The PALA - MAYIS/HAZİRAN 2015 - SAYI 54

 

Embed or link this publication

Description

The PALA - MAYIS/HAZİRAN 2015 - SAYI 54

Popular Pages


p. 1

The PALA YIL: 7 SAYI: 54 MAYIS-HAZİRAN 2015 Jane Easton Director-General English– Speaking Union ESU Public Speaking Competition: AYNİL AYBABA 100 YILLIK OKULLAR SPOR ŞÖLENİ SEMPRE ARTE YIL SONU ETKİNLİĞİ X. CAMISSO OKUMA YARIŞMASI

[close]

p. 2

SAYFA 2 EDİTÖRDEN Merhaba The PALA Okuyucuları, Bu sayının içeriğinden bahsetmeden önce Aynil arkadaşımızı okulumuzu İngiltere’de gerçekleşen ESU Public Speaking Uluslararası elemelerde başarıyla temsil ettiği için ve MUN Kulübümüzü hem yurt içi hem de yurt dışı konferanslarda elde ettiği başarılardan dolayı kutluyoruz. Aynı şekilde EYP Kulübü öğrencilerini de elde ettikleri başarılardan dolayı tebrik ediyorum. 54. sayımız diğer sayılardan çok daha dolu ve okunması çok daha keyifli olacak. Hem öğretmenlerimizin hem de öğrenci arkadaşlarımızın büyük katkı sağladığı bu sayıda okulumuzda gerçekleşen en küçük etkinlikten en büyüğüne kadar hepsinin detaylı açıklamalarına ulaşabilir ve kaçırdığınız etkinlikleri sanki katılmışsınız gibi hissedebilirsiniz. Ayrıca okul dışında gerçekleşen MUN, EYP, ESU etkinliklerine dair detaylı bilgilere ve arkadaşlarımızın bu etkinliklerde yaptığı çalışmaları bulabilirsiniz. Bunların dışında tarih, sağlık, spor, edebiyat alanlarında yazılan makaleleri okuyabilirsiniz. Bütün bu unsurların dışında çok önemli bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim. Günlük yaşamımızda en çok gözden kaçırdığımız ancak aslında her şeyden daha fazla odaklanmamız gereken bir konu da lösemidir! LÖSEV, bu rahatsızlıkla ilgili pek çok kampanya düzenliyor ve bu hastalıktan mağdur olan pek çok insana yardım eli uzatmamızı istiyor. Bütün öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı bu konuyu gözden kaçırmamaya ve yardım etmeye davet ediyorum. Keyifle okumanız dileğiyle, M. ATAKAN ORHAN Okul Gazetesi The PALA (The Press Association of Lycee Attiudes) Büyükdere Cad. No: 194 / 3 Maslak / İSTANBUL Tel: 0212 286 11 30 Fax: 0212 276 40 58 İmtiyaz Sahibi Ömer ORHAN Sorumlu Müdür Yardımcısı Hakan KULABER Sorumlu Öğretmenler Zafer YAZ Sevda KOÇ Editör M. ATAKAN ORHAN Web Yayım Hikmet YUMAKLI İllüstrasyon Zafer YAZ Düzeltmen Sevda KOÇ Dizgi Zafer YAZ Baskı & Cilt Şevki SÜTÇÜ Renkli Basım Nuri ÇEVİK Fotoğraf Bilgehan KORUCUOĞLU Diley PİRSELİMOĞLU Q Ayla YILDIRIM E-Mail: zafer.yaz@fmvisik.k12.tr

[close]

p. 3

SAYFA 3 AYNİL AYBABA’NIN LONDRA BAŞARISI 1981’den beri her yıl 50 ülkeden 140.000 öğrencinin katılımıyla yapılan ESU Public Speaking Competition, bu yıl 11-16 Mayıs 2015 tarihleri arasında Londra Dartmouth House ve HSBC Global Trust katkılarıyla gerçekleştirilmiştir. ESU Türkiye tarafından ülke şampiyonu seçilerek dünya şampiyonasına katılmaya hak kazanan okulumuz öğrencisi Aynil AYBABA, yaptığı konuşmalarla yüksek başarı göstererek yarı finallere katılmaya hak kazanmıştır. Londra Başkonsolosu Emirhan YORULMAZLAR, öğrencimiz Aynil AYBABA’yı konsolosluğa davet ederek kendisine tebriklerini sunmuş; aynı zamanda başarısını konsolosluk sosyal medya hesaplarından da duyurmuştur. Öğrencimizi kutlar, başarılarının devamını dileriz. Hande ACARMAN YEŞİLKAYA / İngilizce Öğretmeni T.C. Londra Başkonsolosu Emirhan YORULMAZLAR

