıt olmak. Ayrıntılı bilgi için lütfen web sitemizi ziyaret ediniz. www.mucahede.com

[close]

p. 13

Ey kan ve hısımlık bağı ile yakın olan kardeşler, yeğenler ve tüm akrabalar! Lütfen aşağıdaki yazıyı düşünerek okuyun ve ona göre kararınızı verin! Bizler, bir akrabanız olarak nasıl ki, dünya hayatında bir sıkıntıya girmeniz bizi üzüyor ve başınıza bir kötülüğün gelmesinden korkuyorsak, aynı şekilde Rabb’inizden size bir azabın dokunmasından da korkuyoruz ve bu nedenle sizleri uyarıyoruz. Hz. İbrahim (as)’ın babasına; “Rahman’dan bir azabın dokunmasından korkuyorum” “bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim” dediği gibi, gelin bizi dinleyin, dediklerimize tabi olun, Kur’an’a uyun diyoruz. Rabb’iniz, sizleri Kendisine kulluk yapmak için yaratmış ve bu kulluğun ölçülerini bizzat kendisi koymuştur. Dünya hayatı, insanlar için, yalnızca yüce Allah’ın koyduğu ölçülere göre yaşayarak Rab’lerini razı edebilecekleri bir alandır. Bu nedenle dünya hayatında yaşadığımız sürece neler yapıp nelerden kaçınacağımızı Rabb’imiz bize bildir- Müslümanların, Akrabalarına Ku r ’ â n i Ç a ğ r ı l a r ı kur’ân’a dâvet miştir. Bize düşen görev ve sorumluluk, bildirilen bu esaslara göre hareket edip Rabb’imizi razı edebilmektir. Yüce Allah’ın gönderdiği tüm Rasuller ve onların yolunda giden bütün davetçi Müslümanlar, davetlerine öncelikle akrabalarından başlamışlar, Rab’lerinin azabından onları korumaya çalışmışlardır. Bu konuda Kur’an’da birçok örnekler bulunmaktadır. Yüce Allah (cc), Müslümanlar için en güzel örnekler olarak verdiği Hz. İbrahim (as)’ın ve Hz. Muhammed (as)’ın yakınlarına yaptıkları davetlerden örnekler vermiş, Müslümanlardan da, en yakın akrabalarını uyarmalarını istemiştir. “En yakın akrabanı uyar.” (Şuara, 214) Mü’minlerden, dünya hayatında akrabaların gözetilmesini, akrabalık bağının korunmasını isteyen yüce Allah (cc), insanların kurtuluşu için gönderdiği Kitabında, ahiret azabına karşı da öncelikle akrabaların uyarılmasını istemiştir. Çünkü akrabalar, diğer insanlara göre birbirlerine daha Müslümanların, Akrabalarına Kur’ani Çağrıları Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 11 Kur’âni Mücâhede

[close]