[close]

p. 4

SAYFA 4 ALMANCA BİLGİ YARIŞMASI FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Almanca Zümresi 21 Nisan 2015 tarihinde “Denk Mal Deutsch!” isimli Almanca Bilgi Yarışması’nı gerçekleştirmiştir. Yarışma FMV Işık Okullarından katılan 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri arasında yapılmış ve yarışmada FMV Işık Lisesi öğrencileri birinci olmuştur. Katılan öğrencileri kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. Almanca Zümresi Adına Nilhan KARATAŞ ATAY PONTS DU MONDE 15-16 Nisan 2015 tarihlerinde Fransa’dan gelen 16 kişilik öğrenci grubunu okulumuzda ağırladık. Fransız öğrenciler IB AB Initio Fransızca öğrencilerimizle bire bir eşleşerek kültürel etkileşimde bulundular. 15 Nisan 2015 tarihinde konuklarımız, öğrencilerimizin rehberliğinde okulumuzu gezdiler. Dünya Sanat Günü etkinliklerine katılarak ebru ve seramik çalışmaları yaptılar. Okulumuzun müzik grubunun seslendirdiği şarkıları dinlediler. Sonrasında da futbol ve voleybol maçları yaptılar. 16 Nisan 2015 tarihinde ise, Sultanahmet Meydanı’nda konuklarımızla buluşan öğrencilerimiz, Yerebatan Sarnıcı’nı gezerken tarih dersinde öğrendikleri bilgileri kullanarak onlara rehberlik yaptılar. Sonra birlikte öğle yemeği yediler. İki gün boyunca sohbet edip birbirleriyle bolca vakit geçiren konuklarımız ve öğrencilerimiz ayrılırken ilerleyen tarihlerde tekrar görüşmek üzere sözleştiler. Gül Tuğçe YARKIN / Fransızca Öğretmeni

[close]

p. 5

SAYFA 5 AYAZAĞA IŞIK DEBATE SOCIETY KULÜBÜ PRAGUE DEBATE SPRING 2015’TE FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Debate Society Kulübü, 10-13 Nisan 2015 tarihleri arasında Çek Cumhuriyeti’nin Prague kentinde 15 farklı ülkeden 36 takımın yarıştığı “Prague Debate Spring 2015” adlı uluslararası münazara şampiyonasına katılmıştır. Charles Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Prague Belediye Meclis Binası’nda düzenlenen turnuvada kulüp öğrencilerinden Aynil AYBABA, Q Ayla YILDIRIM, Defne BAŞBUĞOĞLU, Deniz FIRAT, Ecem MUTLUDOĞAN, Sena TARIM, Yeler TOLA, Zeynep AKÇAKAYA münazaracı olarak; Ayla ALTUNLU, Deniz SEFEROĞLU ve Melisa IŞIK ise jüri üyesi olarak okulumuzu temsil etmişlerdir. Yan jüri olan öğrencilerimiz aldıkları eğitim sonrası 6 maç yönetmişler ve katılan takımlara geri bildirimde bulunmuşlardır. Ayazağa Işık Debate Society takımları her biri 50 dakika süren 6 maç arasından 3 maçı kazanmışlardır. Turnuva sonunda düzenlenen kültürel etkinliğe katılarak diğer ülkelerden gelen gençlere Türkiye’yi tanıtmışlardır. Münazara konuları aşağıdaki gibidir: “This house believes that closing down sweatshops in 3rd world countries would do more harm than good” “This house believes that medical treatment of the eldery should be primarily geared towards quality of patient’s life instead of longevity.” “This house would allow companies to decide not to hire smokers.” “This house would allow the state to monitor all social media to prevent terrorism.” “This house believes that the goverment should pay housewives and househusbands for their work.” “This house would offer dictators immunity in exchange for leaving power.” “This house would suspend a democratically elected government and replace it with a goverment of experts during times of economic crisis.” Turnuvaya katılarak hem ülkemizi hem de okulumuzu başarıyla temsil eden okulumuz Debate Society öğrencilerini kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Hande ACARMAN YEŞİLKAYA / İngilizce Öğretmeni

[close]

p. 6

SAYFA 6 NEDİR BU DOĞRU BESLENME, NASIL YAPILMALIDIR, ACABA NE KADAR DOĞRU BESLENİYORUZ? Nedir bu doğru beslenme, nasıl yapılmalıdır, acaba ne kadar doğru besleniyoruz? Bu soruları istediğimiz kadar uzatabiliriz. Buradaki amacımım beslenmede genel olarak nelere dikkat etmemiz gerektiğine değinmek. Sabah uyandığınızda nasıl beslenmeliyiz, nelere dikkat etmeliyiz, kısa başlıklar altında bir göz atalım: Uyanır uyanmaz akşamdan baş ucumuza koyduğumuz bir bardak suyumuzu içiyoruz. Bu ne işe yarıyor: burada amacımız kontağı çevirip arabayı hareke geçirmek yani metabolizmanın çalışmasını sağlamak. Eğer yapabilirseniz bir çorba kaşığı elma sirkesini yarım bardak suyun içine koyup içebilirseniz yağ yakımını hızlandırmak açısından faydalı olur. KURAL: Uyandıktan sonr a yar ım saat içinde kahvaltı yapmalıyız, neden peki? Çünkü bütün geceyi uykuda geçirdiğimiz için arabada benzin hiç kalmadı, uykuda bile kalori yaktığımız için günlük enerji ihtiyacımızı karşılayacak karbonhidrat kalmıyor vücutta. İşte insanların yaptığı en büyük hatalardan biri kahvaltıyı yapmamak. Gece 12.00’de yattığınızı varsayalım, Sabah uyandınız kahvaltı yapmadan çıkıp günlük hayata başladınız ve ilk öğünü öğlen 12’de yediniz, yani 12 saattir dışardan hiçbir şey girmedi vücuda, vücudumuz bu esnada kas içi glikojeni kullanır ve depolar iyice boşalır, metabolizma yavaşlar ve beyin tedbir almaya başlar, uzun saatler bir şey yemediğiniz için yediğiniz ilk öğünden aldığınız bütün kalori depolanır. İşte kilo alma sebebi. Uzun aralıklarla beslendiğimiz zaman 1. Yediğimiz her şey depolanır. 2. Metabolizma yavaşlar. 3. En kötüsü kas içi glikojen depoları boşaldığı için kas hacmi küçülür ve kas gücü azaldığı için metabolizma daha da yavaşlar ve yediğimiz her besin yağa çevrilip özellikle vücudun hareketsiz bölgeleri olan karın ve basen bölgesinde depolanır.

[close]

p. 7

SAYFA 7 ÇÖZÜM: Kahvaltı mutlaka yapılacak, far klı seçenekleriniz mevcut ,normal beyaz peynir, salatalık, domates, zeytin mutlaka tahıllı ekmek çok yağlı olmayan kaşar peynir mutlaka bir ya da iki yumurta haşlanmış olabilir ve çay yerine süt yada taze sıkılmış meyve suyu, neden çay olmaması gerektiğini anlatırsam uzun sürer şimdi ama kısaca çayın içindeki tanin maddesi aldığımız gıdaların içindeki faydalı vitaminlerin sindirilmeden vücuttan atılmasına sebep oluyor. İkinci seçenek kahvaltı gevreği meyveli müsli ve süt karışımı, iş yerine geldiğimizde eğer kahvaltı yapmadıysak poğaça ve çay ikilisi ile yaptığımız kahvaltılar direkt olarak intihara teşebbüs. İçerdiği trans yağlar sebebi ile lütfen poğaça yemeyelim, burada simit bir alternatif olabilir. Biz yine de kahvaltımızı evimizde yapıp iş yerimize gittiğimizi varsayıyoruz. Kahvaltıdan iki saat sonra kan şekeri düşmeye başlarken hemen kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm, fındık, ceviz, badem, diet bir bisküvi veya küçük bir meyveli yoğurt seçeneklerinden iki tanesini seçerek bir ara atıştırması hem düşen kan şekerini düzenleyecek hem de yavaşlamaya başlayan metabolizmayı tekrar harekete geçirecek. Öğlen vakti yemek saati yine atıştırmadan 2-2.30 saat sonra yapılabilir. KURAL: Öğle ve akşam yemekler inde yemeğe salata ile başlanacak. Sebep: Salatanın içindeki gıdalardan alacağımız A, C, D vitaminleri salatanın arkasından yiyeceğimiz ana yemeklerden alacağımız vitaminlerin sindirilmesini sağlar ve bu vitaminler zeytinyağı içerisinde çözüldüğü için salataya zeytinyağı koymak şart ve salatamız ne kadar renkli olursa o kadar iyi olur. Arkasından çorba, tercihen bulgur pilavı (Pirinç ve makarnayı nişasta içerdiği için tavsiye etmiyorum.) et, balık, tavuk olabilir bir sonraki gün bitkisel protein mercimek fasulye nohut olabilir şeklinde menüyü tamamlıyoruz. Yine akşamüstü atıştırması olarak sabahki alternatiflerin yanında meyve tercihi olabilir. Gelelim en önemli kısım olan akşam yemeğine: Geleneksel olarak maalesef akşam yemekleri bir şölen olarak geçiyor ama artık bu alışkanlığımızı değiştirmemiz gerekiyor. KURAL: Akşam yemeği menüsünden kar bonhidrat içeren pilav, makarna patates tarzı gıdaları kesinlikle çıkarıyoruz. Yine çorba, salata, istediğimiz kadar balık, tavuk, hindi ya da bitkisel tercihler olabilir. Burada kırmızı et için bir parantez açmak istiyorum. Kırmızı et D vitamini ile sindirildiği için hava karardıktan sonra kırmızı et yemenin protein açısından bir yararı yok, sindirimi de zor olduğundan sabaha kadar midede kalıyor ve posasını atıyoruz. Akşam için balık ve beyaz et daha iyi tercihler. Şimdi genel bir toparlama yaparsak: En büyük düşman: ŞEKER. Damarlarımızı tıkayan aslında kolesterol değil şekerdir çünkü vücudun günlük ihtiyacı 120gr bir meyveden bile alabiliyoruz bunun fazlası yağa çevrilip depoya gidiyor. Eğer genetik olarak kolesterolümüz yüksek değilse dışarıdan alacağımız gıdalar bunu yükseltmez. Örneğin ben günde 15-20 arası yumurta tüketiyorum ve kolesterolüm normal seviyelerde. İkinci büyük düşman: TUZ. Aslında tam olarak bütün suçu tuza atmamak gerekir, sonuçta vücudun tuza da ihtiyacı var, biz tuzun içindeki sodyum elementini fazla tüketmemeliyiz. Vücudumuzda su tutulmasına sebep olduğu için tuz tüketimini azaltmamız şart. Tuzu azaltarak bir iki hafta arasında 2-3 kg verip vücudunuzun sıkılaştığını hissedersiniz. Vazgeçemiyorsanız sodyumu azaltılmış tuz kullanabilirsiniz.