p. 14

KUR’ÂN’A DÂVET Müslümanların, Akrabalarına Kur’ani Çağrıları Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 Kur’âni Mücâhede 12 yakındırlar. “Onlar ki sonradan inandılar, hicret ettiler, sizinle beraber savaştılar, işte onlar da sizdendir, rahim sahipleri (akrabalar), Allah'ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.” (Enfal, 75) Kardeşlik ve akrabalık bağı ile birbirlerine bağlı olanlar, aile bireylerinden hiçbirisinin burnunun kanamasına, üzülmesine tahammül etmezler. Bir kaza, bir yaralanma ya da ölüm olması durumunda, akrabalar kendilerini helak eder, üzülürler. Dünyevi bütün felaketlerin üstünde çok daha büyük bir felaket sizleri bekliyor, o felaket de, dünya hayatında Rabb’imizin indirdiği Kur’an’a uygun yaşanmaması ve yüce Allah’a şirk koşulması durumunda, ebedi olarak cehennemde kalmaktır. Bizler, sizleri, yüce Allah’ın azabından, ebedi olarak içinde kalınacak cehennemden korunmanız için uyarıyoruz. Hz. İbrahim (as)’ın, babasına “Bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim” dediği gibi, biz de “Gelin siz de bizi dinleyin, Kur’an’ın bildirdiği, Rasulullah (as)’ın yaşadığı gerçek dine, yüce Allah’ın razı olduğu dine yönelin, şeytanı ve şeytani düzenleri reddedin de kendinizi Rabb’inizin azabından kurtarın” diyoruz. Şirk Nedir? Lügat olarak şirk; ortaklık, ikilem, bir şeyin yanına başka bir şeyi koymak, iki ayrı şeyin benzer olduğunu düşünmek ya da söylemektir. Şirk; göklerde, yerde ve bunlar arasında tek ilah, tek Rab ve tek hükümran olan; hükmünde, rızıklandırmada, ceza ve mükâfat vermede eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan yüce Allah’ın sıfatlarından birini ya da bir kaçını başkasına vermek, başkalarının da bu sıfatlardan birine ya da bir kaçına sahip olabileceğini düşünmek ve söylemektir. Aynı şekilde şirk, yüce Allah’tan başkasını, O’nun kadar sevmek, O’ndan başkasından korkmak, başkasının ceza ve mükâfatını, O’nun ceza ve mükâfatı gibi bilmek, O’nun hükmünden başka bir hükmü, bir sistemi kabul etmek ve hayatı o sisteme göre düzenlemek, başka kimselerin de rızık verebileceklerini düşünmektir. Buna göre, demokratik beşeri sistemleri sevmek, oy vererek desteklemek, ondan korkmak, rızık veriyor diye

[close]

p. 15

düşünmek, apaçık bir şekilde şirktir. Demokratik Sistem, Yüce Allah’a İsyan Üzerine Kurulu Bir Düzendir Bugün hayatımıza hükmeden sistem, yüce Allah’ın hükmünü bırakıp, bizler gibi yarın ne olacağını bilmeyen kişilerin çıkardıkları kanunlarla oluşturulmuş bir düzendir ve bu düzen, baştan sona kadar yüce Allah’a isyan üzerine kurulmuştur. Bu sistemin yüce Allah’a isyan üzerine kurulu olduğu ile ilgili birkaç örnek verilecek olursa. Yüce Allah (cc), yalnızca Kendisinin hüküm koyan bir ilah olduğunu bildirmiştir. O’nu, tek ilah olarak kabul etmek, O’nun hükümlerine teslim olmakla mümkündür. Demokratik sistemler, Allah’ın hükümlerini tanımayarak hüküm koymuşlar ve kendi ilahlıklarını ilan etmişlerdir. Bu kanunları kabul eden, oy verip destekleyenler, bu sistemi ilah edinmişlerdir. Yüce Allah (cc), “Hüküm, (hâkimiyet) yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 40) buyurarak hükmün kendisine ait olduğunu bildirmiştir. Demokratik sistem, “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletin- dir” demektedir. Bu hükümleri kabul edenler, yüce Allah’ın hükümlerini terk etmişlerdir. Yüce Allah (cc), rasullerini göndererek insanları yalnızca Kendisine tapmaya, Kendi kanunlarına uymaya davet etmiştir. Demokratik sistemin yöneticileri, yüce Allah’ın reddedin buyurduğu demokratik tağuti sisteme insanları çağırmakta, onların bu şirk sistemine uymalarını istemektedirler. Yüce Allah (cc), putperestliği yasaklamış putların pis ve putlara tapanların müşrik olduklarını bildirmiş, rasullerini göndererek putları yıktırmıştır. Demokratik sistemin yöneticileri, putlara tapmakta, onlara seslenip dua etmekte, putları övmekte, onların önünde ibadet ederek yüce Allah’a isyan etmektedirler. KUR’ÂN’A DÂVET Müslümanların, Akrabalarına Kur’ani Çağrıları Tem-Ağustos Eylül 2015 Sayý: 44 13 Kur’âni Mücâhede

[close]

Comments

no comments yet