[close]

p. 8

SAYFA 8 NEDİR BU DOĞRU BESLENME, NASIL YAPILMALIDIR, ACABA NE KADAR DOĞRU BESLENİYORUZ? YASAKLAR: Kolalı içecekler : kemikler in kalsiyum emilimini engellediği için özellikle kemik gelişiminin devam ettiği ve boy uzamasını direkt olarak etkilediğinden 22-23 yaşlarına kadar tüketilmemesi gerekir. Cips türü gıdaları eve sokmayın, şerbetli tatlı tüketimini sıfır noktasına kadar getirmelisiniz acil tatlı ihtiyacını bir iki top dondurma ile karşılayabilirsiniz listenin en üst sırasında maalesef en güzel olanlar var, sürülebilen çokokrem tarzı yoğun mısır şurubu içeren gıdalar. Unutmayın ki sütlü tatlılar da yasak grubunda ama biraz daha tolere edilebilir olduğu için çok sık olmamakla birlikte tüketilebilir. Günde en az 2-2,5 l su içmek metabolizmanın aktif kalması açısından son derece önemli, eğer çok terleyen biriyseniz günde bir tane maden suyu (yemeklerden sonra değil) içebilirsiniz. Ter yoluyla kaybettiğiniz mineralleri geri kazandırır. Bütün bunların yanına hafta da 3-4 gün ekleyeceğimiz spor ile hedeflere varmak son derece kolaylaşacaktır. İki gün ağırlık iki gün kardiyo ile ve en önemli şey olan sabırla hedefe ulaşabilirsiniz. Hedef ayda 2 kg vermek olmalı daha fazla değil. Spor yapmak doğru beslenmek, uyku zamanlarını ayarlamak hepsi birer disiplindir. Biri eksik olduğu zaman sonuca ulaşmak zorlaşır, hepsini bir bütün olarak düşünüp ona göre yaşam tarzımızı belirlersek sonuç mutlaka olumlu olacaktır. Alper TUNÇAY / Işık Spor Athletic Performance Coach

[close]

p. 9

SAYFA 9 9. SINIF VELİLERİNE IB TANITIM TOPLANTISI YAPILDI 2015 MEZUNLARI YOLUNUZ AÇIK OLSUN

[close]

p. 10

SAYFA 10 TARİHSEL PERSPEKTİFTEN KÜRESELLEŞME VEYA ULUS DEVLETSİZ DÜNYA MİTİ Bugün güncel olarak kullanılmakta olan Küreselleşme, yerellik, farklılık, ulus devletsiz dünya, dünya ekonomik sistemleri, neo-liberalizm, medeniyetler çatışması gibi sayısını çoğaltabileceğimiz kavramlar, yaşadığımız dünyanın bir anda tepeden tırnağa değiştiği özellikle de bu yeni düzende ilk kez Karl Marx tarafından vurgulanan, “Bugüne kadarki tüm toplum tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir.” Sınıf mücadelesinin anlamsızlaştığı ortadan kalktığı gibi bir algılamaya neden olmaktadır. Bu durumda da karşımıza çıkan asıl sorunsal bu değişimin nasıl algılanacağına dairdir. Özellikle Ulus devletlerin ekonomik ve siyasi olarak dünya tarihindeki önemlerini kaybetmeye başladıkları, gücün ve kontrolün küresel sermayenin eline geçtiği, dünyanın her yerinde siyasal iktidarları ve yerel sermayeyi kontrol ederek ulus devlet gerçekliğini yok edeceği iddiaları adeta kabul görmüş bir bilgi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca mevcut neo-liberal ideolojinin hegemonyası, çıkarı küreselleştirirken izlediği politikalarla insanoğlunun yaşamını sınırlı alanlara hapsederek insanı kendi sınıf gerçekliğine yabancılaştırmış gözükmektedir. İşte bu noktada yukarıda belirttiğim kavramların tam olarak çerçevelerine oturtulması ve birbirleriyle olan ilişkilerinin incelenmesi sosyal gerçeklik bakımından içinde yaşadığımız sürecin anlaşılmasında bize daha yakın açıklama yapma imkânı verecektir. Küreselleşme kavramının hangi ihtiyaçlardan kaynaklı ortaya çıktığını anlamamız ve köklerinin yattığı yerin tespiti için tarihsel süreçte gelişme seyrine bakmamız gereklidir. İkinci Dünya Savaşı (1945) sonrasında ABD bu savaştan ezici bir ekonomik avantajla çıktı (nüfus ve üretim kapasitesi boyut atlayarak artış kaydetti) ve Avrasya kara parçasını yeniden inşa etmeye başladı. Acil yardımlarla Avrupa ve Japonya’nın inşası için para ve siyasi enerji sarf edildi. Marshall planıyla uzun vadeli önlemlere yöneldi. Amaç: İmha edilmiş fabrikaların altyapı tesislerini yeniden kurmak, istihdam olanakları yaratmaktı. ABD’nin üretici şirketlerinin verimli ve kârlı bir biçimde üretebilmeleri için dış müşteri sektörüne ihtiyaç vardı ve bunu da Avrupa ve Japonya’dan karşılayacaktı. SSCB ise ABD’nin dünya siyasi arenasındaki tek ciddi engeliydi. 1960’lı yıllardan itibaren çok uluslu şirketlerin pazarlarını genişletmesi, liberalizmin dünyada muzaffer bir güç olarak yerini sağlamlaştırmıştı. Bu süreç iş ve ekonomi çevreleri tarafından küreselleşme

[close]

p. 11

SAYFA 11 kavramıyla tanımlandı. Herkesin yararına olduğu iddia edilen küreselleşme kavramı -kökenleri, iktidar ilişkileri ve sömürücü sonuçları ele alınmaksızın- uluslararası kapitalizmin yayılmasının genel çerçevesi hâline geldi. Dünya kapitalizmini şekillendiren bu olgu ekonomik, politik ve sosyal olarak dünyaya damgasını vurdu. Devamında küresel olarak adlandırılan Neoliberalizm özellikle ABD ve İngiltere’nin resmi politikası olarak şekillendi. Bireyci, mülkiyetçi ve serbest tip piyasa ekonomisini mutlaklaştıran bu anlayış bütün dünyaya yayıldı. Sonuç olarak “küreselleşme”, özünde kapitalizme ait birikim mekanizmasının dünya ölçeğinde belirleyiciliğinin artması sonucu ortaya çıkan olgu olarak yerini aldı. Bu noktada küreselleşme hem bir süreç hem aşırı birikim sonucu açığa çıkan krize karşı geliştirilen bir strateji hem de bir ideoloji olarak ele alınmalıdır. Küreselleşme aynı zamanda ulus devletlerin krizine de sebep oldu. Ekonominin artık hızlı hareketiyle mekânın önemini yitirmesi, sermayenin sabit bir yurdu olmadığından ulusal ekonominin istatistik verilerden öteye geçememesi ve finans akışının kontrolünün büyük ölçüde kaybedilmesi ulus devletin, ulus aşırı güçler tarafından aşındırılmasına neden oldu. Günümüzde çok uluslu şirketler pazarların genişletilmesi ve ele geçirilmesinde muazzam bir güce ulaştı. Bu şirketler üretimi dünya ölçeğine tasarlayarak, tüm ekonomik kaynakları kontrol altına alarak, her koşulda belirleyici olmak ve koyduğu kurallara uymayanları cezalandırmak veya dışlamak stratejisi izlemektedir. Dünya ekonomik gücünün, ABD ve AB şirketleri ve bankalarında yoğunlaşması, dünya pazarında rekabetçi değil tam tersine onların hâkimiyetinde olan tekelleşmeyi getirdi. Bir başka ifadeyle küreselleşme yeni dünya düzensizliğini de doğurdu. Negri ve Hardt “İmparatorluk” adlı kitaplarında oluşan bu duruma “imparatorluk” adını veriyor ve yeni dünya düzeninin bu olduğunu belirtiyor. Bu yeni düzen toprak temelli, gücün bir merkezde toplandığı emperyalist düzenin yerine geçen yeni düzendir. Egemenlik, yeni bir biçim almıştır. İşte bu yeni küresel egemenlik biçimi imparatorluktur. Yeni İmparatorlukta toprak temelli sınırlar engel değildir. İktidar merkezi yoktur ya da her yer iktidarın merkezidir. İktidar, ulus devlet içinde statik ve kişiyi tam kuşatan bir şey iken yenidünya biyo -iktidara dönüşmüştür. Bedeni ve beyni kendi kalıplarına göre normalleştirirken esnek ve değişken ağlar kullanır. Kişiyi ekonomik, politik ve kültürel olarak kuşatır ve böylece özneleri yeniden üretir. Bu durumda küreselleşme süreci sadece bir tarihsel olgu değil ulus üstü politik iktidarın oluşturduğu bir araçtır. Bu açıdan bireysel kimliğin patlaması, tüketim siyasetinin hâkim bir konum kazanması, bireyin davranış kalıbının küresel bir perspektif duruma ayarlanmasına yönelik dayatma, küreselleşmenin yarattığı etkiler olarak görülebilir. Noam Chomsky de yaşanan neo-liberal düzene şöyle bir eleştiride bulunuyor. Chomsky: “Bizler insanız, diğer insanlar için kaygılanırız. Biz yan mahalledeki çocuğun iyi bir eğitim alamayacağını bilirsek kaygılanırız. Bizler, uzaklardaki birilerinin sokağında yol olup olmadığını merak ederiz. Tayland’da köle çocukların sömürülmesinin ortadan kaldırılmasını isteriz. İnsanların karnını doyurup doyuramadıkları bizi ilgilendirir. İşte sosyal güvenlik budur. İnsanların evlerine ekmek götürüp götüremedikleri bizim sorunumuzdur. Tüm bunları yok etmek tüm bu amaçlarımızı özelleştirmek için muazzam çaba harcıyor. Çünkü ancak bu sayede bizi tümüyle kontrol altına almayı başarabileceklerini biliyorlar. Amaçlar ve umutlar özelleştirildiğinde bütünüyle kontrol altına alınmış olacaksın. Onlar kendi doğrultusunda yol alırken herkes de kendini onların yoluna tâbi kılmak zorunda kalsın istiyorlar.” diyor ve bu duruma karşı konulmasının gerekliliğini belirtiyor. Küreselleşmeye karşı 18 Nisan 2004’te İstanbul’da yapılan Avrupa Sosyal Forumu’na hazırlık toplantısında sendika temsilcilerinden ortak bir açıklama geldi. Açıklamada Avrupa Birliği’nde uygulanan neo-liberal politikaların dünya ekonomisindeki adaletsizlikleri artırdığı, sosyal hakların zayıfladığı ve işçilere zarar verdiği belirtiliyor. Küresel sermayenin çok uluslu şirketlerine karşı dünya işçilerinin birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor. Burada küreselleşme mağdurları için bir diğer mesele, kapitalist sınıfla ilişkinin yeniden harmanlanarak sınıf doğasının dönüştürülmesi ve yokmuş gibi gösterilmesidir. Zenginliğin yeniden dağıtımı ve ulusal pazarın yeniden oluşturulması için ekonomik kay-

[close]

p. 12

SAYFA 12 TARİHSEL PERSPEKTİFTEN KÜRESELLEŞME VEYA ULUS DEVLETSİZ DÜNYA MİTİ nakların ele geçmesinde sınıf mücadelesinin temel önemde olduğu görülmektedir. Yine Seattle’da Aralık 1999’da yapılan G-7 ülkelerinin toplantısında düzenlenen protestolar ekonomik küreselleşmenin yol açtığı işsizlik sosyal güvensizlik ve adaletsizlikle ilgiliydi. Amerika’da ortaya çıkan bu hareket, ilerleyen süreçte yukarıda belirttiğim sebeplerden dolayı yanına dünyanın her yerinden insan çekerek küreselleşme karşıtı hareketliliği doğurdu. Amerika ve Batı dünyasının içinden çıkan bu muhalefetin ve karşı söylemlerin ne oranda sonuç vereceği ise tartışmaya açıktır. Buna karşılık hâlâ Cambridge Üniversitesinde çalışmalarını sürdüren Aklear S. Ahmed’in de belirttiği gibi, Rusya’nın yıkılmasıyla küresel sınıflandırma iki ana bölüme ayrılmıştır. Dışa doğru patlayanlar yani yayılan, genişleyen (ekonomik, siyasal ve kültürel olarak) bir de içe doğru patlayan, çökenler (ekonomik, siyasal ve sosyal krizlerle dolu olarak) Batı ya da küresel uygarlıklar diyebileceğimiz, kısaca G-8 olarak bilinen ülkeler dışa doğru patlayanlardır. Dünyanın geri kalan ülkelerinin büyük çoğunluğu ise içe doğru patlayanlar olarak kabul edilir. İşte bu noktada, özellikle Doğu uygarlıkları bu dışa dönük yayılma ve genişlemede en önemli sorunu teşkil etmektedir. Batı medeniyetleri kendi kültürel sınırlarını genişletir, kendi medeniyetiyle uygarlık adı altında tüm dünyayı sarmaya çalışırken geleneksel uygarlıklar bazı alanlarda buna direnecek dışa dönük bazı ciddi çabaları engelleyebilecektir. Esas olarak da bu yolda İslam uygarlığı en büyük engeldir. Batının ekonomik, siyasal ve kültürel genişlemesi karşısındaki İslam uygarlığının cevabının şiddet ve içe kapanma olduğu söylenebilir. Bu, hem tehlikelidir hem de iyi sonuç getirmez. Amerika’da yaşanan 11 Eylül terör saldırıları buna bir cevap niteliğindedir. Bu yaşanan durumda bize Samuel Huntington’un medeniyetler çatışması tezini hatırlatmaktadır. Samuel Huntington günümüzde ne sınıf çatışması, ne de mutlu bir benlikle son bulacak bir tarihin eşiğinde olduğumuzu, ileride savaşların şimdiki gibi milli devletler arasında değil medeniyetler arasında ve birbirini yok etmeye yönelik olacağını söyler. Sonuç olarak, küreselleşme paradigmasından doğan tüm bu teoriler küreselleşme kavramını, evrenselleşme fikrinden köklü bir biçimde ayırır. Evrenselleşme, ortak bir düzen kurma niyetiyle ortaya çıkmış ve gerçekten küresel düzeyde eşitlikçi bir düzen kurma anlamına geliyordu. Dünyayı eskiden olduğundan daha iyi yapma, değişimi ve iyileşmeyi küresel, türsel çapta yaygınlaştırma isteğini belirtiyordu. Aynı şekilde herkesin ve her yerin hayat koşullarını benzer kılma ve belki de eşitleme niyetini de ilan ediyordu. Günümüzde ise görüldüğü gibi küreselleşmenin anlamında bu özelliklerden hiçbirinin kalmadığı neo-liberal politikalarla sömürü düzenin küresel ölçekte daha da yaygınlaştığını görmekteyiz. Ozan ŞAFAK / Tarih Öğretmeni

[close]

p. 13

SAYFA 13 KMUN (KABATAŞ MODEL UNITED NATIONS) KONFERANSI FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri, 8 -11 Mayıs 2015 tarihleri arasında Kabataş Lisesi tarafından düzenlenen MUN Konferansı’nda okulumuzu başarı ile temsil etmişlerdir. Kulüp öğrencileri Hindistan ve Bangladeş delegasyonlarını temsil ederek Hukuk Komisyonu, Ekonomi ve Finans Komitesi, Politik Sorunlar Komitesi, Sosyal, Kültürel Komite ve İnsan Hakları Komitesinde çalışmalar yaparak küresel sorunlar üzerine çözüm önerileri üretmişler ve bunları komitelerinde sunmuşlardır. Konferans kapsamında ayrıca bir öğrencimiz 2. Dünya Savaşı Özel Komitesine üye olarak seçilmiş ve buradaki çalışmalarda yer almıştır. Melda CEMAL / İngilizce Öğretmeni RCIMUN (ROBERT COLLEGE INTERNATIONAL MODEL UNITED NATIONS) FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri, 7 - 11 Nisan 2015 tarihleri arasında İstanbul Amerikan Robert Lisesinde düzenlenen RCIMUN (Robert College Model United Nations) Konferansı’nda okulumuzu Hollanda ve Nepal delegasyonları olarak olarak başarı ile temsil etmişlerdir. Öğrencilerimiz “Silahsızlanma, Çevre, Ekonomik ve Sosyal Sorunlar, Politik Sorunlar, İnsan Hakları, Güncel Küresel Sorunlar Komiteleri”nde yer alarak çözüm önerilerini sunmuşlardır. Öğrencilerimiz hemen hemen tüm komitelerde yeterli sayıda imza alarak Baş Müzakereci konumuna gelmişler ve çözüm önerilerini tartışmaya açmışlardır. Konferansa katılan öğrencilerimizi kutlar, başarılarının devamını dileriz. Melda CEMAL / İngilizce Öğretmeni

[close]

p. 14

SAYFA 14 SAIMUN (ST ANDREW'S MODEL UNİTED NATİONS) FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri, 30 Mart - 2 Nisan 2015 tarihleri arasında İrlanda'nın başkenti Dublin'de düzenlenen SAIMUN (St Andrew's Model United Nations) Konferansı’nda okulumuzu Qatar delegasyonu olarak başarı ile temsil etmişlerdir. Öğrencilerimiz “Silahsızlanma, Ekoloji ve Çevre, Ekonomik ve Sosyal Sorunlar, Sağlık ve Gençlik, Politik Sorunlar” komitelerinde yer alarak çözüm önerilerini sunmuşlardır. 22 farklı ülkenin 45 okulundan yaklaşık 700 öğrencinin katıldığı konferansta Melisa IŞIK, “Dünyada Politik Sorunlar Komitesi”, Ayla ALTUNLU ise “İnsan Hakları Komitesi”nde başkan olarak yer almışlardır. Tüm öğrencilerimizi kutlarız. Melda CEMAL / İngilizce Öğretmeni IIMUN (İTÜ INTERNATIONAL MODEL UNITED NATIONS) KONFERANSI FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi MUN Kulübü öğrencileri 7 -9 Mayıs 2015 tarihleri arasında İTÜ Geliştirme Vakfı Ekrem Elginkan Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen MUN Konferansında okulumuzu başarı ile temsil ederek farklı ödüllere layık görülmüşlerdir. Kulüp öğrencileri Suudi Arabistan ve Avusturya delegasyonlarını temsil ederek Birleşmiş Milletler Kadın Komisyonu, Güvenlik Konseyi, Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi, Ekonomi ve Finans Komitesi ve İnsan Hakları Komitesinde çalışmalar yaparak küresel sorunlar üzerine çözüm önerileri üretmişler ve bunları komitelerinde sunmuşlardır. Konferans kapsamında ayrıca bir öğrencimiz Marvel’s Assembly’de (Özel Kurulda) üyelik ve diğer bir öğrencimiz de (Ayla ALTUNLU) Birleşmiş Milletler Kadın Komisyonunda başkanlık görevlerini başarı ile yerine getirmişlerdir. Konferans sonunda öğrencilerimizden Atakan ORHAN “The Outstanding Delegate” (En Seçkin Delege), Bora Suda ve İrem Kate Sarah ÇALIŞ “The Promising Delegate” (Gelecek Vaat Eden Delege) ödüllerini almışlardır. Melda CEMAL / İngilizce Öğretmeni

[close]

p. 15

SAYFA 15 SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ SEMİHA ŞAKİR ÇOCUK YUVASI ZİYARETİ Sempre Arte-Müzik ve Resim Kulüpleri olarak, kaderleri kesişen çocukların yaşadığı Semiha Şakir Çocuk Esirgeme Kurumunu ziyaret ettik. Çocuklarla buluştuğumuzda büyük bir sevgi seline kapıldık. Miniklerin gözlerinden, iliklerine kadar sevgi açlığı çektiklerini görebiliyorduk. Onlara elimizden geldiğince ilgi ve sevgi gösterdik. Dikkatlerini çekeceğini umduğumuz etkinlikler hazırladık ve ilgilerine sunduk. Resim öğrencisi olan arkadaşlarımız onlara hediye etmek üzere aldıkları tuval ve rengârenk boyaları yanlarında getirmişlerdi. Resme ilgisi olan çocuklar hemen boyalara ve tuvallere yöneldiler. Resim yaparken komik anlar da yaşadık. Örneğin Murat, resmiyle ilgilendiği bir çocuktan ilginç bir şekilde tokat yedi. Bakıcıları gelip Murat'a: "Sana vurdu mu?" diye sordu, meğerse çocuk konuşamıyormuş, Murat'la öyle iletişime geçmeye çalışmış. Sonra Murat çocuğa karşı iyi davranmaya devam edince çocuk bir kitap alıp onun yanına gelmiş ve birlikte okuyup arkadaş olmuşlar. Müzik öğrencileri olarak da, çocukların seveceklerini düşünüp aldığımız ritim aletleriyle çok neşeli şarkılar söyleyip ritim tuttuk. "Ayı" şarkısına eşlik ederken, çocuklar ayı taklidi yapan Eylül'ün üzerine atılıp onu yıktılar. Hepimiz buna çok güldük. Gitar çalmak isteyen Kaan'a ilgi yoğun oldu, bütün minikler gitar çalmak istediler. Kim bilir belki de gelecekte içlerinden gitar dehaları çıkacaktır. Çocukların her biri öğrenmeye hazır ve meraklıydılar. Bizim için de onlar için de farklı bir gün oldu. Bütün çocuklar bir dahaki sefere ne zaman geleceğimizi soruyordu. Oradan biraz kederli, biraz düşünceli ve biraz da faydalı bir şey yapmanın verdiği gururla ayrıldık. Ben ne kadar şanslı gençler olduğumuzu fark ettim. Bir aileye sahip olmak bize ne kadar olağan gelse de bu, oradaki çocuklar için herhâlde bir hayaldi. İnsan, sahip olduğunun değerini onu kaybetmeden anlayamazmış. Ailemizi kaybetmesek de, o çocukların yanında bulunarak acılarını gönülden anladık. Ve onlara birkaç saatliğine bunu hissettirmemeye çalıştık. Bütün kulüp arkadaşlarım ve ben bir kez daha onlarla bulunmayı iple çekiyoruz. Zeynep Ece ERGENÇ HZ-B

[close]

Comments

no comments yet